Kusura bakmayınız Ozan Bey, algoritma kaçırmış önümden maalesef, ancak şimdi gördüm bu paylaşımınızı.
https://t.co/fBxyWS60Eo
Linkteki makalede, bahsinize mevzu konuyla ilgili hem terminolojik açıdan, tarihsel gelişimleri, siyasi temelleri ve insan hayatını kavrayışları bakımından Sekülerizm ve Laiklik kavramlarını Gûngen'de teferruatı ile irdeleyen bir yazı yayınlamış idik.
Sizin paylaşımınızda tartıştığınız, memleketimiz perspektifinden mevzuya yaklaşımımız makalenin başlığından anlaşılır:
"Deli Gömleğini Neden Giydik?
Biz Neden Seküler Olamayız? Türk Laikliğine Neden Sekülerleşme Dayatılıyor?"
Zahmet buyurur okursanız bahtiyar olurum.
Bir Cumhuriyet Kıssası: SONRASIZLAR
Biz Cumhuriyeti Nasıl Kazandık...
Ve niye Cumhuriyet...
Bir Güngen Filmi | 2025
#SONRASIZLAR
Dergi sayfasından izlemek isteyenler için:
👉https://t.co/PztLfQYUqv
Realist Dış Politika Süper Güçlerin Maskesi Haline Nasıl Geldi?
Gustav Jönsson'un, @KuzgunNogay çevirisi ve Uğur B.Tezgel (@insveacz) önsözüyle 2023 yılında yayımladığımız makalesi, bir kez daha huzurlarınızda.
👇
https://t.co/VDWZAhW5Ee
Batı'nın Son Dekadansında Güç Elitlerini Kavramak-Birinci Bölüm
#Gûngen#DünyanınNabzı'nda
Uğur B.Tezgel ve Kuzgun Nogay'ın kaleminden; Şebekeler Çağında Bir Örümcek Ağı: Epstein-Maxwell Dosyası ve Biz Artık Neyi Tartışmalıyız?
👇
https://t.co/bBBxfObFku
Anton Jäger'in tarihin perspektifinden bakarak Batı siyasetinin bugününü anlattığı, The New York Times'da yayınlanan makalesi @KuzgunNogay çevirisiyle #Gûngen#DünyanınNabzı'nda...
Bir Zamanlar Batı’yı Yönetiyorlardı.
Şimdi Çöküyorlar.
👉https://t.co/ZvCuM44Uwh
Trump Doktrininin Zaferi:
Uygulama Kusurlu, Ancak Değişim Gerçek.
Princeton Üniversitesi araştırmacılarından Heather Penatzer'in @hpenatzer kaleminden #Gûngen#DünyanınNabzı'nda
👉https://t.co/o4PWedZoLG
Pus ve Aynalar: Yükselen Sadece ‘İsrail Faşizmi’mi? Yoksa Emekçi-Siyonist Geçmişi Unutuyor muyuz?
Yılın son makalesi Sai Englert'in kaleminden #Gûngen#ZamansızYazılar'da...
Yayıma hazırlayan: @KuzgunNogay
👉https://t.co/sOQhKchyLa
ışık en kısa cümlesini bugün yazdı,
gölgeler en uzun itirazlarını bu gece söyleyecek.
mevsimler boyunca biz bizeydik..
hakikat yolculuğumuz sürecek..
≌≌≌≌≌
Bir Hikâyet-i Hakikat: Gûngen
"Olmak ya da Olmamak"... Yolculuk Nereye?
❝Zamanın zembereği, büyük çemberi kapatmaya ayarlı. Süregiden tarihi değişimlere dair kavrayışımızı aşmak için buradayız.❞
Bu motto ile demir almış ve yola çıkmıştı Gûngen.
Bu şiar ve tarihin yol göstericiliğinden aldığı kerterizlerle, hakikat denizine gelken açmıştı. Bu sonsuz derya içinde Kadim uygarlıklar ummanından feyz alarak fikriyat yolculuğuna devam ediyor.
“Olmak.
Ya da olmamak.
İşte bütün mesele bu.”
Bu varoluşsal ikilemi insanlık hafızasına nakşeden, William Shakespeare’dir. İnsan doğasının, toplumun ve varoluşun derin bir incelemesi olan meşhur tiyatro eseri Hamlet’te duyduk bu sözleri.
