Piyasalar neden düştü? Herkes Amerika'yı konuşuyor. Asıl cevap Japonya'da.
Dün Amerika'dan güçlü bir istihdam verisi geldi. Beklenenin neredeyse iki katı.
Herkes düşüşü buna bağladı.
Borsa aşağı, altın aşağı, Bitcoin aşağı. Sebep buymuş gibi göründü.
Ama bu sadece kıvılcımdı. Asıl barut çoktan dökülmüştü.
Hem de çok daha uzakta.
Çünkü o gün yalnızca teknoloji hisseleri düşmedi. Altın da düştü, gümüş de, Bitcoin de.
Tek bir veri bunu yapamaz.
Bunu ancak hepsini birbirine bağlayan görünmez bir zincir yapabilir.
O zincirin ucu Tokyo'da.
Dikkatli okuyun.
Zincirin ilk halkası, Hürmüz Boğazı'nda.
Son aylarda İran kaynaklı gerginlik bu boğazı kilitledi. Geçişler zorlaştı. Petrol fiyatı kısa sürede 100 doların üzerine çıktı, bazı günlerde çok daha yükseğe.
Sadece o boğazdaki gerginlik, dünyanın enerji faturasını birden kabarttı.
Şimdi bu kabarmanın nereye dokunduğuna bakın. İlk bakışta petrolle hiç ilgisi yokmuş gibi duran bir yere. Yapay zekaya.
Son yılların en gözde yatırımı yapay zekaydı. Dünyanın en büyük şirketleri buraya akın etti.
Yapay zeka veri merkezlerinde büyük makineler çalışıyor. Bunlar hem çalışmak hem soğumak için durmadan elektrik tüketiyor.
Yani yapay zekanın yakıtı enerji.
Enerji pahalanınca, bu işin maliyeti de doğrudan arttı, beklenen kâr azaldı.
Bu yatırımların büyük kısmı şirketlerin kendi parasıyla değil, ödünç parayla yapıldı.
Hem de dünyanın en ucuz parasıyla. Japonya'dan gelen parayla.
Burada durup şunu anlamak gerekiyor. Çünkü bütün hikâyenin temeli bu.
Japonya'da faiz yıllarca neredeyse sıfırdı.
Akıllı oyuncular Japonya'dan bedavaya yakın yen borçlandı, o parayı bozdurup dünyanın dört bir yanında getirisi yüksek varlıklara yatırdı.
Amerikan teknoloji hisselerine, yapay zekaya, altına, Bitcoin'e.
Mantık basit.
Ucuza borçlan, yüksek getiriye yatır, aradaki farkı cebine at.
Buna carry trade deniyor.
Yani bugün ekranda gördüğünüz birçok varlığın fiyatının altında, görünmeyen bir yen borcu duruyor.
Kâr böyle daralınca, bu borç dağında ilk çatlak oluştu. Yüksek borçla bu işe girenler, çıkış kapısına bakmaya başladı.
İkinci halka, yen'in kendisinde.
Yen aylardır değer kaybediyor. Sebebini anlamak için şuraya bakmak yeterli.
Faiz farkına.
Amerika'da faiz %3.5'in üzerinde. Japonya'da ise %0.75. Arada neredeyse üç puanlık bir uçurum var.
Para suya benzer, hep daha çok kazandığı yere akar. Düşük faizli yen'i bırakır, yüksek faizli dolara koşar. Bu akış sürdükçe yen zayıflar.
Japonya bu değer kaybını durdurmak için geçtiğimiz aylarda elindeki dolarları satıp karşılığında yen topladı.
Amaç yen'in fiyatını yukarı itmekti. Nisan sonunda bir günde yaklaşık 35 milyar dolar harcadı, sonra bir kez daha denedi.
Ama o müdahaleler tutmadı. Bu kadar büyük para bile yen'i ancak birkaç gün ayakta tutabildi. Sonra düşüş kaldığı yerden devam etti. Üstelik bu yöntemin bir de sınırı var.
Japonya sonsuza kadar elindeki doları satamaz.
Sonra dün, o güçlü Amerikan istihdam verisi geldi ve işi büsbütün kilitledi.
Bu veri de tek başına bir şey yıkmaz. Asıl etkiyi insanların kafasında yarattı.
Herkes şöyle düşündü. Amerika bu güçlü ekonomiyle faizi yakında indirmez. Yani iki ülke arasındaki o faiz uçurumu yakın sürede kapanmayacak.
Yatırımcılar bu beklentiye göre pozisyon aldı. Dolara talep arttı, dolar güçlendi, yen üstündeki baskı bir kat daha büyüdü.
Müdahale tutmuyor, faiz farkı kapanmıyor. Geriye Japonya için tek bir çıkış kalıyor.
Faiz artırmak.
İşte bu yüzden tahmin piyasalarında Japonya'nın 16 Haziran'da faiz artırma ihtimali yüzde 97'ye çıktı.
İşte en kritik kısma geldik.
Japonya faiz artırınca dünya piyasaları sarsılır. Bunu piyasayı izleyen herkes bilir. Ama çoğu kişinin gözden kaçırdığı bir incelik var.
Bu sarsıntı, faiz artışından sonra değil, daha önce başlar.
Sebebi basit.
Büyük oyuncu haberi beklemez. Artışın geleceğini günler öncesinden görür ve usulca kapıya yönelir. Haber çıktığında o çoktan çıkmıştır.
Tarih bunu defalarca kanıtladı.
Japonya son iki yılda dört kez faiz artırdı, her seferinde Bitcoin sert düştü.
Mart 2024'te artırdı, yaklaşık yüzde 23.
