🔵#Maldive Parla il team di sub che è riuscito a recuperare i corpi degli italiani deceduti nell’immersione. “Il nostro desiderio era riportarli a casa. Grati per tutti i messaggi di sostegno ricevuti”.
@RadioRoseto#DANEurope
@hazar_buyuka Seneye Osimhen’i takip futbolcular kollamayacaktır. Sinirlerine hakim olması gerekecek. Futbolculuk kalitelerine saygıdan uğraşmıyorlardı, sakinleştiriyorlardı.
Seneye ona zor olacak.
Seneye daha çok kırmızı mı görecek gol mü atacak, kaç hafta sakat kalacak göreceğiz.
@ismailsaymaz@elcinarabaci Benzer vaka Fransa’da yaşandı. Polis arabası motosikletli gencin dengesini bozarak yoluna devam etti. Kaza yaşanmadı ama kaydı çıktı. 2 polis 3 yıl hapis cezası aldı. Hukuk devleti, kuvvetler ayrımı veya hümanist bakış. Türkiye buna çok yakındı şimdi Ayın arka yüzü kadar uzak!
@Fenerbahce İş işten geçti neden hocayı işten çıkarıyorsunuz ki, yerine başkasını mı getireceksiniz gider ayak?!!
Siz de kalıcı değilsiniz artık. Sıkletiniz yetmedi bu düzene.
Muğla Milas Boğaziçi Köyü Tuzla Sulak Alanı talan projeleriyle yok edilmek isteniyor. Türkiye Futbol Federasyon Başkanı'nın futbolculara hediye etmek istediği villalar bu yağmanın üzerine kurulmak isteniyor. Defne Hanıma kulak verin lütfen.
@Eurosport_TR Sarı uygun olmazmış, Sarı Mayo ile karışırdı. Siyah da sıcakta uygun değil.
Vingegaard gerçek Sarı Mayoyu hızıca ele geçirmeli ki etkilenmesin.
Renkten bağımsız mayonun üzerindeli desenler Tour’un bu sene başlangıç noktası Barcelona’ya gönderme, özellikle mimar Gaudi’ye
✏️Kumaşın mimarları: Ankara pasajlarında terzilerin suskun makasları
"Ankara’da Kızılay’da, Ulus’ta hanların ve pasajların kuytu yerlerinde bulunan küçük dükkânlarında, bir zamanlar sadece kumaşların değil, koskoca bir devrin, umutların ve göç hikâyelerinin biçilip dikildiği terzi dükkânlarını bulabilirsiniz.
Vitrinlerinde terzi yazan bugünlerde sadece paça kıvırıp fermuar değiştiren, tadilat yapan bu dükkânların içine adım attığınızda sizi sadece ütü buharı ve makine yağı kokusu karşılamaz.
O küçük dükkânlarda büyük bir devrimin başkentteki kılık kıyafet evrimine, yoksul Anadolu köylerinden kopup gelen çocukların yaşam mücadelesine, Ermeni ve Yahudi zanaat ustalarının el verdiği bir döneme, geçmişi bugüne getiren mirasa, kumaşların o tok kokusuna tanıklık edersiniz.
Bugün Ankaralı terzilerin hangisine gitseniz, anlatılan hikâyenin derinliğinde o ustaların izini mutlaka bulursunuz..."
Tezcan Karakuş Candan (@tezcandan) yazdı
https://t.co/rJkYfhtM4V
İran’ı haritada gösteremeyen fransız Avrupa milletvekilleri, ki görüşmeler krizin çözümüne yönelik. Bir tanesi Fransa’nın en iyi okullarından mezun dışişleri bakan yardımcısı, bir diğeri Strasbourg eski belediye başkanı. Bulgaristan, Türkiye, Afganistan, Hürmüz Boğazı gösterilmiş
Tayfun’u bugün 1 saat cam ardından acı içinde gördüm!
Anayasa Mahkemesi kararı UYGULANMADIĞI İÇİN, masum yere hapiste olan eşim Tayfun Kahraman, sağlığını kalıcı biçimde etkileyecek çok ağır ve sancılı bir süreç yaşıyor.
Oysa 4 senedir kimseye bir zeval gelmeden, geri dönüşü olmayan bir hasar almadan bu haksızlık bitsin diye dua ediyordum…
Tayfun geçirdiği MS atağı nedeniyle dün bütün gün daracık havasız bir ring aracı içinde oradan oraya götürüldü.
Hastaneden koğuşuna geri götürüldüğünde ilaç dağıtım saati geçtiği için almak zorunda olduğu Neurotin adlı ilacı verilememiş! Tüm geceyi ağrı içinde bir başına geçirmiş!
Hastaneye tekrar sevki ve yatışı planlanıyor!