Modern bireyin prototipi olarak kabul edilen Hamlet karakterine bir de şunu söyletmiştir Shakespeare:
“Şimdi olacak bir şey, yarına kalmaz.
Yarına kalacaksa bugün olmaz.
Bütün mesele hazır olmakta.”
Düşünce ve eylem arasındaki uçurumun simgesi olarak kabul edilen Hamlet metaforundan esinle tarif edersek şayet…
Mistifikasyonların kol gezdiği fırtınalı hayat denizinde, eylemlerimizde felce uğramamak adına, düşünce yeteneğimizi diri ve sağlıklı tutmak için var Gûngen.
Olmaklığın hakkını vermek çabası da diyebilirsiniz.
Bizi okumaklığınızdan sonsuz müteşekkiriz.
Sekülerizmin Soykütüğü ve Deli Gömleğini Çıkarmak
@KuzgunNogay çevirisiyle Victoria Kahn ve Meryem Çağıl'dan @ferithanim iki makale birden...
#Gûngen#ZamansızYazılar'da
👉https://t.co/9khP1qyJKE
Yeniden Uygarlık Çağı (Mı)?
Batı Medeniyeti Tarih Sahnesine Tekrar Nasıl Dönebilir?
Siyaset Felsefecisi D. Lloyd Dusenbury @DusenburyDavid ve Ekonomist Philip Pilkington @philippilk Tarihin Sonu tezi ile hesaplaşıyorlar.
#Gûngen#ZamansızYazılar'da
👉https://t.co/cKvLutuX1y
Süper Güç Rekabetinin Yükselişi ve Düşüşü: Ve Trump'ın Yeni Nüfuz Alanları...
Stacie E. Goddard'ın uzun süre nadasta beklemiş olan 'büyük devletlerin küresel rekabeti'nin geri dönüşüne dair @ForeignAffairs'de yayımlanan detaylı analizi #Gûngen'de
👉https://t.co/DFDuxMbehb
Batı düşünce kodları ve tesirleri, etki alanları üzerine kafa yoranlar ve öğrendikleri arasındaki noktaları birleştirmek isteyenler için bir başucu yazısı:
İtikadın, itikat olarak bırakılmadığını, siyasi olarak nasıl vücuda geldiğini ve bizzat siyaset ehli tarafından nasıl yeniden düzenlendiğini çok iyi özetlemiş @insveacz
Yazıyı okuyunca Türk Töresi’nde “İl Gider Töre Kalır” ilkesinin neden var olduğunu ve “devleti ebed müddet” anlayışının pagan çağlardan miras, Roma’nın sonsuzluğu itikadının yeniden düzenlenmiş bir ‘amentü’den doğduğunu daha iyi kavradım.
Dinî yorum ve anlayışlar içinden, iktidarın tahakkümünü kutsallaştırarak korumaya elverişli yorumların tercihi, böyle bir yorumun yokluğunda icadı, Hristiyanlık içinde İznik Konsili’nin düzenlenmesiyle başlamış, günümüze kadar devam eden Tanrı’nın elinin hükümdarının elinin üstünde olması, hükümdara itaatin Tanrı’ya itaat olması ve ona muhalefetin Tanrı’ya isyan olması inancı yaratılmıştır. Bu inancı besleyen din sınıfı bilginleri, üstünde yükselen iktidar, altında ezilen ise dinsel tatminle yetinip kendi özüne yabancılaşan ‘laos’tur yani halktır. Kutsal düzen içinde kutsal düzenin temsilcisi iktidara havale edilmeyen hiçbir irade kalmasın diyedir bu inanç yaratımı ve Türk’e kökenen yabancıdır, fersah fersah uzaktır.
Okunsun ikra edilsin. ⬇️
Başlangıçta Konsiller Vardı.
Uğur B.Tezgel @insveacz kaleminden Imperium Sine Fine: M.S 4.YY’da Yeniden Üretilen Ebed-Müddet İmparatorluk Zihniyetine Dair Bir Değerlendirme
👇
https://t.co/mQuFk41oTF
#GûngenPodcast#SohbetOdası
#1 | #SONRASIZLAR - 11.11.2025
❝ Biz Cumhuriyeti Nasıl Kazandık..
