Herkesin derdine koşan, her krizi çözen o “fedakar” insan var ya; işin aslı o kimseyi kurtarmaya çalışmıyor. Sadece çocukken kendi çaresizliğine koşulmadığı için, büyüyünce başkalarının kahramanı olarak o yarayı kapatmaya çalışıyor. Kendi söküğünü dikemeyenlerin terzi kesilmesi bundandır
Bir ilişkide aynı hatanın sürekli tekrarlanıp ardından aynı özrün dilenmesi, bir pişmanlık göstergesi değil; bir manipülasyon döngüsüdür. Kelimeler ne söylerse söylesin, arkasından bir davranış değişikliği gelmeyen her özür ilişkiyi iyileştirmez; sadece bitişi erteler.
Baba kelimesi her çocukta aynı yere çıkmıyor. Kiminin arkasındaki sarsılmaz dağ, kiminin ömrü boyunca taşımak zorunda kaldığı o ilk yara...
Hayatı babasının gölgesinde güvenle öğrenenlerin de, kendi gölgesinden başka sığınağı olmadan erkenden büyüyenlerin de hikayesi çok kıymetli. İçindeki çocuğu tek başına büyütenlerin de günü kutlu olsun.
Bir şeyi aşırı koruma çabamızın, aslında o şeyin kaybını gizleme gayretinden başka bir şey olmaması olabilir. Şöyle ki:
Bir ilişkiyi kaybetmemek için partnerini aşırı kontrol eden biri, aslında o ilişkideki samimiyeti ve gerçek bağı çoktan kaybetmiştir.
Sürekli güçlü görünmeye ve zayıflıklarını gizlemeye (korumaya) çalışan biri, en insani yanını ve içsel huzurunu kaybetmiştir.
Maddi güvencesini korumaya çılgınca odaklanan biri, anı yaşamayı ve hayatın tadını çıkarmayı kaybetmiştir. Kontrol etmeye çalışırken neleri kaybettiğimizi de görmek gerekir.
Psikolojide insanın kendi yeteneklerine inanmasına “öz yeterlilik” diyoruz ve bu inancı hayatta en çok besleyen şey ise, tökezlediğimizde ya da şüpheye düştüğümüzde arkamızda durup “Yaparsın sen.” diyen insanlardır.
Herkesin her şeyi eleştirdiği bu dünyada, senin potansiyeline bazen senden bile daha çok inanan birinin varlığı büyük bir konfordur.
Bir olayı, bir konuşmayı veya geleceği günlerce en ince ayrıntısına kadar düşünmek, kişinin çok planlı veya tedbirli olduğunuzu göstermez; sadece zihninin kontrolü kaybetme korkusuyla felaket senaryoları ürettiğini anlatır. Asıl huzur, her olasılığı hesaplamak değil, belirsizlikle esneyebilmektir.
Birini sevmek sadece onun iyi, neşeli ve uyumlu yanlarını sevmek değildir; asıl mesele onun “gölge yanlarıyla” karşılaştığında ne yaptığındır.
Psikolojide gölge yanlarımız; bastırdığımız, kabul etmekte zorlandığımız öfkemiz, kıskançlığımız, inadımız veya güvensizliklerimizdir.
Uzun vadeli ilişkileri güçlü kılan şey, tarafların birbirinin bu karanlık odalarını görüp kaçmaması, aksine orayı da güvenli bir alanla sakinleştirebilmesidir.
Bazen tek bir kırılma yaşarız ama sanki her şey üstümüze yıkılmış gibi hissederiz. Çünkü o son olay, geçmişte hakkıyla yasını tutamadığımız, “geçti” deyip rafa kaldırdığımız tüm kayıpları tetikler. Arayı toparlayamamak normaldir; çünkü zihin sadece bugünü değil, koca bir geçmişi temize çekiyordur.
Geçmişte yaşadığımız zor deneyimler, bugün neden böyle hissettiğimizi açıklar ama insanları kırmaya devam etmemizin bir bahanesi olamaz. Psikolojide buna “travmaya sığınmak” diyoruz. “Benim travmam var, ben böyleyim” diyerek sorumluluk almayı reddetmek, fark etmeden etrafımızdaki insanları cezalandırmaktır.
Bir ilişkide hiç tartışmamak, o ilişkinin çok sağlıklı olduğunu göstermez; bazen sadece tarafların birbirinden ümidi kestiğini anlatır. Asıl mucize, tartıştıktan sonra o bağı kimin, nasıl tamir ettiğidir.
İşte uzun vadeli ilişkileri yürüten insanların sırrı tam olarak bu; yani “Onarım Girişimleri.”Tartışmanın ortasında gurur yapmayı bırakıp ortamı yumuşatmak için atılan o küçük adımlar, uzatılan o eller aslında ilişkiyi kurtarıyor.