Ne yapalım biz? Kime anlatalım derdimizi?
Tayfun’un 4 senedir haksızca içinde barındırıldığı fiziksel ve psikolojik yaşam koşullarının hastalığının bugün geldiği seyre etkilerini hangi mahkeme değerlendirecek? Nereye başvuralım?
Masalarında Tayfun’un hastalığının ilerlediğine dair heyet raporu olmasına rağmen, AYM kararını uygulamayıp Tayfun’u tahliye etmeyenlerin ve hiç böyle bir şey olmamış gibi susanların hiç mi vicdanı yok, bu nasıl insanlık?
Resmi gazetede yayınlanmış AYM kararına göre dışarıda olması gereken Tayfun neden zırhlı araç içinde gün boyu şehirlerarası yolculuk yaparak tahlil, tetkik ve takip altında kalıyor?
Bizim daha ne yaşamamız gerekiyor?
Bu kadar zulüm, bu kadar gaddarlığı nasıl sineye çekelim?
Başımıza gelenlerin ve geleceklerin sorumluluğu kimde?
2013 yılında TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı olarak her an deprem gerçeği ile yaşadığımız İstanbul’un en yoğun bölgelerinden birindeki bir toplanma alanı olan Gezi Parkı’nın park olarak kalması için anayasal görevim çerçevesinde mesleki itirazlarımızı tüm yurttaşlar adına hukuki bir süreç başlatarak ilettim.
Bu sürecin sonunda Gezi Parkı olması gerektiği gibi park olarak, yani İstanbulluların hem gölgesinde nefesleneceği bir yeşil alan hem de afet anında sığınacakları bir toplanma alanı olarak korundu.
2022 yılında, Gezi Parkı’nın park olarak kalması için elime kalemden başka bir şey almamış, davet edildiğimiz heyet ile birlikte dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen ben; aleyhimde tek bir somut delil olmaksızın, lehimdeki deliller tartışılmadan, tanıklarım dinlenmeden, dilekçelerim okunmadan “Cebir ve Şiddetle Hükümeti Devirmeye Teşebbüs” iddiasıyla 18 yıl hapse mahkum edildim.
Mahkemeler suçluluğumu ispat edemeden beni mahpus etti ama ben masumiyetimi tüm milletimizin vicdanına sundum, belgeledim.
Bugün 25 Nisan 2025, tam olarak 3 yıldır hukuksuzca Silivri Cezaevi’nde tutuluyorum ve diyorlar ki 15 sene daha burada kalmalıymışım; cezam 18 sene öyle ya!
3 senedir kızım Vera’dan, eşim Meriç’ten, tüm sevdiklerimden, arkadaşlarımdan, öğrencilerimden mahrumum, hayatım 3 senedir eksik.
3 senede İstanbul'un hizmetinde daha bir çok görevler yapabilirdim.
Ancak 3 sene sonra ben bugün sizlerle; afet anında İstanbulluların binalarından çıkarak toplanacağı açık alanları yapılaşmadan korumak için çalışmış bir adamın, deprem anında beton bir kafesten, hücresinden çıkamayışını anlatacağım.
Tarihe not düşmek için yaşadıklarımı sizlerle paylaşıyorum:
Sevgili dostlar, gözaltına alınmadan hemen önce sizlerle paylaşmak üzere bir video hazırlamıştık. Paylaşmak kısmet olmadı. Bugün sizlerle paylaşmak istedim.
İBB Miras olarak şehrin hafızasında özel bir yeri olan İstanbul’un en eski Mevlevihanelerinden Fatih Mevlevihanesi (Âbid Çelebi Tekkesi) Haziresi’nde restorasyon çalışmalarını başlatmıştık.
Mevlana neslinden Sultan Bayezid dönemi şeyhlerinden olan Âbid Çelebi’nin kurduğu tekkenin haziresinde yine tekke şeyhlerinden Hacı Mustafa Sıdkı Efendi ile Şeyh Hüseyin Hamdi Efendi’nin mezar taşları yer alıyor.
Eminim ki arkadaşlarımız bu restorasyonu hakkıyla tamamlayacak ve 15. yüzyıldan günümüze ulaşan bu tarihi alanı siz değerli İstanbulluların ziyaretine açacaktır.
Sağlığım için iyi dileklerini, dualarını eksik etmeyen tüm güzel dostlarıma gönülden teşekkür ederim.
İyi pazarlar dilerim…
Tayfun Kahraman’nın hukuksuz bir şekilde özgürlüğünden mahrum yaşaması, kendisi ve ailesi için bir trajedi olmakla birlikte, İstanbul ve şehircilik mesleği için de büyük kayıp.
