ṢU TAG'A BİR EL ATSAK GÜZEL İNSANLAR
Mehmet Parlak:“Hayatım boyunca hastalıklarla boğuştum
Cezaevinde 40 kiloya düşerek hayatımı kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldım
Şuan tek düşüncem böbreğimin ölümünü geciktirecek tedavi yollarını araştırmaktır”
MehmetParlak Yaşamakİstiyor
YAZIK OLDU...
Onun adı Halil İbrahim..
Harran/ Urfalı Doktor ,
Anadolu lisesini bitirdikten sonra, üniversite sınavında derece yaparak Cerrahpaşa Tıp Fakültesine girdi.. Okudu.. Çalıştı.. Tıp Fakültesini birincilikle bitirdi.. Doktor oldu.. Sırada uzmanlık sınavı vardı.. Okudu.. Çalıştı.. Tıpta Uzmanlık Sınavında Türkiye üçüncüsü oldu.. Bugün bir videosunu izledim, birinci olamadığı için sevenlerinden özür diliyordu.. Çapa Tıp Fakültesine girmeye hak kazandı.. Okudu.. Çalıştı.. Radyoloji asistanıyken evlendi.. Biri henüz bir kaç aylık olan iki çocuk sahibi oldu.. Sonrasında uzmanlık sınavını da başarıyla verdi.. O artık bir radyologtu.. Her yeni uzman hekim gibi devlet hizmet yükümlülüğünü yapmak üzere atamasını bekliyordu.. Ta ki savcılığın onu aradığını öğrenene kadar..
"Benim ismim yaygın bir isim, muhtemelen bir yanlışlık vardır" dedi.. Adı Halil İbrahim idi.. Babasını da yanına alıp, mesai bitiminde savcılığa gitti.. "Beni arıyormuşsunuz" dedi..
Sonrası.. Sonrası.. Sonrası..
Hakkında ihbar varmış.. FETÖ üyesi olmakla suçlanmış.. Kendi ayağıyla gittiği savcılıktan, tutuklanarak çıkmış.. Silivri cezaevine konmuş..
Sonrası.. Sonrası.. Sonrası..
Sonrası ne biliyor musunuz? Cuma günü boynunda bir iple bulunmuş Halil İbrahim.. Boynuna ipi dolayıp canına kıymış.. İki gün boyunca Haseki'de yoğun bakımda kalmış.. Bugün öğrendim ki.. Dayanamamış.. Belki de ilk defa başaramamış.. Hakk'ın rahmetine kavuşmuş.. Onun öyküsü buraya kadarmış...
Onun adı Halil İbrahim.. Tıp fakültesi birincisi.. Uzmanlık sınavı üçüncüsü.. Urfalı.. Harranlı.. İki çocuk babası, gencecik bir eşin kocası.. Bir ihbar, bir tutuklanma, bir kıyım, bin yıkım..
Halil İbrahim artık yok.. Yarın Urfa'da kaldırılacak cenazesi.. Çocukları onsuz büyüyecek, eşi onsuz yaşayacak, babası oğlunun birinciliklerle dolu öyküsünü kim bilir nasıl hatırlayacak.. Onlar için bundan daha büyük bir acı yok.. Olamaz.. Ama insanlık için daha acı olan ne biliyor musunuz? Herkes, hiç bir şey söylemeden sadece susacak..
O'nun adı Halil İbrahim..
Uzm. Dr. Halil İbrahim.."
Türkiye İçin Bir Yorum
Türkiye'nin geleceğini belirleyecek olan yalnızca ekonomik göstergeler değildir.
Belirleyici olan, toplumun yeniden ortak bir gelecek fikri etrafında buluşup buluşamayacağıdır.
Sivil toplumun güçlenmesi, güven ilişkilerinin yeniden kurulması, bağımsız kurumların gelişmesi ve yurttaşların yalnız olmadıklarını hissedebilmelerine bağlıdır. Bunlar, demokratik kapasitenin temel unsurlarıdır.
Tarih bize şunu göstermektedir:
Toplumlar en çok acı çektikleri anda değil, değişimin mümkün olduğuna inandıkları anda harekete geçerler.
Ve büyük dönüşümler çoğu zaman önce zihinlerde başlar.
Sessizliğin sona erdiği yer de tam olarak burasıdır.
Seni sevdiğimiz kadar Türkiye
Bir kayayı sevseydik
Şimdiye kadar yeşillenir çiçek açardı
Oysa sen bir yaprak dahi açmadın açamadın
Senin kalbin kayadan da katıymış.
Teacher Tuğba Koç sought refuge in Denmark due to the injustices experienced during the State of Emergency (OHAL) and Decree Law (KHK) process, and has been living in a refugee camp for the past two years.
