Evlilik zaten tarihsel olarak ticari bir takas gibi doğdu. Tarihteki ilk yazılı evlilik kayıtlarına M.Ö. 2350'lerde Mezopotamya’da Sümerler ve Babiller'de rastlandı.Bu sözleşmelerde aşktan tek kelime bile yoktu. Çeyiz miktarı, başlık parası, tarafların birbirine aktaracağı mülkler ve boşanma durumunda tazminat olarak ödenecek hayvan/para miktarı yazılıydı. İnsanların sırf birbirini sevdiği, aşık olduğu ve birlikte yaşamak istediği için evlenmesi fikri 18. yüzyılın sonlarında Sanayi Devrimi ve Aydınlanma Çağı ile yaygınlaşmaya başladı. İnsanlar fabrikalarda çalışıp kendi paralarını kazanmaya başladı ve ailelerinin mülkiyet odaklı evlilik baskılarından sıyrılıp kendi eşlerini seçme özgürlüğünü elde ettiler. Ama 4.500 yıl sonra hala ticari bir takas gibi bence.
Bir kedinin güvenini kazanmak, dünyadaki en güzel hislerden biri derler...
Evlerimizi, sokaklarımızı güzellestiren, bize dünyayı sevmeyi öğreten patili canların #DünyaKedilerGünü kutlu olsun. 🐾🐱
Bir kap su, bir kap mama hayat Kurtarır❗
#Günaydın#Cumartesi#WorldCatDay
"Cahilde eksik olan akıl değildir, o kurnazdır; eksik olan ahlaktır. Cahil, güçlüdür. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötü insandır."
~Lev Tolstoy~
Gerçek öz güven ve öz saygı toplumumuzda yalnızlaşma nedeni. Bu iki nitelik sende yerli yerindeyse (eksik ve/veya şişirilmiş değilse) ilişkilerinde başlangıçta sorunun ne olduğunu anlamıyorsun. Sana göre her şey yolunda ama karşındaki rahatsız; tuhaf davranıyor, alakasız, orantısız, küskün ya da agresif tepkiler veriyor. Çünkü sende olan, onda olmayanı açığa çıkarıyor. Kendi yetersizlik/değersizlik algısıyla ve tetiklenen zor duygularıyla yüzleşmek ve kendi iç dünyasıyla ilgilenmek yerine seni suçlayarak, suni ilişki sorunları çıkartarak baş etmeye çalışıyor. İster istemez uzaklaşıyorsun. Bu tabii iki tarafın da yalnızlaşması demek. İnkârcı ve yansıtmacı çoğunluk dönüp kendine bakmadan yalnızlık sorununu çözemeyeceğiz.
Aşırı kontrol etme isteği, çoğu zaman güvende olma ihtiyacımızdan doğar. Oysa gerçek güven, her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine, belirsizliğe biraz yer açabilmekten geçer.
13. “Bana göre kansere yakalanan insanlar, kendilerininkinden çok başkalarının duygusal ihtiyaçları ile ilgilenen iyi insanlar olma eğilimindedirler. Sağlıklı öfkeyi ifade etmekte zorlanırlar. Ayrıca kimseyi hayal kırıklığına uğratmamaları gerektiğine dair inançları vardır.”
—Gabor Maté