Ömer RadiyAllahu Anh çarşıyı gezerken tüccarlara hitaben şöyle der: "Bizim çarşımızda yeterli fıkha sahip olanların dışında kimse satış muamelesinde bulunamaz. Zira fıkıhta noksan olan kimse bilerek ya da bilmeyerek faize bulaşabilir." [Ebu Talip el Mekki/Kutu'l Kulub]
Halkının bilmeyerek de olsa faiz ile iştigal etmesine rıza göstermeyip bununla dertlenen, tebasını haramdan korumaya çalışan yöneticiler nerede...
İnsanlığı sömüren vahşi kapitalizm ve Allah'a ve Rasulü'ne savaş açmak kabilinden olan faiz politikası ile yöneterek, halkına haramların yolunu açan yöneticiler nerede...
Bizi haramlardan koruyacak, senin rızanı kazabilmenin yolunu açacak hayırlı yöneticiler, nasip et ya Rabbi!!!
Bu fetva geçen yıl yayımlandı. Fakat askıda kaldığından, gereği yapılana kadar güncelliğini koruyacaktır. Ne hazindir ki Gazze ve Filistin’de işgal ve katliam devam ediyor. Şimdi bunlara Lübnan ve Suriye de eklendi. Ancak hiçbir yönetici, Müslümanların mukaddesatını korumanın sorumluluğunu üzerine almıyor. Çünkü fetvanın muhatapları, diğer taraftan Filistin destekçisi gibi pazarlanıp el üstünde tutulmakta; böylece Allah’a ve Rasulü’ne ihanet perdelenmektedir.
Nihayetinde İslami bir mesele olan Filistin meselesi, insan hakları ve küresel vicdanın işlevsizliğine indirgendigi için; köklü, gerçekçi ve şer’i bir çözüm olarak orduları Allah yolunda harekete geçirmek imkansız gibi görülüyor. Artık yapıp ettiklerimizin veya yapmadıklarımızın bir karşılığı olarak mübarek beldenin esaretten kurtarılmasını değil, sömürgeci kâfir Trump’ın lanetli Yahudi varlığını meşru ve mutlak bir güç olarak dayattığı Abraham Anlaşmaları denilen büyük ihaneti konuşuyoruz.
Şimdi işbirlikçi yöneticiler, sözde Filistin devletinin tanınması koşuluyla Siyonist çeteyle normalleşebileceklerini söylüyorlar. İşte İslam’ı kâmilen tatbik etmeyi zahmet ve yük olarak gören anlayışın vardığı/varacağı nokta budur. İnsan, inandığı gibi davranmazsa davrandığı gibi inanmaya başlar. Fikirler dünyası değiştiğinde gerçekler dünyası da değişir. Şimdi gerçekleri yeniden düşünme ve tanımlama zamanıdır.
Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurur:
“Hak/gerçek Rabbinden (gelen)dir; öyle ise sakın şüphe edenlerden olma!” (Bakara 147)
#OrdularAksaya
Anayasa Mahkemesi "süresiz nafaka" düzenlemesini iptal etti.
İnsanlık tarihi boyunca toplumların huzur, adalet ve denge içinde yaşayabilmesi aralarındaki ilişkileri düzenleyen kanunlar sayesinde olmuştur. Ancak insan aklının sınırlılığı, değişen algıları ve gelgitleri üzerine kurulu olan beşerî hukuk sistemleri, çoğu zaman bir sorunu çözmeye çalışırken daha fazla soruna ve daha derin sosyal yaraların açılmasına sebebiyet vermektedir.
Bunun en somut ve güncel örneklerinden biri, yürürlüğe girdiği günden bu yana toplumda ciddi tartışmalara, ailelerin çöküşüne, çok sayıda mağduriyet ve olumsuz sonuçlara yol açan "süresiz nafaka" uygulamasıdır.
Yıllarca uygulanan ve nihayetinde oluşturduğu yıkıcı sonuçlar nedeniyle Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere hukuk çevrelerinin gündemine gelerek iptal ve revizyon süreçlerine tabi tutulan bu tür düzenlemeler, modern laik yönetim anlayışlarının derin çıkmazını gözler önüne sermektedir. Sürekli değişen, bozulan, bozulanı düzeltmek için yeniden yamanan ve ancak olumsuz sonuçları can yaktıktan sonra fark edilen kanunlar, insan hayatını deneme tahtasına çevirmiş ve adaleti tesis etmekten ziyade adaletsizliği kurumsallaştırmıştır.
