Tartıştığım hoca takımını kastetmiyorum. Evet siz ağ filan değilsiniz bir grup kifayetsiz muhterissiniz.
Sizin adam olmamanızdan cesaret alıyorlar. Benim buna tepki vermemden de hassas noktamı algılıyorlar.
Şimdi dırıltı yapıp ''tartışmayı şuraya çekiyor'' diye gelmesinler.
Distaste isimli Türkiye düşmanı olduğunu açıkça yazan hesabı Muhbirler olayından hatırlıyorsunuz. İçeri alınmıştı.
Nasıl olmuşsa 5 ayda dışarı çıkmış. Baya dümdüz vatan hainiyim yazıyordu. Bununla ilgili organize faaliyet yapıyordu. 5 ay sonra salıverilmiş.
Yurt dışına da hızlıca geçmiş. Artık kaçak mı geçti yoksa yurt dışı yasağı bile konulmamış mı bilmiyorum.
Bunlar İrancı taze bir ağla beraber sabah akşam yapay zeka prodüksiyonu ile video atıyorlar. Belki 1 aydır farkındayım. Ama tepki vermiyorum.
Neredeyse memleket İsraille savaş düzeyine geldi ancak halen İran menşeli hesaplar Türkiye aleyhine ''İsrailci'' algısı kasıyorlar. Nasıl ardları yanmışsa 5 yapay zeka işinin 3 tanesi benimle alakalı.
Ancak son zamanda şu kızlara küfür meselesinden hassasiyet gösterdiğim için işi buraya çevirdiler. Kendine müslümanım diyenlerin de umurunda değil.
Dün bilerek duyururken bununla ilgili twiti hoca kılıklının küfrüne bağlamadım. Zira benim şahsımdan ve tartışmama daralmasın, sorun müslümanca farkedilsin diye. Kimsenin dert edindiği de yok gibi görünüyor.
Analarına kardeşlerine küfredilirken dini gıybet,iftira ve yalanla benden korumaya çalışıyorlar. Fatih Altay'lı tesettürlü kadınlara bir defa küfür etti diye kinlendi müslümanlar.
Böylesine apaçık ırzına namusuna küfür edilebilen sizden başka kim var bu memlekette ? Bunun normalleşmesine nasıl sessiz kalınabiliyor ? Bu ne haysiyetsizlik yahu ?
''Biz vatan hainiyiz'' diye açıktan yazan ağların halen aktif olması normal mi ? Hapisten 5 ayda çıkması ve hızla yurt dışına geçmesi normal mi ? Dönüp müslüman kızlara küfürler edilmesini twitterın normali kılmaya çalışmaları olacak iş mi ?
Bu tiktokçu da twitterdaki bu kızlara küfür eden distaste/irancı ağı da dümdüz bir 5.kol faaliyeti. Böyle giderse sizin karınıza kızınıza küfür edilmesi yaygınlaşacak. Hem siz hem de bu işleri kontrol etmek için devletin kendisine görev verdikleri Allah'tan korksun.
Doğu Türkistan sessizce ağlayan
Bir Gazzedir..
O ağzı açık şezlong şemsiyesi, zulüm saymaz insan sayılmaz mamüller i ÇİN muazzam bir cevap .
Mazlum varsa zalimin teknolojisini değil zulmünü konuşacağız !!
Doğu Türkistan’da zulüm VAR!
Sanat Sepet tayfaya ıslık gelmiş belli ki, kuyruklarını sallaya sallaya dökülmüşler ortaya. Bu lalelerin kendi fikirleri olmadığını sanırım artık herkes biliyor.
Allah'ın kitabının sarhoş berduşlar diliyle kamu önünde tahkir edilmesini ''hakkımız'' diye savunuyorlar. Bu yavşakları semirtmeyin.
Allah'ın kitabı size öz namusunuzdan evla değilse gidin kendinize ağlayın. Öz namusunuza küfredilmesini ''özgürlük'' kılıfı ile savunanın küfredenden farkı ne ?
İzzetli bir insan bunların gölgesine gölgesini değdirmez.
Normalde insanın doğasında var olan şeyler korunmaya ihtiyaç duymaz. Zaten var olmaya devam ederler.
Oysa bugün ailenin korunmasına ihtiyaç duyuluyor. Çünkü çıfıt başka toplumların aile yapısına saldırıyor. Madem lazım oluyor, doğal olanı koruyalım.
#YasalDüzenlemeİstiyoruz
#ÇanakkaleRuhuNöbette
⚠️Önemli Destek Talebi!
Kutsalımızla alay etme cüretini gösteren bu hadsiz soytarı derhal tutuklanmalıdır!
