Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi çatısı altında İzmir’e hizmet etmiş, Türk siyasi hayatının önemli isimlerinden, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Burhan Özfatura’ya Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve İzmirli vatandaşlarımıza başsağlığı dilerim.
Yoğun katılımın, büyük bir coşkunun ve güçlü bir teşkilat birlikteliğinin yaşandığı MHP Muğla 15. Olağan İl Kongremizde yeniden İl Başkanlığı görevine seçilen İl Başkanımız Sayın Emrah Oltulu’yu ve yönetim kurulunu tebrik ediyorum.
Kongremizin teşkilatımıza ve Muğla'mıza hayırlı olmasını temenni ederim. 🇹🇷
Türk Siyasi Tarihinde Silinmeyecek Bir Miras: "Yeter! Söz Milletindir! ✋️"
27 Mayıs 1960 darbesinin ardından, siyasi saiklerle şekillenen Yassıada yargılamaları sonucunda idam edilen Adnan Menderes’i, Hasan Polatkan’ı ve Fatin Rüştü Zorlu’yu minnet ve rahmetle yâd ediyorum.
The SNP, Plaid Cymru and Sinn Féin announced a memorandum of understanding centred on the right to self-determination and a shared commitment to a future within the European Union. The three parties called on the UK government to prepare for constitutional change and facilitate democratic processes.
Birleşik Krallık dağılmanın eşiğinde mi…?
🏴🏴🏴🍀
Brexit’ten “break-up”a❗️
Birleşik Krallık’ı parçalayabilecek tarihi buluşma ,Londra’nın kabusu Cardiff’te başlıyor. Üç ülke Londra’ya karşı “ayrılık masasında” birleşiyor…
Bir zamanlar “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” denilen Birleşik Krallık, şimdi kendi birliğini koruma mücadelesi veriyor.
Telegraph’ın özel haberine göre İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın bağımsızlık yanlısı liderleri, Cardiff’te ilk kez ortak bir anayasal cephe oluşturacak.
Peki, Birleşik Krallık gerçekten çözülüyor mu..?
Liderlerin imzalayacağı mutabakat, halkların kendi geleceklerini belirleme ve bağımsızlık referandumu talep etme hakkını savunacak.
Böylece İskoçya’nın bağımsızlığı, Galler’in Birleşik Krallık’tan ayrılması ve Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti’yle birleşmesi aynı siyasi masada buluşacak.
Başkan Trump’ın “Birleşik İrlanda’yı görmek isterim” çıkışı da bu tartışmanın ateşini harladı. Ancak mesele yalnızca bayrak ve sınır değil,
İskoçya ayrılırsa Londra, nükleer ☢️ denizaltı filosunun konuşlandığı Clyde Üssü’nü ve Kuzey Atlantik’te Rus denizaltılarını izleyen stratejik konumunu kaybedebilir❗️
Kuzey Denizi’ndeki petrol ⛽️ , doğal gaz ve açık deniz rüzgar sahalarının büyük bölümü de İngiltere’nin doğrudan denetiminden çıkabilir.
Galler ve Kuzey İrlanda’daki geniş askeri eğitim alanlarının kaybı, İngiliz ordusunun savunma planlarını baştan yazmasını gerektirebilir.
Üç ülkenin ayrılması halinde Birleşik Krallık’ın nüfusu yaklaşık yüzde 15,5, toplam ekonomisi ise yüzde 13,5 küçülecek,, ve geriye esasen İngiltere kalacak.
Kısacası Cardiff’te imzalanacak metin Birleşik Krallık’ı yarın parçalamayacak, fakat yüzyıllık birliğin çözülme ihtimalini ilk kez bu kadar örgütlü ve görünür hale getirecek.
