AKP’nin anayasayı değiştirerek Erdoğan’ın önünü bir kez daha açmayı ve böylece 1923 Cumhuriyeti’ni tamamen tasfiye etmek istediğini Sağır Sultan bile duydu! ABD’nin ve NATO’nun bu süreçle ilişkisini görmeden, Cumhuriyet Devrimi’nin tam bağımsızlık ilkesini savunmadan, emperyalizme direnilemez.
Kimse kimseyi kandırmasın!
Bakırköy’ün ortasında, 2 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere 12 insanı yakarak katleden bir terörist, “Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz dönüp bize bakın meydandaki onbinlere bakın biz de pişman olmuş bir hal var mı? Bu meydanda evladım pişman olarak gelsin pişman olsun onu evlat olarak kabul eden var mı ? diyor ve onurdan söz ediyor.
Oysa bu ülkeyi var eden; Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Abazasıyla milyonlarca onurlu insandır.
Onur; masum canlara kıymakta değil, birlikte yaşama iradesinde, vicdanda ve insanlıktadır.
PKK; kadın, çocuk, yaşlı demeden insanları katleden, kan ve şiddetten beslenen, hiçbir halkın onurunu ve iradesini temsil etmeyen bir terör örgütüdür.
ODTÜ’de skandal görüntüler. İlkay Akkaya konseri sırasında Türk bayrağı açan gençler saldırıya uğradı.
Üniversite dışından kampüse gelen şahısların aktif rol oynadığı olaylarda saldırıya uğrayan gençlerden bazıları hastaneye kaldırıldı.
Gençlere yönelik saldırıyı başlatan şahsın “Sizi öldürürüm” dediği görülürken, DHKP-C’nin sözde Ankara sorumlusu olduğu ve örgüt üyeliği suçlamasıyla cezaevinde kaldığı ortaya çıktı.
17 Nisan 1940 🗓️
Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 sayılı kanunla kurulan, ilkokul mezunu köy çocuklarının bu okullarda yetiştirilerek tekrar köylere öğretmen olarak gönderilmesini hedefleyen özgün bir eğitim modelidir.
💭 Ukrayna, Kanada ve Japonya’yı Avrupa Güvenlik Aksiyonu Programı SAFE’a dahil eden Avrupa Konseyi, Türkiye’nin katılım için yazdığı mektubu görüşmeye değer bile görmemiş.
Laikliği savunan bir bildiriye imza attıkları için insanların ifadeye çağrılması basite indirgenecek bir hukuka aykırılık değildir. Anayasal devlet anlayışından laiklik ilkesinin çıkartılmasının yargı makamları tarafından ilan edilmesidir.
Cumhuriyetin temel niteliklerini hatırlatmak, korumak ve Anayasa’yı savunmak suç olmadığı gibi her bir yurttaşın asli görevidir.
Ne Mehmet Altan, ne de Ahmet Altan…
TİP standartlarında Çetin Altan…
Şaka bir yana, bir kişi hele de bugünün Türkiye’sinde hâlâ “askeri vesayet” tehlikesi varmış gibi propaganda yapıyorsa, bu siyasi cehaletinden değil, ideolojik görevinden kaynaklanıyordur!
Ama artık sıfır etkisindedir. “Askeri vesayet” diye diye Siyasal İslamcılığa onca yıl stepnelik yapan Altan’ın bu türden denklemlerinin kamuoyu nezdinde zerre değeri yoktur.
Sene 2002 başları. Epeyce bir hamileyim, eşim yine görevde. O zamanki amirim, var olsun, çok severim; eşim görevde diye çok koruyup kollardı beni. KTB'nın muazzam bir etkinliğine davet etti beni. Rahmetli eşi ve ben üçümüz gittik. Gecenin sonunda "gel bak kiminle tanıştıracağım seni" dedi. Bir baktım karşımda (mecazen) kalemi kıran Hakim bey.
Dedim ki "Öyle heyecanla bekledik ki kararınızı, kilitlendik günlerce ekrana. Biz terörle mücadele edenlerin eşleri, sevinç çığlıkları attık siz hükmü verdiğinizde".
Bu "umut hakkı" mevzuunu her duyduğumda aklıma o gün geliyor.
Mesela o duruşmada Yıldız hemşire vardı. Yıldız hemşirenin Zara'da yol kesen pkklıların şehit ettiği eşini dünya gözüyle bir kez daha görme umudunu verebilecek misiniz?
