#Açıklama | HPV aşısı temel haktır, satılamaz!
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, katıldığı bir televizyon programında sergilediği tutumla HPV aşısını Genişletilmiş Bağışıklama Programı’na dahil etmeyi bir kez daha ertelemiş, süreci muğlak vaatlerle geçiştirmiştir. Bu yaklaşım, halk sağlığının piyasa mantığına nasıl kurban edildiğini ve koruyucu bir sağlık hakkının yalnızca parası olanın erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştürüldüğünü açıkça göstermektedir.
Bağımsız hekimlerin, epidemiyologların ve onkologların klinik verilerle defalarca kanıtladığı tartışmasız gerçek şudur: HPV aşısı, rahim ağzı kanseri vakalarının neredeyse tamamına yol açan yüksek riskli virüs tiplerini bloke ederek enfeksiyonu ve hücresel düzeydeki kanser öncülü lezyonları engelleyen en güçlü birincil koruma aracıdır. Üstelik bu koruma yalnızca rahim ağzı ile sınırlı kalmayıp anogenital ve baş-boyun bölgesi kanserlerini de kapsamaktadır. Buna karşın koruyucu hekimliği felç edip aşılama yerine yalnızca hastalık oluştuktan sonraki teşhis ve tedavi süreçlerine odaklanmak, insan bedenini ve sağlığını sağlık tekellerinin kâr döngüsüne terk etmektir.
Mevcut doz fiyatlarının yüksekliği, bu hayati korumayı asgari ücretle yaşamaya çalışan emekçiler için imkânsız kılmakta; aşıyı yalnızca varsıl bir azınlığın satın alabildiği sınıfsal bir lükse indirgemektedir. Toplumun kolektif emeğiyle üretilen bu koruyucu güç ticari bir ürüne dönüştürülürken milyonlarca insan ve gelecek kuşaklar tamamen önlenebilir bir kanser riskiyle baş başa bırakılmaktadır.
Halk sağlığını hiçe sayıp bütçe hesaplarının ve gerici saiklerin arkasına sığınarak HPV aşısının programa girişini geciktirenler, hem koruyucu hekimlik uygulamalarını fiilen reddetmekte hem de önlenebilir ölümlerin ve derinleşen sınıfsal eşitsizliğin doğrudan sorumluluğunu taşımaktadır. İnsan hayatı piyasanın ve gerici politikaların insafına bırakılamaz; bu aşı koşulsuz, eşit ve ücretsiz olarak toplumun tamamına derhal ulaştırılmalıdır.
🚩 Bizler Devrimci Tıp Öğrencileri olarak gerici politikalarla halk sağlığını sermayeye peşkeş çekenlere boyun eğmeyecek; “sermaye için değil, halk için sağlık” şiarını büyüteceğiz.
Bizimle yürü!
🚩 "Buradaki tek ‘suç’ itiraz etmek, mücadele etmek, haksızlığa sessiz kalmamak."
✉️ ABD emperyalizmine ve NATO’ya karşı durduğu için mesnetsiz iddialarla 8 Temmuz’dan bu yana tutuklu bulunan Danışma Kurulu üyemiz Berkay Ustabaş’ın mesajı var.
🚩 Özgürlük mücadelesinde bize düşen sorumluluğu alacak, hak ettiğimiz bir dünyayı birlikte kuracağız.
NATO tutuklusu tüm arkadaşlarımıza özgürlük!
Silivri'den herkese selamlar.
Bildiğiniz üzere, 5 Temmuz’da Türkiye genelinde gerçekleşen bir polis operasyonunda yüzden fazla arkadaşımızla gözaltına alınıp 8 Temmuz’da tutuklandık. Bizden öncekileri de ekleyince, şu an Türkiye'nin dört bir yanındaki hapishanelerde Devrimci Gençlik Dernekleri'ne yönelik operasyonlar sebebiyle tutuklu bulunan 50 kişiyiz.
