Şeytan kaybetti. Görüşmelerimiz sonuç verdi. Şeytan ritüeli yasaklandı. Aziz İstanbul, kara büyücülerin saldırısından şimdilik kurtuldu. 'İstanbul Valiliği, 12 Eylül’de Ataköy’de düzenlenmesi planlanan ve görsel şov kılıfı altında satanist ritüel sembolleri barındırdığı gerekçesiyle kamuoyunda büyük tepki toplayan "Anyma" konserine izin vermedi.' Birlik olduğumuzda daha nice zaferler bizi bekliyor. Bin şükür.
Kalp krizi geçiren birine ve geçirmeye aday olanlara yani herkese tavsiyemdir:
▶ Günde 2 öğün beslenin, arada atıştırmayın; hele de börek, kurabiye, simit gibi hamur işleri ve tatlılardan uzak durun.
▶ Çay, kahve aşırıya kaçmadan ve şekersiz olarak serbest.
▶ Paketli yoz yiyecek ve içeceklerin, fast food denen gıdaların zerresi bile zararlıdır.
▶ Mutfağınıza tereyağı ve zeytinyağından başka yağ sokmayın.
▶ Hem hayvani hem tarım ürünlerini yiyin.
▶ Mayalı (fermente) gıdalar sofranızdan eksik olmasın.
▶ Yemek masasından tam doymamış olarak kalkın
Şeytanın insan üzerindeki etkisini düşündüğümüzde çoğu zaman aklımıza doğrudan günaha çağırması gelir. Oysa Kur’an’ın ortaya koyduğu tablo bundan daha ayrıntılıdır.
Şeytan önce vesvese verebilir, ardından yanlışı güzel gösterebilir; korkularımızı kullanabilir, boş ümitler verebilir, doğruyu unutturabilir ve küçük tavizlerle sınırlarımızı esnetmeye çalışabilir.
Kur’an’ın “Şeytanın adımlarına uymayın” (Nûr, 24/21) buyurması bu açıdan çok anlamlıdır. Çünkü büyük yanlışlar her zaman büyük bir kararla başlamaz. Bazen “Bir kereden ne olur?”, “Herkes yapıyor”, “Bunda ne var?” veya “Daha sonra düzeltirim” diye başlayan küçük tavizler zamanla alışkanlığa dönüşebilir.
Bu yüzden bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Bu düşünce gerçekten benim düşüncem mi, yoksa şeytanın bana bir oyunu mu?
1997 yılında, Türk ses mühendisi Ahmad Tekin Topuzdag, Umre için Medine'ye gitti ve Mescid-i Nebevi'nin içindeki sesin net olmadığını, aşırı yankı ve geri besleme olduğunu fark etti.
Camii yönetimine durumu anlattı ve fikirlerini test etmesi için bir bölüm verildi. İyileşme o kadar belirgindi ki, tüm ses sistemini düzeltmesi için yardım etmesi istendi.
Sonraki 10 yıl boyunca, Mescid-i Nebevi'deki ses sistemini tamamen yeniledi ve aynı zamanda Mescid-i Haram'daki ses sistemi üzerinde çalıştı. Mikrofonları, kabloları, hoparlörleri ve diğer ekipmanları değiştirdi, her imam ve müezzin için sistemi ayarladı, yankı ve geri beslemeyi azalttı ve camiyi yedi ses bölgesine böldü.
Ayrıca, imamın namazın her bölümünde net bir şekilde duyulabilmesi için mikrofonlar ekledi.
Çalışmalarını tamamladıktan sonra, ses çok daha net hale geldi ve çok daha geniş bir frekans aralığını kapsadı. Suudi Arabistan'dan ayrılmadan önce Topuzdag, daha sonra Krallık genelindeki camilerde ses sistemlerini yönetecek olan Suudi mühendisleri eğitti.
Umre yolculuğunda fark ettiği bir sorunla başlayan bu süreç, iki kutsal caminin sesini iyileştirmek için 10 yıllık bir göreve dönüştü.
12 Eylül’de Ataköy’de düzenlenecek olan Anyma konseri iptal edilmelidir.
Zihin kodlama projesi olduğu ile ilgili çok ciddi iddialar söz konusuyken bu konserin yapılmasına izin verilmemeli.
@TC_istanbul
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cinlerden ve göz değmesinden Allah’a sığınırdı. Nihayet Muavvizeteyn (Kul eûzu birabbi’l-felak ve kul eûzu birabbi’n-nâs) nâzil oldu. Ondan sonra Muavvizeteyn ile Allah’a sığınmaya başladı ve diğer duaları bıraktı.
(Tirmizî, Tıb 16)
“Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmı seçtim.”
(Maide suresi, 39)
Yukarıdaki postlarda haram kazanç sonrasında yaşanan tecrübeleri paylaştım.
Peygamber Efendimiz (sav) de helal kazancın önemini anlatırken, yolculuktan dönmüş, ellerini semaya kaldırarak dua eden bir kişiden söz eder ve şöyle buyurur:
“Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslenmiş. Böyle birinin duası nasıl kabul edilsin?” (Müslim, Zekât, 65)
Bu sebeple Müslümanın sadece “Ne kadar kazanıyorum?” sorusunu değil, “Nasıl kazanıyorum ve kazancımda başkasının hakkı var mı?” sorusunu da sorması gerekir.
Faiz, kumar, haksız alınmış miras, çalınmış mal ve başkasının hakkını yiyerek elde edilen paranın hayrı olmuyor. Kişi her ne kadar şimdi bir zenginlik içindeymiş gibi olsa da o paranın hayrını görmediğine şahit oluyoruz.
Fakat burada önemli bir ölçüyü de korumalıyız:
Başımıza gelen her maddi kayıp için “Kesin şu haramdan dolayı oldu” diyemeyiz. Gaybı bilmiyoruz. Bir insan haram kazanıp dünyada zenginliğini sürdürebilir; helal yaşayan bir insan da maddi sıkıntılarla imtihan edilebilir.
Bizim sorumluluğumuz başımıza gelenlerin gaybî sebebini kesin olarak belirlemek değil; kendi kazancımızı ve sorumluluklarımızı gözden geçirmektir.
Malımızda haram veya kul hakkı olduğunu fark ettiğimizde yapılması gereken onu meşrulaştırmaya çalışmak değil; tevbe etmek, haramdan vazgeçmek ve varsa hak sahibinin hakkını iade etmek, haram kazancı sadakalrla temizlemektir.
Çünkü mesele yalnızca paranın çokluğu değildir.
Mesele, kazancın helal ve bereketli olmasıdır.
Doğu Türkistan sessizce ağlayan
Bir Gazzedir..
O ağzı açık şezlong şemsiyesi, zulüm saymaz insan sayılmaz mamüller i ÇİN muazzam bir cevap .
Mazlum varsa zalimin teknolojisini değil zulmünü konuşacağız !!
Doğu Türkistan’da zulüm VAR!
“Kendi aleyhinize, evlâtlarınızın ve mallarınızın aleyhine sakın beddua etmeyiniz ki; duaların kabul olacağı bir saate rastlarsınız da bedduanız kabul olmuş olur.”
(Riyazü’s-Sâlihin Tercümesi, III, 82)