Teke tek bilim kaldığı yerden başladı. Bu sezon ilk konuğumuz Emrah Safa Gürkan namı diğer ESG namı diğer #jeandpardaillan sezon sponsorumuz ise her zaman yanı başımda Shark Ninja.
https://t.co/P63aVj2DUe
Bir genç, yıllar sonra konser verecek Çilekeş’in 4000 TL’den bilet satmasına tepki gösterdi:
“Kusura bakmayın da Baby Metal 3000 TL. Chris Isaak 1700 TL.
Çilekeş kim ki 4000 TL’den satıyor? Adam soyuyorlar ya.
Sizin Spotify’da aylık 32.000 dinlenmeniz var, kendinize gelin.”
Antalya Valiliği'ne devredilen ünlü Mermerli Plajı'nın işletmesi bayramdan hemen önce özel bir şirkete verilmiş. Kurucuları İran uyruklu 2 girişimci olan şirket, kapıya görevli koyup plaja giriş için kişi başına 1000 TL ücret talep edince tatilcilerden tepki geldi. ⬇️
"Teslimiyet ve acz" öyle mi?
Sırrı Süreyya Önder, Atatürk'ün "Yurtta sulh,cihanda sulh" formulünün Lozan'da Misak-ı Milli'den;Musul'dan,Hatay'dan vazgeçilmesinin formulü olduğunu iddia ederek Lozan'a yükleniyor.
Öncelikle Atatürk,"Yurtta sulh cihanda sulh"sözünü 1923 Lozan sürecinde söylemiyor.Atatürk, o sözü, 1923 İzmir İktisat Kongresinde de söylemiyor; altı kez "sulh" sözcüğü kullanıyor, orada da taviz vermekten değil, tam bağımsızlıktan söz ediyor.
Atatürk,"Yurtta sulh cihanda sulh" sözünü Lozan'dan çok sonra, 20 Nisan 1931'de söylüyor.
Sırrı Süreyya Önder, 'Yurtta sulh cihanda sulh' sözü barış havariliği filan değildir. Teslimiyet ve aczin ifadesidir" diyor.
Doğru değil.
Atatürk,Türkiye'nin gerçek ve kalıcı barışa kavuşmasını çok istiyordu. Ancak gerçek ve kalıcı barışın, "teslimeyetle, aczle" ve merhamet dilenmekle değil,ancak TAM BAĞIMSIZLIKLA mümkün olacağını söylüyordu. Türkiye'yi paramparça eden, "teslimiyet ve acz" içindeki Osmanlı yönetiminin kabul ettiği Sevr Barış Antlaşması'nı bu nedenle reddetmişti.Atatürk, sadece Sevr'i değil, yumuşatılmış Sevr'leri de reddetmiş ve "Ya istiklal ya ölüm"parolasıyla bir BAĞIMSIZLIK SAVAŞI örgütleyip, yönetip zaferle sonuçlandırmıştı. Türkiye, Lozan Barış Masasına TAM BAĞIMSIZLIK için,yani gerçek barış için oturdu ve TAM BAĞIMSIZLIĞI ve GERÇEK BARIŞI elde etmeden antlaşmayı imzalamadı.Bu nedenle Lozan Barış Konferansı,kesintiler dahil yaklaşık 8 ay sürdü.Türkiye'nin Lozan'da TAM BAĞIMSIZLIK elde etmek için önce kapitülasyonların kaldırılması gerekiyordu. Yabancılara yeni ayrıcalık verilmemesi gerekiyordu.Türkiye Lozan'da aylarca mücadele ederek kapitülasyonları kaldırttı, yabancılara yeni ayrıcalık vermedi, böylece Türkiye Lozan'da Misak-ı Milli'de sınırlarını belirlediği vatanın tam bağımsızlığını sağladı.Sırrı Süreyya Önder'in iddia ettiği gibi Türkiye Lozan'da Misakı Milli'den taviz vererek barışa kavuşmadı. Tam tersine Türkiye Lozan'da bir diplomasi savaşı vererek barışa kavuştu.
