FİKSTÜR İŞİNİN DOĞRUSU
"Şimdi tabloyu yazalım.
Korunaklı bir pozisyon var mı yok mu? Siz karar verin.
➡️ Şampiyonlar Ligi 1. haftası öncesinde Başakşehir deplasmanındalar,
➡️dönüşünde iç sahada Kocaelispor.
➡️ŞL 2. hafta öncesinde iç saha Kasımpaşa,
➡️dönüşünde Gençlerbirliği deplasmanı.
➡️ŞL 3. hafta öncesinde Gençlerbirliği deplasmanı, ➡️dönüşünde iç saha Fenerbahçe.
➡️ŞL 4. hafta öncesinde Konyaspor deplasman, ➡️dönüşünde iç saha Amed SF.
➡️ŞL 5. hafta öncesinde iç saha Samsunspor, ➡️dönüşünde Beşiktaş deplasman.
➡️ŞL 6. hafta öncesinde iç saha Rizespor,
➡️dönüşünde Eyüpspor deplasman.
➡️Kısaca 6 Şampiyonlar Ligi maçının 3'ünün hem ➡️öncesinde hem de dönüşünde İstanbul'dalar. Toplamda 5 dönüşte de İstanbul'dalar."
FENERBAHÇE ALTYAPISI
Alttaki twitimizde de belirttik. Biz transferde kim geldi kim gitti işlerinde yokuz. Hocaya daima destek oluruz.
Ama altyapı konusunda hassas olduğumuzu ve hangi konularda eleştireceğimizi alttaki twitimizde yazdık.
Müjdat Yetkiner ataması Ali Koç dönemine bir gönderme, bir çeşit intikam atamasıdır.
"Sen kovdun bak biz geri getiriyoruz" atamasıdır.
İkinci bir nedeni, gerekçesi yoktur.
Vardır diyen yazsın biz de bilelim.
Eski oyuncularımızın Fenerbahçe'de formayı terlettikleri döneme ve emeklerine saygımız var.
Ama her eski futbolcuda teknik direktörlük kumaşı var diye bir kural yok. Dünya futbolunda da böyledir.
Futbolcu olarak efsane olmuş bir çok isim teknik direktörlük kariyerlerinde gümlemişlerdir.
Fenerbahçe Altyapısı bu kulübün geleceğidir.
Kulübün hem ekonomik bağımsızlığını kazanması hem de sürdürülebilir sportif başarıya ulaşması için en kritik organizasyondur.
Burası boş verilemez, savsaklanamaz, ahbap-çavuş ilişkilerine terk edilemez.
Buranın başındaki teknik adam en az A takımının başındaki teknik adam kadar önemlidir.
Yeni yönetime bu konudaki eleştirilerimizi sürdüreceğiz.
Bu konuda sınıfta kalınmıştır.
Altyapıya dair umutları söndürmüştür.
https://t.co/O4yrio5jYw
21.04.2026 tarihinde, kendisine ait sosyal medya hesabı üzerinden kulübümüzü hedef alarak hakaret içerikli paylaşımlarda bulunan ve şike iftirası atan A.E isimli şahıs hakkında, Derneğimizin ihbarı üzerine ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı Spor Suçları Soruşturma Bürosu tarafından soruşturma başlatılmıştır.
Yapılan soruşturma neticesinde, 6222 sayılı Kanun’un 14. maddesi kapsamında şüpheli hakkında seyirden men tedbiri ile adli para cezası uygulanmıştır.
Kulübümüzün itibarını hedef alan hiçbir girişime sessiz kalmayacağımızı, camiamızın hak ve menfaatlerini korumak için hukuki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.
@Digiturk@DigiturkDestek
Şöyle bilgilendirme yapayım. Herhalde 15-16 yıldır kesintisiz üyenizim.
Hayatta her şeyi nizami çerçevelerde yapma gayretinde olduğum için hiçbir zaman yan yollara sapmadım, sapmayacağım da...
Az önce bu sene üyelik yenileme amacıyla uygulamaya girdiğimde ödenmemiş bir fatura kesildiğini gördüm. Çok şaşırdım.
Çağrı merkezini aradım, bu fatura iptal edilmezse yeni yıl üyelik yenilemesi yapmayacağımı belirttim.
