@Dobvickovski@xrotanews Önce adamsan birine salca olmadan önce gercek kimligini kullan sonrada git beynini geliştir öyle gel, bu kadar mantıksız konuşan biriyle daha fazla muhatap olamayacağım
@xrotanews Yanlış anlaşılmasın kadın diyede kimsenin depresyonuymus psikozuymus umrum değil, baş etmek sizin sorumluluğunuz ,suçsuz günahsız bir bebeği öldürebilenden ancak cani olur ne anne nede insan olmaz, bu günaha girenin bedelini canı ile ödemesi de haktır
@mer1039672@gizliservis06@adalet_bakanlik Hemcinslerinizin psikopat olma oranlarını düşürün ondan sonra ağlayın, bunu yapan bir erkek olsada benim tepkim aynı olurdu, ki erkeklere daha çok ceza kesiliyormus gibi burada zırlamanızda saçma böyle birsey yok çünkü
1) Bir yanda "Korsika modeli gibi adem-i merkeziyetçilik konuşulsun, ulus-devlet esnesin" diyerek bunu çağdaş dünya trendi diye pazarlamak; diğer yanda CHP "yeni toplumsal sözleşme" deyince "iktidara yanladılar" diye yaygara koparmak...
2) Fikirler çatışmıyor, ortadaki hal tam bir "küçük farkların narsisizmi". İki tarafın da ıskaladığı esas hakikat şudur: Bölünmek veya birleşmek kendi başına nötr biçimlerdir; onlara yönünü ve manasını veren, dünya sisteminin mer'î sömürü mekanizmasıdır.
3) 20. asırda mesele, tek bir merkezden (İstanbul); Adriyatik’ten Hint Okyanusu’na kadar ordu toplayabilen, vergi kesen ve Batı yayılmacılığına set çekme potansiyeli olan büyük siyasi iradeyi tasfiye etmekti. Dünya sistemi o gün bu omurgayı kırmak için "böl, parçala, yönet" taktiğiyle bizi küçük kompartımanlara hapsetti. Bizim Misak-ı Millî dediğimiz hat ise yangından kurtarabildiğimiz son müdafaa mevzisi, bir ricat eşiğiydi.
4) O gün dünya sistemine çomak sokma potansiyeli taşıyan imparatorluk mantığı tasfiye edildi; nitekim Birinci Dünya Savaşı’nda kaybedenler tek tek devletler değil, bizatihi o nizamın kendisiydi. Bugün ise, aynı potansiyeli barındıran bir siyasi iradenin yeniden inşası değil; küresel sermayenin, finansın ve lojistik hatların pürüzsüz akışı uğruna dayatılan bir "pazar birleşmesi" isteniyor. Dün İslâm tehdidini hapsetmek için o sınırları çizen Batı, bugün kendi tırları ve finansal tahakkümü takılmadan aksın diye bizzat o sınırları gevşetip 'transit koridor, bölgesel pazar ve entegrasyon' masalları fısıldıyor.
5) Dünya sistemi bizi tam da bu sahte ikileme kilitliyor: Ya hiçbir siyasi irade ve iddia üretemeden kendi dar sınırlarına sıkışıp Batı'nın kriz anlarında ilk feda edeceği, rezerv para şantajlarıyla terbiye edilen güçsüz bir periferisi olmaya razı olacaksınız; ya da küresel sermayenin transit hatları rahat işlesin diye sınırları gevşetip kimliksiz bir açık pazar havzasına dönüşeceksiniz. Yani köprü ve mozaik olacaksınız. İki tercihte de celladın insafına terk edilmişlikten başka bir istikbâl yoktur.
6) İkisi de çare değildir. Çare; ne Misak-ı Millî'yi Batı ile çatışmama imkânı sunan bir barış sanmak ne de sınırlarımızı emperyalizmin lojistik otobanına çevirmektir. Biz kendi kabuğumuza çekilip uslu dursak da Batı; bu toprağın İslâm ile vatanlaşmasını ve dünya sistemine çomak sokan kurucu Türk mevcudiyetini asla hazmedemeyecektir. Batı bize "sermaye açlığı" üzerinden had bildirmeye kalkarken, bizzat Basra’dan Avrupa’ya uzanan tedarik hatlarında, boğazlarda ve enerji koridorlarında bu toprağın iradesine mahkûm kılınmalıdır.
