Tera’dan yeni GMYO hissesi, takas’ın %98’i toplandı, bireysele yalnızca %1’lik kısmı bırakıldı, hissenin maliyeti şuan diplerde oyuncusu sert oynuyor, kısada hedefleri 30x artık bunuda #ıeyho’ya benzetebilirsiniz, kaçıranlar üzülür kimse arkasından izlemesin.
Tera’nın yeni Enerji Şirketi işlemde sessiz şekilde 15 haziran beklentisi arttı, bu hisse için hedefleri 20x takas’ı %94 toplu, defter değeri önemli değil kurum ne derse o olur arkasından izlemeyelim bununda.
Tera’nın yeni Enerji Şirketi işlemde sessiz şekilde 15 haziran beklentisi arttı, bu hisse için hedefleri 20x takas’ı %94 toplu, defter değeri önemli değil kurum ne derse o olur arkasından izlemeyelim bununda.
Melankoli
Adına ne dersen de…
Ama aşk bu, tarifi yaşamdan ötede.
Hani ağlayan bir mendilin etrafında dönen.
Hani bodoslama daldığın olaylar zinciri.
Ayrılık ölüme giden yol.
Ne kadar yakınırsan yakın,
Bir yerde sen de yaşıyorsun.
Aslında herkes yaşıyor, ya da yaşayamıyor.
Bir şekilde kaçıyor.
Ya da yaşaması zor geliyor.
Bunun adı aşk, dediğim gibi sonu yok.
Yazıldığı gibi olsaydı her şiir ait olduğu yeri bulurdu.
Yürek intihar, aşıklar birer melankoli düzeyinde.
Seni sen eden bir ışık arıyorsun ama bulamıyorsun.
Çünkü bu köhne dünyada sen de üşüyorsun.
Hangi rengi çalarsan çal, açtığın kapı zamanla yüzüne kapanıyor.
Bir gönül alma işinde ne kadar başarılısın.
Eğer kalp kırmıyorsan, sen de Hak’tan yanasın.
Bak zincirlere, susamış bir bakışın anahtarı.
Sen giderken, ben olduğum yerdeydi sevgilim.
Ah bu dünya, herkesin bir alacağı var elbet.
Ah bu dünya, herkesin bir derdi vardır nihayet.
Bütün bunlar beni benden eden bir ihanet.
Sana kıyamadığımı sen benden daha iyi biliyorsun.
Yüreğim burkulur bütün yollar aşka açılırken.
Bir aralık şehre fabrika sirenleri düşer.
Sen de açılırsın, sen de yol alırsın sabahın köründe.
Ben seni beklerim, çünkü ben karanlığın gölgesiyim.
Ben bilirim ki, senin yüreğim pamuk ipliği gibidir.
Anlarım, bir daha anlarım kendimden kaçan olayları.
Bunun ismi kalp kırmak mı, yoksa duygulara asfalt dökmek mi?
Hangi zincir beni tutabilir, ya da hangi esaret beni yıkar?
Bütün bunlar olasılık içinde yaşadığım gebelikler.
Bak bir daha doğuruyorum kendimi.
Bu yüzden beni yeniden sevebilir misin?
Tanrı bana bir kez daha yaşam verir mi?
Aslında o da kendinden bihaber şekilde.
Umut kokuyor, aklımı kemiren nicedir gönlümdeki şeytan.
Ben bunun adına akvaryum diyorum.
Ve bütün balıklar özgürlük uğruna denize dökülmüş.
Ama öleceklerinden haberleri yok.
Sen, sen ol.
Ve bir kez daha sarıl geleceğine.
Umut seni kendisinden tanırken,
Eli silahlı duran aşk yine bir tetikte.
Belki sana karanfil dağıtır.
Belki de güller içinde bir yerde.
Ne olursa olsun senin yüreğinde.
Çünkü sevmişsin, çünkü özlemişsin.
Geçmişin kan tutan törpüsündeki zincirdesin.
Aşk senden kaçarken, sen aşkın izindesin.
Büyüyorsun, belki de bir yerde çocuklaşıyorsun.
O saflık, o temiz sevdan sana akarken,
İçindeki dünya değişiyor, çünkü sen değişiyorsun.
Ve şunu soruyorsun kendine: “Ben nerede yanlış yaptım?”
“Nerede kendi canıma kıydım?”
Bu sorular aklında yanıp tutuşurken,
Aklın eskilerde bir yerlere takılıyor.
Sevdiğini yırtılmış resimlerin arasında buluyorsun.
Şimdiki haliyle resimdeki hali arasında o kadar fark var ki…
Konuşamıyorsun, gözlerinden sadece ağlamak geçiyor.
Bir vakit vardı gözlerin ve o zamanlar gerçekten yaşıyordu.
Sen yaşıyordun, bir nevi nefes alıyordun.
Dünyaya kafa tutan bir serseriydin.
Çevrendeki her şey ağlarken, sen nasıl gülebilirdin?
Bunun ismi vurdumduymazlık değil mi?
İşte yine vakit sabahın ilk ışıkları.
Gözlerin akıyor, gözlerin yerle bir oluyor.
Yaralı kalbinle sabahı sabah etmişsin.
Ellerinde telefon, vakit geldiğinde telefonu patlatıyorsun.
Duvarda infilak eden hali.
O hali, aslında seni bile ürkütüyor.
