“#Adorno#MinimaMoralia’nın hemen ikinci fragmanında eskiden kendi kişiliklerini ana babaya karşı çıkarak elde etmiş bir kuşağın şimdi ebeveynin zavallılaşmasıyla, topyekûn pejmürdeleşmesi ve muhtaçlaşmasıyla başa çıkmak durumunda kaldığını anlatır. Kuşak çatışmasının, inkârın, itirazın, isyanın altındaki toprak çekilmiştir.”
#OrhanKoçak #Polemikler
https://t.co/AbzrUctFik
“Demokrasi ne zaman bir genişleme/dönüşüm kriziyle karşı karşıya kalsa (proto-)popülizm şapkadan fırlayan tavşan gibi ortaya çıkacak, dolayısıyla sonunda imparatorluğa ya da en azından imparatorluk hedefli girişimlere yol açacaktır. Bu, Perikles Atinası’ndan, Sezarizm, Bonapartizm, Faşizm ve Nazizm üzerinden çağdaş popülizme kadar belirli bir sürekliliğe işaret eder. Bu sürekliliğin maddi taşıyıcısı da ‘kerameti kendinden menkul kurbanlar’ alt sınıfı, yani lümpenproletaryadır.”
#BülentSomay #TufanGöründü
📌 Mayıs ayı boyunca “Kapitalizme hayır, yaşasın hayat, yaşasın 1 Mayıs” başlığı altında seçtiğimiz 25 kitabı %40 indirimle satışa sunduk.
🔗 Listedeki kitapları görmek için: https://t.co/Hw94ZdFKZK
“İnsanlar aldandıkları için değil, aldanmadıklarını göstermek için razı oluyor sisteme. Jacotot’nun izinden giderek ben buna ‘üstün aşağıların mantığı’ adını verdim: Tam da bir tahakküm biçimi size kendisini küçümseme olanağı sunduğu ölçüde boyun eğiyorsunuz ona. Bugün tahakküm biçimlerinin çoğu bu şekilde işliyor: Medya mesajlarına ‘inanma’nıza, reklam görüntüleriyle baştan çıkmanıza ya da oy verip seçtiğiniz kişilerden bir şey ummanıza gerek yok. Sistem inançsızlıkla gayet iyi işliyor; başka bir deyişle, sözde inançsızlık bugün inancın normal tarzı, oy verenleri olduğu kadar vermeyenleri de etkileyen mevcut hali içselleştirmenin normal yolu.”
#JacquesRanciere, #EricHazan #NasılBirZamandaYaşıyoruz?
Çeviri: Murat Erşen
👉 Rancière'in Metis'te yayımladığımız tüm kitapları mayıs ayı boyunca %40 indirimde!
👉 Sipariş için: https://t.co/2SMxLDRvX3
“Filozof Simone Weil, ölümünden birkaç ay önce, 1943’te yazdığı kitapta, dünya savaşının ve para ekonomisinin hâkimiyetinin en zararlı sonuçlarından biri olarak manevi bir ‘köksüzlük’ krizini göstermişti. Söylediğinin gerici toprak ve vatan laflarıyla hiçbir alakası yoktu; ona göre köksüzleşmek demek ‘bir topluluğun hayatına gerçekten, aktif ve doğal olarak katılma’ imkânının kişiden esirgenmesi demekti.”
#JonathanCrary #YeryüzüYakılıpYıkılırken
Çeviri: Tuncay Birkan
https://t.co/GEmOIjT2GD
“1864’te, Bonapart’ın karşıtlarından biri olan Maurice Joly Brüksel’de, Montesquieu ile Machiavelli arasında cehennemde geçen bir diyaloğun anlatıldığı isimsiz bir kitap yayımladı. Bu kitapta, Montesquieu’nün liberalizmin önlenemez yükselişine dair inancına dayanan zayıf önermeleri, Machiavelli’nin 19. yüzyılın ortalarında bir liderin iktidarı ele geçireceğini, şiddet yoluyla ve dalkavukluk yaparak muhalefeti bastıracağını, dikkatleri başka yöne çekmek için askeri harekâtlara girişeceğini, yani biçimsel özgürlüklerin aldatıcı dış görünüşünün ardında toplumu ‘muazzam bir despotlukla’ yöneteceğini haber veren post eventum (olay sonrası) kehanetleri tarafından bertaraf edilir. ‘Despotizm modern halkların toplumsal durumuna tümüyle uyan tek yönetim biçimidir’ diyerek bitirir Machiavelli/Joly. Daha önce, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaptığı seyahatlerin etkisiyle Tocqueville de tüyler ürpertici bir kehanette bulunmuş, ‘Günümüzün demokratik ülkelerinde bir despotizm kurulursa eğer, bu despotizm muhtemelen geçmiştekilerden çok farklı bir karaktere sahip olur’ demişti. ‘Daha yaygın ve yumuşak başlı, insanlara işkence etmekten çok onları aşağılayan bir yönetim biçimi... Birbirinden farksız ve eşit görülen sayısız insandan’ gözünü ayırmayan ‘ihtiyatlı ve nazik... sınırsız, vesayetçi [tutélaire] bir güç.’”
