Direnmektir bize kalan!
Yerin 1200 metre altından, patron tarafından yeryüzüyle iletişimi kesilen madencilerin sesi yükseliyor:
“Sağım yalan, solum yalan
Holding yalan
Devlet yalan
Direnmektir bize kalan”
Nerede aç kaldıysak gerekirse orada yok olacağız ama hakkımızı almadan dönmeyeceğiz.
#KiremitçiyeHuzurYok
Son madenci direnişlerini takip ederken sanki arkaplanda @ekinsu_danis'ın @teoriveeylem'deki yazısı çalıyor. Sınıf mücadelesinin zorunlu politik doğası faş oluyor.
İzler, Çatlaklar ve Yollar: 2023’ten 2025’e Sınıf Mücadelesinin Haritası › Teori ve Eylem https://t.co/CONGXNN3Ah
Rahmi Koç o meşum fıkrayı anlatıp eski başbakan Binali Yıldırım'ı geh geh güldürdüğü sırada holdinge bağlı bir hastanenin 'Amerikan' hastanesinin açılışını yapıyorlardı.
O hastanenin üzerine kurulu olduğu arazi, emekçilerin konut sorununun, yerel yönetimlerin arazilere çökmesinin, turizm-otel rantının, Körfez sermayesiyle çarpık ilişkilerin, kumarhanelerin, eğitim ve sağlıkta özelleştirmelerin, orman talanının, Koçların, İzmir ticaret burjuvazisinin.. sırayla ve birlikte sahne aldığı...
1969'da gecekondularda yaşayan halktan toplanan paraların otel-kumarhane inşaatlarına aktarılmasıyla başlayan; seçim yılı 2023'te, meydanlarda karşıtlık palavraları atılan Koç Holdinge verilen devasa devlet teşvikiyle bir özel hastane kampüsüne dönüşen Balçova ormanının hikayesi; aslında Cumhuriyet tarihinin yarıdan fazlasına yayılan, 57 yıllık bir Türkiye hikayesi..
Arkadaşımız Emirhan Durmaz (@emrhndrmz) bu hikayeyi çekip çıkardı..
0551 354 82 83
İçişleri Bakanı @mustafaciftcitr cevap ver.
"Ankara Emniyetinden arıyoruz" diyerek gençlerin ailelerini taciz eden, korkutmaya çalışan, gözaltı ve tutuklamalarla tehdit eden, tam bir NATO gladyosu gibi hukuksuz, gayrimeşru işler yapan bu telefon numarası kime ait?
Siz kimsiniz!
Biz biliyoruz siz kimsiniz. Saraya da hatırlatıyoruz, gözdağı vermeye yeltendiğiniz gençler kim ve sözleri ne...
31 yıl önce bir haziran gününde, işçilerin, emekçilerin ve alın teriyle yaşayanların sesi olmak için yola çıktık
Bir tomurcuk olarak başladığımız yolculukta, bugün de leylak gibi dirençle yarına uzanıyor; emeğin, hakikatin ve mücadelenin yanında durmaya devam ediyoruz
“gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor”
🗞️ #Evrensel31Yaşında
Madencinin başlattığı mücadele yürüyüşünde aynı yoldayız. Bu sesi sermayeye ve onun iktidarına ezberletene kadar adımlarımız madencilerle birlikte!
#MadencilerAyakta
Daha önce de yazdık.
Türkçülük konforlu orta sınıf hareketidir.
Orta sınıfın lumpenleşme halidir.
Öyle ya da böyle mutlaka işçi düşmanlığına varır.
İşçi hareketi ne zaman güçlense mutlaka dikkat ve enerjiyi boğarak hareketi zayıflatır.
Bir isyan gibi, bir mazlum hareketi gibi görünür, demagojik bir söylem geliştirir. Ama sınıf mücadelesinin keskinleştiği an misyonunu ortaya koyar.
Solcular gibi işçilerin dünya görüşüne, dinine, diline , milliyetine bakmadan hak mücadelelerinde tereddütsüz yer alma refleksi asla yoktur.
