Burada bir fikir, bir karşı öne sürmek “her şeyi bilmek” anlamına gelmez.
Yazarın paylaşımına ben de sıradan bir insan gibi bir yorum getirdim, farklı bir pencereden bir bakışı insanların görmesini sağlamak istedim. Elimdeki verileri yorumlama hakkım olmalı, tıpkı senin de yaptığın gibi.
Yalnız üslubunda “her şeyi bilen” kişinin siz olduğu şeklinde bir algı oluşmaktadır. Bana bu eleştiriyi yaparken siz de iğneyi kendinize batırmayı unutmazsanız iyi olacaktır.
Gelelim asıl tartışmalı kısma, İslamiyet peygamber sonrası taht kavgaları ile kendi iç tartışmaları ile epey uzun zaman geçirmiştir. Zaten bu Hanefilik ve daha sonra Şafiilik mezhebi İslamiyet içindeki bu taht kavgaları sonucu ortaya çıkmış. Şialık da bir siyasi tartışma sonucu ortaya çıkmıştır. Ehl-i Sünnet mezhepleri, inancı toplumsal kullanımı konusunda fikir olarak ortaya çıkmıştır. Toplumların inancı günlük hayat içinde kullanımına ilişkin yorumlar getirildi bu şekilde. İkisinin de mezhep gibi amaçları yoktu muhtemelen. Buna rağmen, Şialık yada Ali taraftarlığı, daha çok siyasi olarak ortaya çıkmıştır. Ali ve onun soyuna yapılan haksızlık bunu motive etmiştir.
Mezheplerin kurumlaşması zaten 900 lı yıllardan sonra başlıyor. Aralarında o keskin ayrımlar henüz yok o dönemde.
Mezheplerin daha emekleme süreçleri yaşanırken hangi toplumun hangi mezhep olduğu bilgisi de o kadar bilinir olması olanaklı değil.
Onun için Eyubiler için Şafiiydi ya da Hanefiydi gibi bir mezhep kimliği biçmek doğru olmayacaktır.
Ebul Vefa’ya gelince tam da bu mezheplerin kurumlaşma sürecinde ortaya çıkmış ve çelişkileri olmasına rağmen mevcut ehli sünnet mezhepleri içinde doğmasından kaynaklı bu kimlikle bilinir olmuş.
Ancak öğretisini Dersim’e götüren Şeyh Dilo da, ustasının öğretisinin dışında başka bir fikri götürmediğini düşündüğümüzde, Dersim de olan konu aşiret ve cemaatlerin bugün Alevi olması ve ocakların kendilerini kök olarak Ebul Vefa’ya bağlamaları da bunu doğrulamaktadır.
Ancak Şeyh Dilo yöreye geldiğinde, yerel halk henüz Islam’ı kabul etmedikleri de anlaşılmaktadır. Yani halk, Şeyh Dilo’nun deyim yerindeyse misyonerliği sayesinde İslamiyete geçtikleri anlaşılıyor. Ancak adı geçen cemaatlerde günümüzde Şafii olanlarda olduğunu belirtmek gerekiyor.
Bu kısma ilişkin net bir yorum yapamıyorum maalesef.
Ancak inanç değişimlerinde coğrafyanın hakim gücünün ve yine toplumun çoğunluğuyla bağlantılı olabileceğini düşünüyorum.
Siz de karşı çıktığınız noktaları net yazsaydınız iyi olurdu. Eleştirmek yerine bunu yaparsanız makbule geçer.
Bir de sizin radarınızdan çıkmam için ne yapabilirim? 😊
Sanırım senin radarına girdim😊
Paylaştığın yazıyı çok önce okumuştum ve bir daha okudum.
Öncelikle tam olarak hangi noktama itiraz ettiğini netleştirirsen, ben de doğrudan o noktaya cevap verebilirim; haklı bulduğum yerde katılırım, farklı düşündüğüm yerde gerekçemi yazarım.
Yine anladığım kadarıyla cevap vereyim.
