"Mora'daki soykırım ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sona erdi."
Yunanlar tarafından Türklere yönelik gerçekleştirilen Tripoliçe Katliamı - 23 Eylül 1821.
1821-1830 yılları arasında Mora Yarımadasında Müslüman Türk ahali sistematik olarak katledilmiştir.
Bu imha politikasına, ibadet yerlerinden medreselere, mezarlıklardan diğer kültürel miras unsurlarına kadar uzanan planlı bir yıkım ve tahribat da eşlik etmiştir.
Tripoliçe katliamının 205. yıldönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk sivil halkı rahmetle anıyoruz.
Ne Musa'yem, ne Davud'em, ne İsa'yem İbrahim'em, Mustafa'yem, Hüseyin'iyem
Ne Tevrati'yem, ne Zeburi'yem ne İncili'yem
Kur'aniyem, Muhammedi'yem, Kemteriyem.
Ne Arabiyem, ne Farsiyem ne Hindu'yem Beyazlı'yem, Galaci'yem, Türki'yem.
/Hallacı Mansur
Prof. Dr. Erhan Afyoncu:
• Kürtçülüğün önüne geçilmeli. Terörün altyapısını hazırlayan bu fikir ve yoldaşlarıdır.
• Devletin zeminine dinamit konmak isteniyor.
• Acil müdahale edilmeli.
• Dünya'nın başka bölgelerinden mesela Çin'de yaşam zorluğu çeken Türkleri(Doğu Türkistan) getirmeliyiz. İsrail bu sistemi uyguluyor.
• Bugün Amerika olmasın, Rus ordusu İspanya'dan çıkar. Karşısında durabilecek hiçbir ülke yok.
•Çünkü Avrupa, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra savaşma kabiliyetini kaybetti.
•Dünyada şu anda fiilen savaş vermekte olan 3 ülke kaldı; ABD, Rusya ve Türkiye...
• Osmanlı Devleti, Doğu'dan mütemadiyen devam eden Türkmen göçü sayesinde kuruldu ve bir imparatorluk oldu.
• Fethettiği yerlere kalabalık Türkmen kitleleri yerleştirebildiği için Rumeli vatan oldu.
• Türkmenler’in göçü 16. yüzyılda Safevî Devleti’nin kurulmasına kadar devam etti. Safevî Devleti'nin kurulmasından sonra Türkistan ile Anadolu arasındaki bu göç kanalı kapandı.
• Osmanlı Devleti, Orta Avrupa'da yeni fethettiği yerlere yerleştirecek Türk nüfusu bulamadığı için bu bölgelerdeki hakimiyeti Balkanlardaki kadar kuvvetli olmadı.
• Türkiyeli diye bir şey olmaz. Kalkıp bizim kendimizi nasıl ifade edeceğimize başkaları karar veremez. Biz kendimizi ifade ederiz.
Biz Türk'üz. Bu ülkede kimliğimizi söyleriz.
•Türkler, cesurca "Türk’üm" diye haykırmadıkça, azınlıklar azıtıyor.
•Yunanistan'a:
“Bizim en kötü zamanımızda Anadolu'yu işgale kalktınız, Atatürk sizi Ege'de denize döktü.Bu savaşı kazanma ihtimaliniz yok.”
•Rum yok, Bulgar yok, Türk yok; hepimiz Osmanlıyız.’
Bu, bugünkü ‘Türkiyelilik’ kavramına benzer.
Dün tutmamıştır, bugün de tutmaz.
•Üniversite mezunu 25.000 TL'ye çalışırken, eli tornavida tutan 4-5 katı para alacak.
Türkiye böyle bir duruma gidiyor.
• Eğitimde reform şart.
Zorunlu eğitim 12 yıldan 8'e düşürülmeli.
Üniversite kontenjanları ve eğitim süresi azaltılmalı.
İlkokullarda öğretim yerine eğitim ön plana çıkmalı.
•Devrin şartlarına intibak edemezseniz yok olursunuz. Nüfus meselesini çözmediğimiz takdirde yok oluruz, açık ve net söylüyorum.
Devletin ailelere teşvik vermesi lazım. Bugün en önemli problemlerden biri, kadınlar çalıştığı için çocuk yapamıyor. Kadınlar çalışmak zorunda.
Devletin annelere en az 2 yıl ücretli izin vermesi lazım. Eğitim meselesinin çözülmesi lazım. Teşvikler artırılırsa, eğitim kalitesi artırılırsa ve bunlar hızlı şekilde yapılırsa nüfus sorunumuz çözülür.
•Bizim kimliğimizi sınırlamaya kalkmasınlar, biz Türküz!
