#FilozofveYoksulları kitabından:
“Emek değildir proleteri biçimlendiren, mülksüzleştirilmesidir. Proleter orada emekçi vasfını kaybetmeyi öğrenir. Emek tamamıyla yabancı bir güce dönüştüğü zaman –bu ona nice iyilikler getirir!– çıraklık tamamlanmıştır. Proleter tarihin faili olacaksa, ‘her şeyi yarattığı’ için değil, her şeyden yoksun bırakıldığı için olacaktır. Elbette ‘yarattığı’ ‘zenginlik’ten, ama özellikle ‘yaratıcı’ gücünden, sınırından, yani kendini ’kendi’ ürününde gerçekleştiren ‘zoraki’ emekçi olmaklığından yoksun bırakıldığı için.”
#JacquesRanciere #FilozofveYoksulları
Çeviri: Aziz Ufuk Kılıç
🔗 https://t.co/lXLD9sWalQ
"Geçen hafta kışlık domatesleri kaynatırken deve dişi gibi STK’ların gazetelerin yanı sıra benim gariban X hesabımı da kapatmışlar. Son kavanozu doldurduktan sonra ancak akşamüstü fark ettim. Bir an önce çıkın da bu menemenlikleri birlikte yiyelim Kahvaltıya bekliyorum hepinizi"
Tutuklanan LGBTİ+ aktivistlerine mektup yazdım. Ve Gürcistan’daki LGBTİ+’ları haberleştirdiği için tutuklanan meslektaşım @tugbatekerek ‘e…Ve siyasi saiklerle hapsedilmiş tüm dostlara…İyi ki varsınız✌🏽💜🌈
@KaosGL@yunusunbabasi@elifilgaz
https://t.co/KFdlweVd3y
Çocuklar Tarihleri Hatırlamaz
Çocukken dünyanın bozuk olduğunu bilmezsin. Yalnızca bazı şeylerin yerinde olmadığını hissedersin. Birinin susması, bir kapının kapanması, evde seslerin birden alçalması… Ne olduğunu anlamazsın; ama unutmazsın.
Yıllar önce yazdığım bir yazıda şöyle demişim: “Bir türlü kaybedilemeyen kayıplardı bunlar.” Bugün o cümleyi değiştirmezdim.
Çünkü insan yalnızca sahip olduklarından yapılmıyor. Kaybettikleri de onun içinde yaşamaya devam ediyor. Kimi kayıplar, sahip olduklarımızdan daha sadık çıkıyor; bizi hiç terk etmiyor.
Belki insan büyüyünce çocukluğunu geride bırakmıyor. Yalnızca onun etrafına daha büyük bir hayat kuruyor. Sonra olan bitene isimler koyuyoruz: tarihler, nedenler, açıklamalar…
Resmî tarih büyük olayları sever: darbeleri, generalleri, bildirileri, tarihleri. Çocukların hafızasıysa ayrıntıları tutar: bir kapıyı, bir bakışı, bir sessizliği.
Kırk altı yıl öncesini anlattığım o öyküye on altı yıl sonra dönüp baktığımda, bana kalan ne yarbay, ne Gölkent, ne tabelalar, ne de bütün o memleket saçmalıkları. Bir kapı kaldı; köşeleri sarı yaldızlı. Bir de önünde duran çocuk.
“her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği…”
(Turgut Uyar)
Her şeyi yerli yerine koymuşlar. Bir tek onu koyacak yer bulamamışlar.
Şimdi ona uzaktan bakıyorum. Bir şey söylemek istiyorum ama söyleyemiyorum.
Çünkü çocuklara geçmiş olsun denmez.
***
Güzelbahçe Sohbetleri, 2026
“Nancy Fraser, Marx’ın anlattığı fabrika ve emek sömürüsü tablosunun artık yetmediğini söylüyor. Çünkü bugünün kapitalizminin sadece işçiyi değil, aynı zamanda kendi devamlılığını mümkün kılan toplumsal ve doğal temelleri de tükettiğine dikkat çekiyor. Ekonomik kriz, bakım krizi, ekolojik kriz ve demokrasi krizinin birbirinden kopuk sorunlar olarak görülmemesi gerektiğine vurgu yapıyor.”
@ilke_kamar@BirGun_Kitap
https://t.co/zkSJVYI6BQ
Arşivden | Tuğba Tekerek’in çarpıcı kitabı, AKP’nin arka bahçelerinden taşra üniversitelerinin söz konusu iki amaca, ‘maddi kazanç elde etme’ ve ‘dinselleştirmeye’ nasıl hizmet ettiğini büyük başarıyla anlatıyor
✍️ Murat Sevinç yazdı
https://t.co/5I0u8g5FSp
LGBTİ+ bireylere ve aktivistlere yönelik saldırıları eleştiren paylaşımım nedeniyle kapatılan hesabımın yerine bu hesapla yeniden buradayım. Rahatsız olanlar olmaya devam edebilir, LGBTİ+ hakları, insan haklarıdır. Nokta!