İşçileri araç olarak görür; davaları, sömürülüyor olmaları, mağdur olmaları, haklarının peşinde olmaları umurlarında değildir.
Bazen işçi hareketini sahne olarak kullanma fırsatı bulursa kullanır.
Bu fırsat yoksa karşısına dikilir, en azından rol çalar.
Patronlar Türkçülüğü sever, arka odada kafalarını okşar...
Turkish labor leader Mehmet Türkmen was jailed for saying that laws don’t apply to the rich.
Then a legal officer who defended him was himself thrown in prison for daring to mention that businesses are routinely allowed to flout the law. https://t.co/UcClI13Tie
Kendi dışındaki tüm gerçekliği dondurana 'süreç' denir mi? Üstelik kendinin sürüp sürmediği meçhulken... Sürmek yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.
Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi, 4’ü yayınevimize ait toplam 7 kitap hakkında toplatma kararı verdi.
Bu, düşünce özgürlüğüne toplu infazdır!
Ancak... Devrimci mücadelede bir nirengi noktası olan yayıncılık faaliyetini felç edemezler yasaklamalarla.
Mücadelemizi sürdüreceğiz!
Emek Gençliği olarak CHP Genel Merkezi önünden sesleniyoruz: Bugün CHP’ye gelen mutlak butlan kararı saray rejiminin faşizmin inşası sürecinin bir adımı, siyaset yapma ve örgütlenme hakkına dönük ağır bir saldırıdır. Saray rejiminin karşısında örgütlü bir mücadele yürütmeye, örgütlü mücadelemizi büyütmeye devam edelim!
Mutlak butlan kararı; Siyasi Partiler Kanunu’nun, YSK kararlarının ve seçme-seçilme hakkının açıkça ayaklar altına alınmasıdır.
Saray oligarşisinden güç alan bir alt kademe mahkemesi eliyle, kırıntı halindeki demokratik haklar bile bir kez daha yok sayılmıştır.
Gerekçede “tedbir amacıyla” deniliyor. Peki neyin tedbiri bu?
Bu, seçimle kaybetme ihtimaline karşı alınmış bir rejim tedbiridir.
Saray’ın iktidar kavgasında muhalefeti etkisizleştirme tedbiridir.
Saray rejimi, faşizmin inşası hedefiyle attığı bu antidemokratik adımlarla mesajını açıkça veriyor:
İktidarını korumak için hukuku da, seçimleri de, halk iradesini de tanımayacak.
Saraydan bıkmış milyonlarca işçi ve emekçi açısından bu tablo, mücadelenin daha da sertleşeceğini gösteriyor.
Saray iktidarının yenilmesi ve gerçek bir değişim ancak işçilerin, emekçilerin ve halkın örgütlü gücüyle mümkün!
"Saray iktidarına karşı birleşik bir mücadele cephesine ihtiyacımız var"
🔴Emek Partisi Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca ve Emek Partisi Ankara İl Örgütü, mutlak butlan kararı sonrası CHP Genel Merkezi önüne geldi
Mutlak butlan, tek adam yönetiminin mutlaklaşması için saray operasyonudur.
Ankara İl Örgütümüzle birlikte bu gece CHP Genel Merkezi önünde olacağız.
Gün, birleşik mücadele günü!
🔎 Piyasa Despotizmi Kıskacında 10 Numaralı İş Kolu "Cehennemi"
Türkiye'nin en büyük iş kolu, 4 milyon 375 bin 904 işçi ile 10 numaralı iş kolu. Ölçek büyüklüğüne karşı sendikal örgütlülük açısından en zayıfı:
📈 Yüzde 7.1'i sendikalı: 311 bin 239 işçi
📈 Yüzde 92.6'sı sendikasız: 4 milyon 64 bin 665 işçi
♦️ 10 numaralı iş kolunun karakteristik özelliği, sendikal örgütlülüğün zayıflığına paralel olarak "sayısal", "fonksiyonel" ve "ücret" temelli esnekliğin norm haline gelmesi.
