Hatay’da dün akşam saatlerinde başlayan özellikle Antakya, Defne ve Samandağ’da etkili olan kuvvetli yağışlar sonucu köprüler yıkılmış, yollar kapanmış, yüzlerce araç yollarda mahsur kalmış ve maalesef üç yurttaşımız hayatını kaybetmiştir.
Yağışların iki gün daha süreceği açıklandığı Hatay’da ne valilikten ne de il milli eğitim müdürlüğünden okulların tatil edilmesi yönünde henüz bir açıklama yapılmamıştır.
Eğitim-İş olarak Hatay Valiliği’ne sesleniyoruz:
22 Mayıs Cuma günü riskli bölgelerdeki okullar tatil edilmeli, gerekli önlemler alınarak yurttaşlarımızın can güvenliği sağlanmalıdır.
Hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyor; tüm Hatay halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
#hatay
Eğitim-İş olarak, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları sonucunda kaybettiğimiz öğrencilerimiz ve öğretmenimiz için 15-16 Nisan tarihlerinde meydanlardaydık.
Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin haklarını ve yarınlarını savunmaya devam edeceğiz.
YETER ARTIK, LANET OLSUN!
Şanlıurfa Siverek’te bir lisede yaşanan silahlı saldırıda çok sayıda öğretmen ve öğrencinin yaralandığı, ağır yaralıların olduğu bilgisi geliyor. Failin de yaşamına son verdiği belirtiliyor.
Öğretmenin değersizleştirildiği, okulların kaderine terk edildiği bu düzenin sonucu bu!
Kapısında güvenlik, yanında korumalarla gezenler; okulları güvenliksiz bırakmaya, tedbir almamaya devam ediyor.
Bu tablo; sorumluların sorumsuzluğudur.
Yazıklar olsun!
Tüm sendikalara çağrımızdır:
Ortak söz, ortak mücadele!
Tüm halkımıza çağrımızdır:
Öğretmenine, okuluna sahip çık!
EĞİTİMDE ŞİDDETE DUR DEMEK İÇİN İŞ BIRAKIYORUZ!
2 Mart Pazartesi günü İstanbul’da, görev yaptığı okulda öğrencisi tarafından uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden Fatma Nur Çelik öğretmenimiz için 3 Mart Salı ve 4 Mart Çarşamba günleri ülke genelinde iş bırakıyoruz.
İnancı istismar edenlere, emeği yoksullaştıranlara ve çocukları ayrıştıran ikiyüzlülere boyun eğmeyeceğiz!
Bizim itirazımız inançlara, dindarlara ya da inanmayanlara yönelik değildir.
Biz önce insan deriz; önce hak, hukuk ve adalet deriz.
Çocukların inancı üzerinden fişlenmesine, etiketlenmesine ve ayrıştırılmasına ise her koşulda karşı dururuz.
Devlet okulu; kimin oruç tuttuğunu, kimin hangi dini pratiği yerine getirdiğini takip edemez. Bu hem çocukların vicdan özgürlüğüne müdahaledir hem de öğretmeni pedagojik rolünün dışına iten bir anlayıştır. Öğretmenin görevi öğrencinin inancını izlemek değil, eğitim vermektir.
Laik eğitimi savunmak din düşmanlığı değildir. Tam tersine, herkesin inancının güvencesidir.
Emekçiler yoksullukla mücadele ederken yüz binlerce lira maaş alan yandaş sendika yöneticileriyle nerede isterlerse yüzleşmeye hazırım. Her şeyi, herkesin önünde; sansürsüz ve sınırsız konuşalım.
Aldığınız maaşları, ayrıcalıkları ve memurun yaşadığı yoksulluğu konuşalım.
Hangi kanalda, hangi açık platformda isterseniz.
Hodri meydan.
Çocukların vicdanı sizin propaganda alanınız değildir.
Ant olsun ki; hiçbir çocuk ayrıştırılmayana, hiçbir emekçi yoksullaştırılmayana kadar mücadele edeceğiz.
Eğitim-İş; emekten, aydınlanmadan ve Cumhuriyetten yana mücadelesiyle, laik ve bilimsel eğitimi savunan çizgisiyle Türkiye’nin en büyük sendikasıdır.
Sendikal mücadele susturulamaz.
Eğitim emekçilerinin sesi engellenemez.
#EgitimisSusmayacak
Eğitim-İş; dün olduğu gibi bugün de baskılara boyun eğmeyecek; gerçeği söylemekten, eğitim emekçilerinin haklarını savunmaktan, Cumhuriyetin kazanımlarının, Atatürk ilke ve devrimlerinin sesi olmaktan asla vazgeçmeyecektir.
#EgitimisSusmayacak
Türkiye’de ilk kez bir sendikanın resmi sosyal medya hesabı bu şekilde erişime engellenmekte; sendikal ifade alanı doğrudan hedef alınmaktadır. Bu uygulama, yalnızca Eğitim-İş’e değil, tüm sendikal harekete ve demokratik kamuoyuna verilmiş açık bir gözdağıdır.
#EgitimisSusmayacak
Eğitimiş’in X hesabını kapatmak hukuki değil, iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillenen bir anlayışın kanıtıdır. Aynı sözler bir dönemde meşruyken, başka bir dönemde suç kapsamına sokuluyorsa; ortada evrensel hukuk değil, seçici bir baskı mekanizması vardır.
#EgitimisSusmayacak
2010 Anayasa Referandumu sürecinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kürsülerden Denizlerin ve Erdal Eren’in adını anması hala hafızalarımızdayken; bugün aynı isimleri anmanın kriminalize edilmesi, hukuki bir değerlendirme değil, açık bir siyasal saflaşmanın ürünüdür.
#EgitimisSusmayacak
Burada ölçüt hukuk mu, yoksa iktidarın güncel siyasal ihtiyaçları mıdır? Aynı akıl bir dönemde “tehdit” dediğine başka bir dönemde alan açarken, antiemperyalist bir gençlik önderini anmayı suç saymak hangi tutarlılıkla açıklanabilir?
#EgitimisSusmayacak
Eğer Denizleri anmak “suç” olarak değerlendirilecekse; yıllarca birlikte hareket edip ardından “terör örgütü” ilan edilen FETÖ yapılanması veya önceleri “bebek katili” olan Abdullah Öcalan’ın bugün “barış elçisi” olarak tanımlanması nereye konulacaktır?
#EgitimisSusmayacak
Kısacık ömrüne bir antiemperyalist mücadele destanı sığdıran ve dimdik gittiği darağacında bile “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” diye haykıran Deniz Gezmiş mi teröristtir?
#EgitimisSusmayacak
Bu engelleme; sendikamızın eğitimin piyasalaştırılmasına, liyakatsizliğe, gericiliğe ve emeğin değersizleştirilmesine yönelik hakikatleri vurgulayan açıklamalarını hedef almaktadır.
#EgitimisSusmayacak
Kamuoyunun ortak hafızasında yer etmiş, birçok kurum tarafından da yapılan tarihsel bir anmayı Eğitim-İş için suç sayan bu yaklaşım; hukuki değil, siyasal bir tercihin ürünüdür.
#EgitimisSusmayacak
Eğitim-İş olarak; tam bağımsızlığı, egemenliği ve Cumhuriyet değerlerini savunmak; bizim için bir tercih değil, tarihsel ve sendikal bir sorumluluktur.
#EgitimisSusmayacak