Ünlü tarihçi Justin McCarthy anlatıyor:
"Dünyada en büyük soykırım Osmanlı Türklerine karşı yapıldı. 1821'den 1922'ye kadar 5.5 milyon Osmanlı türkü balkanlardan sürüldü. 5 milyondan fazlası ise öldürüldü. Bunları kimse bilmez. Tarih kitapları yazmaz"
Rum terör örgütü EOKA’nın Kıbrıs Türkü’ne yönelik katliamları öylesine acımasızdı ki, küçük çocukların bile vahşice öldürüldüğünü gören Birleşmiş Milletlerin o dönemki en yüksek rütbeli askeri bile “Ben daha önce böyle bir vahşet görmedim” demişti.
Rum vahşetini anlatan videomuzun bu bölümünde Rum teröristlerin okul çağındaki soydaşlarımızı nasıl toplu halde katlettiklerini şahitlerin anlatımıyla yayınlıyoruz.
Kıbrıs Türkü’ne yapılanları unutmayacağız, unutturmayacağız! 🇹🇷
#MillîSavunmaBakanlığı
Meryem Atmaca Kimdir
👇👇
Meryem Atmaca, Türk tarihinin en az bilinen fakat en büyük fedakârlıklardan birine imza atan kadın kahramanlarından biridir. Hakkındaki bilgiler sınırlı olsa da adı, esir düşen Türk askerlerini kurtarmak için yaptığı eşsiz fedakârlıkla günümüze ulaşmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Sarıkamış cephesinde binlerce Osmanlı askeri Ruslara esir düştü. Sibirya’daki kamplarda açlık, hastalık ve ağır şartlarla mücadele eden askerlerin birçoğu hayatını kaybediyordu. Bu esaret, Türk askerleri için ölümden beter bir durum hâline gelmişti.
Meryem Atmaca tam bu dönemde devreye girdi. Babasından miras kalan 10 bin altını Ruslarla yapılan girişimlerde kullanarak yaklaşık 1800 Türk askerinin serbest bırakılmasına katkı sağladı. Bu olay onu Türk tarihinin en büyük fedakârlık örneklerinden biri hâline getirdi.
Yaptığı fedakârlık sonucunda büyük servetini kaybetti. Hayatının sonraki yıllarını maddi sıkıntılar içinde geçirdi. Buna rağmen gösterdiği fedakârlıktan hiçbir zaman pişman olmadı ve adını öne çıkarmaya çalışmadı.
Bugün Meryem Atmaca, 1800 Mehmetçiğin kurtuluşuna vesile olan kahraman bir Türk kadını olarak hatırlanmaktadır. Nene Hatun ve Şerife Bacı gibi vatan için her şeyini feda eden kadın kahramanlarımız arasında gösterilmektedir.
📌 Bulgar yazar Sophia Proneikos,
Ankara'daki NATO Zirvesi'nde en etkileyici bulduğu anları paylaştı:
Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan "Mehter"in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu.
Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor. Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa "kös" davullarının gök gürültüsüydü; ardından "zurnalar"ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduyu eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru geldiğini söylüyordu.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde "Türk usulü"nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeter.
Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalışmıyor diye değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettiğim için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar,
çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.
@Pergament_F
🇹🇷 15 Temmuz gecesi şehit olan Türkan Türkmen Tekin’in eşi Ramazan Tekin:
— Türkmen bana ‘Ramazan kalk, abdestini al. Vatan elden gitmesin’ dedi. Hiç tereddüt etmedi. Namazımızı kılıp sokağa çıktık.
🖊️ @neslyhanonder
https://t.co/VWruDHSerb
Ben demiyorum Süleyman Demirel diyor.
Tüm hayatı Türk siyaseti ve Türk devlet yönetiminde geçmiş bir adam!
Bak tam söyleyemediği işi de sana söyleyeyim ben, diyor ki o gün geldiğinde,Türk milliyetçiliği ne anasını ne babasını tanır!
Al buradan ne çıkarırsan çıkar.
🇹🇷
Eyvallah.
İnna lillahi ve Inna ileyhi raciun.
1.Dünya Savaşı sürecinde 300 civarındaki yaralı Osmanlı askeri İngilizler tarafından bu mağaraya atılmış ve hepsi burada kimsesizlik içerisinde şehit olmuşlar. Ürdün Salt set şehri burası. Genelkurmay arşivleri taranarak elde edilen şehitlerin isimleri kapıya asılı. 55 yıl sonra ancak yerleri tespit edilebilmiş. İlk tespit anında fotoğrafları çekilmiş. Yandaki tabelada o acı resimler sergileniyor.