Temmuz 2024'te artırdı, yüzde 26.
Ocak 2025'te artırdı, yüzde 31.
Aralık 2025'te artırdı, yine yaklaşık yüzde 30.
Dört artış, dört düşüş. Tesadüf diyemeyecek kadar düzenli.
En öğreticisi sonuncusuydu.
Japonya faizi 19 Aralık'ta artırdı. Ama riskli varlıklar daha Ekim başında düşmeye başlamıştı.
Bitcoin 6 Ekim'de 126 bin doları gördü.
Aralık'taki o beklenen artış geldiğinde, Bitcoin zirvesinden yüzde 30 aşağıdaydı. Artış günü Japon borsası düşmedi, hafifçe yükseldi. Çünkü satacak olan zaten çoktan satmıştı.
Gelelim bugüne. Aynı senaryo, sahne sahne tekrar oynuyor.
Faiz artışı kesinleşmeye başlayınca ilk satılan, en kırılgan varlıklar oldu. Teknoloji hisseleri ve Bitcoin önden düştü.
Ama hikâye burada bitmiyor. Asıl merak edilen soru şu. Madem mesele Japonya ve riskli varlıklar, altın neden düştü? Altın güvenli liman değil miydi?
Cevap, bu varlıkları kimin tuttuğunda gizli.
Bu varlıkların büyük kısmı aynı fonların elinde. Hedge fonları. Bu fonlar tek tek varlıklara değil, koca bir portföye bakar.
Portföyün bir köşesinde büyük zarar başlayınca, bir kuralları devreye girer.
Toplam riski hızla azaltmaları gerekir. Bunu yapmanın yolu da, zarardaki varlığı değil, kârdaki varlığı satmaktır. Çünkü nakit oradadır.
Peki son yılların en çok kazandıran, en kolay paraya çevrilen varlığı neydi?
Altın ve gümüş.
İşte bu yüzden altın ve gümüş de satıldı. Kötü oldukları için değil. Tam tersine, en iyileri oldukları için. Zarar başka yerdeydi, ama faturayı en sağlam varlık ödedi.
Şimdi bütün parçaları aynı masaya koyun.
Hürmüz'de tırmanan enerji. Kârı sorgulanan yapay zeka yatırımları. Durmadan değer kaybeden yen. Tutmayan müdahaleler. Kesinleşen bir faiz artışı. Bir de bunların üstüne, fonların mecburi satışı.
Bunların hiçbiri yalnız başına bütün piyasayı yıkmaz. Ama hepsi aynı haftada gerçekleşti.
İşte böyle anlarda güvenli liman diye bir şey kalmaz. Kimse satmak istediğini satmaz. Satabildiğini satar.
Herkesin gözü dün Amerika'daydı. Ama asıl düğme, yıllardır Tokyo'daydı.
Bana göre piyasa şu an Japonya'nın faiz artışını fiyatlıyor.
Yıllar sonra dönüp bu düşüşe baktığımızda, ismini koyacağız. Japonya'nın faiz artırımı.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
****JAPAN VASSALISATION****
LDP, Party in Power, Funded by the CIA in the 1950s-60s: New JFK Files Expose Japan’s Vassal Status Under Persistent US Imperial Control
Tokyo — Another layer of the postwar order peels off. Newly declassified JFK assassination files reveal that in 1996, Washington and Tokyo were still working overtime to hide the existence of the CIA’s “Tokyo Station.”
Not for national security reasons, but to protect the carefully maintained fiction of Japanese sovereignty.
A March 1996 U.S. State Department memo titled “Official Acknowledgement of Tokyo Station” shows then-Ambassador Walter Mondale and Japanese officials in full damage-control mode. They feared public confirmation of the CIA outpost would reignite scandals from the 1994 New York Times report alleging CIA secret funding of Japan’s ruling Liberal Democratic Party (LDP) throughout the 1950s and 1960s.
Then-Foreign Minister Yohei Kono personally urged Mondale to keep it buried. Official proof, he warned, would hurt the LDP far more than unconfirmed rumors and threaten the entire U.S.-Japan security framework. In 1995, Kono had publicly claimed Japan had “no knowledge” of any organized CIA presence. Classic diplomatic theater.
This wasn’t simple intelligence cooperation. It was — and still is — the architecture of Japan’s vassalization. After WWII defeat, the United States imposed a constitution literally written in Washington, stripping Japan of full military sovereignty while turning the country into a permanent forward base for American power in Asia.
The LDP, allegedly groomed and bankrolled by the CIA during the Cold War, became the reliable local manager of this unequal arrangement.
Tokyo aligned with U.S. strategic interests first, genuine independence second.
Even decades later, in 1996, amid Okinawa base tensions and a U.S. presidential visit, both sides colluded to maintain the cover-up. Japan’s elite were terrified their own public might start asking uncomfortable questions about why a “sovereign” nation cannot officially admit to hosting foreign intelligence operations on its soil.
The latest batch of documents, released under President Trump, unredacted key references to Japan, Tokyo, and the LDP. It confirms what many have long suspected: the U.S. maintained control through money, bases, and covert influence, while Japan’s leaders submitted and pretended it was partnership.
This pattern is classic U.S. imperialism — installing compliant elites, writing their rules, and keeping them dependent. Japan traded its wartime empire for postwar client status. Its constitution remains a daily reminder of that defeat. The security treaty and U.S. bases continue serving American primacy above all.
How long will Japan accept this submissive role? The files don’t just reveal old history — they highlight a structural dependency that still shapes East Asia today.
True sovereignty requires breaking these chains, not endlessly polishing them for Washington.
Facts over illusions.