♦️ İş güvencesinin, ücret güvencesinin ve sendikal güvencenin ortadan kaldırıldığı 10 numaralı iş kolunda sermaye neredeyse sınırsız bir manevra alanı kazanır. İşçiler üzerinde mutlak kontrol kuracak çalışma planlaması yapılır.
♦️ Intan Suwandi, "Value Chains: The New Economic Imperialism" kitabında bu tip bir kontrol sisteminin devlet kontrolü, piyasa despotizmi ve işveren baskısıyla oluşturulduğunu belirtir. Bu perspektiften bakıldığında 10 numaralı iş kolunda hakim olan çalışma rejimi, piyasa despotizmidir.
♦️ İşçilerin özerkliği azalmakta, iş yükü artmakta; uzun deneme süreleri, tutarsız çalışma programları ve iş güvencesizliğini besleyen keyfi işten çıkarmalar gibi çeşitli esneklik ve güvencesizlik araçlarıyla piyasa despotizmi güçlendirilmektedir.
♦️ Harry Parfitt ve Ercüment Çelik "‘Logistical Platforms’ New Mode Of Appropriation?" başlıklı makalelerinde klasik fabrika çalışma rejimlerine özgü baskı ve denetimin kentsel alanlara uzanmasıyla birlikte fabrika ilişkilerinin her yere yayıldığını, çalışma alanlarının mekansal açıdan parçalandığını yazar. Yazarların saptaması, 10 numaralı iş kolu ölçeğinde istihdamın yaygın olduğu iş yerlerinin dokusuyla uyuşmaktadır.
♦️ DİSK/Sosyal-İş Sendikası Ankara Şubesinin yaptığı "Üye kimlik araştırması" iş kolunun yapısına dair güncel kesit sunması açısından önemli. Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir, Dr. Çağrı Kaderoğlu Bulut ve Şube Yöneticileri tarafından hazırlanarak, 10 Aralık 2025-02 Ocak 2026 tarihleri arasında 190 işçiyle yapılan anket, işçilerin çalışma ve işyeri deneyimleri, ekonomik ve sosyal durumları hakkında veriler içeriyor.
♦️ "Üye kimlik araştırması"nda ücret dağılımına bakıldığında emekçilerin gelir basamaklarında yukarıya çıkmakta zorlandığı görülüyor. Üyelerin büyük kısmı alt ve alt-orta gelir aralığında konumlanırken, 60 bin TL'nin üzerinde kazanç elde edenlerin oranı yüzde 11.8 ile sınırlı kalıyor. Ücret yapısının üst dilimlerinde oldukça dar bir kesim yer alıyor.
♦️ Üyelerin yüzde 47.3'ünün 30 bin-45 bin TL aralığında yoğunlaşması, gelirlerin belirli bir bantta kümelendiğini ve geniş bir kesimin benzer geçim koşullarını paylaştığını ortaya koyuyor.
♦️ Borçluluk durumuna bakıldığında üyelerin yüzde 63.8'i borçlu, yüzde 22.9'u zaman zaman borçlu, yalnızca yüzde 13,3'ü borçsuzdur. Düşük ücret rejiminin ve sosyal hakların tasfiyesinin doğrudan sonucu olan borçluluk, üyeler için istisnai değil yapısal bir olgudur.
♦️ Araştırma raporunda, üyelerin büyük çoğunluğunun iş tanımı dışında görevler üstlenmesinin ve her üç üyeden ikisinin fazla mesai ücretini düzenli alamamasının, emek sürecinde esnekleştirme ve karşılıksız emek kullanımı anlamına geldiği belirtiliyor.
♦️ Öte yandan kadrolu ve güvenceli istihdam statüsü de fiili çalışma rejimindeki karşılıksız çalıştırma, ödenmeyen fazla mesailer gibi keyfilikleri ortadan kaldırmıyor.
Detaylar: https://t.co/M4g62uwEB9