Bu uyarıları görmezden gelmek, yarın karşılaşacağımız tehlikelerin sorumluluğundan kaçmak olur. FETÖ ile mücadele yalnızca geçmişin hesabını sormak değil; devletin, siyasetin, bürokrasinin, cemaatlerin ve bütün sivil yapıların geleceğini koruma meselesidir.
Acil olarak tüm kurumlarda liyakat esaslı güvenlik soruşturmaları derinleştirilmeli, kritik görevlerde bulunan kişiler sürekli denetlenmeli, örgütün farklı kimlikler ve yapılar üzerinden yürüttüğü yeni sızma yöntemleri titizlikle takip edilmelidir. Hiçbir kişi, grup ya da kurum kendisini bu tehdidin dışında görmemelidir.
Bu mücadelede ihmalin, dostluk ilişkilerinin, hatırın ve kişisel menfaatlerin yeri olamaz. Devletimizin bağımsızlığı, milletimizin birliği ve çocuklarımızın geleceği her türlü hesabın üzerindedir.
Bugün alınmayan tedbirlerin bedeli yarın çok ağır olabilir. Uyanık olmak korkmak değil, vatanımıza karşı sorumluluğumuzu yerine getirmektir.
@RTErdogan@dbdevletbahceli@MHP_Bilgi@tcbestepe@yenisafak@ibrahimkaragul@HuseyinLikoglu@TC_icisleri@ikalin1
https://t.co/KY4esWzirz
İzol Aşiretimizin kıymetli isimlerinden, önceki dönem AK Parti Diyarbakır İl Başkan Yardımcısı değerli akrabam Hasan Doğan ile birlikte; aşiretimizin saygın mensuplarından, duruşu, beyefendiliği ve ailesine bağlılığıyla her zaman takdir ettiğimiz kıymetli akrabamız İsmail Alçiçek’in değerli evladı Muhammed’in nikâh merasimine katılarak bu güzel ve anlamlı güne şahitlik ettik.
Evlatlarının mutluluğunu görmenin bir anne ve baba için tarif edilemez bir gurur olduğuna inanıyorum. Bu güzel evladı yetiştiren, ailesine ve çevresine örnek olan kıymetli akrabamız İsmail Alçiçek’i gönülden tebrik ediyor; genç çiftimize bir ömür boyu sevgi, saygı, huzur ve mutluluk diliyorum.
Rabbim kurdukları yuvayı daim, muhabbetlerini bereketli, yollarını açık eylesin. Her iki ailemiz için de hayırlı ve uğurlu olsun.
Diyarbakır’dan, Doğu ve Güneydoğu’nun kadim şehirlerinden yükselen ortak bir hakikat var:
Sayın Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda ortaya koyduğu cesur, kararlı ve devlet aklına yakışan duruş; bölgemizde çok kıymetli bir karşılık bulmuştur.
Yıllardır acıyla, gözyaşıyla, bedelle ve ağır imtihanlarla anılan bu toprakların artık huzurla, kardeşlikle, kalkınmayla, üretimle ve güçlü yarınlarla anılması gerektiğini en güçlü şekilde ifade eden Sayın Bahçeli’nin bu tarihi duruşu, Diyarbakır halkının gönlünde ayrı bir yer edinmiştir.
Doğu ve Güneydoğu insanı; samimiyeti, cesareti ve ülkenin geleceği adına atılan güçlü adımları iyi okur, iyi tartar ve gönlünde hak ettiği yere koyar. Bugün Sayın Devlet Bahçeli’ye duyulan teveccühün artmasının sebebi de tam olarak budur.
Bu ülkenin birliği, milletimizin kardeşliği, çocuklarımızın huzurlu geleceği ve Türkiye’nin terör belasından tamamen arınmış güçlü yarınları adına ortaya koyduğu irade için Sayın Devlet Bahçeli’ye teşekkür ediyor, kendisini takdir ve tebrik ediyorum.