Mezhepsel geçişler sanıldığı kadar katı ve imkânsız süreçler değildi. Özellikle Şafiilik ile Hanefilik arasındaki geçişler tarih boyunca oldukça mümkündü. Alevilik ile Sünnilik arasındaki geçişler daha zor ve daha derin kırılmalar içerse de, bunun da birçok örneği vardır.
Saladin’in Şafii olduğu genel olarak kabul edilir; buna itirazım yok. Ancak benim sorguladığım nokta şu: Selahaddin’in Şafii olması, onun hakimiyeti altındaki tüm Kürt aşiretlerinin de Şafii olduğu anlamına neden gelsin? Eyyubi yapısına baktığımızda Arap, Türk ve Kürt unsurların bir arada olduğu; siyasi sadakatin mezhepsel homojenlikten daha önemli olduğu görülüyor.
Ayrıca Selahaddin’in Hristiyan ve Yahudilere karşı dahi mezhep dayatmacı bir siyaset izlemediği bilinirken, kendi kontrolündeki bütün aşiretleri sistematik biçimde Şafiileştirdiğini varsaymak bana güçlü bir tarihsel çıkarım gibi gelmiyor.
Dersim–Elazığ hattı konusunda benim düşüncem şu: Safevi dönemi öncesinde buradaki Kürt aşiretlerinin önemli bir kısmının bugünkü anlamda Sünni olmadığı anlaşılıyor. Özellikle Şeyh Dilo Belincân şeceresi ve Ebu’l Vefa geleneğine bağlı ocak kayıtlarında, bugün Şafii olarak bilinen bazı aşiretlerin geçmişte heterodoks / Alevi çizgide olduğu ve Abu al-Wafa al-Kurdi’ya bağlılıklarını ilan ettikleri görülüyor. Bu şecerelerde birçok Kürt cemaatinin irşadından, Batıni yapıdan ve Réya Heq benzeri inanç çizgilerinden söz ediliyor.
Bu nedenle benim temel tezimi değiştirecek şey, Dersim–Elazığ hattındaki aynı soy aşiretlerin Safevi öncesinde homojen biçimde Şafii olduklarını gösteren güçlü tarihsel kaynaklardır. Şu an elimizdeki veriler ise tam tersine, mezhepsel ayrışmanın zaman içinde coğrafi, siyasi ve sosyolojik şartlarla oluştuğunu düşündürüyor.
Bugün aynı aşiretin Alevi, Hanefi ve Şafii kollarının bulunması da bunu destekliyor. Dolayısıyla “Selahaddin Şafii idi, o halde bu aşiretler de baştan Şafii idi” sonucu bana fazla zorlama olur.
Bu bilgilerinizin hepsi kulaktan dolma bilgiler olduğunu teyit edebilirim.
1- Alevilerin sünnileşirken Hanefilik mezhebine geçmesinin en temel nedeni, Osmanlı zamanında merkezi otoritenin baskısıdır. Merkezi otorite inancı olan Hanefilik olduğundan, Hanefilik zorunlu bir tercih olmuştur.
2- Yine coğrafyanın diğer yerli unsurları da Hanefi mezhebine mensup topluluklardı ve hakim inanç olduğundan bu yönde eğilim gelişmiştir.
Yani Hanefiliğin Ehlibeytçi olmasından kaynaklı değildir. Ki bana göre Şafiilik daha fazla Ehlibeytçidir. Ama şu var; zaten Alevi olup sonradan Hanefileşenlerin etkisiyle bir miktar bu durum oluşmuş olabilir, bu mümkün.
Şafiler ile ilgili bilgileriniz de yanlış bilgiler ve daha çok kulaktan dolma, spekülatif ve uydurulmuş bilgiler.
Eskiden Şafi köylerine gidildiğinde neredeyse tüm evlerde Ali ve Hasan ile Hüseyin portreleri asılıydı. Ve Sünni olunmasına rağmen neredeyse Ali ve Muhammed’i eşitleyen bir yaklaşım vardı.
