Anayasa Mahkemesi’nin Nafaka Kararı Yok Hükmündedir! Haklarımızdan da mücadelemizden de vazgeçmeyeceğiz!
Nafaka hakkına yönelik saldırılar, yıllardır mücadele ederek kazandığımız hakları geriye götürme girişimidir. Amaç açıktır: Şiddet görse bile boşanamayan, boşansa bile ayakta kalamayan kadınlar yaratmak.
İktidar kazandığımız hakları geri almak için açıkça saldırmakta, bu düzenleme ile kadınları boşanma sonrası yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm etmeye çalışmaktadır.
Kreşlerin, kamusal bakım hizmetlerinin, güvenceli istihdam olanaklarının ve sosyal destek mekanizmalarının yetersiz olduğu koşullarda nafakanın sınırlandırılması, kadın yoksulluğunu daha da derinleştirecektir.
Bugün boşanma sonrasında yoksullaşma riskiyle en çok karşı karşıya kalanlar, yıllarca ev içi emeği üstlenmiş, çocuk, yaşlı ve hasta bakım sorumluluğunu taşımış, çalışma yaşamından uzaklaştırılmış emekçi kadınlardır.
Nafaka hakkına yönelik her müdahale, en ağır sonuçlarını emekçi ve yoksul kadınlar üzerinde yaratacaktır.
Eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Nafaka hakkına yönelik saldırıları kabul etmiyoruz; kadınların ekonomik ve sosyal güvencelerini hedef alan her türlü düzenlemenin karşısında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz.
Bugün Zonguldak'ta Zaide ve Tülay Alkaç cinayetleri davasında karar açıklandı ve sanığa hiçbir indirim uygulanmaksızın iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak bundan sonraki süreçte de ailenin yanında olmaya ve davanın takipçisi kalmaya devam edeceğiz.
Avukatımız: @GunHande
Zaide ve Tülay Alkaç’ın katledilmelerine ilişkin verdiğimiz mücadelenin karar duruşması için yarın yarın (14 Mayıs) tarihinde saat 10:40'ta Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeyiz.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak, adalet yerini bulana kadar bu davanın peşini bırakmayacağız. Yaşamdan koparılan tüm kadınlar için mücadelemiz kararlılıkla devam edecek.
Avukatımız: @GunHande
soL Haber’e dijital saldırıya dair okurlarımıza çağrı
soL’un bir süredir hem iktidarın yürüttüğü soruşturma ve davalar eliyle hem de holding medyasının baskısıyla karşı karşıya olduğunu duyurmuştuk. Bu hamlelerin yanına nisan ayı sonunda bir de dijital saldırı eklenmişti. Okurlarımızın soL’a ulaşmasını, haber almasını engellemeyi hedefleyen DDoS saldırısı, bugün sabah saatlerinden itibaren bir kez daha başladı ve yoğun şekilde sürüyor.
soL ekibi, sabah saatlerinden bu yana saldırıyı savuşturmak ve okurlarımızın haberlerimize ulaşmasını sağlamak adına yoğun bir çaba sarf ediyor.
soL, tüm bu saldırılara karşı gücünü okurundan, halktan alıyor.
“Halka yalan söylemek suçtur!” diyen soL Haber’in yanında olan ve güne soL’dan bakan tüm okurlarımızı bugün dayanışmayı daha fazla büyütmeye, haber alma hakkına sahip çıkmaya ve abone olmaya davet ediyoruz.
Abonelik için👉 https://t.co/ceepMnWHIP
Fatmanur ve Hifa İkra'nın adalet mücadelesine devam etmek için İstanbul Anadolu Adliyesi'ndeyiz.
Anadolu Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin önündeki polis yoğunluğu dikkat çekiyor.
Fatmanur ve İkra'nın yaşaması için alınmayan önlemler, duruşma öncesinde alınıyor.
Üstelik sanık hala tutuksuz yargılanıyor.
Duruşmamız saat 10.00'da.