❝ Ve Niye Cumhuriyet..
“Bir Cumhuriyet Kıssası: SONRASIZLAR” gala gösteriminin ardından gerçekleşen #SpaceX sohbetimiz #podcast olarak yayında.
👉https://t.co/64HnZ8h9VN
Apple ve Spotify linkleri aşağıda👇
◆𝔖◆
Moderatör: @KuzgunNogay
Özel Konuklar:
• Ahmet Yavuz @yvzah
• Prof. Dr. Cangül Örnek @CangulOrnek
Konuşmacılar:
• Ugur B.Tezgel @insveacz
• Meryem Çağıl @ferithanim
• Uygar Arpak @uarpak
Sevgili Takipçilerim, Saygıdeğer Kamuoyu!
@ozansihay beyefendinin fotoğrafta eklediğim düşünceleri üzerine, mevcut tartışmanın ve düzenleme taleplerinin, yazar ve yönetmen bir sinema sanatı emekçisi olarak bendenizde uyandırdığı düşünceleri sizlerle paylaşmak istedim.
Konu malum: çağımızın son teknolojik imkanı yapay zeka aracılığı ile Mustafa Kemal Atatürk’ün dijital “enkarnasyon” olarak canlandırmalarının yer aldığı videolar!
Derin ve karmaşık bir tartışmanın fitili ateşlenmiş durumda. Ozan Bey de, ülkemiz insanına yapay zekanın imkanlarını tanıtan, gösteren, öğreten, bu manada toplumumuz ve özellikle gençlerimiz için mühim bir hizmeti ifa eden biri olarak hepimizin “bu kadar da olmaz” diyeceği örnekler üzerinden hareketle, bir yasal düzenlemenin zaruri olduğu fikrini ısrarla ortaya koyuyor.
Biraz aydan bakıp, ahval ve şeraiti oradan değerlendirelim istiyorum müsaadenizle. Bu tartışma, kaçınılmaz olarak, bir yanda saygı ve hatırayı koruma kaygısı, diğer yanda ise sanatsal ifade özgürlüğüne dair temel bir endişe etrafında şekilleniyor. Bir sinema sanatçısı olarak, bu tartışmanın odak noktasının, teknolojinin kendisinden ziyade, uzun süredir Türkiye’nin kültürel üretim zemininde var olan bir çatlağa işaret ettiğini düşünüyorum:
Atatürk temsiliyetinin sanatta, özellikle de sinemada neredeyse tabu haline gelmiş olması!
Yapay zeka teknolojileri üzerinden yürütülen "sınırlandırma" ve "denetleme" talepleri, ilk bakışta saygıdeğer bir kaygıyla ortaya atılıyor gibi görünse de, sosyolojik ve psikolojik araştırmalar, sansür mekanizmalarının toplum zihninde nasıl meşrulaştırıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
"Koruma" retoriği, genellikle "kirlenmekten", "yıpranmaktan" veya "değerin profanlaşmasından" duyulan korku üzerine inşa edilir. Bu, Leon Festinger'in "Bilişsel Çelişki Kuramı" bağlamında incelendiğinde, derin bir bağlılık duyulan bir sembolün (burada Atatürk), herhangi bir alternatif temsille karşılaşmasının yarattığı rahatsızlığın azaltılma çabasıdır. Toplu ya da Sistem, çoğu zamanda her ikisi birlikte, bu rahatsızlığı, sembolü her türlü potansiyel "tehditten" yasalarla yalıtarak gidermeye çalışır. Ancak bu hacetle gidilen yolda gerçekleşecek yalıtım, kaçınılmaz olarak sembolü canlı bir tarihsel figür olmaktan çıkarıp, donmuş, dokunulmaz bir ikona dönüştürür. Bu süreç, "değeri koruma" kisvesi altında, onu ölü bir nesneye dönüştürmektir aslolanda.
İşte tam da bu noktada, paradoksal bir sonuçla karşı karşıyayız. Talep edildiği üzere, Atatürk'ü korumak adına getirilecek bir dijital denetim rejimi, zannedilenin aksine, onun hatırasına ve fikirlerine hizmet etmeyecek, tam tersine zarar verecektir. Neden mi?