NATO Zirvesi öncesinde tutuklanmamız tesadüf değildi. Bizden önce de NATO sebebiyle yüzlerce insan tutuklanmış; AKP iktidarı emperyalizme karşı güçlü bir tepki ortaya çıkmasın diye elinden geleni yapmıştı. Fakat derneğimize yönelik özel bir durumun da altını çizmek gerekiyor. 19 Mart 2025 tarihinden itibaren yoğun baskılara maruz kalmaya başladık. Devrimci Gençlik Dernekleri özellikle son bir yıl içinde gençlik arasında kitleselleştikçe ve örgütlendiği oranda gençliği AKP karşısında bir muhalefet gücü haline getirdikçe iktidarın gözünde "rahatsız edici" bir konuma geldi. NATO Zirvesi ise iktidar açısından bizlere bir “mesaj” verme vesilesi yapıldı ve bu operasyonlar gerçekleşti. Bunlar işin siyasi boyutu, yani gerçek nedeni.
İşin “hukuki” boyutuna, yani yalanların başladığı kısma gelirsek; bize yöneltilen suçlama alışıldık "örgüt üyeliği" iddiası. Biliyorsunuz, Türkiye’de yürütülen siyasi operasyonlar genellikle "terör örgütü" suçlamasına dayanıyor. Bu iddiayı desteklemek için ortaya konan sözde deliller de suçlamalar kadar absürt oluyor. Bizim dosyamızda da basın açıklamaları, eylemler ve Devrimci Gençlik Dernekleri'nin etkinlikleri alt alta "terör faaliyeti" olarak sıralanmış. Örneğin, geçtiğimiz aylarda hakları için direnen Migros işçilerine destek eylemlerine katılmak ya da 1 Mayıs'ta yürümek emniyet tarafından "terör faaliyeti" sayılmış. Ülkemizde hak arama mücadelesi hiç eksik olmadığı, bizler de yerinde duran insanlar olmadığımız için bu kısımlar oldukça uzun tutulmuş…
Deliller "terör finansmanı" kısmında daha da tuhaf bir hal alıyor. Mesela bir gencin aylar boyunca her ayın aynı günü yaptığı aynı miktardaki kira ödemesi, bir güzellik merkezine yapılan epilasyon ödemesi, bir insanın eşine gönderdiği para, iş yerinden yatan maaş ya da iki arkadaş arasında yol parası için yapılan 20 liralık bir transfer… Bunların hepsi emniyete göre "terörü" finanse etmekmiş.
Bu noktada herkesin sorması gereken bir şey var: İki üniversite öğrencisi arasındaki 20 liralık bir para transferi gerçekte neyi gösterir? Gizli bir komployu mu, yoksa üniversitede okuyan bir gencin otobüse binebilmek için bile arkadaşının desteğine ihtiyaç duyduğunu mu? Binlerce genç her gün yemek, ulaşım, kira ve ay sonunu getirebilmek; arkadaşlarıyla ya da sevgilisiyle buluşabilmek için desteğe ve dayanışmaya ihtiyaç duyuyor. Buraya kadar kimse o gençlere “Aç mısın, tok musun, nerede yaşıyorsun, mezun olunca nerede çalışacaksın?” diye sormuyor. Fakat o gençlerden biri gün gelip, ona yaşatılan yoksulluğun gerçek nedenlerini ve bunun arkasında kimlerin olduğunu fark edip, tercihini Devrimci Gençlik Dernekleri’nden yana yapmışsa emniyetinden yargısına kadar herkes o gencin hesabına gelen 20 liranın peşine düşüyor. Yoksulluğumuz sadece başımızı kaldırmaya başlayınca dikkat çekiyor.
Bu saçmalıklar silsilesinin kendi içinde bir mantığı var tabii. İktidarın niyeti göstermelik de olsa "makul" bir suçlama yöneltmek, "ikna edici" deliller sunmak ya da hukuk çerçevesinde yargılama yapmak değil. Mesele toplumsal muhalefeti ve gençlik mücadelesini baskı altına almak. Buradaki tek "suç" itiraz etmek, mücadele etmek, haksızlığa sessiz kalmamak. Bu yüzden bir yığın yalan, iftira ve saçmalık üst üste diziliyor; hukuk zannedilen şey siyasi operasyonlarda dolgu malzemesi olarak kullanılıyor.
Şimdi burada, ülkesini ve halkını sevdiği için tutuklanan genç arkadaşlarımızla yan yanayız. Farklı illerde tutuklu bulunan arkadaşlarımızdan kimileri kuyu tipinin ağır koşullarına maruz kalıyor, kimileri tek kişilik hücrelerde tutuluyor, kimileri günün 24 saatini beyaz bir ışığın altında havalandırmaya çıkarılmadan geçiriyor, kimileri tek bir yatağı paylaşıyor, kimilerine ise tutuklandığı günden beri banyo imkânı verilmiyor. Haberleri sizler de takip ediyorsunuzdur.