🗓️ 8-10 Eylül 2026
📍 Beşadalar/Antalya
ROKETSAN tarafından yürütülen Lazer Güdümlü Uzun Menzilli Tanksavar Genişletilmiş Menzil Projesi (L-UMTAS GM) alternatif konfigürasyon geliştirme çalışmaları çerçevesinde; L-UMTAS GM ve IIR TEMREN mühimmatları ile hava-yer/hava-hava atışları gerçekleştirildi.
#MillîSavunmaBakanlığı
Atina’nın Meis Provokasyonu: Türkiye’nin Burnunun Dibinde Askerî Oldubitti
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Meis Adası ziyareti sırasında ortaya çıkan görüntüler, Atina’nın Ege ve Doğu Akdeniz’de yıllardır sürdürdüğü oldubitti siyasetinin yeni ve son derece çarpıcı bir fotoğrafıdır. Askerî üniformalı personelin, silahlı unsurların ve Yunanistan Başbakanı’nın aynı karelerde yer alması, Türkiye kıyılarının hemen karşısındaki Meis’in askerî niteliğine ilişkin tartışmaları yeniden gündemin merkezine taşımıştır. Bana göre bu görüntüler, Atina’nın bir taraftan Ankara ile diyalog ve iyi komşuluk mesajları verirken diğer taraftan sahada askerî varlığını görünür hale getirmesinin yarattığı açık çelişkiyi göstermektedir.
Meis’in de içinde bulunduğu Oniki Ada’nın statüsünü düzenleyen 1947 Paris Barış Antlaşması’nın 14. maddesi, bu adaların gayriaskerî statüsünü açık biçimde hükme bağlamaktadır. Dolayısıyla mesele, Yunanistan’ın dilediği gibi yorumlayabileceği basit bir güvenlik tercihi değildir. Atina uluslararası hukuku Türkiye’ye karşı siyasi bir argüman olarak kullanırken, aynı hukuk düzeninin kendisine yüklediği sorumlulukları görmezden gelemez. Hukuk, devletlerin işine geldiğinde hatırladığı, çıkarlarıyla çatıştığında rafa kaldırdığı bir araç değildir. Yunanistan’ın uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülükleri konusunda da aynı hassasiyeti göstermesi gerekir.
Asıl dikkat çekici nokta ise Meis’in Türkiye ana karasına son derece yakın olmasıdır. Türkiye’nin hemen karşısındaki küçücük bir adada askerî varlığın görünür hale getirilmesi Ankara açısından sıradan bir savunma tedbiri olarak değerlendirilemez. Bana göre burada izlenen politika, zaman içerisinde askerî varlığı normalleştirerek fiilî bir durum yaratma arayışıdır. Ardından da Türkiye’nin buna yönelik her itirazını “gerilimi yükselten tutum” şeklinde uluslararası kamuoyuna sunmak Atina’nın yıllardır başvurduğu siyasi yöntemlerden biridir. Türkiye’nin kendi kıyılarının hemen karşısındaki askerî gelişmelere itiraz etmesi ise bir gerilim politikası değil, doğrudan ulusal güvenliği ve hukuki hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gereken meşru bir tutumdur.
Uluslararası toplumun artık bu mesele karşısında çifte standartlı sessizliğini de sorgulaması gerekiyor. Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörler gerçekten Ege ve Doğu Akdeniz’de barış ve istikrar istiyorsa yalnızca Ankara’ya itidal çağrısı yapmak yerine Atina’nın attığı adımları da aynı açıklıkla değerlendirmelidir. Meis meselesi küçük bir adadan çok daha büyük bir sorunun sembolüdür: Yunanistan, uluslararası antlaşmaları kendi siyasi ve askerî hesaplarına göre uygulayıp uygulamama lüksüne sahip değildir. Atina gerçekten diyalog istiyorsa bunun yolu Türkiye’nin burnunun dibinde askerî oldubittiler yaratmaktan değil, imzaladığı antlaşmaların hükümlerine ve uluslararası hukuka uygun davranmaktan geçmektedir.