🔺Fatmanur ve Hifa İkra için buluşuyoruz
Suçlulardan da suç ortaklarından da hesap soracağız! #suçlusunuz
🗓️ 5 Mayıs Salı | 09.30
📍 Kartal Anadolu Adliyesi
24 Aralık'ta Zonguldak'ta, iki yıldır boşanma mücadelesi veren #TülayAlkaç ve annesi #ZaideAlkaç, Haziran ayında uzaklaştırma kararı biten Yusuf Ündeş tarafından av tüfeğiyle hayattan koparılmıştı.
Anne ve kızının hesabını sormak, suçlunun hak ettiği en ağır cezayı almasını sağlamak için süreci başından beri takip ediyoruz.
Tülay ve Zaide'nin haklarını savunmak için yarın, 30 Nisan'da saat 10.55'te Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek duruşmada görev başında olacağız.
Adalet sağlanıncaya dek bu davanın peşini bırakmayacağız.
Avukatımız: @GunHande
🔴 Sosyalizm ve Cumhuriyet İçin Kadınlar 1 Mayıs'a
MEYDAN OKUYORUZ: DÜZEN SİZİN, DÜNYA BİZİM
Kirli ve kokuşmuş bir düzen içinde nefes almaya çalışıyoruz. Patronların düzenleri sürsün diye besledikleri çeteler, tarikatlar ortaya saçtıkları silahlarıyla, mafyalarıyla, salyalarıyla en çok biz kadınların tepesine çökmüş durumda. Kağıt üstündeki görevi bizi korumak olan iktidar ise gerçekte patronlar kâr etsin diye onların kirli düzenini korumaya odaklanmış, cinayetlerde suç ortağı olmuş durumda.
Kadınların elektronik kelepçelere, koruma kararlarına rağmen öldürüldüğü bir düzen bu. Yoksulluktan daha fazla pay aldığımız, daha düşük ücretlere çalıştırıldığımız, çocuk yaşta evliliklere mahkum edildiğimiz, savaşlarda ganimet sayıldığımız bir düzen. Bu düzen asalak patronların düzeni. Peki ya bu dünya? Bu dünya da o asalakların mı? Hiç de değil!
Bu dünya onu emeğiyle var edenlerin, emekçilerin yani bizim. Bizim olanı almak için bu düzeni yıkmaya ihtiyacımız var. Bu düzeni yıkmak için ayağa kalkmaya, sosyalizm ve cumhuriyet için meydan okumaya ihtiyacımız var.
Bu kirli düzenin sahiplerine ve şakşakçılarına meydan okuyoruz. Tüm kadınları bu meydan okumanın en gerçek alanına, 1 Mayıs'a çağırıyoruz. Bizler düzeni yıkarken en önde bayrağı sallayacak, meydanları kızıla boyayacak olanlarız. Tıpkı 1922'de* olduğu gibi bugün de...
🚩Sosyalizm ve cumhuriyet için haydi 1 Mayıs'a! 👇
▫️İstanbul | Kartal Meydanı | 15.00
▫️Ankara | Anıtpark | 15.00
▫️İzmir | Karşıyaka Demokrasi Meydanı | 15.00
▫️Adana | İller Bankası Kavşağı | 12.30
*1922 yılı 1 Mayısının Tevhid-i Efkar gazetesindeki anlatımından: "Bundan sonra önde bayraklar ile kadınlar ve arkada mızıka ile erkekler olduğu halde kırmızı bir dalga şeklinde sosyalistler Şişli'ye doğru yürümeye başladılar. Yürüyüş esnasında mızıka ile beraber amele hep bir ağızdan Enternasyonal marşını söylüyordu. Tramvaylar durmuş, halk ilk defa şehrimizde şahidi olduğu tezahüratı temaşaya dalmıştı."
#1mayıs #1mayıs2026
Çocuklarımız için bir kez daha Cumhuriyet, Egemenlik ve Eşitlik!
Ülkemizin en ileri kazanımlarına imza atan Türkiye Büyük Millet Meclisi 106 yıl önce bugün kuruldu. Bağımsızlık mücadelesine önderlik etti, saltanatı ve hilafeti kaldırdı, cumhuriyeti kurdu.
