Bu sabah, annem Hacı Melek İpek i de, aldılar...
Yaşı ileri... Kaç hastalığı var, sayısını bilmiyorum.
Hayatının son yıllarını hapiste geçirmesine karar verdikleri Hacı Melek İpek in savunma dilekçesini https://t.co/DwWNuu5Lq3 da yayınladım...
Aranızda aklı başında kimse yok mu?
Hayatın boyu şu dünyadan bir gram lezzet almadan yaşadın.
Bizlere Allah Resulünün yoldunda yürümeyi öğrettin.
Mübarek olsun, sen artık dostuna kavuştun.
Gözün arkada kalmasın güzel hocam.
Kıyamete kadar o yoldan yürümeye devam edeceğiz, inşallah.
Söz mü arkadaşlar?
15 Temmuz a tiyatro diyenler yanılıyor. 15 Temmuz gerçek bir operasyondu. Öylesine şeytani kurgulanmış bir operasyondu ki eline silah almayan hatta çocuklarına oyuncak silah almaktan kaçınan insanları silahlı ,eli kanlı bir terör örgütü olarak gösterdi.
1/ On May 7, Turkish police arrested Ayişe Züleyha Bayram, a student at Istanbul University, her mother, and two underage sisters. The family was charged under Turkey’s anti-terrorism laws (Law No. 3713 of Turkey to Fight Terrorism) for alleged ties to the Hizmet religious movement.
Savcının kız çocuklarına sorusu:“Neden bir araya gelip ders çalıştınız, kitap okudunuz, yemek yediniz?”
Ne yapsalardı, çete kurup uyuşturucu mu satsalardı?Devleti dolandırıp vatandaşın hakkını mı yeselerdi?Çocuklardan beklediğiniz performans tam olarak nedir?#KızÇocuklarıDavası
In case you somehow haven't heard.In case you somehow haven't heard.In case you somehow haven't heard.In case you somehow haven't heard.In case you somehow haven't heard.In case you somehow haven't heard..
Hocaefendi sanki 30 küsur sene evvel bugün yaşananları film izler gibi izlemiş ve bu zorlu süreçte ne yapılması gerektiğini anlatmış:
"Hasım dünyanın tarih boyunca sergilediği tavır, aynı üslupla günümüzde de sergileniyor ve gelecekte de sergilenmesi mukadderse ve onlar bu tavırlarını şiddet kullanmaya kadar götüreceklerse, Kur'ân'ın hadimleri de maruz kalacakları sıkıntılara karşı, önceden sabır ve mülayemetle hazırlıklı olmak zorundadırlar. Gelecek hakkında te'minat almış değiliz; her şey fevkalâde iyi de olabilir; çok şiddetli fırtınalar da esebilir. Ve şayet fırtınalar esecekse, işte o zaman sabr u sebatı kuvvetli olanlar, azmi, cehdi, gayreti, ikdamı tam ve meseleyi bir imtihan sırrı şuuruyla ele alanlar o fırtınanın şiddet ve tazyikine göğüs gerebilecek ve yarınlara yürüyebileceklerdir.
Kim bilir, belki de şartlar bu çığırı ilk açan çilekeşlerin dönemindekinden daha ağır da olabilir; olabilir de, bu yola gönül verenler 'keşke ölseydim de bu günleri görmeseydim' diyebilirler. Yine, kim bilir, belki o gün yerin altı üstünden daha fazla arzu edilir hale gelebilir; dolayısıyla da, şimdilerde böyle bir imtihan sırrını göz ardı edenler elenip giderler.
O gün kimileri korkuyla elenecek, kimileri ikbal hırsına kendini kaptırdığından dolayı elenecek, kimileri şöhret marazıyla elenip gidecek.. bencillikten dolayı elenenler olacak. Bu işe ilk başladığı dönemdeki ihlas ve samimiyetini koruyamadığından dolayı elenenler çıkacak; çıkacak zira; şimdiye kadar ne enbiya-ı izam, ne evliya-i fiham, ne asfiyayı kiram, ne müctehidin-i izam, ne müceddidin-i kiram hiçbirisi böyle tekdüze yürüyerek hedefe varamamıştır.. varamamış ve defaatle imtihana tâbi tutulmuş, kaç defa elenmiş ve neden sonra gidip hedefe ulaşmıştır.
