@cengizyer1 Kadına şiddet uygulaması özel hayat mı? Sizin de farkınız yok demek.
Konu istifa etmesi değil kadına şiddet uygulamış ve bu yüzden uzaklaştırma cezası almış birini sanattan sorumlu başkan yardımcısı yapmış olmanız.
Birazdan duygusu diliyorum.
🚺 Feminist hareketin öncü ismi, yazar ve gazeteci Gloria Steinem hayatını kaybetti
Steinem’ın ölümünü, kendi sosyal medya hesapları ile vakfı Gloria’s Foundation duyurdu.
https://t.co/xUShqUFZ6L
Butlan CHP'sinin Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek’in, kadına şiddet görüntüsü ortaya çıktı!
Görüntülerde ��imşek'in, evin bahçesinde Şanver'in ayağına tekme attığı ve "Bırak beni" demesine aldırış etmeden zorla evin içine soktuğu anlar saniye saniye yer aldı...
📹Mercek TV
Butlan CHP'sinin Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek’in, kadına şiddet görüntüsü ortaya çıktı!
Görüntülerde ��imşek'in, evin bahçesinde Şanver'in ayağına tekme attığı ve "Bırak beni" demesine aldırış etmeden zorla evin içine soktuğu anlar saniye saniye yer aldı...
📹Mercek TV
@barisyarkadas Sayın Yarkadaş bu haberi de yayın kadına şiddet önemli bir suç. Partide arınma başlamışken belki @kilicdarogluk bu durumu önemser. @herkesicinCHP de böyle insanlar olmamalı değil mi? @Berhansimsek bir açıklama yapsın en azından yok bunlar montaj falan desin.
#şiddet#suç
@DikenComTr Kasalarda hayvanı öldürdü yani. Kedi olmadığı için öldürülebilirler listedindeler. Diken artık batmıyor. Sistemin parçacığı olmuş. Balıklar sudan çıktıklarında sizin suda boğulmanız gibi çok acı çekerek ölürler.
#vegan
Urla’da, Psikeart’ın 100. sayısını yalnızca kutlamadık; aşkı, tutkuyu, hafızayı, kadınlığı, kadınsılığı, sinemayı, şiiri ve en çok da insan olmanın türlü hallerini konuştuk.
Ben de üç ayrı masada söz aldım: Aşk, Tutku ve Lacan, Bireysel Bellek ve Kadınlık ve Kadınsılık.
Birbirinden uzak görünen üç konu. Oysa üçünün de aynı yere çıktığını düşündüm: İnsan kendisini, geçmişini ve ötekini hiçbir zaman bütünüyle bilemez. Belki insan olmanın güçlüğü kadar güzelliği de burada başlıyor.
Kadınlık ve erkeklik çoğu zaman toplumsal bir kimliktir; kadınsılık ise öznel bir deneyim.
Kadınlık ve erkeklik görünür, kadınsıl��k hissedilir.
Kadınlık ve erkeklik temsil edilir, kadınsılık yaşanır.
Kimlik bize kim olmamız gerektiğini söyler; öznel deneyim o tanımın dışına taşar. Biz de biraz taştık; hissettik ve yaşadık…
Şükrü Erbaş’ın güzel dizesiyle:
“Anımsadıkça unutuyorum seni geçmiş.���
İnsanlar gibi toplumlar da unuttuğunu sanabilir. Çünkü unutmak, bazen geçmişin bugünün içinde yaşamaya devam etme biçimidir.
Resmî tarih hep ütülü gömlek giyer.
Bellek biraz buruşuktur.
Lekeleri, eksikleri, sustukları ve geri dönenleri vardır. Belki hakikate de bu yüzden daha çok benzer.
Aşkta da aynı sınırla karşılaşırız. Huzurlu bir hayat, birlikte yaşadığımız insanların arzusunu bütünüyle bilemeyeceğimizi ve yönetemeyeceğimizi kabul edebilmektir.