2001 yılından beri Resul Emrah Şahan ve Gürkan Akgün ile önce Mimar Sinan’da aynı sıraları, dostluğumuzu, olmayan ekmeğimizi paylaştık.
Mezun olduk mesleğimizi paylaştık. Büyüdük kavgamızı paylaştık.
Şimdi aynı zindanda tutsaklığı paylaşıyoruz.
Çok yakında özgür günlerde mücadelemizi büyüterek paylaşacağız.
Mehmet Murat Çalık ve Buğra Gökçe de eklenince, şu an Silivri’de tam 5 şehir plancı var.
Bu tesadüf değil.
Çünkü şehir plancılığı mesleği, kamu yararını önceleyen doğası gereği şehirlerimizin planlı, sağlıklı, güvenli olması için çalışmayı gerektirir.
Bu bazılarının rant musluklarının kesilmesi demek.
Kenti rant alanı olarak gören anlayışın, imar aflarının, akla ve bilime aykırı her türlü girişimin engellenmesi demek.
Bizler, rant ve vurgun düzenine karşı çıktığımız için buradayız.
Meslek ahlakını, vatandaşımızın hakkını, insanlık haysiyetini savunmaya devam edeceğiz.
Vurgunculara kaptıracak kentimiz yok. İstanbul’un muhafızlığı da milletimize emanettir.
Rantçılara karşı halkçılar kazanacak.
Mahir Polat “kent uzlaşısının” suç sayılması bağlamında tutuklandı ki, böyle bir “suç” olamaz. Mahir Polat’ın haklılığını göstermek için İstanbul’a, memlekete yaptığı katkıları sıralamaya da gerek yok. Mahir Polat’ın bir suçu yok.
ÇOK ÇOK ÖNEMLİİİİ!!!!
Bolu Kartalkaya Grand Kartal faciası sonrası Bolu Belediyesi ile ilgili belgeler haklı olarak herkesin kafasını karıştırdı.
Gidermek için durumu net bir şekilde özetleyeyim:
Grand Kartal Otel, 12 Aralık’ta Bolu Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü’ne yangın yeterlilik belgesi almak için başvuruyor. Bunun üzerine 16 Aralık’ta belediye yetkilileri otelde bir denetim yapıyor ve şu tespitleri içeren bir rapor hazırlıyor:
•Acil çıkışlar ve yangın merdivenlerine olan mesafeler yetersiz.
•Sprinkler sistemi mevcut değil.
(FOTO: 1 ve FOTO: 2)
Bu rapor otelin yangına karşı yeterli olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Ancak otel sahipleri hemen başka bir plan devreye sokuyor. İlk başvurularını geri çekiyor ve 24 Aralık’ta “Mudurnu Enerji Şirketi” adı altında yalnızca otelin 4. katındaki restoran için yangın yeterlilik belgesi başvurusunda bulunuyor.
Peki sonra ne oluyor?
2 Ocak’ta, bu başvuru Bolu Belediye Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Tanju Özcan’ın dayıoğlu olan Sedat Gülener tarafından “yangın yönetmeliğine uygundur” denilerek onaylanıyor. (FOTO: 3)
Bu belge, daha sonra “Bolu Belediyesi İtfaiye Genel Müdürlüğü tarafından yangın yeterlilik belgesi alınmıştır” notuyla Turizm Bakanlığı’na iletiliyor.
Ve işte Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un, “Yangın yeterliliği belediye tarafından verilmiş” demesinin nedeni bu sahte belge.
Belli ki bakanlıkta da birileri bu çakma belgeye göz yummuş.
Sözün özü:
79 insanın hayatına mal olan bu otelin yangına uygunmuş gibi gösterilmesi için, otel sahipleri, belediyeden ve bakanlıktan birileri birlikte çalışmış, akıllara ziyan bir senaryo yazmış ve uygulamış.
Bu senaryonun hangi “karşılıklarla” yazıldığını anlamak zor değil.
Acı olan şey, biz buram buram rüşvet kokan, ahlaksızlık ve kepazelik dolu bu oyunu ne yazık ki 79 masum insanın canı pahasına öğrenebildik.
Eğer bu facia yaşanmasaydı, bugün bu belgeyi alan da, uydurma imzayı atan da, göz yuman da keyif içinde “Ohhh, mesele kapandı, belayı atlattık” diyerek keyif çatıyor olacaktı.
Allah, bu katliamda en ufak payı olanları kahru perişan etsin!
Gün yüzü göstermesin…
@_bky Genç neslin Bülent Yıldırım ismini hak ettiği kadar iyi tanımadığını görüyorum. Bence yazdığınız tanıma uyan 1. sıradaki kişidir, yaptıklarıyla bugün geldiği nokta arasındaki fark bakımından.