Bakanlığımızın arşivinden yayımladığımız belge ve fotoğraflar, 1919-1922 yılları arasında Yunan ordusunun Anadolu’daki mezalimini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Yunan kuvvetleri Anadolu'yu işgali sırasında ve geri çekilirken, Lozan Barış Antlaşması ve uluslararası raporlarla da kabul edilen sistematik bir imha politikası yürütmüştür.
Paylaştığımız bu kayıtlar; Bursa civarındaki bir köyde Türk sivil halka yönelik gerçekleştirilen katliamın acı bir örneğidir.
⚠️ Dikkat! Bu görüntüler yapay zekânın değil, gökyüzündeki cesaretimizin bir ürünüdür! 🇹🇷
Mısır’da gerçekleştirilen “El Alamein International Airshow” kapsamında gökyüzüne yükselen Türk Yıldızları Akrobasi Timimiz, dünyanın en görkemli tarihî miraslarından Mısır Piramitleri'nin üzerinde unutulmaz bir gösteri uçuşu gerçekleştirdi.
Binlerce yıllık tarihin semalarında Ay Yıldızın izini bırakan Türk Yıldızları, eşsiz gösterileriyle Mısırlı kardeşlerimizi selamladı.
🇹🇷 Tarih yerde, Türk Yıldızları göklerde!
@TurkYildizlari
#MillîSavunmaBakanlığı
#TürkYıldızları
Milliyetçi Hareket Partisi Araştırma ve Strateji Geliştirmeden Sorumlu Birim olarak hazırladığımız; geçmişten geleceğe Türkiye’de demografik dönüşüm süreçlerine ışık tutan ve ülkemizde nüfus artış hızını yeniden yükseltecek politika önerilerine yer verdiğimiz TÜRKİYE’NİN NÜFUS VİZYONU başlıklı Araştırma Raporumuzu, Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ’ye arz etmiş bulunuyoruz.
Ülkemizin demografik geleceğine dair kapsamlı bir perspektif sunan raporumuzun, Türkiye’nin güçlü ve sürdürülebilir nüfus yapısına katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
MHP Bodrum İlçe Başkanımız Engin Galipoğlu, #Bodrum’da faaliyet gösteren müteahhitlere, aynı kalite ve hizmeti benzer şartlarda sunabilen yerel esnaf, usta, işçi ve işletmeleri tercih etmeleri çağrısında bulundu.
Bu çağrı, Bodrum’da oluşan ekonomik değerin şehrimizde kalması, yerel esnafımızın güçlenmesi ve Bodrum ekonomisinin kendi içinde daha fazla değer üretmesi açısından oldukça kıymetlidir. @galipoglu_engin
Haber Linki: https://t.co/t0eHaWfs6q
Yıllar geçse de hiçbir şüpheli ölümü karanlıkta bırakmamakta kararlıyız. Kamu vicdanında soru işareti oluşturan dosyaları, aradan geçen zamana bakmaksızın yeniden ele alıyor; ulaşılabilecek her delilin izini sürüyoruz.
Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu, tutuklu bulunduğu Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 12 Kasım 2011 tarihinde rahatsızlanmış, Silivri Devlet Hastanesine sevk edilmiş; hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir.
Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş; ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış; 10 Nisan 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız dosyayı yeniden incelemiş; Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından yapılan değerlendirmeler ışığında Silivri Sulh Ceza Hâkimliğinin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla takipsizlik kararı kaldırılmış ve soruşturma yeniden başlatılmıştır.
Yeni soruşturma kapsamında gizlilik kararı alınmış, özel bir soruşturma ekibi oluşturularak olayın tüm yönleriyle yeniden aydınlatılmasına yönelik kapsamlı çalışmalar başlatılmıştır.