Kendine acımadan bir şeyler karalıyorsun.
Ölümü yazıyorsun örneğin, ama ölüm soğuk değil.
Bir yerde kâğıda mürekkep diye kan damlıyor.
O an duruyorsun ve kalbini kendinden çalmaya çalıyorsun.
“Kendime âşık olsam.” diyorsun, ama sonra acılarına gülüyorsun.
Ve devam ediyorsun yazmaya.
Bu senin intihar notun olduğu için ölümü hıçkırıyorsun.
Kâğıt üstünden bıçak gösteriyorsun kendine.
Bıçak bile senden korkuyor.
Onun bile ne yapacağına dair fikri yok.
Her şey bir anda tuzla buz oluyor.
Odan o kadar sıcak ki…
Sanki kalbin dışarı çıkmış ve eline akmış.
Ama yorgunsun, hem de olabildiğine yorgun.
Sabahın ışıkları odandaki perdeye vuruyor.
Perde bile çekiniyor senden, o bile korkuyor.
Aslında her şeye neşter vurman gerekiyor.
Ama sen bekliyorsun, nefes nefese kalmış bir şekilde.
Sanki ringde son anlarını yaşayan boksör gibi.
Bir yumruk daha yese, nakavt olacak.
Bir kez daha kendini toparlamaya çalışıyorsun.
Ama etrafında kayıp giden anların, kayıp giden yaşamın.
Ufuktaki güneş sana gerçek gelmiyor.
Aslında bu gece olanların hiçbiri sana gerçek gelmiyor.
Ağlamak acı, gülmekse ondan daha acı.
Haline acıyorsun, ama bir taraftan kahkaha atıyorsun.
Az sonra ölüm seni alacak.
Bileklerinden akan kan son bulacak.
Belki birkaç dakikan var, belki de saniyelerin.
Bu muydu, yıllardan beri aradığın umut.
Çocukken hayatı nasıl tanıdın, büyüdüğünde hayattan ne buldun?
Her şey sahteymiş, her şey aldatmacaymış.
Hiçbir şey annenle babanın öğrettiği gibi değilmiş.
Çocukken: “Bir an evvel büyüsem.” diyorsun.
Ama büyüdüğünde ne oluyor?
Kendini acımasız bir kaosun içinde buluyorsun.
İşte etrafını saran hiçlik ve yokluk örtüsü bu.
Bu insanların zaman içinde değiştiği.
Değişmeyenlerin bir türlü sadist olduğu, belki de değişemeyen bir enkaz.
Bütün bunlar sana olanları biraz olsun anlatıyor.
Tabii ki, hayat sadece ölümden ibaret değil.
Yaşadıkların aklına geldikçe kendine hayret ediyorsun.
Yaptığın hatalar, yaptığın delilikler aklına geliyor.
Sonra duruyor, derin bir nefes alıyor ve kendinle dalga geçiyorsun.
Gülmek seni geleceğe taşıyor.
Bugüne kadar en kötü günlerinden hep gülerek sağ çıktın.
Ama artık vakit geldi ve vakit seni birazdan alıp götürecek.
Son kez sevdiğinin resmine bakıyorsun.
İçinden ona sarılmak geliyor, belki de birkaç cümle söylemek.
Belki de karşısında sessizce durup sadece bakmak.
Onunla tanıştığın ilk zamanlardaki kısa bakışlar gibi değil, bu.
Sadece bakmak, onun gözlerinin içine uzun uzun bakmak.
Bakışlarını onun gözlerinde bırakmak, onun gözlerine emanet etmek.
İşte o anda gözlerin kararıyor, sabahın ışıkları sönmek üzere.
Ellerindeki resmi dudaklarına götürüyorsun.
Sevdiğinin yüzüne son kez bir buse konduruyorsun.
Ve onda anlıyorsun ki: “Ölümü öpüyorsun.”
Kudret Alkan / Yazar ve Şair / 19.08.2025
#aşk #aşkşiiri #şiir #şiirsokakta #siirpazarda #siirkalpte #günaydın #geceyenotum
⚡ Head of @XDC_Network_ Enterprise Alliance & Ventures, Saloi Benbaha and 200+ industry leaders speak at Blockchain Life 2025
Over 15,000 attendees from 130 countries meet on Oct 28–29 in Dubai.
🎟️ Join the 15th anniversary of Blockchain Life:
https://t.co/hWUbQiDcjb
Balıkçılık zahmetli iştir Mirim! Paydaş bol, sadece insan sanma.
Kıyıdakini es geç, nimeti denizin gerçek sahipleriyle paylaşmazsan deniz küser. Bizim gerçek balıkçılar denize saygıda kusur etmez; pîrleri Yunus Peygamber, ortağı su samuru, dostu martıdır. 🌊🎣🦦🕊️
📍Selimpaşa/Istanbul
What a pleasant surprise to be featured on one of the top news media of #Türkiye - @Haberler! 🇹🇷📰🗞️
#Haberler: "Could the genetic revolution shape the future of humanity?"
https://t.co/urKLWNqFEx
False claims linking Qatar to Hamas stem from billionaire Paddy McKillen’s feud w/ ex-Qatari PM Sheikh HBJ. He pays #PiniDunner $10K/mo via PR firm #MillerInk to stage protests & smear Sheikh HBJ.
A reminder that anti-Qatar noise is often just paid drama.
https://t.co/u36YC8qtyg