Fakat ruh halimiz iyi, moralimiz yüksek. Dışarıda ne yapıyorsak içeride de onu yapıyoruz. Okuyoruz, düşünüyoruz, tartışıyoruz, takip ediyoruz, üretiyoruz ve mücadele ediyoruz. Bizler sonuç olarak doğru ve güzel işler yaptığımız için tutuklandık; bağımsız ve demokratik bir Türkiye istediğimiz için buradayız. Bunun huzuru da bize ihtiyacımız olan direnme enerjisini fazlasıyla veriyor.
Son olarak şunları söylemek istiyorum: Evet, özgür olmak istiyoruz ama mesele Silivri’den çıkmakla bitmiyor. Milyonlarca insanın sürekli biçimde yargı sopasıyla tehdit edildiği bir ülkede hapishane duvarlarının dışında olmak özgürlük değildir. Bu durum değişmeden dışarıda da özgür olamayız.
Özgürlük için sorumluluk almak, mücadele etmek gerekir. Herkes geleceği, sevdikleri, ülkesi ve halkı için bu sorumluluğu üstlenmedikçe hak ettiğimiz dünyaya kavuşamayız. Özgürlük ya hepimiz için ya da hiçbirimiz için.
Tekrar selamlar ve sevgiler. Aklımız da kalbimiz de sizlerle.
Berkay Ustabaş
Silivri 2 No’lu Hapishanesi
#Açıklama | Tarikat-cemaat düzenine son!
24 yıllık AKP iktidarı, dinselleştirme politikalarının neoliberal projeye eşlik ettiği bir süreçte ilerledi. Tüm toplumsal haklar piyasalaştırılırken toplumun kendisi de bir cemaat-ümmet toplumu yaratma stratejisiyle hedef alındı. Tarikat ve cemaatler emniyete, yargıya ve askeriyeye iktidar eliyle yerleştirildi; dinci örgütlerin mensupları AKP iktidarının kadroları olarak kamuda istihdam edildi.
Türkiye'de İran ve Suudi Arabistan'dakilerin toplamından daha fazla cami bulunması, Diyanet'in bütçesinin 175 milyar lirayı aşması ve yalnızca Cami Yaptırma Derneği sayısının on binleri bulması akla ilk gelen somut göstergeler olarak öne çıkıyor. Toplumun en küçük kılcallarına kadar dinselleştirmeyle karşı karşıya bırakıldığı açıktır.
Dinselleştirme gerektiğinde itaat, gerektiğinde tepki üreterek halkı öyle ya da böyle emperyalizmin ve faşizmin kontrolünde tutma çabasıdır. Tam da bu yüzden dinselleştirme bir mücadele başlığı olarak ciddiyetle ele alınmalıdır. İşçilerin ekmek kavgası da halkın kurtuluş mücadelesi de kadınların eşitlik arayışı da gençliğin gelecek kavgası da doğrudan laiklik mücadelesinin bir parçasıdır.
Dinselleştirmenin en büyük hedeflerinden birini ise gençlik oluşturuyor. Son 24 yıla bakıldığı zaman en temelde parasız eğitim hakkı fiilen ortadan kaldırıldı. Devlet yurtları ve bursları planlı şekilde yetersiz bırakılarak öğrenciler tarikat yurtlarına ve burslarına muhtaç edildi. İlköğretim ve ortaöğretimde türban serbestisi getirilerek kız çocuklarının zorla tesettüre sokulması devlet eliyle teşvik edildi. Liselere ve öğrenci yurtlarına "danışman" adı altında imamlar atandı. Neredeyse her sokağa bir Kuran kursu açılarak tarikat ve cemaatlerin henüz okul çağına gelmemiş çocuklara dahi ulaşabilmesinin altyapısı hazırlandı.
Özetle rejim; biat eden, itirazı değil rıza göstermeyi öğrenen, beklentilerini öte dünyaya erteleyen suskun bir toplum yaratma projesinde önemli mesafe katetti.