Oysa hayatın her alanını ve insan fıtratını en iyi bilen Yaratıcı’nın koyduğu hükümler, meseleleri kökten, dengeli ve kalıcı bir netliğe kavuşturmuştur. İslam hukuku, evlilik birliği kadar boşanma sürecini de insan onuruna ve adalet ilkelerine uygun bir disipline bağlamıştır. İslam’da evlilik bağı sona erdikten sonra, tarafları ömür boyu birbirine maddi ve manevi olarak mahkum edecek "süresiz nafaka" gibi bir uygulamaya yer yoktur.
Allah’ın hükümleri uyarınca, boşanma sonrası hak ve sorumluluklar net sınırlarla çizilmiştir:
-Boşanan ve hamile olmayan bir kadının nafaka hakkı, evliliğin kesin olarak bitişini hukuken ve biyolojik olarak tescil eden iddet süresi (yaklaşık 3 ay veya 3 adet dönemi) ile sınırlıdır.
-Eğer kadın hamile ise, hakkı olan nafaka hamileliğin sona ermesine ve doğumun gerçekleşmesine kadar devam eder.
-Çocukların iaşe, ibate ve bakım sorumluluğu (nafaka yükümlülüğü) tamamen babaya aittir. Eğer anne çocukların bakımını üstleniyorsa, babanın çocuğun bakımı için gerekli olan ücreti, nafakayı ödemesi gerekir.
-Boşanma sonrası kadının nafaka sorumluluğu, babasına, erkek kardeşlerine, amcalarına aittir.
İslam hukukunun getirdiği bu ölçü ile evlilik sona erdiğinde sorumluluklar da makul bir süre içinde sona erer ve her iki tarafa da hayatlarına devam etme imkanı sağlanmış olur.
Sonuç olarak, insan aklının ürünü olan kanunlar sağlıklı bir toplum ve aile yapısının önündeki en büyük engeldir. Toplumsal huzurun yeniden tesisi, insan fıtratıyla çelişen deneme-yanılma kanunlarında değil, mülkün gerçek sahibi olan Allah’ın değişmez, adil ve fıtrata tam uyumlu hükümlerine sadık kalmakla mümkündür.
"Laiklikten Kurtuluş Beklenmez!" Abdullah İmamoğlu
Abdullah İmamoğlu hocamızın, “Çöküşten Kurtuluşa İslam’ın Çağrısı” başlıklı konferansta gerçekleştirdiği konuşmadan bir kesit.
https://t.co/bv3fhB51Zm
Sistemle Bozulan İstemle Düzelir Mi?
Bugün birçok insan, kötülükle mücadeleyi sadece bireysel nasihat seviyesinde düşünüyor. Elbette emr-i bi’l-ma‘rûf yapılacaktır. Bir Müslüman, bir gencin elinden tutacak, bir bağımlıyı kurtarmaya çalışacak, bir harama düşeni uyandıracaktır. Bu vazife küçümsenemez. Fakat modern dünyanın en büyük yanılsamalarından biri şudur:
Sistem eliyle yayılan bir fesadı, sadece bireysel gayretlerle durdurabileceğimizi zannetmek…
Bir tarafta sokak sokak dolaşıp birkaç kişiye ulaşmaya çalışan insanlar var; diğer tarafta ise tek bir ekranla milyonların evine giren bir medya düzeni..
Bir tarafta bir genci haramdan uzak tutmaya çalışan bir aile; diğer tarafta ise haramı "özgürlük", "eğlence", "modernlik" diye pazarlayan devasa bir kültür endüstrisi..
Hakikat ortadadır:
Kanun eliyle normalleştirilen bir fuhşiyatı, sadece bireysel çabalarla durduramazsınız.
Zira insan sadece vicdanıyla yaşayan bir varlık değildir. İnsan, maruz kaldığı ortamlardan etkilenen, gördüğüyle şekillenen, hasbihal olduğuyla hemhal olan bir varlıktır. Binaen aleyh, sürekli maruz kaldığı şey, zamanla ona normal görünmeye başlar.
Bir toplumun haram algısını bozan şey, çoğu zaman tek tek bireyler değil; o haramı görünür, ulaşılabilir, sıradan ve cezasız hâle getiren sistemdir.
İslam’ın hükümleri bu yüzden sadece bireysel takvâ çağrısı değildir. İslam, aynı zamanda toplum inşa eder. Sadece "içki içmeyin" demez; içkiyi yaygınlaştıran zemini de hedef alır. Sadece "zinadan uzak durun" demez; zinayı teşvik eden yolları da kapatır. Çünkü İslam, insan fıtratını bilen nizamdır.