Bu bilgileri çevrenizde 40-50 yaş üstü Şafilerden teyit edebilirsiniz. Ben öyle yaptım mesela.
Şimdi bu kadar açık ve bilinir bir bilgiyi bile farklı yansıtıp Cizre diye yansıtan biriyle tartışılmayacağı için uzatmadan, tartışmayı kestim.
Yoksa hiçbir kaynak Mervani devletinin merkezini Cizre olduğunu söylemez. Aksine Meya Farqin olarak gösterir ki Meya Farqin günümüzün Silvan ilçesidir. Yani Diyarbakır.
@mendopir@n30n5223434 Yahu siz bu zırvaya inanırken, 800 lı yılarda kurulmuş ve 100 yıldan fazla hüküm sürmüş Silvan merkezli Mervani Kürt devleti vardı.
Alparslan Maşazgirt’te bölgede olmayan Kürtlerle mi ittifak yapıp, Bizans’ı mağlup etti?
Sosyolojik olarak bir çok teori üretilebilir. Ancak Hanefi ile Şafii Kürtlerin farkının pek olmadığını görülmesi doğru olacaktır.
Şafiliğin Selefiliğe yakın olduğuna dair bir argüman da maalesef temelsiz.
Mesela IŞİD’e Kürtlerden en çok katılım gösteren yer Adıyaman’dır. Bu açıdan böyle bir tespit yersiz olmuş.
Kürt Hanefilerin yoğun olduğu bölgelere bakıldığında Osmanlı otoritesinin ağalardan bağımsız olarak daha fazla hüküm sürdüğü ve etkili olduğu görülmektedir. Bana göre en önemli nedenlerden bir tanesi bu. Osmanlı’nın resmi mezhebi Hanefilikti.
Bir diğer olguda Hanefilerin daha doğuda olan sarp araziler dışında nispeten daha fazla düz arazinin olduğu, kentleşme etkisinin daha fazla görüldüğü yerlerde yaşamaları buna etki etmiştir.
Yine coğrafik olarak daha fazla Türkmenlerle etkileşimde bulundukları görülmektedir. Bu da diğer bir etken.
Elbette Hanefi bölgesindeki kimi aşiretlerin günümüzde hem Hanefi hem de Alevi oldukları görülmektedir.
Mesela Kav aşireti hem Hanefi hem de Alevi’si var. Canbeg aşireti, Drejan ve yine Şadili aşiretleri hem Alevidir hem de Hanefidir. Bu da bana göre önceden Alevi olanların bir kısmı sünniliğe geçerken yine coğrafyada hakim olan Sünni mezheb olan Hanefiliği seçmiştir. Çünkü o bölgede Şafii mezhebinden Kürt pek yoktu. Ezidiler aynı şekilde.
Şafii bölgeleri de daha çok Osmanlı’nın atadığı ağalar tarafından yönetilmekteydi. Bu ağalar da Şafii mezhebini benimsedikleri için, oradaki topluluklar da daha önce Alevi ve Hanefi ve hatta Ezidiler de İslama geçince onlar da dahil Şafiilik mezhebine geçtiler. Bu bir süreç bana göre. Halk Osmanlı yerine direk ağa, mir ve beyleri Osmanlı yerine tanımıştır. Yani ağa,mir ve beyler Osmanlı idi halk için.
Bir diğer durum ise, Şafiilik de sarp arazi şartlarına Hanefiliğe göre daha uygundu, bunun da etkisi olduğu anlaşılmaktadır. Hanefilik daha çok kent ve nispeten daha rahat mezhebi olduğunu düşünüyorum.
Daha önce bilinmeyen ve kullanılmayan, toplumların merakı sayesinde artık kullanılagelmiş genetik bilim, daha önce “hurafe” olan bilgileri bilinir kılmış durumda. Ve bu sayede, aslında mezhepsel farklılıkların da sonradan oluştuğu ve farklılıkların, yani inanç değişimlerde coğrafik faktörlerin etkisinin yadsınamaz olduğu gerçeğidir. Yani çokça kabül görülen Alevi birinin Şafii olmayacağı ya da Şafii birinin Aleviliği kabul etmeyeceği görüşünün doğru olmadığı görülmektedir.