Çünkü bu tür bir düzenleme, Türkiye'de neden bir "Atatürk filmi" yapılamadığı sorusunun üzerini kalın bir beton tabakayla örterek, bu kronik sorunun devamına ve çözülemez bir hale gelmesine katkı sağlar.
Sinema sektörümüz, onlarca yıldır, "Atatürk filmi yapılamamasının koşulları" ile kuşatılmış durumda.
Bu, yazılı olmayan, fakat her yapımcı, senarist ve yönetmenin gayet iyi bildiği bir sansür mekanizmasının neticesidir. "Doğru" yapılamayacağı korkusu, "yanlış" anlaşılma endişesi, her sahnenin, her repliğin nasıl bir infiale yol açacağının belirsizliği...
Tüm bu korkular, daha en başta sanatçının yaratıcı nefesini tıkamaktadır. Hadi bir gayret üretmiş olanlar da sinema sektörünün patronajı yapımcılar taifesinin pençeleri arasında projelerinin heder olup gittiğini görüp bir daha da teşebbüs bile etmezler. Bunu sektördeki çeyrek asrı aşmış tecrübem ile söylüyorum. Şahit olduğum ve bizzat yaşadığım deneyimler ile....
Yapay zeka üzerinden talep edilen yasal düzenleme, işte bu otosansür ve gizli sansür pratiğini, yazılı, bağlayıcı ve daha da tehlikeli bir resmi sansüre dönüştürecektir. Hiç şüpheniz olmasın.
Unutulmamalıdır ki, bir tarihsel figürün büyüklüğü, onun eleştirilemez veya tasvir edilemez olmasında değil, tam tersine, en zorlu sorgulamalardan, en yaratıcı yorumlamalardan bile dimdik çıkabilmesindedir.
Atatürk, fikirleri ve devrimleriyle yaşayan bir rehber olmalıdır; bu ise ancak onun devrimci, mücadeleci, vizyoner ve elbette nihayetinde bir insan olması hasebiyle insani yanlarıyla bütüncül bir şekilde anlatılabildiği ölçüde mümkündür.
O'nu bir heykelden farksız kılmak, aslında O'nu öldürmektir. Ve biz senelerdir onun hatırasını korumak kaygısı ile, onu yaşatabileceğimiz, hatırasını, düş ve düşününü canlı tutabileceğimiz sinema sanatı evreninde onu ölü hale getirmiş durumdayız.
Oysa ki o bir “Sanat Cumhuriyeti” olarak hayal ettiği bir cumhuriyetin sanatçısı iken! Bununla ilgili evvelce #Gûngen’de yayınladığımız yazımı ekte göreceksiniz. Lütfen okuyunuz. Ne demek istediğim ve hatta kendisinin bile daha yaşarken, bir anlamda tam da bahsimize konu sinema sansürüne nasıl maruz bırakıldığının hikayesi de var bu yazımda.
Bana sorarsanız, yapay zeka, bu bağlamda, aslında bir tehditten ziyade bir fırsat penceresi açmıştır. Tartışmalar, nihayetinde, "Atatürk sinemada nasıl anlatılmalı?" sorusunu gündeme taşıyor benim zaviyen bakacak olursanız. Bu, son derece sağlıklı ve gerekli bir tartışma bencileyin. Ancak bu tartışmayı, "denetlensin" noktasına çekmek, herşeyden önce sanatın doğasına aykırıdır. Sanatın kendisi gibi sinema da bir tarih dersi değil, bir yorumlamadır. Amacı, mutlak ve tek bir hakikati dayatmak değil, çok katmanlı hakikatlerle seyirciyi yüzleştirmektir.
Sonuç olarak, yapay zeka ile canlandırılmış Atatürk görüntüleri üzerinden yükselen infial ve bunun sonucunda talep edilen yasal kısıtlamalar, iyi niyetle ortaya atılmış olsa bile, hiç de arzu edilen sonuçları değil, ecnebinin “backfire effect” dediği tam tersi sonuçları yaratma potansiyeli taşımakta.