Bu büyük atılımdan bugün eser kalmadı. Yurttaşlarımızın büyük bir yoksulluğun, eşitsizliğin, sömürünün kucağına itildiği, çocuklarımızın tarikatlara, gerici bir eğitim sistemine teslim edildiği, her gün işçi ve kadın cinayetlerinin gerçekleştiği bir ülkede ne halkın egemenliğinden ne de cumhuriyetten bahsedebiliriz.
23 Nisan’dan daha birkaç gün önce Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta çocuklarımız ve öğretmenlerimizin karşı karşıya kaldığı saldırı ülkemizin içine düştüğü karanlığın boyutlarını göstermektedir.
Uzun bir süredir ülkenin kurumları bir avuç patronun tüm zenginlikleri yağmalamasına, cumhuriyetin kazanımlarının tasfiye edilmesine, halk düşmanı politikaların hayata geçirilmesine yarayan bir oyun alanına dönüştürülmüştür.
Bugün egemen siyaset ve meclis hiçbir biçimde emekçi halkımızı temsil etmemektedir.
23 Nisan’ın anlamı ise açıktır: 23 Nisan bağımsızlık, laiklik ve halkın kendi kendisini yönetme iradesidir. Çocuklarımızın yüzünün güldüğü aydınlık bir ülkedir. Bu ülkenin gerçek sahibi olan emekçiler kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olacakları bir düzeni ve meclisi mutlaka kuracaktır.
Eşitlikçi, özgür, bağımsız, aydınlık bir ülkeyi kuracağımıza olan inançla tüm halkımızın ve çocuklarımızın 23 Nisan’ını kutluyoruz.
“Semt evi, bizim inatla başladığımız mücadelenin yeri.
Burada hayat, tek tek anlardan değil, o anların birbirine eklenişinden kuruluyor. Aynı masanın etrafında kurulan söz, yarım bırakılmayan bir itiraz, geri çekilmeyen bir adım…”
Tarlabaşı Semt Evi 2 yaşında!
Yeni yaşımızda dostlarımıza açık mektup:
İki yıl, takvimde küçük bir süre gibi… Ama burada zaman başka akıyor; bir çocuğun ilk kez bir kitabı kendi seçtiği an kadar uzun, bir kadının sesini ilk kez yükselttiği an kadar derin.
Semt evi, bizim inatla başladığımız mücadelenin yeri.
Belki de bu yüzden, “böyle gelmiş böyle gider” diye dayatılan ne varsa, burada yavaş yavaş yerinden oynuyor.
Burada hayat, tek tek anlardan değil, o anların birbirine eklenişinden kuruluyor. Aynı masanın etrafında kurulan söz, yarım bırakılmayan bir itiraz, geri çekilmeyen bir adım…
Bunlar yalnızca olup biten şeyler değil; bu düzene rağmen değil, bu düzeni değiştirerek kurulacak bir hayatın izleri.
Kimse kimseyi “yetiştirmiyor” burada. Çünkü kimsenin kimseden eksik olmadığını biliyoruz. Ama herkesin bu düzende, bir yerinden eksik bırakıldığını da.
Belki de bu yüzden yaptığımız şey yalnızca birbirimize yer açmak değil; birlikte yer tutmayı, birlikte kalmayı, birlikte değiştirmeyi öğreniyoruz. Ve artık biliyoruz: yan yana durduğumuz her an, kendiliğinden bir itiraza dönüşüyor.
Bazen bu itiraz bir çocuğun sorduğu soruda beliriyor, bazen bir kadının artık susmamayı seçtiği yerde, bazen de mahallenin ortasında, “böyle devam etmeyecek” dediğimiz o eşikte.
Çünkü biliyoruz ki eşitsizlik kendiliğinden sürmez; onu ayakta tutan bir düzen vardır. Ve o düzen değişecekse, bu da kendiliğinden olmayacak. Değişim, ancak birlikte durmayı öğrenenlerin, birlikte söz kuranların ve o sözü büyütenlerin işi olacak.