Çare; bu toprakların Batı için bir "köprü", küresel sermaye için parçalanacak bir "mozaik" değil, gâvurla sınır çekilerek vatan kılınmış bir darü’l-İslâm olduğunu idrak etmekle başlar. Bize dayatılan transit hatları ve bölgesel pazarı küresel sermayenin sömürü kanalları olmaktan çıkarmak; finansal sistemi bir silaha dönüştüren dolar nizamına karşı kendi bölgesel iktisadi ve lojistik zeminini tahkim eden bir "hâkimiyet filtresi" kurmaktır. Batı'yı aradan çıkaran bu imkânları dünya sistemine boyun eğmek için değil, onun şantajlarına set çekecek ve gerektiğinde vanasını kısacak stratejik bir koza çevirmektir.
7) Bütün bu gürültünün ardında yatan hakikat, dünya sisteminin yeni entegrasyon tezgâhına taşeronluk etme yarışından ibarettir. Zihinler hâlâ Batı'dan tescil ve aferin alma ezikliğiyle maluldür. Bugün ihtiyaç duyulan şey, aynı kapının eşiğinde bekleşenlerin küçük farklarının narsisizmi değil; dünya sistemiyle bu toprağın kurucu davası arasındaki büyük farkın hakikiliğidir.
1978’de de İsmet Özel şöyle yazmıştı: “Başarılı bir turizm politikası meyvelerini otellerin genelev, lokantaların meyhane, birçok yerin de kumarhane olduğu zaman toplayabilecektir. Bundan çok daha önemlisi bir ülke insanlarının yabancılara yatak, yemek, hüner beğendirerek geçinmeyi göze alacak bir onursuzluğa katlanmalarıdır.”
@haskologlu İnşaallah icerde cehennemi yaşayıp gebermeyi dileyerek tez vakitte geberir mikroplar, bunları acı çektirerek idam etmeyen adaletede tüküreyim
Türkiye'de Türkiye aleyhine faaliyet gösteren insanlar mahcup edilemiyor. Çünkü kim edecek? Türkiye aleyhine faaliyet göstermeyen insanlar mı var? Geçende bizim 'Önce Vatan' deyişimiz dolayısıyla o sosyal medya denilen yerde hakaretamiz ifadeler çıkmış. Düşünün Türkiye'de ‘önce vatan’ diyemiyorsunuz artık ve dememek el üstünde tutuluyor! Türkiye'de resmi makamlara müracaat edemezsiniz. Türkiye için çalıştığınızda hiçbir resmi makam sizi korumayacaktır. Bilakis Türkiye aleyhine yaptığınız her iş koruma altındadır ve bunu da söylemekten çekinmiyorlar. ‘Artık yeni bir dünya’ diyorlar. Türkiye’nin adına, bu ülkeye Türkiye denilmesine itiraz edenler Türkiye'de iktidar sahibi. Papalığın, Dünya Kiliseler Birliği'nin merhametine kalmış olarak yaşıyor Türkiye'deki insanlar. Bunlardan bir tanesi Katolik bir tanesi Protestan teşkilatı. Türkiye'de Risale-i Nur talebeleri olarak kendini takdim eden insanların hepsi Papalığın desteğiyle hareket ediyorlar. Süleymancı diye bilinen insanların hepsi de Dünya Kiliseler Birliği’nin desteğiyle hareket ediyorlar. Ve bunların tabii ki teminatları var. Söylentiye göre mesela Celal Bayar'ın bile idamına mani olan Vatikan'dı. Basit dünyevi menfaatler gözetilerek de Türkiye'yi savunamazsınız. ‘Türkiye'de gâvur olalım ama hiç olmazsa bu memleketteki iktisadi zenginlikler bu memlekette yaşayanların istifadesine hasredilsin.’ Bu cümleyi söylediğiniz zaman da kötü insansınız. ‘Tamam, İslâm'dan vazgeçelim ama bu memlekette ne zenginlik varsa bu memlekette yaşayanların istifade ettiği bir şey olsun’ dediğiniz zaman da cezaya müstahak sayılır haldesiniz.
İsmet Özel
"Türkiye’nin Yok Olması Yönünde Tren Harekete Geçti" 6 Haziran 2013