Bir tövbekarın kıssası:
Rivayet edildiğine göre Abdullah ibn Mas’ud bir gün Kûfe’nin civar mahallelerinden birinde dolaşırken, günahkâr bazı gençlerin bir araya gelip içki içtiklerini görür. Aralarında Zâzân adı verilen bir şarkıcı da vardır; çalgı çalmakta ve güzel sesiyle şarkı söylemektedir.
Abdullah ibn Mas’ud bunu duyunca şöyle der:
“Bu (güzel) ses Allah’ın (cc) kitabını okusa ne de güzel olurdu.”
Sonra elbisesini başına çekerek oradan uzaklaşır.
Zâzân bu sözü işitir ve sorar:
“Bu kimdi?”
Oradakiler: “Resûlullah’ın sahabesi Abdullah b. Mesud’du” derler.
Zâzân: “Ne söyledi?” diye sorunca, onlar da:
“‘Bu (güzel) ses Allah’ın (cc) kitabını okusa ne de güzel olurdu.’ dedi” diye cevap verirler.
Bunun üzerine Zâzân ayağa kalkar, elindeki çalgıyı yere vurup kırar. Ardından aceleyle gidip İbn Mesud’a yetişir. Yüzüne bir bez bağlayarak onun önünde ağlamaya başlar.
Abdullah ibn Mas’ud onu kucaklar. İkisi de birlikte ağlarlar.
Sonra İbn Mesud şöyle der:
“Allah’ın sevdiği bir kimseyi ben nasıl sevmem!”
Bunun üzerine Zâzân Allah’a samimi bir şekilde tövbe eder. Günahlarını terk eder ve Abdullah ibn Mas’ud’un yanından ayrılmaz. Ondan Kur’an öğrenir, ilim tahsil eder ve sonunda ilimde önder bir kimse hâline gelir. Hatta Abdullah ibn Mas’ud ve Salman al-Farisi gibi sahabilerden rivayetlerde bulunur.
@hakankorhan98 İmam Cafer-i Sadık gerçekten böyle bir öngörüde bulunmuşsa, bu bugünün olayı değil ki:
Şam Fitnesi(!), 1916 da Suriye-Filistin Cephesinin kaybedilmesi ve 1917'de Kudüs'ün elden çıkmasıyla başlamış ve 100 küsur yıldır fiilen devam ediyor...
Farz oruç bitti ama tutmak isteyen için diğer oruçlar bitmedi.
Teravih bitti ama farz ve nafile diğer namazlar bitmedi.
Fitre bitti ama yapmak isteyen için infak bitmedi.
Mukabele bitti ama okumak isteyen için Kur'an okumaları bitmedi.
Hâsılı;
Ramazan bitti ama kulluk bitmedi!
@mysolmaz1201 Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı alî olsun inşaallah. Şahsınıza, ailenize, dost ve akrabalarınıza sabır ve başsağlığı diliyorum.
Sözünde durmamak
Hiçbir anlaşmaya uymamak
Her ateşkesi ihlal etmek
Ve her ramazan Müslümanlara saldırmak
Bir İsrail Rutinidir…
Bu sırada birbiriyle didişmek
Eski defterleri karıştırmak
Mezhebi ve etnik taassup gütmek
Birbirine günyüzü göstermemek de
Bir Müslüman Rutinidir…
@binbay1212 Kıymetli Hocam, "iyi Müslüman, aynı zamanda iyi insandır!"
Şayet Müslümanlığı onu insan yapmamışsa, o zaman Müslümanlığını gözden geçirsin.
@mesutozbilir@OblonskyStepan Son bir kaç yıldır bizzat kendim Bingöl kırsalında gözlemliyorum. Diyanetin verdiği saatte ortalık zifiri karanlıkken (Fecri kazip), Süleymaniye vakfının söylediği saatte ise tam olarak gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlık çizgisi (Fecri sadık) beliriyor.
Dünya üzerinde, 18 yaşına gelen her vatandaşın mutlaka üniversiteye gitmesi gerektiğine ve gitmediğinde de cahil kalacağına inanan tek ülke, Türkiye'dir.
O yüzden de Türkiye bir üniversite çöplüğüne dönüşmüştür. Türkiye'nin nüfusu, hayatta hiçbir iş kolunda uzmanlaşamamış,
24-25 yaşına kadar ekonomik döngüye girememiş, üretici konumuna geçememiş milyonlarca diplomalı işsizle doludur.
Oysa;
Kendisine teslim edilen bir evi muhteşem şekilde boyayan ve sahibine teslim eden lise mezunu bir boyacı, o evin musluklarını yapan lise mezunu bir sıhhi ,tesisatçı, elektrik hatlarını döşeyen lise mezunu bir elektrikçi, çalışan, üreten, vergi ödeyen, kendisine, ailesine, ülkesine ve insanlığa fayda sağlayan bireyler olarak binlerce niteliksiz üniversite mezunundan çok daha değerlidir.
En gelişmiş Batı toplumlarında üniversite mezunlarının genel nüfusa oranı yüzde 10-15'i geçmezken, Türkiye'de ise liseyi bitiren herkesin (en gereksiz bölümler bile olsa, o kişilerin okumaya yatkınlığı bile olmasa) üniversiteye gitmesi artık neredeyse Allah'ın bir emri olarak görülür olmuştur.
Bu kofluk da üretim-tüketim-üretime katılım dengesi açısından adım adım ülkenin felaketini getirmektedir.
Güçlü bir ülkede esas olan, insanları son derece sağlam bir lise eğitimi aracılığıyla 18 yaşının sonunda meslek sahibi yapmak ve o yıldan itibaren ekonomiye kazandırmaktır. Üniversiteye gitmesi gerekenler ise akademik eğitimde ilerlemeye yatkınlığı olanlardır.
Milyonlarca genç, tepeden tırnağa yanlış planlanmış bir eğitim sisteminde hayatlarının en az 4-5 yılını ziyan etti ve erken yaşta geçerli bir mesleğin sahibi olup üretici konuma geçme şansını kaybetti.
Ali Murat Güven