Aynı ata soyuna sahip birilerinin bir yerde Alevi, diğer yerde Hanefi yada Şafii olduğu yapılan çalışmalarda ortaya çıkmıştır.
Yine bu çalışmalarda bazı asimilasyoncu kafaların iddia ettiği gibi, “Kürt Alevi yoktur, hepsi sonradan Kürtleşmiştir” tezinin içi boş bir iddia olduğu ve tamamen asimilasyon amaçlı ortaya tezler olduğu ortaya çıkmıştır.
Sonuç itibarıyla Şafiilik selefiliğe yakın ve daha tutucu tezi pek yerinde değil.
Yine Hanefi Kürtlerin hepsinin Alevi iken sonradan Hanefileştiği bilgisi bazı aşiretler için doğru olsada, nedeni Hanefiliğin daha ılımlı olması değil, coğrafyada hakim olan Ehl-i sünnet mezhebinin Hanefilik olmasıdır. Geneli kapsamamaktadır.
Çünkü Şafiileşen Aleviler de çok. Sadece o kadar bilinmiyor.
“Daha önce bilinmeyen ve kullanılmayan, toplumların merakı sayesinde artık kullanılagelmiş durumda. Ve bu sayede, aslında mezhepsel farklılıkların da sonradan oluştuğu ve farklılıkların, yani inanç değişimlerde coğrafik faktörlerin etkisinin yadsınamaz olduğu gerçeğidir.”
Yukarıdaki bilgilerde ki kasıt “genetik bilimdir”. Bu bilim sayesinde bir çok bilinmeyenin bilinir olduğu, mezhepsel ayrışmaların öyle keskin bir çizgi içermediği ve çokça iç içe geçtiği, inanç değişimlerinin yaşandığı anlaşılmıştır.
Sosyolojik olarak bir çok teori üretilebilir. Ancak Hanefi ile Şafii Kürtlerin farkının pek olmadığını görülmesi doğru olacaktır.
Şafiliğin Selefiliğe yakın olduğuna dair bir argüman da maalesef temelsiz.
Mesela IŞİD’e Kürtlerden en çok katılım gösteren yer Adıyaman’dır. Bu açıdan böyle bir tespit yersiz olmuş.
Kürt Hanefilerin yoğun olduğu bölgelere bakıldığında Osmanlı otoritesinin ağalardan bağımsız olarak daha fazla hüküm sürdüğü ve etkili olduğu görülmektedir. Bana göre en önemli nedenlerden bir tanesi bu. Osmanlı’nın resmi mezhebi Hanefilikti.
Bir diğer olguda Hanefilerin daha doğuda olan sarp araziler dışında nispeten daha fazla düz arazinin olduğu, kentleşme etkisinin daha fazla görüldüğü yerlerde yaşamaları buna etki etmiştir.
Yine coğrafik olarak daha fazla Türkmenlerle etkileşimde bulundukları görülmektedir. Bu da diğer bir etken.
Elbette Hanefi bölgesindeki kimi aşiretlerin günümüzde hem Hanefi hem de Alevi oldukları görülmektedir.
Mesela Kav aşireti hem Hanefi hem de Alevi’si var. Canbeg aşireti, Drejan ve yine Şadili aşiretleri hem Alevidir hem de Hanefidir. Bu da bana göre önceden Alevi olanların bir kısmı sünniliğe geçerken yine coğrafyada hakim olan Sünni mezheb olan Hanefiliği seçmiştir. Çünkü o bölgede Şafii mezhebinden Kürt pek yoktu. Ezidiler aynı şekilde.