Bugün gelinen aşamada, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımızca olay tarihinde ceza infaz kurumunda görev yapan 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmış; 10 şüpheli gözaltına alınmış, 1 şüphelinin ise FETÖ firasi olarak yurt dışında bulunduğu tespit edilmiştir.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığımız, İstanbul İl Jandarma Komutanlığımız ve ilgili kurumlarımızla koordinasyon içerisinde; gerçeğin ortaya çıkarılması, varsa sorumluların tespit edilerek adalet önünde hesap vermelerinin sağlanması için çalışmalarını titizlikle sürdürmektedir.
Faili meçhul cinayetlerin, şüpheli ölümlerin ve kamu vicdanında cevapsız kalan dosyaların üzerine aynı kararlılıkla gitmeye devam edeceğiz. Hiçbir dosyanın unutulmas��na, hiçbir şüphenin araştırılmadan bırakılmasına müsaade etmeyeceğiz.
Bembeyaz evleri, Ortaçağ’dan kalma görünümünü hâlâ koruyan kalesi, limanda yürüyen develeri, sünger avcıları ve denizin derinliklerinden amforalar çıkaran balıkçılarıyla eski Bodrum…
Bugünün kalabalık turizm merkezinden çok farklı, artık yalnızca eski görüntülerde yaşayabilen bir Bodrum izliyoruz.
Bir zamanlar Bodrum…
#gdhtarih
UTANIN!…
📍Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerle görüşmeyi reddedip varillerin arkasından Kuzey’e bakan @vonderleyen ve @EP_President, Girne açıklarındaki facia karşısında suspus oldu.
Güney’de toz havaya kalksa açıklama yapan bu ikilinin yaşanan acıyı dahi görmezden gelmeleri dikkat çekti.
Herkes emin olsun, rahat olsun…
Türkiye Cumhuriyeti ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir. Biz, bize güvenen hiçbir dostumuzu, hiçbir kardeşimizi yarı yolda bırakmayız.
Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümü etkinlikleri nedeniyle Bitlis’in Ahlat ilçesinde bulunan Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan, UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan ve dünyanın en büyük Türk İslam mezarlığı olma özelliğini taşıyan Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı’nı ziyaret etti.
İsrail Başbakanlık Ofisinin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan, tarihî gerçeklerden ve siyasi ciddiyetten yoksun hadsiz hezeyanları; savaş suçları ve insanlığa karşı suçların hesabını vermekten kaçan bir yönetimin içine düştüğü acziyetin bir başka göstergesidir.
Netanyahu ve şürekasının seçimlerde kendisine avantaj sağlamayı da amaçlayan bu ucuz siyasetinin, ne kendi toplumunda ne bölgemizde ne uluslararası toplumda ne de bizde herhangi bir karşılığı yoktur.
Soykırım suçlamasıyla uluslararası adalet mekanizmalarının önünde hesap vermeyi bekleyen bir yönetimin bu seviyesiz açıklamaları, Türkiye’nin s��zünün ve Cumhurbaşkanımızın hakikat karşısında susmayan duruşunun kimleri ne ölçüde rahatsız ettiğinin ibretlik bir vesikasıdır.
Son günlerde giderek daha açık biçimde görüldüğü üzere, İsrail’de seçim kampanyası sorumsuz bir güvenlikçi popülizmin ve giderek sertleşen bir tehdit siyasetinin etkisi altına girmiştir.
Netanyahu yönetiminin Türkiye’yi yeni bir tehdit figürü olarak inşa etme çabası da bu ucuz siyasetin bir parçasıdır. İç siyasi rekabet uğruna sürdürülen bu tehdit siyaseti ve gerilimi tırmandırma çabası, yalnızca İsrail toplumu açısından değil, bölgesel ve küresel barış ve istikrar açısından da ciddi riskler taşımaktadır.
Türkiye, dün olduğu gibi bugün de zalimin karşısında, mazlumun yanında durmaya; bedeli ne olursa olsun bölgemizde barışı, adaleti ve istikrarı kararlılıkla savunmaya devam edecektir.