Arkadaş, "kesilen fatura için hiçbir işlem yapılmayacağı" bilgisi verildi.
Bunun üzerine üyeliğimi sonlandırdım.
Bana teklif ettiğiniz yenileme 12x439 TL mertebelerindeyken, bir aylık yansıtılan 1.416,1 TL. faturanın hiçbir izahı olamaz.
Bunun literatürde bir karşılığı var. Ancak yazmayacağım, anlayan anlıyor zaten.
Hiçbir şekilde etik değil, ahlaka da hiç uygun değil.
Faturanızı birazdan ödeyeceğim ve bu sizinle olan son ilişkim olacak.
Yusuf beyin yazısının en güçlü cümlesi şu:
“Lige konforlu fikstürle başlamanın ve ligi önde götüren olmanın psikolojik etkisi, futbolun en güçlü görünmeyen avantajlarından biridir.”
Mesele bir sezonu tek başına fikstüre bağlamak değil; gri alanları ortadan kaldırmak, süreci şeffaflaştırmak ve bağımsız denetime açmaktır.
Haklı olunan nokta tam da budur: Kimse ayrıcalık istemiyor, herkes için eşit şartlarda, denetlenebilir ve güven veren bir fikstür sistemi istiyor. Adil rekabetin ilk şartı da budur.
İş bu fikstürle başlıyor.
Fenerbahçe, sezonun ilk haftalarında çoğu zaman lige yeni çıkan, yüksek motivasyonla oynayan takımlarla karşı karşıya geliyor. Buna ek olarak ligin güçlü rakiplerine deplasmanda gitmek zorunda kalıyor. Bu süreçte yaşanan puan kayıpları sadece puan tablosunu değil, takımın moralini de etkiliyor.
Ardından tartışmalı hakem kararları geliyor. Bir tarafa kolay çıkan kartlar, diğer tarafa gösterilmeyen kartlar… Hakeme yönelik itirazlar, sert oyun ve yıldırma çabaları çoğu zaman aynı standartta değerlendirilmiyor. Futbolcu açısından bakıldığında ise ortaya şu duygu çıkıyor: “Ne yaparsam yapayım emeğimin karşılığını alamıyorum.”
Bu algı yerleştiğinde iş sadece futbol olmaktan çıkıyor. Takımın özgüveni azalıyor, saha içindeki cesareti kırılıyor. Puan farkı açıldıkça tribünlerin sabrı tükeniyor, baskı büyüyor ve bu kez futbolcu kendi taraftarının tepkisiyle de mücadele etmek zorunda kalıyor.
Modern futbolda mücadele sadece sahada oynanmıyor. Psikoloji de oyunun önemli bir parçası. Adil ve tutarlı bir rekabet ortamı sağlanmadığında, bunun etkisi yalnızca puan cetveline değil; futbolcunun özgüvenine, takımın direncine ve taraftarın umuduna kadar uzanıyor.
TFF uygulamaları ve aldığı kararlarla adil ve şeffaf olmalı ve bu işte birinci gün fikstür çekimi işe sağlanmalı. Gereksiz kısıtlar iptal edilirken, en azında uluslararası kabul görmüş bir şirkete denetim yaptırılmalı . Yoksa hep şaibe aranacak, hep tartışma olacak.
Fenerbahçeli taraftarların yayınladığı bu video bir manifestodur. Halkın denetleme hakkı talebidir. Bağımsız denetlenmeyen bir fikstür çekimi şaibeli olarak düşünülebilir. Bu konularda şüpheler var ve ben hak veriyorum.
Dizayn olmadığını mı iddia ediyordunuz?
Binde 3.7'lik, 272'de 1 görülecek mucizeye bakın.
20/21 sezonu 21 takımlı oynandı. Ligde sadece 6 İstanbul takımı vardı. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray dışında; Başakşehir, Karagümrük ve Kasımpaşa.
Pandemi sonrası sezondu ve ligin ilk maçı 12 Eylül'deydi. Galatasaray da UEFA Avrupa Ligi için 3 ön eleme turu oynayacaktı.
Galatasaray fikstürünü paylaşıyorum.