Son haftalarda Süleymancılar ve Furkan Vakfı olarak bilinen iki dinci gruba yönelik gerçekleştirilen operasyonlar da bu tabloyu değiştirmiyor. Tüm dinci örgütler gibi kadınlara ve gençlere karanlık bir gelecek, halka ise kölece bir itaat vaat eden bu yapıların iktidarla ters düşmesi, Türkiye'nin tarikatlara parsellendiği gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Devrimci Gençlik Dernekleri, her biri karanlığın kör kuyusu olan tüm cemaat ve tarikatların karşısında durmaktadır.
Gençliğin özgür bir geleceğe kavuşması için eğitim hakkı çerçevesinde atılması gereken adımlar açıkça ortada:
1. Tarikat ve cemaatler; vakıfları, dernekleri, partileri, eğitim kurumları, şirketleri ve tüm örgütlenmeleriyle birlikte dağıtılmalıdır.
2. İlkokul ve ortaokullarda kız çocuklarının zorla tesettüre sokulmasının önünü açan uygulamalar derhal sonlandırılmalıdır.
3. Hiçbir din görevlisinin eğitimin hiçbir aşamasında yer almasına izin verilmemeli; eğitimin tüm kademelerinde dinselleştirmenin izleri silinerek bilimsel bir müfredat hayata geçirilmelidir.
4. Parasız eğitim hakkı, barınma ve burs olanakları da dahil olmak üzere tüm boyutlarıyla güvenceye alınmalı; hiçbir gerici örgütlenmenin gençliği istismar etmesine geçit verilmemelidir.
Bunların hiçbirini AKP iktidarı gerçekleştirmeyecektir. Gençlik laik, parasız ve bilimsel bir eğitim istiyorsa; ülkesinin tarikatlar ve cemaatler tarafından rehin alınmasına karşıysa bunu ancak mücadele ederek başarabilir.
Memleket gençliğinin geleceğini tarikatlar/cemaatlerin karanlığına, yarınlarımızı sermayenin ve gericiliğin köhnemiş sofralarına kurban etmeyeceğiz. Hayatı kılcal damarlarına kadar tarikat yuvalarına ve gerici bir kuşatmaya teslim etmeye çalışanlara karşı bize düşen, mücadeleyi büyütmektir.
Bu sefalet düzenine teslim olmayı reddeden, geleceğini savunmak isteyen tüm gençlere sesleniyoruz: Tarikat/cemaat kuşatmasını dağıtmak, gericiliği tarihin çöplüğüne göndermek ancak gençliğin örgütlü mücadelesiyle başarılabilir.
Türkiye’yi dincilikten, tarikat ve cemaat kuşatmasından gerçekten kurtarmak isteyen tüm gençlerin yeri Devrimci Gençlik Dernekleri’dir.
Bizimle yürü!
Darağaçlarıyla bir kuşağın iradesini teslim alacağını sananlara karşı, Mustafa Özenç’in adı bugün hâlâ mücadele edenler ile yaşıyor.
Onu anmak; teslimiyete karşı direnişi, baskıya karşı mücadeleyi ve özgür bir gelecek inancını yaşatmaktır.
🚩 Mahir'den Özenç'e selam olsun DEV-GENÇ'e!
🚩 45 yıl önce bugün, 12 Eylül faşist cuntası tarafından idam edilen Mustafa Özenç’i anıyoruz.
🚩 Adı; bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizde yaşıyor!
🚩 Bundan 45 yıl önce Mustafa Özenç, faşist cunta tarafından idam edildi.
İdama giderken mücadeleye ve geride kalan yoldaşlarına olan inancı bugün, yolumuza pusula olmaya devam ediyor.
🚩 Özenç’e sözümüz, o büyük gün geldiğinde, zafer mutlaka bizim olacak!
📢2026-YKS tercih sonuçları açıklandı. Geleceğin hekimleri aramıza hoş geldiniz!
Tıp eğitimi, yalnızca bir meslek edinme süreci değil; yaşama, insana ve topluma karşı üstlenilen derin bir sorumluluğun başlangıcıdır. Sağlığın piyasa koşullarına teslim edildiği, hekim emeğinin değersizleştirilmeye çalışıldığı bir düzende; beyaz önlüğün onurunu ve mesleğimizin evrensel etik ilkelerini savunmak her zamankinden daha hayati bir anlam taşıyor.
Bizler, sağlığın alınıp satılan bir meta değil; ayrımsız herkes için temel bir hak olduğuna inanıyoruz. Amfilerden hastane koridorlarına, laboratuvarlardan polikliniklere uzanan bu yolda; "Sermaye için değil, halk için sağlık!" şiarını hep birlikte büyütmeye kararlıyız.