No one willingly chooses to live far from their home and country in a camp filled with uncertainty. I am not romanticizing this situation; the facts speak for themselves.
Sending Tuğba Koç back to Turkey would not simply mean a return home it would mean facing the risk of losing her freedom and potentially being imprisoned.
#SaveTugba
GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERDİ
14 Mayıs 2023 seçimlerinde 15 Temmuz mağduru milyonlarca K.Kılıçdaroğlu bu adama destek vermişti.
Aramızdan bazı kişiler:
“Erdoğan gitse bile “FETÖ” söylemi değişmez” fikrini savunurdu.
Haklı çıktılar.
Demekki
Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olsaymış “FETÖ ile mücadele 1. gündemimiz” diyecek ve Erdoğan’ın kaldığı yerden devam edecekmiş.
Kılıçdaroğlu şimdi Erdoğan ile aynı safta. Muhaliflerini “fetöçü” diye suçlayacak.
Tıpkı Erdoğan gibi…
Bakalım bundan sonra kaç kişiye daha aldanacağız?
Yarın Özgür Özel’in yada Mansur Yavaş’ın veya başka bir siyasetçinin Kılıçdaroğlu gibi olmayacağının garantisi yok.
Kısaca, Erdoğan yine başardı. Muhalefeti böldü, muhalefetten kopardığı parçaları kendisi gibi yaptı.
Erdoğan var oldukça böyle gider kimse umutlanmasın…
@crkml@kilicdarogluk Siz bari yapmayın Kemal bey..
Sayın Kılıçdaroğlu bu ithamları haketmiyor ben chp seçmeni değilim yanlışları olabilir ama devlette ömrü boyunca görev yapmış dürüst bir bürokrat.saygılı olmanız gerekmez mi.?
SİYASETTE HABİL İLE KABil METAFORU NE ANLAMA GELİYOR?
The İncil ve Kuran içinde yer alan Habil ile Kabil anlatısı, siyasette çoğunlukla kardeşlikten çatışmaya geçişin, iktidar hırsının ve meşruiyet krizinin metaforu olarak kullanılır. Hikâyede Habil, emeği, masumiyeti ve ahlâkî meşruiyeti; Kabil ise kıskançlığı, güç arzusunu ve şiddeti temsil eder. Bu nedenle siyasal düşüncede “Kabil siyaseti”, rakibini ikna etmek yerine yok etmeye çalışan, iktidarı paylaşılacak değil ele geçirilecek bir mülk gibi gören anlayışın sembolüdür.
Bu metafor özellikle modern siyasette, aynı toplumun veya aynı siyasal geleneğin mensuplarının birbirini “düşman” hâline getirmesini anlatmak için güçlü bir semboldür. Çünkü Habil ile Kabil arasında yabancılık değil, kardeşlik vardır. Dolayısıyla metaforun asıl trajedisi, çatışmanın dışarıdan değil içeriden doğmasıdır. İç savaşlar, parti içi tasfiyeler, ideolojik bölünmeler ve siyasal linç kültürü çoğu zaman “kardeşin kardeşi yemesi” şeklinde Habil-Kabil metaforuyla açıklanır.
Siyasal teori açısından bakıldığında bu anlatı, medeniyet ile şiddet arasındaki ince çizgiyi de gösterir. İnsanlık tarihindeki ilk cinayetin bir iktidar, üstünlük ve kabul edilme krizinden doğması; siyasetin ahlâktan kopması hâlinde nasıl yıkıcı bir güç hâline dönüşebileceğine dair evrensel bir uyarıdır. Bu nedenle Habil-Kabil metaforu, yalnızca bireysel kıskançlığın değil; meşruiyetini kaybeden, rakibini şeytanlaştıran ve farklılığı yaşatmak yerine ortadan kaldırmayı seçen siyasal kültürlerin eleştirisi olarak da okunur.
Tanıdık geliyor mu?
Bugünün insanı kötülüğü yaparken bile kendini masum hissetmenin felsefesini kurdu.
Ahlâk kaybolmadı belki de;
belki ahlak sadece şahsi menfaatlerle evlenip soyadını değiştirdi.
Ama net olan şu ki;
Dijital çağın insanı yanlış yapmaktan değil, yanlış görünmekten korkar.
Akıl iman karşısında diz çökmeyi öğrenemediği sürece, bilgelik değil zekâ üretir.
Zekâ iktidarla anlaşır; bilgelik yalnız kalır.
Çağımız zekiyi ödüllendirir, bilgeyi susturur.
Şehbenderzade'nin Amak-ı Hayal'indeki Raci ve hayalleri gibi.
Raci çok da
Aynalı Baba (bilge) kalmadı