Ahırdaki mal davarmışız gibi sürekli üreyin diyen Aile Bakanlığı yerine Yalnızlık Bakanlığı'nı tercih ederim. Bu bakanlığın misyonu görevi nüfusu arttırmak mı? Bugün pek çok çocuk aile içi şiddete, tecavüze, istismara maruz kalıyor. Daha dün 11-12 yaşında bir kız çocuğu amcalarının ve abilerinin tecavüzüne uğrayıp intihar etti. Pek çok çocuk maddi imkansızlıklar içerisinde büyüyor. Ne olursa olsun çocuk yapın demek yerine öncelikle var olan çocuklara gelecek sağlamanız gerekiyor. Bakamayacaksanız, sevgi ve ilgi veremeyeceksiniz çocuk yapmayın demeniz gerekiyor.
İnsanları doğuma teşvik etmek için “çocuk iyi, yalnızlık kötü, yalnızlık bakanlığı kurmak zorunda kalırız” gibi söylemlerle hiçbir şeye teşvik edemezsiniz.
İnsanın zaten psikobiyolojisinde grup içinde olma isteği var, memeli sinir sistemi zaten doğal akışında yakınlık kurmak, grup aidiyeti ister ama insan seçim yaparken duygu - düşünce - çevre değerlendirip risk ve olasılık hesabı da yapar.
Süpürge ile uğraşmayı falan bırakırlarsa gerçek konular bunlar:
1. güvenlik ve öngörülebilirlik
2. ekonomik refah beklentilerinin değişmesi
3. en önemlisi de kadının çocuk yapmasının kadına yaşamsal maliyeti
Çocuk yapmak insanların refahlarının ve yaşam kalitelerinin ciddi biçimde düşmesi anlamına geliyorsa, bilinmezlik çoksa, güvensizlik varsa o tercih ya yapılmıyor, ya da 1 de yeter deniyor.
Kadınların artık gözü açıldı, seçenekleri çoğaldı. Sular geriye akmaz. 2026 da artık kimseyi “kutsal analık” miti ile ittiremezsiniz. İnsanlar, özellikle de kadınlar, daha iyi koşullar, güvenlik, daha adil bir yük dağılımı ve gelir adaleti istiyor.
Ayrıca koşullar iyileşse bile, yine de çocuk istemeyecek bir kesim olacak. Bu insanlar bakım verme, bağ kurma ve anlam üretme ihtiyaçlarını çocuk üzerinden değil, dostluk, üretim, yaratıcılık, hayvanlarla ilişki gibi farklı yollarla karşılıyor. Bu tercihlere saygısızlık da yine 2026 da artık kimseye ittiremeyeceğiniz faşizan bir tutum.
Ece Üner Bosch reklamına dikkat çekti:
Bir köpeğe “yavrum” demek rahatsız ediyorsa,
sorun sevgide değil.
Sevgi kimseye zarar vermez.
Ama sevgisizlik çok şey götürür.
@eceuner12
Kurumuş kek vardı kuşlar yesin diye bahçeye koymuştum.Baktim bı tekir gelmiş yiyor nasıl aciktiysa.Yas mama kuru mama verdim su koydum öyle bı yedi ki..Su merhametten rahatsız olup bizim gibi hayvanseverlere laf eden kansizlar inşallah kuru ekmeğe muhtaç kalin
"Huzur teşhiri"
Yeni modamız. Lüks, şatafat, beden, çıplaklık, erotizm teşhirini ge��tik ev huzurunun bile teşhirine geldik artık. Ki bu diğerlerinden daha ironik üstelik.
"Bir günüm Vlog" Başkalarının gözü için yaşayan, korkunç bir ilgi açlığı çeken milyonlarca kullanıcı sürüsünün yeni mesaisi.
Erving Goffman'ın "gündelik hayatın sahnelenmesi" dediği eşiğe gelindi. Özellikle entelektüel düzeyi düşük iki platformda Tiktok'ta ve Instagram'da herkes kendi vasat hayatının vasat dizisini çekiyor artık.
Instagramın ilk dönemlerinde şaşaalı
sofralar, lüks hayat teşhiri bitti;
instagramı alenen banyo ve yatak odası gibi kullanan duş alırken, amuda kalkıp spor yaparken, dişini fırçalarken, pijamasını geceliğini giyinirken, makyaj yaparken her an kendini kayda alma ve bunu başkalarıyla paylaşma hastalığı başladı. Bu da ucuzlaştı şimdi de Clean Girller, Tradwife hayatı ve huzur teşhiri başladı.
Sahici yaşamın çok net bir turnusolu var sosyal medyayla artık:
Paylaşmadan, cümle aleme gösterme ihtiyacı duymadan dahi ruhumu tatmin edebilecek bir hayat mı yaşıyorum?
Bana bu dopamini veren asıl şey; başkalarının gözü mü yoksa kendimin ve muhatabımın gözünün içi mi?
Mahremiyetin gittiği yerde korkunç bir ruh mahrumiyeti vardır. İnsanın en mahremi; ruhu ve kalbîne dair şeylerdir çünkü.