Etiketimize destek vermenizi rica ediyoruz
👉 #DenizGöktaşTutuklansın
Sabah ezanları hürmetine Rabbim bizi affeyle, bu ülkeyi yeniden İslam ile aziz eyle, küfrü zelil eyle, İslamı iman, ahlak, kardeşlik ve ahkam yönleriyle bir bütün olarak yaşamayı bizlere nasip ve müyesser eyle, dünya ve ahirette sıhhat ve afiyetler ihsan eyle. Amin ya Muin!
ağalı, töreli, bol konaklı, uzun uzun bakışmalı dizileri izliyor musunuz?
yengelerin pastanın üstünde çilek muamelesi gördüğü hani?
birçoğumuz evet izliyoruz.
iradesi iğdiş edilmiş kalabalıklar olarak ensestin, ihanetin ve alçaklığın en şatafatlı halini her akşam evlerimizde ağırlıyoruz farkında mısınız?
bize bir cinnet bahşettiler; kanı, irfanı, öfkesi alınmış bir cinnet. karşılığında da haysiyetimizi rehin verdiler bize.
bize dayatılan bu cinnet gerçek bir cinnet de değil, katılmıyorum. gerçek cinnet, insanın kendine gelmesi, zincirlerini kırması, çürümeye başkaldırmasıdır çünkü. bize verilen şey, kontrollü bir patlama; basıncı alınmış bir öfke. isyan ettiğini sanan ama aslında her akşam aynı koltuğa gömülen, aynı ekrana bakan, aynı zehri içip ertesi sabah işine giden bir insan modeli üretiliyor. fabrika ayarlı isyanlar, paketli öfkeler, ambalajlı ahlâk sorgulamaları.
bir medeniyetin çöküşü, önce anlatılarının çürümesiyle başlar. roma'yı barbarlar değil, arenalarda gladyatör kanını alkışlayan hissiz kalabalıklar bitirdi mesela.
bu topraklarda anlatı hep güçlüydü. aşk vardı ama haysiyetle yoğrulmuş bir aşk. ihanet vardı ama ibret olsun diye. kötülük anlatılırdı evet ama kötülüğün altını çizip meşrulaştırmak için değil; kötülüğün çirkinliğini gösterip insanı iyiye çağırmak için. şimdi kötülük, estetize edilmiş bir afyon olarak sunuluyor. hain yakışıklı, aldatma romantik, zulüm şık.
mesele diziler falan da değil. diziler zaten bir semptom. televizyon bir araç olmaktan çıkalı çok oldu. artık toplumsal basıncın tahliye vanasından ibaret.
mesele, kendi darağacına kement atan bir parya sürüsü olmaya rıza göstermemiz. mesele, şah damarımızdan akan kanı kelepire kapatan bezirganlara gönüllü uşaklık etmemiz.
asıl mesele, küfrün yağlı sofrasında semiren karınların hakikate taraf çıkmasını acizce beklemek. insan kalmayı, yeryüzünde bir ağırlık taşıdığımızı unuttuk biz. mesele, acısını konforla takas eden, haysiyetini sırf midesi tok kalsın diye pazara süren yığınlar haline gelmemiz.
mesele, çürümüşlüğe karşı yumruklarını sıkıp göğü titretemeyen nesillerin kahredici uyuşukluğu.
ezgi akgül
19 Mayıs 2026 / ankara
tek çözüm savaşmaktır.
evet, bu cümleyi kurarken ürkmüyorum.
barış isteyenlerin çocuk cesetleri karşısında nasıl sessizleştiğini, uluslararası hukuk denilen şeyin güçlü devletlerin imzaladığı, zayıf halkların kanıyla yazılan bir komediye dönüştüğünü gördükten sonra teslimiyetin, kötülüğün oksijeni olduğunu görüyorum.
diplomasi masalarında mürekkep kurumadan yeni bombaların düştüğünü, "insan hakları" kavramının sadece güçlünün elinde bir pazarlık aracına dönüştüğünü gördükten sonra sessiz kalmanın, zulmün en büyük destekçisi olduğunu anlıyorum.
tek çözüm savaşmaktır.
uluslararası kuruluşların kınama açıklamaları yaparken bile titrek seslerle konuştuklarını, barış görüşmelerinin sadece güçlünün zamanını genişletmek için yapıldığını, adaleti savunma iddiasındaki kurumların menfaat hesaplarıyla suskunlaştığını gördükten sonra pasifizmin, zalimlerin en sevdiği politik duruş olduğunu fark ediyorum.
bu bir hayatta kalma kavgası ve bu kavgada kaybedenler toprağın altına, kazananlar tarihe geçer. umut kelimesi masal kitaplarında kaldı. şimdi gerçeğin soğuk ve keskin yüzüyle yüzleşmek zorundayız. Demir ve ateşle yazılan bir kaderi, kâğıt ve kalemle bozamazsın. Eğer birileri senin yaşam hakkını gasp ediyorsa, sana uzanan eli kökünden kırmaktan başka çaren kalmıyor.
tek çözüm savaşmaktır.
savaşmadıkça konuşma hakkın yok. savaşmadıkça tanınmıyorsun. savaşmadıkça acın anlaşılmıyor. ve bütün tarih, savaşanların kaleminden çıkıyor.
israil gibi bir organizmanın karşısına hâlâ diplomasiyle çıkanlar, hâlâ uluslararası hukuk ile meseleyi çözeceğini zannedenler, hiç anlamadı: bu dünyanın kuralları zalimler için değil, zalimin adını anmamaya yeminli yapılar için yazılmış.