Musul Lozan'da kaybedilmedi. Lozan'da çözülemeyen Musul Sorununun,İngiltere ve Türkiye arasında Lozan sonrasında yapılacak ikili görüşmelerle çözülmesine karar verildi.
Hatay ise Lozan'da tartışılan bir konu değildi.Hatay,1921 Ankara Antlaşması ile belirli şartlarla -ki ileride Hatay'ın kurtarılmasında etkili olacak o şartların da içinde olduğu Ankara Antlaşması Lozan'da da aynen kabul edildi- Fransa mandasına bırakılmıştı.
Türkiye'nin Lozan'da Suriye ve Irak diye bir gündemi de yoktu.
Ayrıca, Atatürk'ün barış konusundaki ilk ve tek sözü "Yurtta sulh, cihanda sulh"sözü değil. Atatürk'ün, barış konusunda onlarca sözü var.Örneğin,16 Mart 1923'de Adana'da şöyle demişti:
“Savaş zorunlu ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur: Ben milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım.‘Öldüreceğiz' diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz' diye savaşa girebiliriz.Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir.”
Atatürk'ün"Yurtta sulh cihanda sulh" sözü,Sırrı Süreyya Önder'in iddia ettiği gibi"teslimiyet ve aczin ifadesi" değil,savaş yorgunu bir halkın sağlık,eğitim,aydınlanma gibi temel ihtiyaçlarını önceleyen, yeni kurulan devleti siyasi,sosyal, ekonomik ve kültürel olarak kalkındırmayı amaçlayan;dünya ile ilişkilerini savaş,fetih ve yayılma ekseninde değil,ulusal birlik bütünlük içinde ve bağımsızlığa saygı ekseninde, dostluk ilişkileri çerçevesinde belirlemeyi amaçlayan insani,hümanist, demokratik ve gerçekçi bir politikanın zaman üstü formulüdür.
Sırrı Süreyya Önder'in küçümsediği Lozan tarihimizin en uzun süreli,şimdilik 102 yıldır,kalıcı barışı sağlamış bir "BARIŞ ANITI"DIR.
Atatürk,Lozan'da sağlanan barışı "Yurtta sulh cihanda sulh" formulüyle kalıcı hale getirdi. Ayrıca küresel düzeyde barışın sağlanması için büyük çaba harcadı.Öyle ki,1935'de G.Baker'e, dünya barışının nasıl korunacağını maddeler halinde açıkladı. 1937'de en büyük barış kuşağını kurdu
Atatürk'ün Barış Projesi için bkz.
https://t.co/KaD1TIYOrv
Lozan için bkz. S.Meydan, Lozan:Onurlu Barış
2 sebep görüyorum
1)gündemi değiştirmek için açılan en alakasız pankart
2)gündemle alakası yok sadece en alakasız pankart
Bu iki durumun hangisi olursa olsun fark etmiyor benim için. Futbolun neye hizmet ettiği belli değil. Bu yüzden çoktan futbol izlemeyi bıraktım.
Annem üzülür diye ilk anda başıma gelenleri paylaşmadım. Kendisine güzelce açıkladım ve açıklarken ağzım yüzüm normaldi, görünür yaram berem yoktu, rahatça dinleyebildi.
Şimdi anlatayım. Attığım sloganlar: Türkiye Türk'tür Türk kalacak, Apo'nun piçleri yıldıramaz bizleri, Türk'üz Türkçüyüz Atatürkçüyüz, Bozkurtlar burada, Apo piçi nerede... Sırf bir sivil polis, polis olduğuna dair bir işaret olmadığından kendisini tersledim diye bana taktı. Tek başına indiremeyince arkadaşını çağırdı, o da indiremeyince çoğaldılar. 10 kadar polisten epey uzun bir süre dayak yedim. Sırtıma vurdular, nefesim kesildi, nefes alamadığımı söyledim gene devam ettiler. Teröristlere saf tutup beni dövüyorsunuz dedim, "sana mı kaldı Apo'ya sövmek" lafını duydum.
