Bugünkü yazı: Halkı dini değerlere karşı nefrete tahrik….
https://t.co/SphrKRXhlg
İzleyicilerinin haşema önyargılarından bile espri çıkaran, doğum tarihinden 9 ay geri giderek anne ve babasının Madımak günlerinde dünyaya bir Deniz getirmek istemesini alaya alabilen, her göstersinde Atatürklü espriler yapabilen Deniz Göktaş’’ın mizahının esas malzemesi kendisi ve kendi çevresiydi.
Ama siyasetçiler, troller, kolluk güçleri ve dalgıçların da arasında olduğu pek çok kişinin Deniz Göktaş’la ilk kez bu vesileyle tanıştığı anlaşılıyor.
Göktaş’ın esprisi ateist bir arkadaşın Müslüman arkadaşına takılırken yapabileceği türden bir espri.
Ama eğer Deniz Göktaş’ı tanımazsanız, mizahını bilmezseniz onu İslam’la dalga geçmeye çalışan “siyasal Alevici” gibi görebilirsiniz.
Ama gösterilerinde esas sinir bozucu esprilerini kendi mahallesine ve en çok da laik kesime yaptığının farkındaysanız, o zaman bu espri de size düşmanca değil, dost sohbetindeki bir takılma gibi gelecektir.
Bir şeyin mizahını yapmak, ona hakaret etmek değildir.
Hakaret mi değil mi herkes anlar zaten. İzaha, tweete, savcıya gerek kalmaz.
Mizah tam tersine çoğu zaman aşinalığın, yakınlığın ve birlikte yaşamanın dilidir.
İnsan en çok sevdiğine takılır. Yakınlık, belli ölçüde mizahı kaldırabilme hâlidir. İlişki buna dayanır.
Bir din, insanların gündelik hayatına ne kadar doğal biçimde karışırsa o kadar canlı kalır.
Hakkında konuşulması tehlikeli olan, günlük konuşmanın, şakanın dışına çıkarılmış, müzede bir cam fanusun içinde ziyaret edilen bir kutsalla ünsiyet kurulamaz.
Din ancak insanların konuşabildiği, tartışabildiği, hatta bazen şakalaşabildiği ölçüde hayatın içinde kalır
Din başına polis dikerek koruyabileceğiniz bir tarihi eser değildir.
Ceza kanunları, hadislerden daha popüler ve bağlayıcı galiba.
Çünkü o herkesin bildiği hadisin tam tersini yapıyorlar.
Kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyorlar, müjdelemiyorlar, nefret ettiriyorlar.
Allah’ın koruyacağını vaad ettiği dinin acemi şövalyeliğine soyunup ona yenilgiler yaşatıyorlar.
Sonuç, evet birileri halkı dini değerlere nefrete tahrik ediyor ama bunu yapan bir standupçı değil.
Allah’ın koruyacağını vaat ettiği bir dini, sanki kolluk kuvvetleri olmadan varlığını sürdüremeyecekmiş gibi savunmaya kalkmak, farkında olmadan dine en büyük haksızlıklardan birini yapmaktır.
Bugünkü yazı: Halkı dini değerlere karşı nefrete tahrik….
https://t.co/SphrKRXhlg
İzleyicilerinin haşema önyargılarından bile espri çıkaran, doğum tarihinden 9 ay geri giderek anne ve babasının Madımak günlerinde dünyaya bir Deniz getirmek istemesini alaya alabilen, her göstersinde Atatürklü espriler yapabilen Deniz Göktaş’’ın mizahının esas malzemesi kendisi ve kendi çevresiydi.
Ama siyasetçiler, troller, kolluk güçleri ve dalgıçların da arasında olduğu pek çok kişinin Deniz Göktaş’la ilk kez bu vesileyle tanıştığı anlaşılıyor.
Göktaş’ın esprisi ateist bir arkadaşın Müslüman arkadaşına takılırken yapabileceği türden bir espri.
Ama eğer Deniz Göktaş’ı tanımazsanız, mizahını bilmezseniz onu İslam’la dalga geçmeye çalışan “siyasal Alevici” gibi görebilirsiniz.
Ama gösterilerinde esas sinir bozucu esprilerini kendi mahallesine ve en çok da laik kesime yaptığının farkındaysanız, o zaman bu espri de size düşmanca değil, dost sohbetindeki bir takılma gibi gelecektir.
Bir şeyin mizahını yapmak, ona hakaret etmek değildir.
Hakaret mi değil mi herkes anlar zaten. İzaha, tweete, savcıya gerek kalmaz.
Mizah tam tersine çoğu zaman aşinalığın, yakınlığın ve birlikte yaşamanın dilidir.
İnsan en çok sevdiğine takılır. Yakınlık, belli ölçüde mizahı kaldırabilme hâlidir. İlişki buna dayanır.
Bir din, insanların gündelik hayatına ne kadar doğal biçimde karışırsa o kadar canlı kalır.
Hakkında konuşulması tehlikeli olan, günlük konuşmanın, şakanın dışına çıkarılmış, müzede bir cam fanusun içinde ziyaret edilen bir kutsalla ünsiyet kurulamaz.
Din ancak insanların konuşabildiği, tartışabildiği, hatta bazen şakalaşabildiği ölçüde hayatın içinde kalır
Din başına polis dikerek koruyabileceğiniz bir tarihi eser değildir.
Ceza kanunları, hadislerden daha popüler ve bağlayıcı galiba.
Çünkü o herkesin bildiği hadisin tam tersini yapıyorlar.
Kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyorlar, müjdelemiyorlar, nefret ettiriyorlar.
Allah’ın koruyacağını vaad ettiği dinin acemi şövalyeliğine soyunup ona yenilgiler yaşatıyorlar.
Sonuç, evet birileri halkı dini değerlere nefrete tahrik ediyor ama bunu yapan bir standupçı değil.
@serbestiyetweb Deniz Göktaş, milyon dolarlar harcasa reklamını bu kadar etkili yapamazdı. Şimdi bu gözaltı, tutuklanma ve cezaevi süreçlerinde kendine müthiş komedi senaryoları da çıkaracak. Günün sonunda kazanan Deniz olacak. Kaybedeni biliyorsunuz zaten.
@_kubilayhaktan@adhominem00@serbestiyetweb Dahi kelimesini başına koyarak yumuşatmış, koruma kalkanı yapmış. Onun da ağzına ederlerd bu uyanıklığı yapmasa.
Ben M.Kemal’in bir dahiliğini göremedim.
Ayrıca Deniz’in https://t.co/tomNfwHD7qşkanına ve kurana bir hakaretini de göremedim.
@aydinn_23 Kendilerini dindar olarak tanımlayan insanların bu ağır hakaret dilini kullanmalarını araştırmak lazım. Sağlıklı insan davranışı olmadığı kesin.
Büyük bir adaletsizliği 50-100 kişiyle anlatmak için çırpınıp durduğumuz bir ortamda, davayı bambaşka bir seviyeye taşıyan belgeselin oluşumuna katkı verenleri değersizleştirmek insanın içini acıtıyor.
Oysa bunu yapanlar bile “bir belgesel izledik aile bizi affetsin, haksızlık yapmışız onlara” diyerek aramıza gelmişlerdi. Çok da sevinmiştik.
Bu belgeselin çekimine en küçük katkısı olanlara bırakın söz söylemeyi ben ellerini öpmek isterim.
https://t.co/SMOWoZwNjJ