2500 kelimenin, Yargıtay kararları doğrultusunda hakaret olup olmadıklarını derledik. Keyifli bir site oldu. Oyun oynar gibi sitede gezebilirsiniz. Emeği geçen tüm meslektaşlarıma teşekkür ederim. İnceleyip olumlu olumsuz yorumlarınızı bekliyorum.
https://t.co/d26D9eJc1t
İçeriden dışarıya işte bir güzel selam.
Tam 4 yıl, 4 ay ve 17 gün elini tutamağımız, sesini duyamadığımız Çiğdem’in sözlerine sarılmaya hazırlanıyoruz. Çiğdem Mater’in ilk kitabı 18 Eylül’de kitapçılarda… 🌸 @iletisimyayin#ÇiğdemMater#TuhafSaçmaNeyse
"...Hayır, ben sizin o 'mutluluk' dediğiniz şeyi istemiyorum! Her şeyin eksiksiz, lekesiz ve sonsuz olmasını istiyorum. Eğer bu dünyada buna yer yoksa, o zaman yaşamak da istemiyorum!" (Jean Anouilh)
İnsan öldüğü anda kendi hikâyesini anlatma ve kendisi hakkında üretilen anlatıya itiraz etme imkânını kaybediyor. Kişinin mahremiyetinden öte bir durum var burada, yaşayanların etik sorumlulukları… Bu konuda son derece hadsiz ve vahşi bir zihniyetle yaşıyoruz. Şu anda doğrulayabildiğimiz bilgiler sınırlı öyle değil mi?.. Ancak be yapılıyor, o saçma sapan fotoğraflar yayılarak henüz ölüm nedeni kesinleşmeden, Serhat Kılıç’ın yaşam biçimi ya da ölümünün nedeni hakkında hüküm kurmaya zemin hazırlanıyor. Ne arsızlıktır bu…
Ayrıca sevgilisini evinde ölü bulan kadının sözlerinin, davranışlarının “şüpheli” olup olmadığının sosyal medyada amatör bir soruşturmaya açılması ayrı bir sorun. Üstelik bir insanın sevdiği kişinin cansız bedenini bulması başlı başına travmatik bir deneyimken…
Ve, Serhat Kılıç’ın ölüm nedeninin adli makamlarca araştırıldığını söylemekle neden yetinemiyorsunuz ey kendini bir şeylerin görevlisi zannedenler, evinin içinden görüntüler seçip bunları insanların onun hayatı hakkında spekülasyon yapmasını teşvik edecek biçimde dolaşıma sokmak nasıl bir ahlaktır, vicdandır…
Ve son olarak; bir insan öldüğünde, onun hakkında bilmek istediğimiz her şeyi gerçekten bilmeye hakkımız var mı? Bir düşünün bakalım varsa beyniniz…
HASAN CEM ÇAL – Karadelikler: Aslı Erdoğan’ın yazı ekonomisi
“Yazmanın katlanılmaz hale geleceği noktaya dek yazmak: Aslı Erdoğan’ın yazısının ekonomisi, son kertede, biraz da budur.” https://t.co/s9XgRyWD5H @kitapkritik24 aracılığıyla
"Seçilmiş yakınlık verili kız kardeşlikten çok daha zor. Seçim her seferinde yeniden yapılıyor. Her seferinde de bir bedeli oluyor. Kız kardeşliği iddia etmesi ucuz, arkadaşlıkta ise ödenmesi gereken bedeller oluyor. Bedelin kime kesildiği de hiçbir yerde yazmıyor"
Kırgın feminist bir yaşam sürmek
Ezgi Acar yazdı✏️
"Seçilmiş yakınlık verili kız kardeşlikten çok daha zor. Seçim her seferinde yeniden yapılıyor. Her seferinde de bir bedeli oluyor."
https://t.co/o2SKBxcwPx
2024 tarihli bir araştırmaya göre, incelenen 25 ülke arasında Türkiye'deki metal gıda kaplarının %67'si ve seramik kapların %53'ü, yüksek kurşun sınırı olan 100 ppm referans değerini aşıyor.
Tencere, tava ve servis kaplarında kurşun riski https://t.co/0Q76Mh4MGQ
Kaliteli insan değil nitelikli insan olur.
-İnsan eşya değildir.
Kendine yatırım yapmış değil, eğitimli insan olur.
-İnsan yatırım aracı değildir.
Toksik ilişki / toksik insan değil, acımasız insan olur.
-İnsan zehir değildir.
Mücadele; insanı, insan onurunu korumak içindir.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.