Pakize ana vardı yine o salonda. Başkale'de terörist pkklılar ile girdiği çatışmada şehit düşen Namık'ı rüyalarından başka bir yerde görme umudu olacak mı Pakize annenin?
Hatırlarsınız, protezini çıkaran bir gazi vardı duruşmalarda. O mesela iki ayağının üzerinde durma umudunu bulacak mı bir gün?
Babasıyla ancak 20 yaşından sonra normal baba kız hayatı yaşayabilen kızımın her akşam "anne, bir bakmışız babam gelmiş eve" cümlesinde yitirdiği çocukluğuna geri dönebilme umudu olacak mı mesela?
Haftalarca sesini duymadığı babasını çok özlediği için, annesiyle numara çevirerek babası diye eşimle konuşturduğumuz Batuhan,
"Emel teyze babam her aklıma geldiğinde karnımda bişeyler acıyor" diyen Eser,
Babasının şehadet haberini aldığında "biz seninle bunun da üstesinden geliriz diyen Naz,
Babasının şehadetiyle tam 10 yıl sonra genç bir hanımefendi olduğunda barışıp, babasının fotoğraflarını ancak 10 yıl sonra çantasına koyabilen Ceren,
Büyüdükçe babalarının prototipi haline gelen Bade ve Kahraman,
Aylarca göremediği eşi al bayrağa sarılı geldiğinde "2 güncük izni bile bize çok gördüler" diyen Nalan,
"Abim bizi görüyordur değil mi" diye dertlenen Nükhet,
Siyah arabalardan inen adamlar kapısının önüne geldiğinde, hamile haliyle kapının arkasına çöküp kanama geçiren İnci,
"Böyle çok sabırlı ve sert duruyorsun ama bir gün patlayacaksın, neden hiç tepki vermiyorsun" diyen Fadile ve Emel'e; "onu o gün geldiğinde düşünürüz. Şimdi ayakta durmamız lazım" diyen ben, Emel...
Siz bize sordunuz mu Allah aşkına, umudunuz var mı diye de, umut hakkı dağıtıyorsunuz vara yoğa?
Yoktur rızam...
🔴 Bu iddia doğruysa hem DEMin teröre destekten kapanması ve teşkilatın siyasetten men edilmesi, hem de bütün DEM belediyelerine kayyum atanması kanunlara göre tek sonuç olmalı.
➡️ Eski KGB ajanı Yuri Bezmenov’un 1983de yaptığı şu sunum özetini her takipçimin dikkatlice seyretmesini ve ülkemizin hangi aşamada olduğunu düşünmesi tavsiye ederim❗️
(Bizde uygulanan yıkım operasyonu daha kapsamlı; temel olarak bu çerçeve geçerli olsa da Anglosakson ve Yahudilerin (two-way bet, divide-conquer, suçluları göreve getirip şantajla istediklerini yaptırmak gibi) yöntemlerinin de içinde yer aldığını düşünüyorum. Bence üçüncü aşamadayız, sonraki alternatifler belli.)
TARİH BU YIKIM İTTİFAKINI YAZACAK!
Tarih ne yazacak biliyor musunuz?
Terör örgütü kurup 47 yıl boyunca Türkiye’yi kana bulayan PKK’nin elebaşısı Öcalan’ın ayağına gitmek için TBMM’de siyasal İslamcılar, Kürt milliyetçileri ile sahte Türk milliyetçilerinin işbirliği yaptığını, korkudan toplantıyı kapalı oturuma dönüştürerek gizlediklerini, 1923 Cumhuriyeti’nin ezeli düşmanı olan bu ittifakın ikinci cumhuriyetçi hedefler doğrultusunda ve emperyalizmin güdümünde yeniden yıkım ittifakı kurduğunu yazacak!
Ve büyük şair Nâzım Hikmet’in dizeleri yine hatırlanacak:
“Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu!”
Bunu bir sosyalist olarak söylüyorum;
Abdullah Öcalan ve PKK/KCK,
ABD ve İsrail emperyalizmin işbirlikçisi ALÇAK bir cinayet şebekesidir.
Çoluk çocuk, kadın, erkek, öğretmen doktor demeden binlerce insanımızı sadistçe katletmişlerdir.
Otobüs duraklarında, işçi evlerinde, öğretmen lojmanlarda savunmasız masum insanları ve çok sayıda özellikle sosyalistleri infaz etmişlerdir.
Öcalan ve çetesi, tarihin ve insanlığın vicdanında ebediyete değin mahkumdurlar ve öyle kalacaklar.