Tekrar arz edeyim ki bu iş, elli defa imtihan vermiş, elli defa Allah'a karşı vefa ve sadakatini ispat etmiş insanların işidir. Bu baştan böyle kabul edilmeli ve sonradan 'ne oluyor?' denmemeli. Zira bu ifade, Allah'ın takdirini tenkide açık, kazaya razı olmayan insanların ve daha doğrusu kâfirce düşüncenin ifadesidir. Son asrın müceddidi, gelecek olan tazyik hususundaki endişesini ifade ederken 'dilerim Cenâb-ı Hakk bize pahalıya satmasın' der. Ne var ki, böyle bir şeye malik olmak için mal da verilir, can da verilir. Bu iş her kişinin işi değil, er kişinin işidir. Bu iş, hiç başı, dişi ağrımayan hazırcıların omuzlayacağı kadar hafif bir iş de değildir.
Kim bilir belki gelecekte, yığın yığın sıkıntılar üstümüze, tıpkı karabasan gibi çökecek ve defaatle sarsılacağız. Belki ilk etapta onun şokunu yaşayacak ve belli bir süre mânâsını anlayamama şaşkınlığı içinde kalacağız. Ancak daha sonra Cenâb-ı Hakk'ın icraatını esma veya sıfat dairesinden hayranlıkla temâşâ ediyor gibi seyredecek ve zevkten zevke ererek, kendimizden geçeceğiz.
Bazı ahvalde fertlerin birbirlerine sıkıca kenetlenmeleri onların kayıp düşmelerini önlediği gibi, geleceğin mutlu dünyasını imar etmeye azmetmiş hak erlerinin de hizmet etrafında kenetlenmeleri kaydırıcı, düşürücü sebeplere karşı öyle bir teminattır.
Bunun içindir ki, her fert hizmetle irtibatını devam ettirmeli ve kardeşleriyle, sırf hizmet düşüncesiyle bütünleşmelidir. Evet hizmet, hizmet erinin tabiatının ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Yalnız böyle bir noktaya gelinceye kadar çeşitli merhaleleri aşmak gerekir. Meselâ namaz mü'minin en ciddi işidir. Fakat namaza ilk başlayan bir insan onu ciddî olarak eda etme hususunda evvelâ kendini biraz zorlar. Böyle bir ciddiyeti yakalayabilmek için belki yıllarca temrinat yapar ve en sonunda huşû ile namaz kılmaya muvaffak olur. Hatta eskiler bir adamın Allah'la irtibatının derecesini anlamak için onun namazdaki yatıp kalkışına, temkinine, Allah karşısında samimiyetle duruşuna bakar ve ona göre hüküm verirlerdi. Ancak kazanılan böyle bir son merhalenin, belki yıllar süren bir temrinat meyvesi olduğu unutulmamalıdır...
Evet nasıl ki ibadetlerimizde geldiğimiz bu doruk noktalar, zamanla ve temrinatla elde ediliyor; hizmetle ve hizmet düşüncesiyle bütünleşme meselesi de aynı ciddiyet ve aynı dikkati ister. Bu açıdan ibadet ü taatimizi, ihlâsımızı, yakînimizi, takva anlayışımızı cemaate dayanarak hassasiyetle sürdürdüğümüz gibi, geleceğe ait gaileleri ve devâhiyi aşma mevzuunda da, yine cemaat, bizim için çok önemli bir kalkan vazifesi görecektir.
Evet, bir taraftan hizmet adına pişmek, hizmeti tabiatımız haline getirmek, diğer taraftan arkadaşlarla beraber olduktan sonra -hafizanallah- muvakkaten cehenneme itecek de olsalar, birinin nazı geçeceği ve bu sayede diğerlerinin de necata ereceği hatırdan çıkarılmamalıdır.
Meselenin bir diğer yanı ise; Kur'ân ve iman hizmetinde sorumlu bir kadro konumunda olan bizler, zannediyorum biraz hizmetin özüyle alâkalı şeyleri ihmal eder gibi olduk. Bizim esas vazifemiz; müttakînden, zâhidînden, mukarrebînden, râdiînden, mardiyyînden, mahbûbînden, muhibbînden, sâfiînden, ulemâdan, sülehâdan olmaktır. Evet, âzamî takvayı, âzamî ihlâsı, âzamî verayı hedefleyip onlara ulaşmaktır. Hâl böyle iken, şimdilerde bütün bunlar bizim kavlî dualarımızda vird-i zebânımız değilse ve bunları fiilen yakalamaya çalışmıyorsak; hatta geceleri gündüzleri bu istikamette değerlendirmiyorsak, vücudumuzun mikroplara karşı mukavemeti yok demektir. Böyle olunca gün gelir korku bir virüs halinde vücudumuzda yuvalanmaya, Erzurumluların tabiriyle 'cücüklemeye' başlar. Hele bir de şöhret, tenperverlik, çoluk-çocuk meftuniyeti önümüzü kestiği zaman bütün bütün yenik düşebiliriz. Halbuki böylesi tehlikelere karşı korunmanın en kestirme yolu ferdin zühd, takva ve ihlas dairesi içinde yaşamasıdır...