Diyarbakır’dan yükselen temenni nettir: Terörsüz, huzurlu, kardeşçe ve güçlü bir Türkiye…
@dbdevletbahceli@MHP_Bilgi@E_SemihYalcin@mkulunk@Ulku_Ocaklari@MhpTbmmGrubu
#TerörsüzTürkiye
#DavamızBayrak
#DavamızVatan
#DavamızMillet
#DavamızDevlet
#Davamızİslam
#DavamızÜmmet
Bu dava, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir siyasi aidiyet değil; yıllarını, emeğini, duasını, vaktini ve gönlünü bu yürüyüşe adamış insanların ortak idealidir. Bu yüzden Ak Parti’ye gönül vermiş, sahada emek harcamış, sandıkta sahip çıkmış, liderine yapılan haksızlıklara karşı duruş göstermiş insanların bazı konularda kaygılarını, eleştirilerini veya hassasiyetlerini dile getirmesi; bir kopuş, muhalefet ya da kötü niyet olarak görülmemelidir. Aksine samimi eleştiri, davaya zarar vermek için değil; davanın ruhunu, milletin hassasiyetini ve gönül bağını korumak için yapılır.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, gönül veren insanları dinlemek, anlamak ve kırmadan cevap verebilmektir. Bir meseleye farklı açıdan bakan, bazı uygulamalardan rahatsızlık duyan veya “bu bizi milletimiz nezdinde zayıflatır” diye ikazda bulunan insanları ağır sıfatlarla, incitici yakıştırmalarla ya da dışlayıcı bir dille karşılamak doğru değildir. Bu insanlar yıllardır aynı sofranın, aynı mücadelenin, aynı davanın insanlarıdır. Eleştiri getiren herkesi karşı cephede görmek, samimi kaygıları görmezden gelmek ve gönül kırıklıklarını büyütmek, en çok da bu davanın birlik ruhuna zarar verir.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bizim için bir liderden öte, bu milletin son çeyrek asrına damga vurmuş, Türkiye’ye özgüven kazandırmış, mazlum coğrafyalara umut olmuş büyük bir dava adamıdır. Tam da bu yüzden, onun açtığı büyük Türkiye yürüyüşünde görev alan, söz söyleyen, temsil makamında bulunan herkesin daha kuşatıcı, daha dikkatli ve daha gönül alıcı bir üslup kullanması gerekir. Çünkü bu hareketin gücü sadece teşkilatlardan değil; evinde dua eden anneden, sandık başında bekleyen gençten, sahada dil döken gönüllüden, hiçbir beklentisi olmadan yanında duran milyonlardan gelir.
Bizim derdimiz kavga çıkarmak, birilerini hedef almak ya da kırgınlık üretmek değildir. Derdimiz; bu davanın mayasında bulunan iman, ahlak, adalet, istişare, kardeşlik ve millet hassasiyetini diri tutmaktır. Eleştiriyi düşmanlık gibi değil, bir kardeş uyarısı gibi okuyabilirsek; kaygıları bastırmak yerine dinleyebilirsek; gönül veren insanları dışlamak yerine kucaklayabilirsek, bu yürüyüş çok daha güçlü devam eder. Çünkü sadakat, her şeyi sorgusuz alkışlamak değil; doğru bildiğini edep, nezaket ve samimiyetle söyleyebilmektir.
Bugün bize düşen, birbirimizi yaftalamak değil; ortak davamızın ruhunu yeniden güçlendirmektir. Bu milletin değerlerini, ailesini, gençliğini, inancını, ahlakını ve medeniyet iddiasını korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Biz farklı düşünebiliriz, bazı konularda farklı hassasiyetler taşıyabiliriz; fakat aynı büyük Türkiye idealine gönül vermiş insanlar olarak birbirimizi ötekileştirmeden, kırmadan, dışlamadan konuşabilmeyi başarmak zorundayız. Çünkü bu dava, gönül kırarak değil; gönül alarak büyür. @abuyukgumus@AKGMTeskilat@Akparti@RTErdogan@avyusufibis
#AkpartiGönülHareketi
#LiderimizRecepTayyipErdoğan
#DevletimeGüveniyorum
#AkpartiBenimSevdam
#AkpartiHalkHareketi
Netanyahu artık bütün dünyanın gözü önünde masumların kanını döken bir katil olarak teşhir olmuştur. Filistin halkına karşı uygulanan zulüm ve vahşet ortadayken, kalkıp Türkiye’ye ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a dil uzatması açık bir hadsizliktir. Diyarbakır’dan, bu kadim Kürt coğrafyasından net bir şekilde ifade ediyoruz: Biz devletimizin, bayrağımızın, vatanımızın ve milletimizin yanındayız.
