28 Haziran 2013 Tam 13 yıl önce kavuştum sana. Ve de ömrümün en kıymetli günü oldu bugün. Bu hayatta en sevdiğim, iyi ki dediğim tek kişi. Evladım, ömrüm, bal böceğim.İyi ki doğurmuşum seni ve iyi ki bizi seçtin canımkızım. Seni,seninle olan her anı her şeyi çok seviyorum.#lego
@ysfkiziltas Annesinin zoruyla gelen çocuklar hele içimi parçalıyor. Sınıfa bir giriyorum 3 5 kişi, hoş geldiniz, diyorum . Onları övmeye, takdir etmeye başladığım an diyor ki annem zorla gönderdi. O çocuğu unutup evdeki anneyi düşünmeden edemiyorum.
Tweeter a girmeyince hayat çok güzel. Bir giriyorum her şey çok kötü. Oysaki diğer sosyal medyalarda herkes çok mutlu. Kafam karıştı gece gece, en iyisi gidip uyuyayım. #iyigeceler
Mansur mu İmamoğlu mu, derken Kılıçdaroğlu geldi. İlginç olansa artık şaşırmıyor ve tepki veremiyorum. Aziz Yıldırım da geliyormuş. Yahu aynı nakarat hep aynı, aynı
#kılıçdaroğlu#özgürözel#CHPÖzgürÖzel
Mustafa Kemal'in Samsun'dan bir daha gelme ihtimali yok. Ama senin, sınıfındaki çocuklardan Mustafa Kemaller çıkarma ihtimalin var öğretmenim.
19 Mayıs ruhu hep yaşasın 🇹🇷
Bu süreçte yaşananlarla ilgili aşağıda yazacaklarım tamamen şahsi düşüncemdir. Ne bir taraf olma amacı taşımaktadır ne de kimseyi hedef alma niyeti içermektedir. Ancak yıllardır emek verdiğimiz, büyümesi için mücadele ettiğimiz bir teşkilatın geldiği noktaya dair duyduğum üzüntüyü ifade etmeyi de sorumluluk olarak görüyorum.
Seçim süreçleri elbette eleştirilerin, fikir ayrılıklarının ve farklı bakış açılarının ortaya çıktığı dönemlerdir. Ancak böylesine büyük bir teşkilatta, kullanılan her cümlenin sadece kişileri değil, 30 bine yakın üyeyi, onların ailelerini ve yıllardır verilen emeği etkilediği unutulmamalıdır.
Daha düne kadar birlikte yol yürüyen, aynı idealler uğruna mücadele eden insanların; yaşanan süreçleri kamuoyu önünde bu şekilde tartışması, sendikamızın kurumsal itibarına ciddi zarar vermektedir.
Üstelik seçim sonucunda “Ne olursa olsun sendikama zarar verecek hiçbir açıklama yapmayacağım.” şeklinde verilen bir sözün ardından, teşkilatı tartışmaların merkezine çeken bu açıklamaların yapılması da ciddi bir çelişkidir. Çünkü sorumluluk sahibi insanlar, öfke anında bile kurumlarını korumayı bilir.
“Başka türlü cevap alamadım” gerekçesi ise böylesine ağır ithamların kamuoyuna taşınmasını tek başına açıklamaya yetmez. Bir aile içinde yaşanan sorun nasıl herkesin ortasında konuşulmazsa, büyük emeklerle kurulmuş bir teşkilatın iç meseleleri de binlerce üyenin moralini bozacak şekilde yönetilmemelidir.
Burada doğal olarak şu soru sorulacaktır:“Peki iddia edilen, açıklanmayan, denetlenmeyen veya cevap verilmeyen konular nasıl açıklığa kavuşacak?”
Bu sorunun cevabı da açıktır:Şeffaflık; sosyal medya üzerinden karşılıklı açıklamalarla değil, kurum mekanizmalarının işletilmesiyle sağlanır. Denetleme kurulları vardır, yönetim kurulları vardır, genel kurullar vardır, resmi tutanaklar ve hukuki yollar vardır. Eğer gerçekten bir yanlış, usulsüzlük ya da eksiklik varsa; bunun çözüm yolu kurumu kamuoyu önünde yıpratmak değil, teşkilat hukukunu sonuna kadar işletmektir.
Çünkü haklı olmak ile yöntemin doğru olması aynı şey değildir. Doğru yöntem kullanılmadığında, haklı bir mesele bile zamanla kişisel hesaplaşma görüntüsüne dönüşür ve bundan en büyük zararı kurum görür.