12 Eylül Galatasaray-Gaziantep FK
17 Eylül Neftçi-Galatasaray
20 Eylül Başakşehir-Galatasaray
24 Eylül Galatasaray-Hajduk Split
27 Eylül Galatasaray-Fenerbahçe
1 Ekim Rangers-Galatasaray
4 Ekim Kasımpaşa-Galatasaray
Avrupa takvimi belli. Avrupa dönüşlerinde 21 takımdan sadece 5'i Galatasaray'ın karşılaşabileceği İstanbul takımıyken Galatasaray bu maratonda korundu ve Avrupa dönüşlerinde İstanbul'dan çıkarılmadı.
21 takımlı 40 haftalı ligde 6 takım İstanbul takımı ve Galatasaray'ın oynayabileceği 5 İstanbul takımı varken üstelik derbi haftaları belli olduğu için bu iki deplasmana Fenerbahçe ve Beşiktaş gelme ihtimali de yokken Neftçi maçı dönüşünde 2. haftada Başakşehir, 1 Ekim tarihli Rangers maçı dönüşünde 4. hafta Kasımpaşa deplasmanının gelme ihtimali sadece %0.37...
Bu sadece küçük bir örnek.
Aslında fikstür çoktan çekildi de perşembe günü sadece sunulacak işte.
Maksat iş olsun, dostlar alışverişte görsün.
KEREM AKTÜRKOĞLU ( 27 )
( Fenerbahçe + Benfica + galatasaray )
281 maç. 78 gol 65 asist.
Maç başı gol katkısı = 0,50
Milli takım
44 maç. 14 gol 4 asist.
Maç başı gol katkısı = 0,40
BARIŞ ALPER ( 26 )
( galatasaray )
205 maç. 37 gol 35 asist.
Maç başı gol katkısı = 0,35
Milli takım
28 maç. 2 gol 4 asist.
Maç başı gol katkısı = 0,21
İki tane aynı pozisyonda oynayan aynı yaşta Türk futbolcu. Herifler her sene " 50 milyon euro veriyorlar ama satmıyoruz " diye Barış överken biz " bu çöpten kurtulun " diye Kerem bokluyoruz !!!
FENERBAHÇELİ KARDEŞİM...
Boktan medyanın boktan fenomenlerin gazına gelip topçularını gömmekten ne zaman vazgeçeceksin ?!! Bak sana iki futbolcunun da istatistiklerini verdim. Allah aşkına haksız mıyım ??!! Biz değerlerimizi beş paralık edip ayağa düşürmekten ne zaman vazgeçeceğiz?!
Tamam uzun zamandır gelmeyen ( çalınan ) şampiyonluğun stresini hepimiz yasıyoruz ama elalem kedisini aslan diye pazarlarken biz futbolcularımızı , hocalarımızı çöp ediyoruz.
Allah aşkına silkelen kendine gel. Topçuna, camına sahip çık!!
Hokkabazların gazına gelip ekmeklerine yağ sürme !!
@alpklnctr Kaz Dağları ile başlayan doğayı katletme süreci, yıllar boyunca tam bir kıyıma dönüştü. Oy vererek veya susarak kendi vatanına bu kadar ihanet eden bir halk daha yeryüzünde yoktur ve böyle bir halkın sonu da bellidir.
Bakın, bu videoda gördüğünüz cennet yer, "Milli Takım oyuncularına villa hediye ediyoruz" bahanesiyle katledilmek istenen bölgedir. Burası, yıllardır birinci derece sit alanı olarak korunan, nesli tükenmekte olan binlerce canlıya ev sahipliği yapan ve antik kent dokusuna sahip muhteşem bir doğa harikasıdır. Bizim uyanık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolcular üzerinden bu cennet yerin reklamını yaptırarak, bugüne kadar korunması için alınmış tüm mahkeme kararlarını hiçe sayıyor. Sit alanı olan bu bölge için yeniden mahkemeye başvurup onay çıkartarak, imara açılan bu yere tam 4 bin adet villa inşa edecek…Hiçbir futbolcumuz bu evleri istemezken "Zorla bu çocuklara evlerini vereceğim" diyerek haber ve basında algı oluşturup, arka tarafında 9.7 milyon metrekarelik devasa doğayı katledecekler.
Deniz Göktaş ne zaman çıkar dışarı bilemeyiz.