Kimse fitneyle, iftirayla, tehditle bu ülkeye geri adım attırabileceğini sanmasın. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu kararlı duruşun sonuna kadar arkasındayız. Bu toprakların evlatlarını birbirinden koparmaya kimsenin gücü yetmez. Bu millet birdir, bu vatan bütündür, bu devlet sahipsiz değildir. Türkiye’ye parmak sallayan herkes de önce haddini bilmelidir. @RTErdogan@HakanFidan@mustafaciftcitr@mkulunk@tcbestepe@iletisim@TC_Disisleri@hasandogan
Katil Netanyahu Terör Devleti İsrail haddini bil
Bugün, 1–7 Nisan Kanser Haftası vesilesiyle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Onkoloji Servisi’nde tedavi gören evlatlarımızı ziyaret ettik. Duyarlı bir anne ve vicdan sahibi bir vatandaş olarak çocuklarımıza karşı taşıdığı sevgiyle bu güzel organizasyona gönülden vesile olan Albera Butik Pasta sahibi kıymetli Zeynep Hanım’a ayrıca teşekkür ediyorum. Çocuklarımız için özenle hazırlattığı katkısız, doğal ve organik pasta çeşitlerini ikram ederek onların yüzlerinde bir tebessüme vesile olmak bizler için son derece kıymetli ve anlamlı oldu. Böylesine özel bir haftada çocuklarımızın yanında olmak, onların sevincine ortak olmak ve bir nebze de olsa moral verebilmek tarif edilemez bir duyguydu.
Bu anlamlı programa katkı sunan Dicle Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Kamuran Eronat’a, Rektör Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Velat Şen’e, Başhekim Sayın Gökhan Kırbaş’a, çocuk hastanemizin kıymetli idarecilerine, başhemşiremize ve tüm sağlık çalışanlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Hasta çocuklarımızla yakından ilgilenen, tedavi süreçlerini büyük bir titizlik ve şefkatle takip eden tüm sağlık camiamızı gönülden kutluyorum. Dicle Üniversitesi Hastanelerimizin her geçen gün daha güvenli, daha ilgili ve daha güçlü bir hizmet anlayışıyla yol alması hepimiz adına memnuniyet vericidir. Emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum. @RTErdogan@erolozvar@kamuraneronat@dicleuni1973@drmemisoglu
Kapımızı çalan, selam veren, derdini paylaşan, muhabbetiyle gönlümüzü genişleten her bir kıymetli kardeşime yürekten teşekkür ediyorum. Ofisimizin dolup taşması bizim için bir övünçten çok, halkımızla aramızdaki samimi bağın, güvenin ve gönül birliğinin güzel bir yansımasıdır. Biz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da insanımızla iç içe olmaya, her derdi kendi derdimiz bilmeye, gönüllere dokunmaya ve milletimizin yanında durmaya gayret etmeye devam edeceğiz.
Biz inanıyoruz ki büyük ve güçlü Türkiye hedefine ulaşmanın en önemli yollarından biri de terörsüz Türkiye idealinin tam manasıyla hayata geçmesidir. Bu sürecin baş mimarları Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’dir. Ortaya koydukları güçlü irade, kararlı duruş ve sürecin sağlıklı şekilde ilerlemesi adına verdikleri katkı her türlü takdirin üzerindedir. Kendilerine gönülden teşekkür ediyorum. Bununla birlikte bu sürece yapıcı katkı sunan tüm siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına ve milletimizin huzuru, birliği ve kardeşliği için samimiyetle emek veren herkese de ayrıca teşekkür ediyorum. Aziz milletimizin güçlü şekilde destek verdiği bu kıymetli sürecin nihayete ermesine katkı sunmak adına biz de üzerimize düşen sorumluluğu samimiyetle taşımaya, çabamızı ve gayretimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin. @RTErdogan@dbdevletbahceli@MHP_Bilgi@AKGMTeskilat@abuyukgumus@abakingurlek@mustafaciftcitr
#TerörsüzTürkiye #BüyükveGüçlüTürkiye
#TürkiyeYüzyılı
T.C. Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nu makamında ziyaret ederek bölgemizin sağlık alanındaki ihtiyaçları ve beklentileri üzerine verimli bir istişare gerçekleştirdik. Milletimizin sağlık hizmetlerine daha kolay, daha hızlı ve daha nitelikli şekilde ulaşabilmesi adına ortaya koyduğu gayret ve ülkemize kazandırdığı kıymetli hizmetler dolayısıyla kendilerine teşekkür ediyorum.