🚩 Sizleri, yarını birlikte kurmaya; mesleğimizin onurlu geleceğini omuz omuza inşa etmeye çağırıyoruz. Bizimle yürü, mücadeleyi büyüt!
📢 2026-YKS sonuçları açıklandı!
Gençliği sefalete mahkûm edenlere, gerici/piyasacı politikalarıyla üniversitelerimizi kuşatmak isteyenlere karşı mücadeleyi büyütüyoruz.
Bize yoksulluktan ve kölelikten başka bir şey vadetmeyen bu düzende, geleceğimizi örgütlü gücümüzle kazanacağız.
🚩 Turan Emeksizlerin, Denizlerin, Mahirlerin yolunda; sen de bu düzeni değiştirmek için bizimle yürü!
🚩 Ağzını açana sopa, hakkını arayana kelepçe!
Bakanlığın "ödenecek" diye güvence verdiği hakları için günlerdir direnen Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçileri bugün yine gözaltına alındı.
🚩 İşçileri boş vaatlerle oyalayan Yıldızlar SSS Holding'i de madencileri yüzüstü bırakan bakanlığı da iyi tanıyoruz. Yasaklara, baskılara, zorbalığa karşı direnen madencilerinin yanındayız!
📢 ABD emperyalizminin vurucu gücü NATO’yu ve işbirlikçilerini konuşmak adına bir araya geliyoruz!
🚩 NATO’nun suçlarını teşhir ettiği için tutuklanan arkadaşlarımızla dayanışmayı büyütmek isteyen tüm gençliği pikniğimize çağırıyoruz.
🗓 20 Ağustos
⏰ 16.00
📍 İnciraltı Kent Ormanı
Yoksulluğun pençesine bırakılmış, seçimsizliğe sürüklenmiş bir halkın kurtuluşu örgütlü mücadelededir. Bir avuç iktidar azınlığının gençliğe reva gördüğü bu pislikleri ancak ve ancak devrimle temizleyebiliriz.
🚩Devrimci Gençlik Dernekleri bu rezil düzene yeter diyor! Bize katıl, örgütlü gücümüzle direnelim!
https://t.co/HT8L3gJdaH
🚩 Memlekette Amerikan postalı istemediği, NATO’ya secde etmediği için mesnetsiz iddialarla 8 Temmuz’da tutuklanan arkadaşlarımız hakkında hâlâ iddianame hazırlanmadı!
⚡️ İrademiz ve cüretimiz; ucuz taktiklerle, ayak oyunlarıyla dört duvar arasına hapsedilemez.
🚩 Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren gençlere özgürlük!
🚩 AKP'nin 25 yılında gençlerin payına ne düştü?
Kuruluşunun 25’inci yılını geride bırakan ve bunun yaklaşık 24 yılını iktidarda geçiren AKP iktidarı yola “3 Y ile mücadele” diye başlamıştı: Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar. Ancak AKP’nin bu vaatle başladığı yolun sonu yıllardır süren derin bir ekonomik kriz, sınırsız yetkilerle donatılmış bir tek adam rejimi ve temel hak/özgürlüklerin fiilen ortadan kaldırıldığı bir düzene çıktı. Ortaya çıkan bu kirli düzenden memleket gençliği payına düşeni fazlasıyla aldı.
Bunlar kuru bir ajitasyon değil; ülke gençliğinin karşı karşıya kaldığı acı gerçeklerdir.
Eğer bir ülkede lise çağındaki çocuklar MESEM adı altında ucuz işgücü olarak piyasaya sürülüp iş cinayetlerine kurban ediliyorsa yoksullukla mücadele ettiğinizi söyleyemezsiniz.
Eğer bir ülkede iktidar çeşitli tarikat ve cemaatlerle bağlantılı vakıflarla protokol imzalayıp kamu kaynaklarını bu gruplara aktarıyor ve gençleri tarikatların elinde her türlü istismara maruz bırakıyorsa yolsuzlukla mücadele ettiğinizi söyleyemezsiniz.
Eğer bir ülkede iktidar başta ifade özgürlüğü olmak üzere tüm temel hak/özgürlükleri ortadan kaldırıyor ve bunları protesto eden gençleri evlerini basıp tutukluyorsa yasaklarla mücadele ettiğinizi söyleyemezsiniz.