Ama oradan yeni bir Ferhan Şensoy,
Yeni bir Genco Erkal,
Yeni bir Tarık Akan olarak çıkacak.
Diğer mizah yapıyorum diyen SOYTARILARDA ondan destursuz bahsedemeyecek!
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın#DenizGöktaşYalnızDeğildir
YENİ SEZONDA BİZ NEYE DİKKAT EDECEĞİZ?
Oyuncu transferleri ile ilgilenmiyoruz.
O geldi bu gitti mevzularında yokuz biz.
Bu konulara kafa yoran, konuya hakim arkadaşlarımıza saygı duyuyoruz. Dediklerini de tabii ciddiye alıyoruz.
Ama hep söyleriz bize göre en iyi oyuncu armayı taşıyan oyuncudur.
Oyuncu çöplemeyiz asla.
Sahadaki 11 i her hafta en ön cephede savaşanlar olarak görürüz.
Hoca ile ilgili de bir sorunumuz yok. Gelen her hocayı, formanın başarısı için kafa yoran her hocamızı destekleriz.
Hep böyle yaptık. Aksini söylediğimiz tek bir paylaşımımızı boşuna aramayın bulamazsınız.
PEKİ NEYE DİKKAT EDECEĞİZ?
1. Kenan Evren Lisesi arazisine ne oluyor? Ne olacak?
Gözümüz hep burada olacak.
"Cebimizden para çıkmasın verelim bir müteahhite AVM yapsın kira alalım" işi yaş iş.
Cebinizden para çıksın...
2. Maltepe tesisleri ve akademinin durumu ne olacak? Oraya çivi çakılacak mı?
3. "Mali durum çok kötü" palavrasına inanmıyoruz, yemiyoruz. Onu diyenler başka yerde keriz silkeleyecek.
4. Fenerbahçenin BAĞIMSIZLIĞININ sac ayaklarından en önemlisi MALİ BAĞIMSIZLIK tır.
Yönetimimiz gökten zembille daha dün inmemiştir. 28 yıllık bir backgroundu var.
O yüzden MALİ DURUMU elimizden geldiğince takip edeceğiz. Hiç kimse 2018 e dönmek istemiyor.
5. KURUMSAL BAĞIMSIZLIĞIN gidişatına dikkat edeceğiz.
3 Temmuz kaçkınlarının, transfer yaptırmayan CEKETSİZLERİN kulübe sokulması çabalarına karşı duracağız.
6. Hemen kongre öncesi açıklanan takım otobüsümüzün kurşunlanması ile ilgili tekrar başlatılan soruşturmayı takip edeceğiz.
Bunun bir seçim öncesi yatırımı olup olmadığını merak ediyoruz.
7. 1959 öncesi şampiyonluklarımızın tescil edilmesi ile ilgili mevcut yönetimimizden 2001 yılında Haluk Ulusoy tarafından gerçekleştirilen bu saçmalık konusunda, 2026 yılında daha duyarlı olmasını bekliyoruz.
8. Birlik ve beraberlik görüntüsü ve söylemi altında "intikam almaya" çalışanlarada elimizden geldiğince karşı duracağız.
Bir intikamdan söz edilecekse önce şirket bürolarından imza kampanyası organize edenlerden, TFF de yetkili iken Fenerbahçeye transfer yaptırmayanlardan, 3 Temmuz da takım aleyhine ifade verenlerden, takımın çeklerini kullananlardan başlanması uygun olur.
Sonuç olarak beklentilerimiz ve dikkat edeceğimiz konular güncel başarılar ve kupalar vs. değildir.
Hiç olmadı.
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
Macaristan sınırındayım . Gümrüğe tabi bir şey var mı dediler. Çıkarıp sigaralarımı gösterdim. 6 paket fazlaymış. 6 paket sigara için ailemi ve beni rehin aldılar sanki. Yasak olan 6 paket sigara değil Türk sigarası olmasıymış. Polis çocuk Sırp , Bulgar sigarası olur ama Türk sigarası olmaz dedi.
Saklamadigim gibi kendi elimle bagajdan çıkarıp verdim .