yüzden uluslararası hukuk diye bağırmak, hukuk tanımayana “elindeki satırı biraz daha düzgün kullanır mısın?” demekle eşdeğer.
bu çağın gerçeği nettir: güç kullanmayanı kimse dinlemez.
tek çözüm savaşmaktır. evet, bu cümleyi kurarken ürkmüyorum.
ezgi akgül
15 mayıs 2026 / ankara
HERKES PAYLAŞIRSA İPTAL EDİLİR ⚠️
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta
yaşanan olaylar henüz tazeyken;
Gazze’de soykırım, Doğu Türkistan’da zulüm ve gözyaşı devam ederken,
Bu festival toplumsal vicdanı yaralamaktadır.
Gaziantep Manifest iptal edilmelidir.
@TC_icisleri 🇹🇷
#ManifestKonseriİptalEdilsin
Hayatını İslam’a ve hususen Osmanlı’ya adayan Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan hocanın Süleymaniye Camii haziresine defnedilmesi veto edildi.
Hayatını Osmanlı’ya, hususen Fatih Sultan Mehmed Han’a adayan Kadir Mısıroğlu, Fatih Camii haziresine defnedilmedi.
Hayatını Osmanlı’yı ve İslam’ı müdafaa etmeye vakfeden, yazdığı kitaplarla ve yetiştirdiği öğrencilerle akademiye damga vuran Prof. Dr. Teoman Duralı hoca Fatih Camii haziresine defnedilmedi.
Osmanlı’yı müdafaa eden Milli Görüş hareketini kuran ve Osmanlı’ya kalpten bağlı kadroların yetişmesine ön ayak olan Prof. Dr. Necmeddin Erbakan da Fatih Camii haziresine defnedilmedi.
Osmanlı’yı yıkan ve Fatih Sultan Mehmed Han’ın torunu Vahdeddin Han’ı karalayan Kemalizme kutsal diyerek iman eden şahsiyet ise Fatih Camii haziresine defnedilecek.
Bakın burada hiçbir yorum yapmadım, kanaat belirtmedim, kötü bir söz söylemedim. Sadece objektif bilgi verdim.
Bilgi rahatsız edicidir.
Türkiye
İnsanların hayatları ile son yolculuklarının uyuşmadığı yegâne yer.
İlber Ortaylı
Fethullah Gülen ile Türkiye’de ve Amerika’da defalarca görüştüğünü gururla açıklamış, Osmanlı tarihçiliğinden nüfuz casusluğuna kaymış, içi başka dışı başka bir kişiydi.
Gömüleceği yer, Fatih Camii haziresi değildir.
Fatih Camii haziresi, ünlüler mezarlığı değil, ulema ve meşayıh mezarlığıdır.
Ortaylı gibi kişilerin yanlarına gömülmesi, orada yatan mübarek zatların kemiklerini sızlatır.
Bu yanlıştan acilen dönülmelidir.
Muhterem Cumhurbaşkanım,
Fatih Sultan Mehmed'e içkici diyen ve Filistinlilere hakaret edip Siyonistleri destekleyen sathi tarihçi İlber Ortaylı'yı, Fatih Camii Haziresine gömme kararınızla, ömrüniizün en büyük ve en kara hatanızı işliyor; Fatih'in bedduzasına muhatab oluyorsunuz.
BU KARARINIZDAN HEMEN VAZGEÇİNİZ.
Doktor Hossam'ın avukatı: "Kalbi tükenmiş, vücudu sürekli işkenceden dolayı harap olmuş durumda ve hücresindeki dondurucu soğuklar acısını daha da artırıyor. Soğuk duvarlar arasında, yüzlerce çocuğu ve yaralıyı kurtaran doktor, yeterli yiyecek ve ısıtma olmadan yatıyor ve sağlığı gün geçtikçe kötüleşiyor. Sessizliğin her anı, onun acısına ortak olmaktır. Onu kurtarmada yaşanan her gecikme, hayatını kaybettiği an olabilir. Ondan bahsedin, adını duyurun, hayat kurtaran doktorun sesinin susturulmasına izin vermeyin." #FreeDrHussamAbuSafiya
“İlgili taraflara son bir çağrı.
Doktor Hossam'ın avukatı şu uyarıda bulunuyor:
Kalbi tükenmiş, vücudu sürekli işkenceden dolayı harap olmuş durumda ve hücresindeki dondurucu soğuklar acısını daha da artırıyor. Soğuk duvarlar arasında, yüzlerce çocuğu ve yaralıyı kurtaran doktor, yeterli yiyecek ve ısıtma olmadan yatıyor ve sağlığı gün geçtikçe kötüleşiyor. Sessizliğin her anı, onun acısına ortak olmaktır. Onu kurtarmada yaşanan her gecikme, hayatını kaybettiği an olabilir. Ondan bahsedin, adını duyurun, hayat kurtaran doktorun sesinin susturulmasına izin vermeyin.”