Bugün ise tuhaf bir tutarsızlık sergileniyor:
Bir yandan toplumun ahlâkını tarumar eden diziler, reklamlar, uygulamalar, sosyal medya algoritmalarının önü açılıyor öbür taraftan da Müslümanlardan sadece bireysel mücadeleyle bu seli durdurmaları bekleniyor.
Bu, bir şehri ateşe verip sonra birkaç insana kovayla su taşıma görevi vermeye benziyor adeta..
Sistem bozsun, istem düzeltsin deniliyor Müslümanlara. Oysa herhangi bir kanunun önünü açtığı bir münker binlerce vaazla durdurulamaz.
Ekranlarla kirletilen zihinleri, birkaç konuşmayla temizlemeye uğraşıyoruz biz.
Sistematik şekilde teşvik edilen bir şehvet kültürüne karşı, bireysel gayretler tek çözüm gibi sunuluyor Müslümanlara..
Oysa İslam’ın tepeden tırnağa bir "nizam dini" oluşu tam burada ortaya çıkar.
İslam camide okunan ayetlerin hayatın her karesini düzenlemesi gerektiği şuurunu taşır.
Sokağa, ticarete, aileye, hukuka, medyaya müdahale eden bir nizamdır İslam. Çünkü kötülüğü sadece kalple reddetmek yetmez; ona güç veren zemini de kurutmak gerekir.
Bugün birçok insan "neden bu kadar bozulduk?" diye soruyor ama kimse şu soruyu sormuyor:
Bir toplum, haramın bu kadar ulaşılabilir olduğu bir ortamda nereye kadar temiz kalabilir? Harama bulaşanlar elbet suçlu ama bulaşılmasına ön açan düzene sözümüz yok mu?
Telefonunda bir tuşla fuhşa ulaşabilen, ekranlarında gün boyu ahlâksızlığı izleyen, reklamlarda bile şehvet kullanılan bir nesilden; Yusuf aleyhisselâm iffeti bekleniyor.
İslam’ın hükümlerinin uygulanma tarafını konuşunca rahatsız olanlar da şunu unutuyor:
Hiçbir medeniyet kanunsuz ayakta kalmaz.
Bugün seküler dünyanın kendi ideolojisini okuluyla, medyasıyla, yasasıyla, yaptırımıyla korumasına kimse "baskı" demiyor da; Allah’ın hükümleri bahis mevzuu olduğunda mı -hâşâ- baskıdan söz ediliyor?
Çünkü modern dünya, kendi ahlâk dayatmasını "özgürlük" diye pazarladı yıllarca..
Hâlbuki tamamen serbest bırakılmış bir toplum, en güçlü arzunun en zayıf vicdanı ezdiği bir ormana dönüşür. Ve bugün yaşadığımız kriz tam olarak budur:
Teknoloji büyüdü, ekranlar çoğaldı, erişim hızlandı; fakat nefis terbiyesi zayıfladı, aile çözüldü, utanma duygusu aşındı günden güne.
Artık mesele sadece bireysel günah meselesi değildir.
Mesele, günahın endüstrileşmesidir.
Ve endüstrileşmiş bir kötülükle mücadele, sadece bireysel çabayla değil; aynı zamanda hakikati merkeze alan İslâmî toplum nizamıyla mümkündür.
🧭Ayasofya Camii'nde bir vatandaş, Peygamber Efendimiz'den (sav) bahsedilirken saygı ifadeleri kullanılmadığı iddiasıyla tepki gösterdi:
- Muhammed deyince askerlik arkadaşın gibi anlatıyorsun. Hz. Muhammed (sav) demek zorundasın.
Siyasetin paradigmalarını altüst etmemiş, aksine Türkiye'deki siyasetin paradigmalarının aynası olmuş.
Demokratik zeminde yürütülen siyasetin fotoğrafı bu işte, ilkesiz, yolsuz, yöntemsiz, hedefsiz bir şey...
Ortak payda çıkar ve menfaat...
Allah kimseyi bu duruma düşürmesin!
Ak Parti milletvekilleri CB'nın izni, bilgisi, onayı olmadan böyle bir kanun teklifi verebilir mi?
Su serpmiş!
Allah akıl fikir versin ne diyeyim!