Bizi bir salona aldılar. Klima yok . İçerideki herkes Türk. 2 paket sigara için saatlerce bekleyenler var. Türk sigarası yasak olunca içerideki herkes Türk doğal olarak .
İmha etmiyorlar halbuki el koyup bizi gönderebilirlerdi ama ceza yazıp ödemenizi istiyorlar. Birisi sabah 9 'dan veri bekliyormuş. 2500 euro ceza yazmışlar . Adam itiraz edince bekletiyorlarmiş. Ödeme yapmazsan beklersin diyorlar.
Bi görevli bana da öde dedi. Arabamı arayan polisi çağırdım." Saklamadan kendim verdim." Dedim . Çocuk biraz mahcup oldu ama kime anlatıyorsun. Eşim ve cocuklarm yanımda olduğu için uzatmadım odemeyi yapacağım dedim.
Bana bir kağıt imzalattilar. Macarca. Asla itiraz etmeyeceğine , parayı kendi rizamla ödediğime dair . Aşağıya resmini ve tercümesi ekleyeceğim
Budapeste rezervasyonlarımı iptal ettim , lanet olsun dedim .
Aptallık bende. Bizi bu kadar sevmeyen , sıcak bir salona hayvan yığar gibi yığan bir ülkeye neden gidiyoruz ?
Ya da bizim bürokratlarımız neden ses çıkarmıyor
Ya da Macar halkı da bu şekilde bize düşman mı ?
@TC_BudapesteBE@TC_Disisleri@MacaristanBE
⚡️SİVASSPOR’UN HOCASI BEŞİKTAŞ’A ÇALIŞIRSA!
“Rıza Çalımbay’ın bu açıklaması itiraftır! Galatasaraylılar Galatasaray'ı şampiyon yapmak için, Beşiktaşlılar Beşiktaş'ı şampiyon yapmak için Fenerbahçe'den puan almaya çalışırsa Fenerbahçe nasıl şampiyon olacak bu ligde?”
🔗 https://t.co/99pZdRnnc8
MASADA TESLİMİYET
Süper Lig'de 2026-27 sezonu için daha önce belirlenmiş olan 10+4 yabancı kuralının esnetilerek 12+2 şeklinde değiştirilme talebi, Fenerbahçe yönetimi açısından bir vizyon ve strateji krizini ortaya koymaktadır. Mevcut 10+4 kuralı, kadro planlaması açısından Galatasaray'ın aleyhine işlerken ve bu değişikliği talep eden turunculu cepheyken, Fenerbahçe yöneticilerinin böyle bir talebe destek çıkmaları anlaşılır bir durum değildir. Fenerbahçe hazırlığını ve planlamasını peyderpey bu kurala göre yapmışken, üstelik bu sisteme uyan Nene, Cheriff, Brown ve Diouf gibi gençler hazır varken; Fenerbahçe’nin yeni yönetiminin turuncuların talebine can simidi olup TFF’den değişiklik talebinde bulunması akla ziyan bir durumdur. Bu kuralın esnetilmesini talep etmek, bile isteye "lades" olup kendi eliyle rakibini güçlendirmektir. Neyseki TFF’nin eğrisi doğrusuna denk geldi ve kural 10+4 olarak tescillendi şimdilik.
Bu stratejik teslimiyetin arkasında ise transfer yönetimindeki büyük başarısızlık yatmaktadır. Seçim döneminde Aykut Kocaman propagandası üzerinden oy toplayıp, göreve gelir gelmez takımın başına İsmail Kartal’ı getiren Aziz Yıldırım, benzer bir tutarsızlığı transfer vaatlerinde de yaşatmaktadır. 20-25 Haziran’a kadar tüm transferlerin bitirileceğini ve Şampiyonlar Ligi ön elemelerine tam kadro hazır girileceğini vadetmesine rağmen, ne yazık ki şimdiye dek sadece Vedat Muriqi’i kadrosuna katabilmiştir; onun da sakatlanması zaten var olmayan planları tamamen altüst etmiştir. Transferde somut adımlar atamayan, verdiği sözlere sadık kalamayan yönetimin, beceriksizliğini örtbas etmek ve gündemi değiştirmek adına yabancı kontenjanı tartışmalarına sarılması, eski yönetimlere sataşması aciz ve hedef saptıran bir yönetim anlayışının açık tezahürüdür.
