✍️Cangül Örnek (@CangulOrnek) yazdı
Siyasi bir cenaze ve bizim Deniz Göktaş
❝Zannediyorsunuz ki Deniz’i gözaltına alarak “mat” dediler. Hayır, diyemediler. Deniz, “şah” diyerek bu toplumu korkmamaya çağırdı. Korku duvarının zayıfladığını hissetmeyen olmasa gerek. İhtiyacımız olan bundan sonrasını doğru siyasetle yürümek. Toplum korkusunu aşabilir ama yönsüzlükle yol alamaz. Şimdilik son sözümüzü şöyle söyleyelim: Kimsenin hakkını yememiş, emekçi, solcu bir ailenin yetiştirdiği, kendini bu topluma karşı sorumlu hisseden tertemiz bir genç adam; onları zor anında yakaladın. İyi ki varsın!❞
https://t.co/zEdEmz0E5j
20 yıldır doğruları yazmaktan, gerçeğin kavgasını büyütmekten hiç vazgeçmedik. Şu ana kadar binlerce haberimiz erişime engellendi, yüzlerce haberimiz yargılama konusu oldu, iktidar, holdingler ve tarikatları mutsuz ettik diye ağır para cezalarıyla karşı karşıya kaldık. Haberlerimiz dolayısıyla hapis cezalarıyla dahi karşılaştık.
Geri adım atmadık, atmaya da niyetimiz yok.
Bu mücadelesinde soL’a destek olmak, dayanışmayı büyütmek isteyen tüm okurlarımızı abone olmaya çağırıyoruz. soL’un sesini kısmaya çalışanlara karşı daha güçlü bir habercilik için siz de soL’a abone olarak destek verebilirsiniz👇🏻
https://t.co/jtWJrwgMVe
malum zirve nedeniyle memlekete sömürge muamelesi yapılırken o bayrak niyeyse bir türlü sömürgecilere, emperyalistlere, nato'ya karşı açılmıyor. kast ettigi 48 yıl önceki mhp mitingi de böyleydi, şimdi de böyle.
Cumherbaşkanı adayı olsun denilen adama bak. Tekrar seçim yapıp yolumuza devam edelim diyor. Amk .bnesi herşeyi kabul etmiş. Bir önceki seçim usülsüzdü usüllü bir seçim yapalım yolumuza devam edelim diyor.
Ülkücüyü adam zanneden chplilere hayırlı olsun, yeni cb. adayları.#kayyum
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
H. Çelik, E. Mumcu, N. Çubukçu, Ö. Dinçer, N. Avcı, İ. Yılmaz, Z. Selçuk, M. Özer ve Yusuf Tekin. Bu isimler elbette kişisel olarak sorumlu. Ancak Eğitim Bakanlığı AKP’yi en iyi ifade eden bakanlıklardan biri. Misyon bakanlığıdır, laiklikle hesaplaşma bakanlığıdır.
Türkiye Komünist Partisi işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta, Adana, Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere dört ayrı merkezde miting düzenliyor.
1 Mayıs mitingleri işçi sınıfının kapitalist sömürüye ve emperyalist barbarlığa karşı devrimci ve cumhuriyetçi meydan okuyuşunu temsil edecek.
1 Mayıs'ta emekçiler sosyalizm ve cumhuriyet için toplanacak.
İstanbul Kartal Meydanı- Saat 15.00
Ankara Anıtpark- Saat 15.00
İzmir Karşıyaka Demokrasi Meydanı- Saat 15.00
Adana İller Bankası Kavşağı- Saat 12:30
Kocaeli’nin verilmeyen penaltısı sonrası şimdide Galatasaray ofsayttan gol attı,
Bu kadar ince bir pozisyonu VAR Gs lehine olunca yine 10 saniye bile izlemeden golü verdi, yine VAR’dan Gs lehine karar çıktı
yine yine ve yine, SAKIN HA sezonu!
#GSvKOC https://t.co/305m9LHCGY
Yalçın Küçük uğurlanıyor
Türkiye’nin devrimci mücadele tarihinin en önemli aydınlarından Yalçın Küçük, Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda düzenlenen törenle uğurlanıyor.
Küçük’ün Kıbrıs gazisi olması nedeniyle cenaze töreni askeri törenle başladı.
TKP'nin kitlesel olarak katıldığı törene çok sayıda gazeteci, yazar, siyasi parti temsilcisi de katıldı.
https://t.co/S245vFzIvF
Hürmüz Boğazı’nda fiili bir deniz trafiği krizi oluşmuş durumda. Güncel denizcilik verileri ve sektör raporları boğazın iki tarafında yüzlerce geminin beklediğini gösteriyor. Tanker sayımlarına göre en az 150 büyük petrol ve LNG tankeri demirde. Daha geniş sayımlarda tanker sayısı 700’e yaklaşan bir birikime işaret ediyor. Konteyner gemileri de dahil edildiğinde toplam etkilenen gemi sayısı yaklaşık 700–750 seviyesine ulaşmış durumda.
