Hergün yazacağım:
Cezaevlerinde 15 Temmuz bahanesiyle müebbet hüküm giymiş 3000 kişi var!
Bu insanlar çürüyor, aileleri perişan!
Bunu önemseyen herkes elini taşın altına koymalı, bu korkunç sorun için çözüm üretmeye çalışmalı
Daha sonra dernekteki arkadaşlarıma da şunu söyledim:
“Davayı bu insanların kişisel hesaplarıyla bulandırmayalım.”
O eski vazifeli arkadaşların çoğunu daha sonra Hizmet’le alakalı herhangi bir projede görmedim.
Hizmet-i İmaniye insanlarını değerlendirirken samimiyetleri konusunda, kabul edersiniz etmezsiniz, kendimce bazı kriterlere bakıyorum.
“Kalpleri bilemeyebilirsiniz” diyebilirsiniz ama doğrusu insanlar çoğu zaman kartlarını açık oynuyor.
Birinin bugün vazifeli ya da muhalif görünmesi çok belirleyici gelmiyor. Ölçüm şu: Kişisel kaygı ve menfaatlerini mi öne alıyor, yoksa Allah rızasını ve umumun derdini mi? Bunu da uzun boylu davranış ve söylemlerinden çıkarıyorum.
Bu mihvalde bir beldeye gittiğimde vazifeli arkadaşlarla münasebetlerimde genelde iki farklı tavır görüyorum.
Birinci grup; her zaman sizler gibi sosyal bilimci bulamayız deyip seni toplantılara davet eden, cümlenin dertleriyle dertlenen, gençlerin itikatlarını koruma meselesini önemseyen, “neler yapılabilir?” diye kafa yoran, sorular soran insanlar. Hizmet’in bugünü ve yarını için kaygı taşıyan bu kişiler davayı kalplerinde ve zihinlerinde taşıdıklarını belli ediyorlar.
Diğer tipolojide ise Hizmet’in inkişafı için üretme çabasından ve gençlerin küfrün derin çukurlarına düşme riskinden çok otoritesini önceleyen, yetersiz görünme kaygısı taşıyan bir yaklaşım görüyorum. Hizmet’le ilgili meseleleri çoğu zaman içselleştirmediğini; daha çok programlarda, kürsülerde umuma hitap ederken konuşup normal hayatında ise ilk sıraya bunları almadığından anlıyorsunuz.
Hatta bazen senin programlarında akla, kalbe ve vicdana oluşan tesiri arkandan adeta Ebu Leheb misali bozan, bunu da Hizmet’in değerleri ve usullerine sararak yapanlar oluyor. Hakkında ortaya atılmış ucuz dedikoduları bile dillendirmeye kadar götürenler de var.
Yıllar önce, uzun zaman birlikte Hizmet’te koşturduğumuz esnaf abilerden ayrıldıktan 5–6 yıl sonra Anadolu’nun bir sahil beldesindeki bir kitap okuma kampına yolum düşmüştü. Abilerle hasret giderdikten sonra uzmanlık alanımla ilgili sorularını cevaplamaya çalışt��m. Sonrasında içlerinden biri beni bir odaya çağırıp üzüntüyle “Hocam, yeni hocamız sizin burada bulunmanızı istemiyor” dedi.
Şaşırmıştım. Oysa ben o abilerin rehberliğini yaptığım dönemde eski hocaları geldiğinde onlara son derece hürmet eder, onları her zaman bulamayacağımdan bunu fırsat görür ve konuşmayı onlara bırakırdım.
Aradan yıllar geçti. O hocayla tekrar karşılaştım. Yıllarca vazife yaptıktan sonra son olaylardan sonra görevden alınmıştı. Buna çok tepkiliydi ki ortak bir arkadaşımıza “Sen hâlâ o yapı içerisinde misin?” diye sormuş.
Artık bu tiplere şaşırmıyorum. Hizmet’le bağı dünyalık ve enesi merkezli olan insanlar, vazifeden travmatik ayrıldıktan sonra ya muarrız oluyor ya da Hizmet’le bağları daha çok sosyal çevre mecburiyetinden sürüyor.
Bir gün bulunduğum ülkenin abisine şöyle demiştim:
“Bir yandan ‘çok eksiğimiz var’ diyorsunuz ama bunu dillendirenleri sakıncalı piyade görüyorsunuz. Oysa öyle insanlar tanıdım ki eksikliklerin farkındalar ama tek kelime söylemiyorlar. Çünkü aykırı görünmek istemiyorlar. Herhangi bir eksikliği dile getirdiklerinde bunu şahsınıza hakaret sayacağınızı düşünüyorlar. Emin olun, arzuladığınız profillerin birçoğu umumun derdinden çok bireysel gemilerini yürütmenin peşinde.”
Bugün birçok Hizmet muhalifinde de aynı damarı görüyorum. Vazifedeyken sessiz kalan, görevden alınınca sürekli sitem, şikâyet ve tenkit eden insanlar…
Bir gün görevden alınmış bazı kişilerin olduğu bir toplantıya denk gelmiştim. Orada ülkenin abisi hakkında hakarete varan sözler söylenince şok oldum. Daha sonra “Eyüp Ensar Hoca neden hiç yorum yapmıyor?” diye soruldu.
Ben de “Ne olursa olsun abi hakkında bu kadar ağır sözler edilmesini kabul edemem” dedim. Bazıları sinirlenip sesini yükseltti, biri üzerime gelecek gibi oldu.
Ben de şunu söyledim:
“Biz mağdur ve mazlumların sesini duyurmak için dernek kurduk, birçok aktivite yaptık. O günlerde sizler de görevdeydiniz ama davetlerimize ne evet dediniz ne hayır; flu bir dil kullandınız. Bizim çıkışımızla sizin çıkışınız arasında fark var. Bizimki kişisel değildi. Siz ise görevden alındıktan sonra aslan kesildiniz.”