Şafii bölgeleri de daha çok Osmanlı’nın atadığı ağalar tarafından yönetilmekteydi. Bu ağalar da Şafii mezhebini benimsedikleri için, oradaki topluluklar da daha önce Alevi ve Hanefi ve hatta Ezidiler de İslama geçince onlar da dahil Şafiilik mezhebine geçtiler. Bu bir süreç bana göre. Halk Osmanlı yerine direk ağa, mir ve beyleri Osmanlı yerine tanımıştır. Yani ağa,mir ve beyler Osmanlı idi halk için.
Bir diğer durum ise, Şafiilik de sarp arazi şartlarına Hanefiliğe göre daha uygundu, bunun da etkisi olduğu anlaşılmaktadır. Hanefilik daha çok kent ve nispeten daha rahat mezhebi olduğunu düşünüyorum.
Daha önce bilinmeyen ve kullanılmayan, toplumların merakı sayesinde artık kullanılagelmiş durumda. Ve bu sayede, aslında mezhepsel farklılıkların da sonradan oluştuğu ve farklılıkların, yani inanç değişimlerde coğrafik faktörlerin etkisinin yadsınamaz olduğu gerçeğidir. Yani çokça kabül görülen Alevi birinin Şafii olmayacağı ya da Şafii birinin Aleviliği kabul etmeyeceği görüşünün doğru olmadığı görülmektedir.
Aynı ata soyuna sahip birilerinin bir yerde Alevi, diğer yerde Hanefi yada Şafii olduğu yapılan çalışmalarda ortaya çıkmıştır.
Yine bu çalışmalarda bazı asimilasyoncu kafaların iddia ettiği gibi, “Kürt Alevi yoktur, hepsi sonradan Kürtleşmiştir” tezinin içi boş bir iddia olduğu ve tamamen asimilasyon amaçlı ortaya tezler olduğu ortaya çıkmıştır.
Sonuç itibarıyla Şafiilik selefiliğe yakın ve daha tutucu tezi pek yerinde değil.
Yine Hanefi Kürtlerin hepsinin Alevi iken sonradan Hanefileştiği bilgisi bazı aşiretler için doğru olsada, nedeni Hanefiliğin daha ılımlı olması değil, coğrafyada hakim olan Ehl-i sünnet mezhebinin Hanefilik olmasıdır. Geneli kapsamamaktadır.
Çünkü Şafiileşen Aleviler de çok. Sadece o kadar bilinmiyor.
Basit bir soru: Atmilerle Qalqali (Qilqilani değil bu arada) aşireti, Raman, Erbani, Soriki aynı soydan gelmiyor mu? Yani en azından test yapanlardan çıkanlardan yola çıkarak bunu demek durumundayız.(Mizuri'yi es geçtim farklı haplolar var.)
Bu çıkan örneklerden varılan sonuç bunu gösteriyor, ki bu doğru ise 1400 yaşındaki atanın torunları olanların otozomalleri bir birine yakın çıkması gerekmez mi?
Sonuçda Atmiler Kura-Araxes'den ışınlanarak o bölgeye gelmedi, değil mi? Bir göç yolunu takip ederek bu bölgeye kadar geldiler. Gelirken de akrabalarını farklı farklı coğrafyalarda bırakarak gelmişler.
EHG yüksekliği atadan beri varsa-ki senin iddian bu şekilde- aynı atanın diğer torunlarının da aynı şekilde EHG yüksek çıkması gerekmez mi?
Sizi çok takıntılı gördüm Atmilere karşı.
Nedeni de muhtemelen sosyal medya üzerinde yaptığınız tartışmalardır.
Bu takıntınızdan dolayı da yazdıklarıma objektif pencereden bakamıyorsunuz.
Atmi olmadığımı özellikle belirttim.
Sadece onların dalını araştırıyorum ve karşılaştığım bilgiler ile sizinkileri karşılaştırınca farklılıkları gördüm. Ben kendi gördüklerimi paylaştım.
Ben aşiretçi değilim, hiç bir zaman bir aşireti yüceltme ihtiyacı duymadım. Tarihsel göç verisi için aşiret isimleri önemli benim için.