Önce Mahmut Uslu ardından teknik direktör İsmail Kartal’ın 10+4 kuralına gösterdiği itirazlar, -isimleri kaldırıldığında- tam olarak turunculu takım yöneticilerinin açıklamaları olarak yankı bulmaktadır. Zira mevcut genç oyuncu avantajını masada teslim etmek tek kelimeyle idari bir zafiyettir. Kendi teknik kadrosunun planlamasını boşa çıkaran, rakibin içine düştüğü stratejik zaafı avantaja çeviremeyen ve ülke futbolunu perde arkasından dizayn eden YAPI’ya hizmet eden bu akılalmaz ortaklık, Fenerbahçe’nin elindeki değerleri altın tepside sunan tarihi bir hata olarak kayıtlara geçecektir. Bu aciz ve köhne zihniyet, Fenerbahçe'yi zirveye taşımak bir yana, ezeli rakibinin can simidi olmayı tercih ederek camianın geleceğine en büyük darbeyi bizzat kendi eliyle indirmektedir.
UEFA VE PARALI BAŞKAN SORUNSALI
Çok para harcamayı vaadedenler ve paranın sorun olmadığını düşünenler dün açıklanan cezalarla bir aydınlanma yaşamıştır diye umuyorum ama oy verenler aydınlanmadığı sürece seneye de aynı masalları dinleyeceğiz.
Bildiğiniz üzere FFP kaldırıldı ve 2022 yılından bu yana UEFA 3 ana başlıktan oluşan finansal sürdürülebilirlik sistemine geçti.
Sistemden önce UEFA’nın ne istediğini ve neden bu sisteme geçtiğini anlamak lazım.
UEFA’nın temel amacı futbolu parası olanın istediği gibi at koşturabileceği bir alan olmaktan çıkarıp kendi ekonomisiyle dönen sürdürülebilir bir yapı haline getirmek. Yani öyle gayrimenkul satıp oyuncu alma, kupon arsaları müteahhide verip borç kapama devri bitti.
Üçlü sistemin ilk ayağı Solvency.
Yani kulüplerin borçlarını ödeyebilme gücü. UEFA kulüpleri yılda 3 kez denetliyor bu konuda. Vergi, ticari borç, finansal borç, oyuncu ve diğer kulüplere olan borçlar 60 günden fazla gecikirse ceza veriyor.
Yani vadesi gelmiş bir borcunuzu 60 günden fazla ödemezseniz Avrupa kupalarından men ve transfer yasağı cezası alabilirsiniz.
Fenerbahçe buradan ceza almadı.
Bu da demektir ki “yıllardır ödenmeyen vergiler” diye kafa ütüleyenler yalan söylüyor.
Zaten ne kadar vergi ödediğimiz bilançolarda açıklanıyor. Bugün itibariyle vadesi geçtiği halde ödenmemiş bir borcumuz bulunmuyor diyebiliriz varsa da vadesi 60 günden önce gelmiş demektir.
İkinci ayak:
Football Earnings Rule (FER). Eski FFP’ye en yakın olan bu. Kulüplerin bir sürü gelirleri var. Kira toplayan, otel işleten vb kulüpler var.
Şirket bilançoları hep kar yazıyor ama futbol operasyonları sürdürülebilir mi? FER bu soruya cevap arıyor.
Son üç yılda futboldan kazandığınız para, futbola harcadığınız paradan en fazla 60 milyon € daha az olabilir demek.
Futbol dışı gelirler buraya dahil değil. Şirket 500 milyon kazanmış olabilir ama bunun kaçını futboldan ve futbola bağlı gelirlerden kazandı? Önemli olan bu.
Burada tek istisna şirket sahiplerinin ve yöneticilerinin nakit enjeksiyonu yapması diğer bir deyişle bedelli sermaye arttırımı gibi işlemler.
Bu yollarla şirkete sokacağınız para hesaplamaya yansır. -100 milyon € açık verdiniz diyelim. Bedelli sermaye arttırımıyla 50 milyon € sokarsanız, verdiğiniz açık 50 milyon € sayılır.
Biz buradan da ceza yemedik. Demek ki futbol operasyonumuzun son 3 yılda ettiği zarar 60 milyon €’nun altında.