Tarlabaşı Semt Evi’nin ruhu biraz da burada saklı.
Yardım etmekte değil, eşitsizliği olağan saymamayı öğrenmekte; eksik olanı tamamlamakta değil, neden eksik bırakıldığını birlikte sormakta.
Burada hazır cevaplar yok; hazır kabuller de yok.
Her şey yeniden düşünülüyor, birlikte kuruluyor.
Burası gelip bakılacak bir yer değil. Bir yerinden tutulmadan, bir ucundan dahil olmadan, uzaktan anlaşılacak bir yer hiç değil. İçine girdikçe, söz de büyüyor, sorumluluk da.
Çünkü burası, seyredilecek bir yer değil, ancak birlikte var olan bir yer.
Ve bu yer, kendiliğinden var olmadı. Beyoğlu’nda, bu hayatın değişebileceğine inananların, bunu birlikte kurmakta ısrar edenlerin emeğiyle kuruldu.
Türkiye Komünist Partisi’nin bu mahallede açtığı bir alan olarak, yalnızca bir mekân değil, bir taraf olma hali olarak büyüdü. İki yıldır olduğu gibi, bundan sonra da aynı yerden konuşacağız: bu hayat böyle kalmak zorunda değil.
Tarlabaşı Semt Evi gönüllüsü ol.
İkinci yaşımızı birlikte kutlayalım.
Yeni yaşlara, daha kalabalık, daha güçlü yürüyelim.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak, Muğla'da boşanmak istediği erkek tarafından katledilen Özlem Arslan'ın davasını üstlenmiş bulunuyoruz.
Katilin hak ettiği cezayı alması, kadınların daha özgür yaşaması için mücadelemizi büyütüyoruz!
#özlemarslan #kadincinayetleripolitiktir
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği hakkında başlatılan soruşturma kapsamında, Dernek Başkanımız Avukat Müjde Tozbey İstanbul Bakırköy adliyesinde savcılığa ifade verdi.
İfade işlemlerinin ardından adliye önünde bir açıklama yapan Tozbey, derneğin yürüttüğü haklı mücadelenin hedef alındığını belirtti.
"Biliyorsunuz, bir süre önce müvekkillerimiz Fatma Nur ve Hifa’yı kaybettik. Cenazelerinde ve sonraki süreçte hem ölümlerinin üzerindeki şüphenin aydınlatılması için hem de yaşadıkları dönemde neden gerekli tedbirlerin alınmadığına dair açıklamalarda bulunmuştuk. Çünkü Fatma Nur ve Hifa yaşarken sadece sosyal çevrelerinden dışlanmadılar. Aynı zamanda gerekli kurumlardan eğitim ve sağlık alanlarında yeterli desteği alamadılar. İlgili bakanlıklar tarafından Hifa için sağlık tedbiri uygulanmadı ve biz uygulanması için mücadele ettik.
Diğer taraftan Adalet Bakanlığı'na defalarca seslendik. Fatma Nur kocası tarafından tecavüze uğradı, Hifa babası tarafından cinsel olarak istismar edildi. "Baba tutuklanmalı, yargılama bağımsız ve objektif yürütülmeli" dedik. Aynı zamanda cinsel istismar mağduru Hifa’nın gerekli sağlık desteğini alması gerektiğini her defasında belirttik. Ama maalesef Fatma Nur ve Hifa'nın şüpheli ölümleriyle karşılaştık.
Bugün Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatları olarak müvekkillerimizin ölümünün acısını yaşarken bir taraftan da bizler hakkında soruşturma başlatıldığını öğrendik. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hakkımızda suç duyurusunda bulunulmuş. Bakanlığın Hifa ve Fatma Nur için yaptıklarından değil, yapmadıklarından bahsetmişiz ve halkı kin ve düşmanlığa itmişiz. Bakanlık öyle söylüyor suç duyurusunda. Peki gerçekten halkı kin ve düşmanlığa mı ittik? Ortada iki ölüm, iki can var. Çocuk ve kadın öldürüldü veya öldü.