Nazik kabulleri, samimiyetleri ve çözüm odaklı yaklaşımları bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir. Sayın Bakanımıza çalışmalarında muvaffakiyetler diliyor, ülkemizin sağlık alanında daha da güçlü yarınlara ulaşacağına yürekten inanıyorum. @saglikbakanligi@drmemisoglu@RTErdogan
Bu akşam TÜGVA Diyarbakır Bağlar İlçe Teşkilatı’nın kıymetli genç kardeşlerimizle bir araya gelip tatlı eşliğinde güzel bir sohbet ve istişare imkânı bulduk. Samimiyetin, muhabbetin ve güzel düşüncelerin hâkim olduğu bu buluşma gerçekten çok kıymetliydi.
Gençlerimizin heyecanını, duyarlılığını ve memleket sevdasını görmek bizleri ayrıca mutlu etti. Bu güzel buluşmaya vesile olan Muhsin Durmaz kardeşime ve emeği geçen lise koordinatörü kardeşlerime gönülden teşekkür ediyorum. Rabbim birlik ve muhabbetimizi daim eylesin. @tugvaTR@tugvadiyarbakir@tugvabagcilar@MuhsinDurmaz47@UsameDurmaz
İda Madra Jeoparkı meselesi, sıradan bir çevre ya da turizm projesi gibi görülüp geçilecek bir konu değildir. Çünkü bu proje yaklaşık 17 bin km²’lik çok geniş bir alanı kapsamakta; Balıkesir’in tamamını, Çanakkale’de Ayvacık ve Ezine’yi, İzmir’de ise Bergama’yı içine almaktadır. Üstelik hedef, UNESCO sertifikası almak ve sonrasında bölgenin yönetimini UNESCO kriterlerine göre şekillendirmektir. Böylesine geniş coğrafi kapsamı olan, uluslararası boyut taşıyan ve uzun vadeli sonuçlar doğurma ihtimali bulunan bir projeye elbette dikkatle bakmak gerekir.
Burada dikkat çeken hususlardan biri, jeopark projesinin süresinin uzatılması talebi ile Yunanistan’ın 21 Temmuz 2025 tarihinde yaklaşık 27 bin 500 km²’lik deniz parkı ilanının aynı döneme denk gelmesidir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da söz konusu deniz parkı ilanını, Ege sorunları çerçevesinde kabul etmediğini açık biçimde ortaya koymuştur. Bu tarih çakışmasının tesadüf mü olduğu, yoksa ayrıca değerlendirilmesi gereken bir yön mü taşıdığı elbette sorgulanabilir. Burada peşin hüküm vermekten değil, dikkatli davranmaktan söz ediyoruz.
Ayrıca bu projede görev alan bazı isimlerin, uluslararası temasları ve kurumsal geçmişleri bakımından kamu denetimine açık yönler taşıdığı kanaatindeyim. Özellikle geçmişte farklı tartışmaların odağında yer almış kurumlarda görev yapmış ya da çeşitli yapılara yakınlığı kamuoyunda zaman zaman konuşulmuş akademik geçmişlerin, böylesine hassas projelerde daha fazla şeffaflık içinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Böylesine hassas coğrafi ve stratejik sonuçlar doğurma ihtimali bulunan projelerde, görev alan kişilerin hangi kurumsal çerçevede hareket ettiği, hangi temasları hangi amaçla yürüttüğü ve sürecin hangi denetim mekanizmalarına tabi olduğu açık biçimde ortaya konulmalıdır. Mesele kişileri hedef göstermek değil; böylesine önemli bir projede şeffaflığın tam olarak sağlanıp sağlanmadığını sorgulamaktır.