Son sistem de Squad Cost Ratio (SCR).
Şu demek: futbol takımının ve teknik kadronun toplam maliyeti futbol gelirlerinin en fazla %70’i olmak zorundadır.
Yani 100 milyon kazandıysan en fazla 70’i kadar maaş, bonservis ve pirim ödeyebilirsin. Diğer giderlerinle beraber senelik 120 milyon (FER’a göre) harcayabilirsin. Ama 120 de harcasan SCR’a göre kadro maliyetin 70 milyonu geçemez.
Biz buradan ceza yedik.
Futbol gelirlerimiz 200 milyon €.
Bizim maliyetimiz 140 milyon € olmalıyken 168 milyon € olmuş.
28 milyon € fazladan harcanmış.
Bir futbolcu fazladan alınmış veya bir futbolcu satılamamış gibi düşünmek lazım.
FER’ı hatırlarsanız, bu cezayı yeme sebebimiz parasızlık değil. Parayı ödememiş olsaydık Solvency cezası veya bütçeyi çok aşmış olsaydık FER cezası alırdık.
Biz futbol dışı faaliyetlerden kazandığımız parayla finanse etmişiz. UCL katılımı için risk alınmış. Katılım olmayınca ceza gelmiş. Bence çok büyük bir mesele değil.
Bu kurallar ve yenen ceza daha önemli bir konuyu gündeme getiriyor aslında: taşıma suyla değirmen döndürme devri bitiyor. Çünkü futbol gelirlerini arttırmadığınız sürece Solvency ve FER’i atlatsanız bile SCR’a takılacaksınız.
O yıldızlarla dolu kadroyu gelirleri arttırmadan kurup sportif başarıyla finanse etmeye çalışırsanız alacağınız cezalardan batarsınız.
Alacağınız gayrimenkuller, kuracağınız şirketler futbol dışı branşları finanse eder ama futbola para aktaramazsınız.
İstediğiniz kadar bedelli sermaye arttırımı, bağış falan yapın. Solvency’den yırtar, FER’dan kurtarır SCR’dan ceza alırsınız.
PEKİ ÇÖZÜM NE?
✔️ En kolay ve en önemli çözüm altyapıya yatırım yapmak.
Tesis ve scouting için yaptığınız masrafları istediğiniz gibi finanse edebilirsiniz.
Hatta bu masrafların bir kısmını FER’da izin verilen zarardan düşebilirsiniz. Örneğin 70 milyon € zarar ettiyseniz ve bunun 15 milyonu tesise yaptığınız yatırımın maliyetiyse SCR ve Solvency problemi yaşamadığınız sürece 55 milyon zarar etmiş sayılırsınız.
Yetiştirip satacağınız futbolcular ve alacağınız yetiştirme bedelleri de doğrudan futbol gelirlerinizi arttırır.
✔️ Stadyum gelirlerini arttırmak.
Kuralların tek istisnası bu.
Başka gayrimenkullerinizden elde ettiğiniz gelirleri futbol geliri olarak kaydedemezsiniz.
Stadyum ve bitişik yapılardaki işletmelerden elde ettiğiniz kar, işletmeci kulüp veya bağlı ortaklık olduğu sürece doğrudan futbol kazancı sayılır.
Real Madrid’in stadında organize ettiği Beyonce konserinden veya stadın içinde kendi işlettiği restorandan elde ettiği kar doğrudan futbol geliri sayılıyor mesela.
Fenerbahçe’nin önünde kulübün geleceğini şekillendirecek iki tarihi fırsat var. Önümüzdeki 2-3 sene içinde değerlendirmezsek hem tarihi fırsatı kaçıracağız hem de gs'nin arkasına düşeceğiz.
Çünkü gs'nin futbol kazancı şu veya bu şekilde bizden 80 milyon € daha fazla. Yani her yıl bizden 56 milyon € daha fazla futbol harcaması yapabilirler. Doğru yönetilirlerse bu farkı paralı başkanla kapatma şansımız yok. Herkes aklını başına almalı.
TARİHİ FIRSATLARIMIZ NELER?
MALTEPE ARAZİSİ
KEL ARAZİSİ
Maltepe arazisi kulübün geleceğini kurtaracak, zaten yeni yeni kazandığımız yetiştirici kulüp ünvanını perçinleyecektir.