Bu yasal kalkan, Atatürk'ü korumak bir yana, onu sanatın canlı, nefes alan dünyasından tamamen koparacak; onu anlama, anlamlandırma ve yeni kuşaklara onun mücadelesini, fikirlerini ve insani boyutunu aktarma imkanımızı daha da kısıtlayacak.
Sanat dünyasının dışındaki ellerin elinde neye dönüşür bu sansür mekaniği, tahmin edersiniz. Kötü niyetli olmasa bile formal bürokrat zihnin elinde neye dönüştüğünün yıllardır ceremesini çekiyor zaten sanat dünyamız. Oradan bakınız. Mevcut otosansür, gizli sansür iklimini resmi bir sansürle taçlandırmak, sinema sanatını olduğu kadar, Atatürk'ün çağdaş ve ileri görüşlü mirasını da zedelemekten başka bir şeye hizmet etmeyecektir, emin olunuz.
Yapılması gereken, korkuyla kısıtlamak değil, cesaretle üretmek ve üretilenleri eleştirel bir akılla tartışmaktır. Atatürk'ü anlamanın yolu, onu konuşmaktan, onun hakkında sanat eserleri üretmekten, hatta bu üretimler üzerine tartışmaktan geçer. Onu susturmak veya susturtmak değil.
Biz de @GungenWorld olarak bu çabanın içindeyiz malumunuz. En son, 29 Ekim’de prömiyeri gerçekleşen “Bir Cumhuriyet Kıssası: SONRASIZLAR” kısa filmimizi yayınladık. İzlememiş olanlar için linki:
👉https://t.co/xcUhWLXabS
#SONRASIZLAR, baştan sona, yapay zekanın sınırsız yaratı gücü ve öğrenme kabiliyetiyle şekillendi. Sahnelerin tamamı, algoritmaların ve verilerin harmanlandığı dijital bir tuvalde hayat buldu. Tamamı Ata’mızın kendi sözleri olan filmdeki diyaloglar da yapay zeka marifeti ile seslendirildi. Ha keza fon müziklerinin bir kısmı ve ses efektleri de… Atamızın da sevdiği bestekarlardan olan Borodin’in melodileri ve Kırım Halk Türküsü Ah Sin Zaman dışında… Ve filmdeki arşiv görüntüleri haricinde… yapay zeka desteği ile üretimi gerçekleşti.
Geçmişteki yaşanmışlıkların, o ana ait elimizdeki tek verisi olan fotoğrafları, yapay zeka yardımıyla yorumladık. Filmdeki her bir karenin son halini verirken, çağımızın son teknolojisinin bize sunduğu tırnak içinde “en mükemmel” çıktılara ulaşmayı değil; aksine, makine öğrenmesinin insan aklı, hissi ve birikimiyle buluştuğu yerde doğan, son derece "insani" ve poetik bir anlatının sekanslarını elde etmeye çabaladık.
SONRASIZLAR, bu anlamda, insan yaratıcılığı ile makine öğrenmesinin bir dansıdır diyebilirim.
Bizler sanat emekçileri olarak Cumhuriyet Devrimimizi, Ata’mızdan aldığımız görev icabı (aşağıdaki yazımda bu hususta da Ata’mızın sözlerini bulacaksınız), yaşaması için çaba harcarken, bir bürokratın ya da siyasinin “Yasssah hemşerimmmm” zihniyetine teslim olmayız.
Artık sinema, paranın hükümranlığının şekillediği bir sektör olmaktan bir hayli uzaklaştı, yapay zekanın sunduğu imkanlar ile.
İstedikleri düzenlemeyi yapsınlar, istedikleri sansür mekanizmalarını inşa etsinler, ne gam! Eylemlerimiz devam eder. Gerekiyorsa isyancı ve anarşist şekilde.
Bence tartışmayı “denetleme talebi” üstüne kurmak değil, yapılan kötü ve reklam amaçlı üretimleri ifşa edip kaliteyi nasıl arzulanan seviyeye çıkarabilirizi sağlayacak mekanizmaları oluşturabilmek üzerine inşa edersek, daha mantıklı olacaktır.
Belki biraz uzun oldu ama gerekliydi. Buraya kadar okuma sabrı gösterdiğiniz için teşekkür ederim.
Saygılarımla.