Benim kanaatim şudur: Bu meseleye ya tamamen masum bir çevre projesi gözüyle bakmak ya da hiçbir somut veri ortaya koymadan ağır ithamlarda bulunmak doğru değildir. Doğru olan; bu projeyi, koordinatlarını, kapsamını, uluslararası bağlantılarını, hangi kurumlarla nasıl temas kurulduğunu, hangi haritaların esas alındığını ve hangi yetki-sorumluluk çerçevesinde yürütüldüğünü açık biçimde ortaya koymaktır. Özellikle Ege, kıyı alanları, uluslararası statü ve kültürel-jeolojik miras gibi başlıklarda çalışan projelerde devletimizin ilgili kurumlarının tam bilgi sahibi olması ve sürecin milli hassasiyetler bakımından dikkatle izlenmesi hayati önemdedir.
Hiç kimse, kamuoyunun dikkatini çeken bu tür soruların sorulmasından rahatsız olmamalıdır. Eğer her şey açık, sağlıklı ve devletimizin menfaatlerine uygun şekilde yürüyorsa, bu soruların cevabı da net ve şeffaf biçimde verilmelidir. Çünkü mesele herhangi bir kişi meselesi değil; böylesine geniş bir coğrafyada yürütülen uluslararası bağlantılı bir projenin, ülkemizin hassasiyetleriyle tam uyum içinde yürütülüp yürütülmediğinin anlaşılması meselesidir.
Bu sebeple yapılması gereken şey slogan üretmek ya da peşin hüküm vermek değil; dikkatli olmak, soruları doğru sormak ve özellikle kamu yararı, milli hassasiyet ve idari şeffaflık bakımından bu sürecin her yönüyle izlenmesini istemektir. Tereddüt varsa giderilmelidir, şüphe varsa açıklığa kavuşturulmalıdır, kamuoyunu rahatsız eden yönler varsa bunlar da açık biçimde cevaplandırılmalıdır. Böylesine önemli konularda ihtiyat, çoğu zaman en doğru tutumdur. @RTErdogan@tcbestepe@HakanFidan@TC_Disisleri@belginuygur10@MustafaCanbey@ismailok_
Diyarbakır Valimiz Sayın Murat ZORLUOĞLU’nu makamında ziyaret ederek kendileriyle bir araya gelmekten büyük memnuniyet duyduk. Sayın Valimizin zarafeti, samimiyeti ve misafirperverliği bizlerde müstesna bir memnuniyet bıraktı. Diyarbakır’ımızın bugününe ve yarınına dair son derece verimli, yapıcı ve kıymetli bir sohbet gerçekleştirdik. Sivil toplum çalışmaları başta olmak üzere, şehrimize dair pek çok konuda karşılıklı fikir alışverişinde bulunma imkânı bulduk. Sayın Valimizin Diyarbakır’ımıza yönelik gayreti, hizmet anlayışı ve ortaya koyduğu kıymetli çalışmalar dolayısıyla kendilerine teşekkür ediyor; nazik kabulleri ve içten ev sahiplikleri için şükranlarımı sunuyorum. @vali_zorluoglu@dbakirvalilik@TC_icisleri@RTErdogan@tcbestepe
Gamze ve Muhammed kardeşlerimizin bu mutlu günlerinde yanlarında olmaktan büyük bir mutluluk duydum. Rabbim genç çiftimize huzur, mutluluk, sağlık ve iki cihan saadeti nasip eylesin. Kurdukları bu güzel yuvanın sevgiyle, sadakatle ve bereketle daim olmasını temenni ediyor, kendilerini ve kıymetli ailelerini yürekten tebrik ediyorum.
Millî Eğitim Bakanlığı’na Soruyoruz.
Müfredat sadece ders programı değil; neslin zihin güvenliğidir.
Evanjelizm ve Siyonizm; tarih, ideoloji, propaganda ve algı boyutuyla yaşa uygun biçimde öğretilmelidir.