Hâsılı, sıkıştığımız zaman o mihnetkeşlerin hayat safahatını gözlerimizin önüne sermeli, duygu ve düşünce dünyamızı yeniden hallaç etmeli, onların bulunduğu âleme girip, onların seslerini soluklarını duymalıyız.
Hz. Üstad'a kadar gelen çilekeşler, o ve onun ilk saftaki has talebeleri kulağımıza 'sebat' deyip fısıldayıp geçmeliler. Zübeyr Gündüzalp'ın Afyon'da idamla yargılanacakları zaman yaptığı, dağları bile paramparça edecek müdafaası ne müthiştir ve bize metanet fısıldayan ne muhteşem bir hitabedir! Rabbim çok kıymetli, çok pahalı, gerçek değerini sadece kendisinin bildiği ebediyetler değerindeki bu hazineyi bize gerçek değeriyle değil, altından kalkabileceğimiz karşılığıyla lutfeylesin!
("Bir Kere Daha Tebliğ Usulü", Prizma-2)
İyi ve kötü insan olma ayrımını güzel ifade etmiş. Kendi kabuğunda yaşama, başkalarının acılarını görmeme ve duyarsız olma zalime sesi çıkarmama dolaylı kötülüktür ama kişi “benim kimseye zararım yok” diyerek kendini ‘iyi’ sanır.
https://t.co/knWsGYRwk2
Bu akşam saat 21.00'de “terör operasyonu” denilerek gözaltına alınan çocuklar, Üsküdar Çocuk Şube'de yaşadıkları hukuksuzlukları anlatacak.
Ayrıca, Erzincan L Tipinden tahliye edilen ve kaybolan mülteci Ali Veli hakkında son bilgileri, avukatı Gülistan Duran ÖFG TV'de paylaşacak. Kaçırmayın! #Hukuk #Adalet
Burası Dîvânu Lugâti't-Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmut’un memleketi.
Bir cami Çin hükümeti tarafından meyhaneye çeviriliyor. Çinli turistler geliyor, içki içip belki de anne babaları kampta olan Uygur kızlarıyla eğleniyor.
Doğu Türkistan haricinde dünyanın herhangi bir yerinde cami meyhaneye çevirilseydi, tüm Müslümanlar ayağa kalkar, meydanları doldururdu.
Hiçbir Müslüman ülkesi Uygurlar için ses çıkarmamakla beraber Çin’den yana yer alıyorlar.
Çifte musibet yaşıyoruz. Bir taraftan Çin zulmü, öbür taraftan kardeş ihaneti.
“Arapların dinini” sorguluyor bir çok Uygur gençleri. Gel kardeşim sen anlat, ben yoruldum.
Çin’de ikici sınıf vatandaşı olan Uygurlar, gel görki, ümmetin üçüncü sınıf vatandaşı oluyor.
'fetö' ve 'tetikçi' gibi terbiyesiz ifadelerinizi size aynen iade etmekle birlikte;
Anlattıklarımdan hangisi yalan ?
Suriye'ye getirilen Uygurlar mı ? AA, Reuters ve AP haberi mi ?
Kemal Eskintan'ın İstanbul'daki bir dernek üzerinden süreci organize etmesi mi ?
Bu politikanın Çin'in 'biz soykırım yapmıyoruz, teröristlerle mücadele ediyoruz' istismarına zemin açması mı ?
59 aydır tutuklu olan Lütfü Koç'un beyninde iki kist var ve cezaevinde tedaviye ulaşamıyor.
8 Ekim'de denetimli serbestlik hakkı başlamasına rağmen de tahliye edilmiyor.
Koç'un eşi Züleyha Hanım diyor ki :
"%100 ağır engelli bir çocuğum ve 13 yaşında bir kızım var. Kızım, 'Anne ben babam gittiğinden beri oyun oynamak istemiyorum' diyor. Çocuğumun çocukluğu çalındı. Oğlum Muhammed Yahya’nın tedavisi çalındı."
@LutfiKocHasta@esenol
#KadınınSesi
#pazar