📍KAÇAK İBADET AVI DEĞİL
SANKİ MEKSİKA SINIRINDA UYUŞTURUCU OPERASYONU YAPILIYOR
İbadetin kaçağımı Olur?
Yada kaçak ibadet kabul olmuyor mu?
Yada vergisi ödenmeyen ibadet geçersizmi?
Evet Lâik Demokratik Düzende Kesinlikle Bunlar Olur.
📍Suudi Arabistan’da izinsiz "kaçak" hac yaptıkları iddiasıyla 8 Türk vatandaşı gözaltına alındı.
Diyanet'in veya bazı şirketlerin organizasyonu dışında ferdi olarak hac yapmak yasak.
#ArefeGünü #1HazirandaAnkaradayız
#Salı #KurbanBayramı
TEŞRİK TEKBİRLERİNİ UNUTMAYALIM!
Teşrik tekbirlerini, Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmi üç farz namazının arkasından birer defa gətirmək vaciptir.
اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ
Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Allah'tan başka ilah yoktur. O Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Hamd Allah'a mahsustur.
#KurbanBayramı
Bu şu demek oluyor; elimize kılıcı alacağız ama kime karşı kullanacağımıza siz karar vereceksiniz. Biat ederseniz sorun yok; biat etmezseniz her sarf ettiğiniz cümlede kılıçlar size doğrultulacak.
Dilediğinizi yapın!
Biz; İslam davasını, boş zamanımızı değerlendirmek için yüklenmedik. Allah'ın davası olduğu için yüklendik.
Gerisi teferruat!
🔴 Özbekistan’daki başörtüsü yasağına karşı çıkması sonrası gördüğü baskılar nedeniyle 8 yıl önce Türkiye’ye sığınan Özbek imam Fazliddin Parpiyev, 5 aydır Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) tutuluyor.
5 ay önce gözaltına alınan Parpiyev, hakkında takipsizlik kararı olması rağmen Ankara Akyurt GGM’ye sevk edildi.
Parpiyev, YouTube kanalı üzerinden sıkça Doğu Türkistan ve Gazze konularını gündemde tutuyor ve ilmi videolar yayınlıyordu.
Ailesi, sınır dışı tehlikesiyle GGM’de tutulan Parpiyev hakkında gelecek olumlu haberi bekliyor.
🗣️ Halis Bayancuk:
"Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner" diyerek Kemalizm’le hesaplaşma iddiasıyla iktidara gelenler, zamanla gösterdi ki; meğer keser de sap da hep aynı kalıyor, sadece onu tutan eller değişiyormuş.
Bir yanda başörtülü genç kızların Anıtkabir’den paylaştığı fotoğrafları anlamaya çalışırken, diğer yanda okullarda çocukların heykellere secde ettirildiği manzaralarla yüzleşiyoruz. Şimdi de önümüze getirilen bu yasa...
İnsan sormadan edemiyor: Bir sonraki adım, Kuran kursları yerine "Nutuk kursları" açıp Nutuk hafızlığı yaptırmak ya da ezanı yeniden Türkçe okutmak mı olacak?
📍ŞAŞIRDIK MI? HAYIR !
-Atatürk İlke ve İnkılaplarına karşı gelenlere
- Demokrasi, Laiklik, Milliyetçilik, Irkçılık, ve muhtelif devlet uygulamalarını eleştirenlere
- Kemalizm karşıtı söylem eylem ve bunları yanlayanlara yönelik sert tedbirlerin alınması yönünde
TBMM'ye kanun teklifi veren Milletvekilleri:⤵️
Yusuf Beyazıt - Tokat Akp
Orhan Yeğin - Ankara Akp
Ersan Aksu- Samsun Akp
Kemal Çelik -Antalya Akp
Adem Yıldırım- İstanbul Akp
Nilhan Ayan - İstanbul Akp
Bu isimlerin tamamı Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) milletvekilleridir.
"Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner" diyerek Kemalizm’le hesaplaşma iddiasıyla iktidara gelenler, zamanla gösterdi ki; meğer keser de sap da hep aynı kalıyor, sadece onu tutan eller değişiyormuş.
Bir yanda başörtülü genç kızların Anıtkabir’den paylaştığı fotoğrafları anlamaya çalışırken, diğer yanda okullarda çocukların heykellere secde ettirildiği manzaralarla yüzleşiyoruz. Şimdi de önümüze getirilen bu yasa...
İnsan sormadan edemiyor: Bir sonraki adım, Kuran kursları yerine "Nutuk kursları" açıp Nutuk hafızlığı yaptırmak ya da ezanı yeniden Türkçe okutmak mı olacak?