#CarloGinzburg #TahtaGözler
Çeviri: Aysun Şişik
https://t.co/e5812bE3nN
“İnsan, ayrıştıran, farklılaştıran bir yaratıktır. Zihni anlık bir izlenimle ondan önceki izlenim arasındaki farkla uyarılır. Kalıcı izlenimler, birbirinden çok ufak farklar gösteren izlenimler, düzenli ve alışıldık bir seyir izleyen, düzenli ve alışıldık karşıtlıklar sergileyen izlenimler — bütün bunlar, değişen imgelerin hızla toplaşmasına, tek bir bakışın kavrayışındaki keskin süreksizliğe ve akın akın gelen izlenimlerin beklenmedikliğine kıyasla, daha az bilinç tüketirler, tabiri caizse. Metropolün yarattığı psikolojik koşullardır bu ikinciler. Şehir, caddeden her geçişle, ekonomik, mesleki ve toplumsal hayatın tüm temposu ve çeşitliliğiyle, ruhsal hayatın duyusal temelleri konusunda kasaba ve taşra hayatıyla kendisi arasında derin bir karşıtlık kurar.”
#GeorgSimmel #BireysellikveKültür
Çeviri: Tuncay Birkan
https://t.co/QkToecLGwF
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?
#AhmedArif, #HasretindenPrangalarEskittim, Anadolu şiirinden
https://t.co/VjQzCFlgaX
“Bilinç gelişiminin, bireyin şahsında iliklerine sinecek kadar kanlı-canlı yaşanmaması, sorunun ‘yeni’yle özdeşimle değil, salt bir dış uyum ve montaj çabasıyla çözülmeye çalışılması, ortaya kararsız ve güvensiz bir denge çıkarmaktadır. Yeni ve eski bilinç dizgeleri arasındaki uçuruma düşmemek için, eskiyi anımsatacak ve cezbesine kapılınmaktan korkulan her şeye karşı, aşırı bir savunmaya gidilmesi tehlikesi doğar.”
#BilginSaydam #DeliDumrulunBilinci
(Türk-İslam Ruhu Üzerine Bir Kültür Psikolojisi Denemesi)
https://t.co/rQT33Gh5q2
“Jacques Lacan’ın, kıskanç bir kocanın karısı hakkındaki (başka erkeklerle yatıp kalktığı) iddialarının hepsi doğru olsa dahi bu kıskançlığın patolojik olduğu iddiasını hatırlamak gerekir – neden peki? Asıl soru ‘Adamın kıskançlığının sağlam temelleri var mı?’ değil, ‘Özkimliğini ayakta tutmak için neden kıskançlığa ihtiyacı var bu adamın?’ sorusudur. Yine bu doğrultuda, Nazilerin Yahudiler hakkındaki iddialarının –Almanları sömürüyorlar, Alman kızlarını baştan çıkarıyorlar vs – hepsi doğru olsa dahi (ki elbette değil) antisemitizmin patolojik olacağı (ve olduğu) söylenebilir, zira Nazilerin kendi ideolojik konumlarını ayakta tutmak için antisemitizme ihtiyaç duymalarının esas sebebini bastırır bu iddialar.”
(Slavoj Žižek, “İnsan Yüzlü Teröristler” bölümünden)
Hazırlayan: #JelaKrecic
Çeviri: Barış Engin Aksoy
#SonGerisayım
https://t.co/mycWRl8iFh