DEAŞ ve FETÖ örneği gösterdi ki; din istismarı, zihinleri hedef alan örgütlenmeler üretebiliyor.
Gençler sosyal medyadaki propaganda dilini hangi bilgiyle ayırt edecek?
Dini kavramları istismar eden yapıları hangi bilinçle teşhis edecek?
Bu başlıklar müfredata ne zaman akademik ciddiyetle girecek?
Diyanet İşleri Başkanlığı’na soruyoruz.
Cami, sadece ibadet mekânı değil; irşad ve uyarı merkezidir.
Halkımız, din istismarı, lider kutsaması, kör bağlılık, örgütsel manipülasyon gibi yöntemlere karşı açık ve anlaşılır biçimde bilinçlendirilmelidir.
Evanjelizm ve Siyonizmi hutbe/vaazlarda ne zaman ölçülü ve doğru kavramlarla anlatacaksınız?
FETÖ tecrübesinden sonra din istismarı yöntemlerine karşı kalıcı bir bilinçlendirme çizgisi neden daha güçlü değil?
Gençleri hedef alan dijital manipülasyona karşı cami merkezli irşad dili ne zaman güçlenecek?
Not: Derdimiz polemik değil; bu milletin evladının bir daha din adına kandırılmamasıdır. @tcmeb@Yusuf__Tekin@DIBSafiArpagus@diyanetbasin@evsenomer1@mkulunk@tcbestepe@RTErdogan
Epstein belgelerini okudukça hissettiklerimi, duruşumu bozmadan ve kendimi tutabildiğim ölçüde dikkatli bir şekilde özetlemeye çalışacağım: Epstein dosyalarıyla yeniden alevlenen iddialar, insanlığın en karanlık yerine dokunuyor. Gücün, paranın ve dokunulmazlığın; çocukların canı ve onuru üzerinden kirli bir pazara dönüştürüldüğü bir düzen… Eğer bu belgelerde anlatılanların tek bir satırı bile doğruysa, bu sadece bir “skandal” değil, düpedüz vahşettir. Yıllardır “demokrasi, insan hakları, kadın ve çocuk hakları” diye dünyaya ders kesenlerin perde arkasında çocuk istismarı kültürünü ve adeta modern bir paganlık/sapkın ritüel zihniyetini nasıl taşıdığını görüyoruz; bu yüzden mesele bir “ahlak tartışması” değil, açıkça insanlık davasıdır.
İnsanın içini yakan soru tam burada büyüyor: “Elit” diye pazarlanan bu zavallı, iğrenç zihniyet; çocukların masumiyetini ezerek, işkenceyi ve istismarı bir “güç gösterisi”ne çevirerek nasıl bir kültür inşa etmeye çalışıyordu? Batı’nın iki yüzlülüğü, vitrindeki süslü cümlelerinin ardındaki karanlıkla birlikte bu dosyalarla daha da görünür hâle geliyor. Üstelik yayınlanan kısımlarda Türk olan bazı sözde “iş insanı”, sözde “siyasetçi” isimlerinin de anılması insanın midesini bulandırıyor; bu nasıl bir iğrençliktir?
Burada yapılması gereken nettir: İsmi geçen kim varsa siyasi dokunulmazlık zırhı olmadan, bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı; suçu sabit olanlar adil yargılama ile en ağır cezayı almalıdır. Ve insanın aklına ister istemez şu geliyor: Bizim depremlerde kaybolan çocuklarımız dâhil, kayıp çocuklar meselesi… Bu dünyada hiçbir şey “cevapsız” kalmamalı; çünkü çocukların akıbeti bir toplumun vicdanıdır. Bu artık yalnızca bir soruşturma konusu değil, bir hesaplaşma meselesidir: Çocukların sesi susmaz, susturulamaz; bu dosyalar da kimlerin “medeniyet” maskesiyle konuşup kimlerin karanlıkla yürüdüğünü unutmayacağımız bir ibret vesikası olarak önümüzde duruyor. #Epstein #EpsteinFiles #EpsteinList #ChildProtection #Cocuklarimiz #CocukIstismarinaHayir #InsanHaklari #Adalet #HesapVer #Seffaflik #Gercekler #Gundem