Mahkeme'nin verdiği mutlak butlan kararı sonrasında CHP'de yaşanan olaylara ilişkin şunlar söylenebilir:
1- Yaşananlar göstermektedir ki memlekette siyaset sadece şahsi ve bencil menfaatler için yapılmaktadır. İlke, fikir ve erdemli bir duruş, tüm siyasi partilerden varestedir.
2- Siyaseti yargı ile dizayn etmeyi en iyi bilen parti CHP'dir. Çünkü Cumhuriyetin kuruluşu hile ve desileler ile doludur. Ancak bu kadar geçmişe gitmeye gerek kalmayacak en bariz örnek, 367 kararı yani Sabih Kanadoğlu vakıasıdır. Bugün mahkeme kararını eleştiren CHP'liler o gün görev başında olmayan eski bir başsavcnın gazete yazısında yaptığı bir yorum ile bu ülkede CB seçimini yaptırmamıştır.
3- "Men dakka dukka" misali devlette muktedir olanlar rakiplerini yargı sopası ile hızaya sokmaktadır. Bugün yaşananlar bu bağlamda değerlendirilmelidir. Zira asıl yaşanan İngiltere ve Amerika arasındaki hegemonya mücadelesidir.
4- AK Parti'nin 24 yıl sonunda topluma vereceği bir şey kalmamıştır. Göreve geldiklerinde "3 Y" ile mücadele sloganını ortaya atanlar; bugün yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar ile anılır olmuştur. Toplumda adalet, refah ve güven ortamı eskisini aratmayacak derecededir. Bu tabloyu iyi okuyan CB Erdoğan ise sadece seçimi kazanma odaklı hamleler yapmaktadır. Zira diğer türlü kazanma imkânı yoktur.
5- Durum o kadar vahimdir ki terörist Öcalan'a dahi umut bağlanmış, en güçlü rakip Ekrem İmamoğlu cezaevine atılmış, şimdi de CHP Kılıçdaroğlu'nun ihtirası ile etkisizleştirilmek istenmiştir. Ancak bilinmelidir ki toplumun ikna olmadığı bu türden uygulamalar sadece kısa süreli kazanımlar sağlar ve bazen siyaseti yargı ile dizayn etme girişimleri ters tepebilir.
6- Ülkenin içinde bulunduğu kötü tablo daha fazla sürdürülemez. Bunu gören Amerika ve CB Erdoğan, alternatif olabilecek tüm siyasi rakipleri ekarte ederek toplumu alternatifsiz bırakıp kendine bağlamaktadır. Süreç içerisinde Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş, Meral Akşener ve Devlet Bahçeli farklı şekillerde ekarte edilmişlerdir.
7- Beş ay sonra iktidarında 24 yılı dolduracak olan AK Parti, yola çıktığı paradigmadan çok uzaklaşmış, değiştirmek isterken kendini değiştirmiştir. Daha fazla genişleyip kitle partisi olayım derken, din düşmanlarını dahi bünyesine katmaktan gurur duyar hale gelmiştir. Geçmiş ile bugün arasındaki çelişkili söylem ve uygulamalar ise bunun bariz bir göstergesidir.
Velhasıl; 103 yıldır yaşananlar demokrasinin bir ütopya olduğunu göstermektedir. Türkiye AK Parti'ye kadar İngiltere'nin AK Parti ile de Amerika'nın tabi devletidir. Kimin parti kuracağı, kimin kazanacağı, hangi partiye ne rol verileceği onlar tarafından belirlenmektedir. Ülkede kritik her siyasi manevradan önce tabisi olunan devlet ile kurulan temaslar bunu desteklemektedir.
Bizim nazarımızda asıl mutlak butlan; Allah'ın hükmünü yok sayan laik, demokratik düzeninin ta kendisidir! Allah’ın dinini hayattan, eğitimden, hukuktan, içtimai hayattan kovan laikliktir. Egemenliği Allah’tan alıp millete veren cumhuriyet nizamı, İslam akidesi nazarında esastan batıldır, yok hükmündedir.
Bize düşen bütün batılları hükümsüz kılacak yegâne güce, “Mutlak Hakka” teslim olmaktır. Zira Hak geldiğinde, batılın her türlüsü esastan ve mutlak olarak butlana mahkûmdur.
İslâm dışı her türlü fikri ve düşünceyi mutlak butlan sayarak sadece Allah'ın rızası için mücadele verenlere selam olsun…