Yüzlerce kemik yan yana. Kardeşçe yatıyor. Türbe ve etrafı Türkiye tarafından yapılmış. Mısırlı bir aile 30 yıldan fazla bir zamandır şehitlerin mekanının bakımını üstlenmiş. Biz önceden haber verdik, gece de olsa kapıları açtı. Hüzünlü bir ses Kur'an okurken şehitleri ziyaret ettik.
Mağaranın içi hüzün dolu. Mağaranın içi gözyaşı. Mağaranın içi emperyalizme nefret dolu. Mağaranın içi unutulmuş bir avuç şehidin son anları ile dolu. Mağaranın içi 300 şehidin kemikleri ile dolu. Mağaranın içi öfke dolu.
Rabbim rahmeti ile muamelede buyursun inşallah. Onlara da bize de.
El mayor genocidio de la historia humana no ocurrió en la Alemania nazi, sino en suelo americano del Norte y del Sur.
100 millones de nativos americanos fueron masacrados y perdieron su tierra natal. https://t.co/4ooERRZlZF
🇹🇷Kut'ül Amare Fatihi / Halil Kut Paşa🇹🇷
İngiliz ordusunu generalleriyle birlikte esir alan, Rüşvet olarak teklif edilen milyonlarca altını elinin tersiyle itip "Tarihe altın harflerle geçeceğiz!" diyen Kut Kahramanı HALİL KUT PAŞA'DIR 🇹🇷
Halil Kut, 1881 yılında İstanbul’da doğdu. Harp Akademisi’ni bitirdikten sonra Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda Osmanlı ordusunun en ön saflarında çarpıştı. I. Dünya Savaşı'nın en parlak zaferlerinden birine imza atacak olan askeri dehaydı.
1916 yılında Irak Cephesi'nde, Kut'ül Amare bölgesinde İngiliz tümenini kuşattı. İngiliz generali Townshend, kuşatmayı kaldırması karşılığında Halil Paşa’ya milyonlarca sterlin rüşvet teklif etti. Bu teklifi sert bir dille reddeden Halil Paşa, İngiliz ordusunu açlık ve sefalet içinde bırakarak teslim olmaya zorladı. 13 general, 481 subay ve 13 binden fazla İngiliz askerini esir alarak Britanya tarihinin en büyük askeri hezimetini yaşattı. Soyadı kanunu çıktığında Atatürk tarafından kendisine bizzat "Kut" soyadı verildi.
Nazife Kadın Kimdir ✍️👇👇🇹🇷🇹🇷
Nazife Kadın, Balıkesir’in Bigadiç ilçesine bağlı Kavakönü köyünde yaşayan ve Kurtuluş Savaşı sırasında gösterdiği fedakârlıklarla tarihe geçen Türk kadın kahramanlarından biridir. Hayatını vatanına ve milletine adamış, Milli Mücadele’nin isimsiz neferleri arasında yer almıştır.
Milli Mücadele yıllarında ellili yaşlarındaydı. Eşini ve oğlunu cepheye göndermiş, kendisi de mücadeleden geri kalmamıştı. Cephede savaşamasa da Türk askerlerine destek olmak için büyük bir gayret gösterdi. Köyünde hazırladığı ekmekleri, suyu ve çeşitli ihtiyaç malzemelerini zorlu yolları aşarak gizlice Mehmetçiğe ulaştırdı.
Nazife Kadın yalnızca askerlerle ilgilenmedi. Köyde kalan yaşlıların, kimsesizlerin ve eşi cephede olan kadınların da yardımına koştu. Zor şartlar altında birlik ve dayanışmanın en güzel örneklerinden birini sergiledi. Bu nedenle çevresinde büyük saygı kazandı.
Bir süre sonra Yunan askerleri tarafından yakalandı. Türk askerlerinin yerlerini öğrenmek isteyen işgalciler ona ağır işkenceler uyguladı. Ancak Nazife Kadın bütün baskılara rağmen tek bir sır bile vermedi. Bilgi alamayan Yunan askerleri onu, askerlere ekmek pişirdiği fırına atarak diri diri şehit etti.
Nazife Kadın bugün Milli Mücadele’nin en büyük kadın kahramanlarından biri olarak anılmaktadır. Vatanı için canını vermekten çekinmeyen bu cesur Anadolu kadını, fedakârlığın ve direnişin sembollerinden biri hâline gelmiştir. Hikâyesi, “Milli Mücadele Kahramanı Nazife Kadın” adlı esere de konu olmuştur.
#nazifekadın #millimücadele #kurtuluşsavaşı #kahramantürkkadını #türktarihi