Belki özgürlük de aşk da burada başlıyor: Her şeyi bilmekten, tanımlamaktan ve yönetmekten vazgeçebildiğimiz yerde.
Psikeart’ın başlığı “Yaşamak; birlikte ve özgürce” idi.
Biz de galiba bunu yaptık.
Bu hakikati kabul ederek ve bu kırıklığa katlanarak eğlendik.
Emin Önder, Bedirhan Üstün, Ercan Kesal, Yüksel Aksu, Andaç Haznedaroğlu, Ferhat Kentel, Hira Selma Kalkan, Kadir Akpınar ve adını burada sayamadığım (Instagram sınır koymuş) pek çok sevdiğim insanla aynı yerde olmak da o günün belleğine kaldı.
Emeği geçen ve orada olan herkese teşekkürler.
Psikeart 100. Sayı Şenliği
Urla, 23 Ağustos 2026
“Cahildim dünyanın rengine kandım”
Bu dize yalnızca bir aşk yanılgısını değil, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi de anlatır. Çünkü dünya bize renksiz gelmez; ailemiz, toplum, çağın idealleri ve başkalarının arzuları tarafından çoktan boyanmıştır. Daha ne istediğimizi bilmeden, neyi istememiz gerektiği öğretilir. Lacan’ın “simgesel” dediği düzen budur: dil, yasalar, gelenekler ve bize verilen roller… İnsan kendi arzusuna ulaşmaya çalışırken çoğu zaman Öteki’nin çizdiği hayatı yaşar; sevilirse, sahip olursa tamamlanacağını sanır. Dünyanın rengine kanmak, bu vaatlerin bizi tamamlayabileceğine inanmaktır.
Türküdeki asıl kırılma, sevilen kişinin sonsuza kadar “benim” kalacağının sanılmasıdır. Aşk, sevilen kişiyi kaybedilmeyecek bir nesneye dönüştürme arzusuna dönüşür. Oysa arzu hiçbir şeyle doymadığı gibi sevdiğimiz insan da “bizim” olmaz; karşımızdaki de eksik, bölünmüş ve arzusu bize ait olmayan bir öznedir.
Gerçeklik, yaşayabilmek için imgeler ve sözcüklerle kurduğumuz dünyadır. Gerçek ise bu hikâyenin açıklayamadığı, dile gelmeyen ve geri dönüp bizi sarsan eksiktir. Ayrılık, sevilenin başka bir arzusu olduğunu göstererek bizi bu Gerçek’le karşılaştırır.
Bu yüzden “kandım”, safça aldatılmış birinin yakınması değil, kendi yanılsamasını fark eden öznenin cümlesidir: Dünya bana yalan söylediğinden çok, ben onun vaadine inanmak istedim.
Her kuşak dünyayı kendi korkuları ve arzularıyla boyar; sonra o renkleri gençlere hakikatin kendisi diye sunar. Gençler inanmayınca da onları yozlaşmakla suçlar. Mesele renkten vazgeçmek değil; onun nerede aşka, nerede arzuya, nerede yalana dönüştüğünü görebilmektir.
Hayal kırıklığına uğrayan kişinin, o kırıklığa vesile olan kişiyi değil, hayallerini elden geçirmesi daha kıymetli sonuçlar üretir.
Gençlerin dünyanın rengine kanması için elimizden geleni yapmalıyız; çünkü umut, hakikatin gençlikte aldığı ilk renktir. Ama o rengin utanca dönüşmemesi için büyüklerin sözleriyle hayatları birbirine benzemelidir.
Agah Aydın - Güzelbahçe Sohbetleri, 2026
Ev içi kadın emeğine emeklilik: Destek mi, ev kadınlığına mahkûmiyet mi?
Meclis'e sunulan 40 maddelik teklif ev içi emeği görünür kılıyor mu? @esikplatformu üyesi Doç. Dr. Emel Memiş düzenlemenin artılarını ve eksilerini değerlendirdi.
Eylül Özer'in haberi
https://t.co/jj4nFUO0pc