Liste uzayıp gidiyor. Ama ortada olan gerçek şu ki AKP iktidarı 25 yıllık iktidarında gençliğe geleceksizlikten, çalışırken ölmekten, yoksulluktan, hapse atılmaktan başka bir şey vaat etmedi.
Kendisine reva görülen bu kirli düzeni silip atacak ve yaratanlardan hesap soracak, memleketi umutla ayağa kaldıracak olanlar ise biz gençlerden başkası değildir.
Yarının sözünü gençler söyleyecek: Bu pisliği devrim temizler!
Yerin metrelerce altından çıkarılan zenginliklerin üzerine konanlar, işçiye güvencesizliği ve hak gasplarını dayatıyor. Doruk ve Eti Maden işçileri, Ankara sokaklarında yalnızca kendi hakları için değil; emeğin, onurun ve insanca bir yaşamın kavgası için direniyor.
Yıldızlar SSS Holding tarafından gasp edilen hakları için direnen Eti Gümüş ve Doruk Maden işçileri her hak talepleri karşısında gözaltı ve tecrit saldırısına maruz kalmaktadır.
Maden işçileri haklarını alacaktır!
Zafer direnen madencilerin olacaktır!
ABD'ye hizmette sınır tanımayan AKP, 7-8 Temmuz'da gerçekleşen NATO Zirvesi kapsamında yüzlerce kişiyi gözaltına aldı ve onlarcasını tutukladı. Emperyalizme karşı mücadele veren 50 arkadaşımızı geri alacağız.
🚩Bağımsızlık yürüyüşümüz kurtuluşa kadar sürecek!
🚩 Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren, memleketimizi talan eden NATO’ya karşı durduğu gerekçesiyle tutuklanan arkadaşlarımız adına bir araya geldik!
Emperyalizme, onun vurucu gücü NATO’ya ve işbirlikçilere karşı mücadelemizi kurtuluşa kadar sürdürecek, tutuklanan tüm arkadaşlarımızı geri alacağız!
🚩 Emperyalizme ve NATO’ya karşı bağımsızlık yürüyüşünü sürdürdüğü için tutuklanan Genel Sekreterimiz Zeynep Büşra Islak’ın gönderdiği mektubu paylaşıyoruz:
“Şu an Türkiye’nin dört bir yanındaki hapishanelerde, NATO subaylarına selam durmadıkları için tutuklu bulunan 54 Devrimci Gençlik Dernekleri üyesi arkadaşım adına hepinize selamlarımı iletiyorum.
Bizleri hapishanelere yollayanlar “sizi ülkenizi ve halkınızı sevdiğiniz için tutukluyoruz” diyemedikleri için elbette hakkımızda akla ve mantığa sığmaz bir dolu yalan söylediler. ABD’yi, İsrail’i protesto etmemizi, direnen işçilere destek vermemizi, memleketin geleceği ve bugününde söz sahibi olmak isteyişimizi suç saydılar. Hiç fark etmez, her yalanın bir son kullanma tarihi var. Bugün içeride, yarın dışarıda bağımsızlık ve özgürlük yürüyüşümüz katlanarak sürecektir.
Sevgili arkadaşlar gençlik AKP’ye boyun eğmiyor. Gençlik ülkesinde ABD postalları istemiyor. Gençlik haklarının ve özgürlüklerinin polis ve yargı eliyle elinden alınmasını istemiyor. Gençlik adalet istiyor, bağımsızlık istiyor, özgürlük istiyor, güzel bir gelecek istiyor.
Sevgili arkadaşlar özgürlük verilen değil alınan bir şeydir, tüm bu hedefler kararlı ve güçlü bir mücadeleyi gerektiriyor.
Hakkımız olan dünyayı yaratmak için mücadele eden herkese selamlarımızı iletiyoruz. Yanınızda olamasak da kalbimiz sizlerle.”
🚩 ABD emperyalizminin vurucu gücü NATO, bu topraklarda cirit atamasın diye tutuklanan onlarca arkadaşımız için Taksim Tünel’den seslendik!
Arkadaşlarımızı geri alacak, emperyalizme ve faşizme karşı mücadelemizi kurtuluşa kadar sürdüreceğiz!
🚩 Gençliğin bağımsızlık yürüyüşü sürüyor!