Mizuri de bir örnek bile olsa, yani bu ata soyu o coğrafyada sinyal vermiş. Qalqali de bir kişi de olsa o coğrafyada sinyal verdiğini gösteriyor. Raman be Soriki de aynı şekilde. Bir tane bile olsa orada sinyal vermiş, Erbani de öyle.
Atmiler çok fazla test yaptığından bu dalda daha kalabalık görünüyor.
Bugün Rojava’da onlarca kişi Big Y700 yapmış olsaydı, orada kalabalık görünürdü ve belki de bu dala Ramanlı dalı ya da Sorıkanlı dalı diyecek, Atmalıları daha alt kategoride bir yerde değerlendirecektik. Ramanlı ve Sorıkanlıların otozomal sonuçlarında da belki Kura Aras etki yerine Levant etkiyi konuşuyor olacaktık. Bu duruma “geographical influence” diyebiliriz.
Kura Aras etki Atmalılarda varsa yani EHG bu yüzden yüksek diyorsanız, aynı dalın diğer üyelerinde de bunu görmemiz gerekmez mi?
Onlarda da bu etki varsa, sizin teziniz doğrulanmış olur.
Ben Atmi ve G2a değilim. Bunu öncelikle belirteyim.
Atma aşiterinden olmamam, bu değerlendirmenin yanlışlığını söylememe engel değil sanırım.
Otozomal sonuçların bu şekilde olması, tek başına belirleyici değil. Çünkü elimizde daha spesifik Y DNA sonucuna bağlı baba soyunun göç çizgisi var. Bu göç rotası da bariz bir şekilde 1400 yıldır Kürtlerle ilintili olduğu görülüyor.
Otozomal sonuçlar da evlilikler yoluyla yaşanan karışımların sonucudur. Yani geçmişten günümüze bir çok toplulukla bağ kurulmuş ve günümüz de bunun sonucudur.
Bu iddianızı destekleyecek başka veriler gerekiyor, Qalqali, Raman, Mizuri, Sorikî, Arbanîlerde de aynı otozomal sonuç çıkarsa o zaman sizin teziniz kanıtlanmış olur . Çünkü hepsi 1400 yaşında olan dedenin torunları nihayetinde.
Ancak siz de takdir edersiniz ki, sözünü ettiğiniz örneklerin otozomal sonuçları bunu desteklemiyor.
Selamlar.
Özensiz ve eksik bilgiler üzerinden yapılan bir eleştirinin ne ölçüde ciddiye alınabileceği tartışmalıdır.
Verdiğiniz bilgiler hatalıdır. G2a-PF3147 bağlantılı antik örneklerin büyük ölçüde Doğu Avrupa coğrafyasında bulunduğu, mevcut verilere bakıldığında açıkça görülmektedir.
Ancak Atmalıların dahil olduğu asıl dal, PF3147 altında yer alan G-Z45976 dalıdır. Bu dal, Doğu Avrupa’daki antik örneklerle doğrudan bağlantılı değildir. Ayrıca bu dalın yaşı yaklaşık 12.600 yıl olarak hesaplanmaktadır ve bugüne kadar bu dala ait tek bir antik örnek dahi tespit edilmemiştir. Dolayısıyla 12.600 yıl önce bu grubun belirli bir kültür veya etnik kimlikle ilişkilendirilmesi bilimsel açıdan son derece problemli görünmektedir; zira o dönemde insanların ancak ilkel iletişim biçimlerine sahip olduğu söylenebilir.
Mevcut durumda bu dal ile ilgili takip edebildiğimiz veriler yalnızca modern örnekler ile bu örneklerin güncel kültürel, dilsel ve coğrafi dağılımlarından ibarettir. Bu veriler ışığında, söz konusu dalı doğrudan Maykop kültürüyle ilişkilendirmek metodolojik olarak hatalı olacaktır.