Bu durum sadece bir deniz trafiği sorunu değildir. Bu, küresel enerji sisteminin ana arterlerinden birinin geçici olarak tıkanmasıdır. Çünkü Hürmüz Boğazı dünya petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bir boğazdır.
Boğazda bekleyen tankerler fiilen “denizde depolanan enerji” anlamına geliyor. Petrol ve LNG yüklenmiş olabilir, fakat varış limanlarına ulaşamadıkları için rafineriler ve enerji piyasaları bu arzı kullanamaz. Bu da birkaç gün içinde fiziksel arz sıkışmasına ve fiyat şokuna dönüşebilir.
İkinci etki deniz taşımacılığı maliyetlerinde görülüyor. Savaş riski sigortaları hızla yükseliyor, bazı hatlar sigorta kapsamı bulamadığı için sefer iptali yapıyor. VLCC tanker navlunları birkaç gün içinde sert şekilde yükseldi. Ayrıca denizcilik sektörü kaynaklarına göre ABD, İngiltere ve İsrail bağlantılı gemiler için savaş sigortası primleri diğer gemilere göre yaklaşık üç katına çıkmış durumda. Bu durum ticari taşımacılık maliyetlerini daha da artırıyor.
Üçüncü ve daha kritik gelişme Katar’ın LNG üretimini ve ihracatını durdurmasıdır. Katar dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biridir ve küresel LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sini sağlar. Katar gazının kesilmesi özellikle Avrupa ve Asya için ciddi bir enerji şoku yaratabilecek potansiyele sahiptir.
Son açıklamasında Trump Körfez’den geçen deniz ticaretinin güvenliği için yeni bir adım attığını duyurdu. Trump, ABD Uluslararası Kalkınma Finans Kurumu’nun (DFC) Hürmüz’den geçen gemiler için siyasi risk sigortası ve finansal garanti sağlayacağını açıkladı. Bu, ABD devletinin II. Dünya Savaşı sonrasından bu yana ilk kez küresel deniz ticaretinin güvenliği için doğrudan devlet destekli finansal garanti mekanizmasını devreye sokması anlamına geliyor. Trump ayrıca gerekirse ABD Donanması’nın petrol tankerlerine Hürmüz Boğazı geçişinde eskort vermeye başlayacağını belirtti. Bu açıklama, bölgede 1980’lerdeki İran-Irak Tanker Savaşı’na benzer bir “yeni tanker savaşı” döneminin başlayabileceğine dair güçlü bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Washington bu adımla küresel enerji akışını açık tutmayı hedeflediğini ilan etmiş durumda. Ancak 25 mil genişliğindeki boğazdan geçişte Amerikan savaş gemilerinin maruz kalacağı tehtidi herhalde Trump düşünüyordur.
Sonuç olarak Hürmüz’de yaşanan durum klasik bir askeri çatışmanın ötesine geçmiştir. Deniz trafiği tıkanmış, enerji akışı kesintiye uğramış ve küresel ticaret zincirinin en kritik boğazlarından biri risk altına girmiştir. Eğer bu durum birkaç gün daha sürerse bunun etkileri yalnızca bölgesel değil, küresel enerji ve finans piyasalarında da ciddi sonuçlar yaratacaktır. Daha dün Güney Kore borsası KOSPI endeksindeki sert düşüş nedeniyle yaklaşık 270 milyar dolar piyasa değeri kaybetti.
Eğer bu kriz böyle devam ederse en zor duruma düşecek olan bölge şüphesiz Avrupa birliğidir. Rus gazının olmadığı, Katar gazının kesildiği bir konjonktürde Avrupa’da enerji krizi daha da büyüyecektir.
TKP: ABD ve ortağı İsrail, günlerdir İran’ı hedef alan saldırılarıyla başlattıkları savaşa ülkemizi de ortak etmek için harekete geçmiş durumda
📌 "AKP iktidarını uyarıyoruz. Ülkemizi, büyük bir provokasyona imza atarak İsrail ve ABD'nin yanında bu savaşın parçası kılma çabalarına geçit vermeyeceğiz. Bir kez daha ilan ediyoruz: Halkımızın ve ülkemizin güvenliğine yönelik en büyük tehdit dünyanın en büyük terör örgütü olan NATO ve ABD’dir."
https://t.co/Io6XPsTJ87