Biz avukatları olarak Fatma Nur'un ve Hifa'nın acısını yaşarken, bu şüpheli ölümün aydınlatılması gerekirken, istismarcı ve tecavüzcü babanın cezaevine atılması gerekirken; bugün Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak bizler yargılanıyoruz.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği'nin başkanı olarak savcılığa ifade verdim. Bize sordukları soru şuydu: Hifa ölmeden önce sağlık tedbirinin uygulanmasını engellediniz mi? Hifa ölmek üzereyken, çok ağır sağlık sorunları varken neden engellediniz?
Düşünebiliyor musunuz? Hifa'yı cinsel olarak istismar eden babaya bu sorular sorulmuyor. Hifa'yı cinsel olarak istismar eden baba bugün sokaklarda elini kolunu sallayarak özgürce dolaşabiliyor. Ancak derneğimiz her açıdan destek sunduğu, Hifa ve Fatma Nur’un yanında olduğu için hakkımızda soruşturma başlatıldı ve bugün ifade vermek için geldik.
Tabii ki şunu söylüyoruz: Türkiye Cumhuriyeti'nde biz nasıl ki cumhuriyeti ve laikliği savunmaya devam edeceksek, aynı zamanda her zaman kadının ve çocuğun yanında olacağız. İstediğiniz kadar bizi şikayet edin. İstediğiniz kadar savcılıklarda hakkımızda soruşturmalar başlatın, davalar açın. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bizim hakkımızda yapacağınız hiçbir şikayet tarihe yazılmayacak. Ama bugün bizim dik duruşumuz Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihine yazılacak ve asla unutulmayacak. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Fatma Nur ve Hifa'nın yanında olduğu için asla unutulmayacak. Ama Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak unutulacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde asla isminiz yer almayacak. Bizler her zaman kendimizle gurur duyacağız. Peki ya sizler?"
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın, Av. Müjde Tozbey hakkında yaptığı suç duyurusunu, bakanlığın ihmallerinin üstünü kapatma girişimi olarak görüyoruz.
Boyun Eğmeyen Hukukçular olarak yoldaşımız Müjde Tozbey’in ve Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği'nin yanındayız
Bakırköy adliyesi önüne çağrı
Fatma Nur ve Hifa'nın acı kaybı sonrası derneğimiz hakkında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın şikayeti üzerine "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlaması ile başlatılan soruşturma kapsamında dernek başkanımız Müjde Tozbey, 2 Nisan saat 13.00'te İstanbul Bakırköy Adliyesi'nde ifade verecektir.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği'nin mücadelesi köklü, yaygın, haklı ve meşrudur; bu mücadeleye gölge düşürülmesi mümkün değildir.
Bu haklı mücadeleyi savunmak ve derneğimizin yanında olmak için tüm dostlarımızı dayanışmaya çağırıyoruz.
#ÖnceÇocuklarVeKadınlar #FatmaNurVeHifa #DayanışmaYaşatır
O İMZA GERİ ÇEKİLMELİ!
Ankara'da Dışişleri Bakanlığı önünde gerçekleştirdiğimiz eylemde ABD-İsrail saldırganlığına söz söyleyemeyip İran'ı kınayan AKP işbirlikçiliğini kabul etmediğimizi bir kez daha haykırdık.
TKP Merkez Komite Üyesi Ali Ufuk Arikan:
"Hakan Fidan çıkıp devlet televizyonunda diyor ki 'Yeterli askeri gelişkinliğiniz yoksa İsrail ile polemiğe bile girmeyin'. Liderleri öldürüldü diye İran bunu bir fırsat görsün, ABD ile anlaşmanın yoluna baksın diyor.
Bu ülkeyi temsilen bu ifadeleri kullanamazsınız. Türkiye'yi siz değil, Minab'da ölen o kız çocukları temsil ediyor, bizim onlarla duygularımız aynı.
Silahları daha gelişkin diye Küba, Filistin, İran ABD'ye boyun mu eğsin? İsrail'e boyun mu eğsinler? Bizler, halkımız silahları daha gelişkin diye katillere boyun mu eğeceğiz?"