Bugün burada asıl zarar gören kişiler değil, sendikaya umut bağlayan öğretmenlerdir. Çünkü üyeler kavga değil mücadele görmek ister. Kırgınlık değil birlik görmek ister. İnsanlar bu yapıya kişisel hesaplaşmalar için değil; onurlu, ilkeli ve güçlü bir sendikal mücadele için destek verdi.
Elbette soru sorulmalıdır. Şeffaflık talep edilmelidir. Ancak yöntem de en az içerik kadar önemlidir. Eğer eleştirdiğimiz yapılara benzer görüntüler vermeye başlarsak, kuruluş iddiamızın anlamı kalmaz.
Hiç kimse vazgeçilmez değildir. Makamlar gelip geçicidir. Ama kırılan güvenin tamiri çok zordur. Bu yüzden bugün herkesin söylemlerine dikkat etmesi, öfkesini değil sorumluluğunu öne çıkarması gerekmektedir.
Bu teşkilat; kişisel kırgınlıkların değil, ortak mücadelenin eseridir. Ve hiç kimsenin, hangi gerekçeyle olursa olsun, 30 bin üyeli bir sendikayı kamuoyu önünde yıpratmayı normalleştirmeye hakkı yoktur.
İl içi sıra tayinleri…
MEB’in uzun yıllar uygulanmayan il içi sıra tayini sistemini son iki yıldır yeniden işletmeye başlaması öğretmenler adına umut vericiydi.
Ancak öyle bir uygulama getirildi ki; 40 tercih hakkı veriliyor ama sıra çalışması yalnızca ilk 2 tercih için geçerli sayılıyor.
Peki neden?
Neden 40 tercihin sadece 2’si?
Tercih hakkı veriliyorsa, o hakkın gerçekten işletilmesi gerekmez mi?
Mesela ben… Aynı okulda 17. yılımı çalışıyorum. Benim gibi yıllardır aynı kurumda görev yapan, artık mental yorgunluğu derinden hisseden nice öğretmen var.
Ve evet… Ben 40 tercihin 40’ını da doldurdum. Üstelik büyük kısmı köy okulları olmasına rağmen yine yerim değişmedi.
Şimdi bazıları diyecek ki: “Hocam daha uzak köyleri yazsaydınız…”
Meslek hayatımın 6 yılını Yüksekova dahil olmak üzere köylerde geçirmiş bir öğretmen olarak, zorlu şartlardan kaçan biri hiç olmadım. Konu fedakârlık değil… Konu sistemin artık tıkanmış olması.
Peki tayinler neden kilitleniyor?
Çünkü yıllardır geçici olması gereken görevlendirmeler, birçok yerde kalıcı düzen hâline geldi.
Boş normlar geçici görevlendirmelerle kapatıldıkça, il içi tayinlerde öğretmenin önüne açılması gereken kadrolar fiilen kapanmış oldu.
Oysa Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nde görevlendirmelerin ihtiyaç ve zorunluluk hâlleriyle sınırlı olması gerektiği açıkça belirtiliyor.
Norm kadroların uzun süre görevlendirmelerle tutulması; • il içi tayin hakkını zayıflatıyor, • sıra sistemini işlevsiz hâle getiriyor, • yıllardır yer değişikliği bekleyen öğretmenlerin önünü kapatıyor.
Sonuç olarak; 40 tercih yapıp yer değiştiremeyen, aynı okulda yıllarca bekleyen, mesleki tükenmişliği yaşayan binlerce öğretmen ortaya çıkıyor.
Öğretmen fedakârlık yapar. Ama sistem de öğretmenin emeğini, bekleyişini ve hayatını görmezden gelmemelidir.
#iliçisıratayini
#öğretmen
@tcmeb
Son zamanlarda şiddetin ve toplumsal gerginliğin arttığı günlerde, sanata dokunabilen çocukların sayısı arttıkça; empati kuran, kendini doğru ifade edebilen, birlikte üretmenin kıymetini bilen nesillerin de çoğalacağına inanıyorum. Çünkü sanatla büyüyen çocuklar, geleceğe umut olur.
Bu anlamda böylesi emek harcanmış bir gecede başta koro şefi Cemile Ardıç hocamız ve ekibi olmak üzere idare ve öğrencilerini tebrik ediyorum.
👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻
@KozluMem@ZonguldakMEM