Yeni Ferdi’ler, Arda’lar, Yusuf’lar orada yetişecek ve kulübün geleceğini kurtaracak.
KEL arazisi de şu anda Türkiye’de hiçbir kulübün sahip olmadığı bir imkan.
Şehrin göbeğinde, stadın bitişiğinde devasa bir alan. Bu alan ne olursa olsun stada katılmalı, kulübün uhdesinde kalmalı ve stadyum gelirlerimizi maç günü gelirlerinin ötesine taşımalı.
KEL’i içine almadan yapılacak herhangi bir stadyum inşaatı veya KEL’in elden çıkarılması demek kulübün geleceğinin çöpe atılması demektir.
Senede 20-30 gün gelir getiren bir stadyumu 365 gün gelir getiren bir stadyuma çevirmenin anahtarı KEL arazisidir.
Orası olmadan yapılacak geliştirme en fazla 20-30 milyon €’luk gelir artışı demek. KEL’i de içine alacak modern bir stadyum inşaatında böyle bir limit söz konusu değil.
Stadın şehir dışına taşınmasına da aynı açıdan bakılabilir. Kadıköy’deki işletmelerin yaratacağı kaynakla Maltepe’dekinin aynı olmayacağını anlamak zor olmasa gerek.
Fenerbahçe kısa vadeli düşünmeyi bırakıp kulübün geleceğini kurtarmanın yollarını aramalı. Şampiyon olmak için yola çıkıp olamadığımız her sene gs ekonomik anlamda biraz daha öne geçiyor.
3-5 sene daha böyle giderse camianın zenginleri de kulübe faydalı olamaz hale gelecek. Bu iki tarihi fırsatı değerlendirebilirsek sportif başarıdan bağımsız şekilde ekonomik yarışta geri kalmayı bırakabiliriz.
Paranız ve Fenerbahçe sevginiz varsa tam zamanı. Tarihi fırsatları 35 yaşındaki yıldızlar için teperseniz tarihe gafil veya hain olarak geçersiniz.
KULPÇU
@kulpcubasi
SEKİZ YIL VE AYKUT KOCAMAN
Seçim sürecinde Sayın Aziz Yıldırım'ı destekleyen arkadaşlar şimdi 2018 den beri geçen 8 yılı unutmamızı bekliyorlar.
Yeni bir sayfa açıyoruz. Kaos bitiyor, hüloooğğğğ...
Bunu herkes ister. Fenerbahçenin birlik ve beraberlik içinde olmasını, dışa karşı tek yürek olmasını.
Ama buna Aziz Yıldırım'ın izin vermeyeceğini göremiyorlar. Bu kadar da saflar!
Aziz Bey'in öncelikle Fenerbahçe'den kendisinin yönetimde olmadığı o 8 yılın hesabını sormaya geldiğini göremiyorlar.
Hala medyadaki borazanlar eliyle 2018 de maddi durumun güllük gülistanlık olduğu, geçen 8 yılda takımın batırıldığı yalanını servis ediyorlar.
O 8 yılda sergilenen bir sürü ayak oyunu ve takıma yapılan düşmanlıkları da geçtik. Ama yönetimin alınışını ne unutmaya ne unutturmaya niyetleri var.
İntikama gelmişler.
Aykut Kocaman'ı savunan arkadaslarda enteresan bir "acımadı ki, acımadı ki" türküsü tutturmuşlar.
Aykut Kocaman, sonraki açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla çeşitli konularda anlaşamamış ve geri adım atmamış.
Sonraki "aslolan Fenerbahçe'dir" açıklaması da olması gereken, yakışan bir açıklamadır.
Yanlıştır doğrudur ama hoca geri adım atmamış ve bunu bu şekilde bağlamış.
Savunanlar ise hoca kadar omurgalı olamadı.
"Aslolan Fenerbahçe" deme noktasından da ileri gidip eleştirenlere saldırıyorlar.
Sevmeyin, savunmayın lan siz kimseyi)))
Omurganız olduğu zaman bu işlere girersiniz.
Yeni duruma göre yeni pozisyon alıp saldırıya geçen aparatlar oldunuz.