Mizuriler, farklı haplogrupları barındıran toplama bir aşiret görünümündedir; bu yapı içerisinde J2, R1b ve G2a örnekleri tespit edilmiştir. Bununla birlikte, ilgili örneğin Duhok’un Hakkari sınırına yakın bir bölgede bulunduğu görülmektedir.
Qalqali aşiretinin ise Diwandarreh / Şehrizor bölgesi ile Süleymaniye arasında yaşadığı ve geçmişte daha kapalı bir aşiret yapısına sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Raman aşiretinin geniş bir popülasyona sahip olduğu görülmektedir. Batman merkezli, ancak geniş bir coğrafyaya dağılmış.
Ayrıca daha önce değinmediğim Sorikî aşiretini de bu listeye eklemek gerekir.
Arbaniler ise bir köy yerleşimidir. Ancak nüfusları azınsanmayacak kadar vardır.
Atmalılar ise zaten bilinen örnekler arasındadır.
Burada dikkat çekici olan husus, bu dalın yayıldığı alan, içinde bulunduğu toplumsal yapı ve konumlandığı coğrafya dikkate alındığında, söz konusu hattın ağırlıklı olarak Kürt toplulukları içerisinde gözlemlenmesidir. Bir çok dalda görülmeyen, geniş bir alan içinde aynı topluluk içinde kalmış olmasıdır.
12.600 yıl öncesinde bu grubun belirli bir coğrafyada bulunduğunu kesin ifadelerle ileri sürmek, verilerin ötesine geçen ve zorlamalı bir kimlik inşası anlamına gelir.
Ari konusunda eleştiri getirme hakkınız elbette olabilir; nitekim ben de birçok görüşüne katılmıyorum. Özellikle Kürtleri bütünüyle göç yoluyla bu coğrafyaya gelmiş bir topluluk olarak tanımlaması, bana göre isabetli değildir.
@Rashavandi Correction***
The East Eurasian genetic connection found among the Atmalis most likely emerged through marriages during their migration to their current geography and through the periods they lived in that region.
This is not intended to defend anyone here. I especially ask that this be understood. You may have the right to criticize, but the information you provided regarding the Atmi branch (which I am also interested in) is unfounded. As you stated, it is not G-PF3146, but rather PF3147. However, the main ancestral branch is actually G-Z45976. This branch is older than 12,000 years. It does not belong to such a short time period as you suggested. And, as you claimed, it is not of Maykop culture origin either. It appears to have been established in Eastern Iran and Türkiye for a long time.We are all trying to follow the path laid out by science; we do not have the luxury of approaching such matters emotionally.Looking at the currently available matches for the Atmi branch, it appears to be distributed among both Sunni and Alevi populations, and among both Soran and Kurmanji speakers, across Iranian Kurdistan, Iraqi Kurdistan, Rojava, and Bakur. It is seen not only among the Atma tribe, but also among the Mizuri, Qalqali, Raman, and Arbani tribes. The West Eurasian genetic connection found among the Atmalis most likely emerged through marriages during their migration to their current geography and through the periods they lived in that region.
Bazı bilgileri tarihsel bilgilerle teyit etmek daha sağlıklı olacaktır.
Öncelikle bilinenin aksine, Şafiilerin yoğun olduğu yerde, azımsanmayacak sayıda Hanefi nüfus yaşamaktadır. Ancak çoğunluğa uyum sağladıkları için pek fark edilmemektedir.
Bu durumun farklı versiyonu da Hanefi yoğunluklu nüfusun olduğu bölgelerde var. Şafiiler az da olsa varlar, ancak genel çoğunluk içinde görünür değiller.
Yine aynı aşiretin 3 ayrı mezhepten üyeleri olduğu görülmektedir.
Milan aşireti Urfa ve civarında yaşayanları Hanefi, Mardin, Van, Ağrı’da olanlar Şafii, Dersim, Amasya ve Çorum civarında olanlar Alevi.
Benzer bir kaç aşiret daha var, bölgelere göre mezhep farklılıkları olan aşiretler var.