Kelepçesinden kan damlayan, iki hafta sonra bile kelepçesinin yara izi devam eden, darp izleri hala geçmeyen bir ben varım birlikte gözaltına alındığım insanlardan. Sadece ben iki gün yürümekte zorlandım, sadece benim muayenem epey uzun sürdü.
Şimdi mesela gördüm, gözaltında taciz iddialarına çok gönüllenmişler, paylaşım yapmışlar. Ben gözaltındayken bir polis beni tehdit etti. Ben geri adım atmadım, yüzüme elindeki kelepçe demetiyle defalarca vurdu. "Seni naparım biliyor musun?", "sabaha kadar napacağım biliyor musun?" dedi, fakat yeterince cesur değilmiş ki ben geri adım atmayınca önce yerini, sonra arabasını değiştirdi.
Polis yalnızca Türklere ve Türkçülere karşı cesur. Bu bir hakikat. Kimse "emir kulu" olmakla kendini savunmasın, kimseden emir almayan milyonlarca Türk genci Türk kimliğine sahip çıkarken onlar emir kulu olmayı seçiyorlarsa onların sorunudur. Bu lafların akabinde tekrar gözaltına alınabilirim, şeref nişanesidir. Tek başıma kalsam da Türkiye Türk'tür Türk kalacak demeye devam edeceğim. Polis de örgütü, aşireti, tarikati olana yumuşak, Türk'e sert olmaya devam edecek.
Fakat unuttukları bir şey var. Erkeklik dayak yememek değildir. Başına ne gelecekse gelsin, düşman ne kadar kalabalık olursa olsun, bildiğinden şaşmamaktır. 35 yaşımdayım, 35 yaşımda fikrim bir dayak yedim diye değişecek değildir. Emniyet teşkilatı beni dövmek için adam vazifelendirsin, her gün onlarca polis beni linç etsin, tetikçileri beni kurşunlasın, vız gelir tırıs gider. Ben Türkiye'de teröristin doğum gününün kutlanmasından rahatsızım. AKP'ye karşı çıkan herkesin tutuklanmasından rahatsızım. Polis emir kulu, yani rahatsız değil. Umurunda da değil. Hangimiz bu millete aşığız, hangimiz maaş almadığımız, emir almadığımız halde Türk varlığı için kendi varlığımızı armağan etmeye hazırız?
Falih Rıfkı, İstanbul işgal altındayken İngilizlerin "Türk polisine itaat edin" anonsları yaptığını söylüyor. Manidardır. Emir kulu olmakla yaptıkları işler savunulamaz. Ömrüm oldukça ben bu işin peşini güdeceğim, silahsız tek adama onlarca kişiyle saldırmayı marifet sayanlar da güderler.
DBL Entertainment şirketinin sahibi Abdülkadir Özkan, boykot çağrılarının ardından yaptığı yeni açıklamada şirketin "projelerin tamamından çekildiğini" duyurdu.
İktidar cephesinin siyasal hatalarını eleştirdiğim ve İstanbul’da yaşanan süreçte haksız ve hukuksuz gördüğüm şeylere karşı sesimi en net şekilde yükselttiğim gibi muhalefetin siyaset yapma biçimini de, özel sektörde faaliyet gösteren firmaları hedef alma siyasetini de bir vatandaş olarak eleştirdim, eleştiriyorum. Benim için siyaset kutsanacak bir mecra hiç olmadı, yanlış ve hatalı iş yapan kim olursa olsun eleştirilmelidir.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç:
"Sanki Türkiye'de gazeteciler yazdıkları için, kendi görevlerini yaptıkları için tutuklanıyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor."