Saudi-Arabien, die Türkei und Pakistan haben in Mekka ein Verteidigungsbündnis unterzeichnet. Es basiert auf dem Prinzip der kollektiven Verteidigung: Ein Angriff auf einen der drei Staaten gilt als Angriff auf alle.
Das Bündnis vereint die zweitgrößte Armee der NATO (Türkei), die einzige Atommacht der muslimischen Welt (Pakistan) sowie den Hüter der heiligen Stätten des Islam (Saudi-Arabien). Ziel ist vor allem die Abschreckung des Iran und seiner Verbündeten, darunter der Huthi-Miliz, vor dem Hintergrund des anhaltenden regionalen Konflikts. Zugleich soll der Pakt Saudi-Arabiens sicherheitspolitische Position stärken, falls der Jemen-/Iran-Konflikt weiter eskaliert. Israel bewertet das Bündnis als potenzielle Bedrohung, während offen bleibt, ob die Beistandsverpflichtung im Ernstfall tatsächlich umgesetzt würde.
Der neue Pakt baut auf dem saudisch-pakistanischen Beistandsabkommen vom September 2025 auf, das die Stationierung pakistanischer Kampfflugzeuge sowie chinesischer Flug- und Raketenabwehrsysteme in Saudi-Arabien ermöglichte.
Auch die im Juli 2026 gegründete multinationale maritime Verteidigungsallianz unter saudischer Führung zur Sicherung der kritischen Seewege im Roten Meer und angrenzender Gewässer wird zwar offiziell nur indirekt mit dem neuen Bündnis in Verbindung gebracht. Beide Abkommen können jedoch als Bestandteile einer umfassenderen saudischen Sicherheitsstrategie verstanden werden, mit der sich das Königreich auf mögliche militärische Eskalationen in der Region vorbereitet.
Was man im Fall Leipzig wieder schön sieht: 99,9% der Verschwörungstheoretiker haben nur zwei Narrative: (1) „Cui bono?“ – wem nützt es? Und wenn dabei die „Falschen“ rauskommen: (2) „False Flag“ – in Wirklichkeit waren’s die anderen. 1/
İki savaş arası dönemde uluslararası hukuk kurumlarının ve uluslararası dolaşım rejimlerinin yeni sömürgecilik esaslarına göre yeniden tanzim edildiği tespiti elbette önemlidir.
Ancak Türkiye’de Cumhuriyetle başlamasa da onunla sıçrayan ve genişleyen kurumsal sekülerleşmenin ve seküler yaşam alanının bu uluslararası bağlamın tayin ediciliği üzerinden açıklamak mümkün değil.
Böyle bir yaklaşım, iç siyasal ve toplumsal dinamikleri ikincilleştiren, 18. yüzyılın başlarından beri yoğunlaşarak devam eden siyasal, kurumsal ve toplumsal dönüşümü ciddiye almayan bir açıklamaya dönüşür. Aynı zamanda her dış dinamik de sömürgecilik bağlamına girmez. Çoğu zaman i�� ve dış bir arada birbirine dolanmış şekilde karşımıza çıkar.
Salaymeh’nin meseleyi böylesine basit bir çerçeveden ele alacağını sanmıyorum.
Bu arada, Osmanlı ve Türkiye tarihçiliğine giderek nüfuz eden postkolonyal teori ne yazık ki tarih yazımını yeni bir açıklama mekaniğine sıkıştırmaya başladı. Karmaşık tarihsel süreçleri tek bir iktidar, sömürgecilik ve tahakküm şemasına yerleştiren bu yaklaşım, teorinin siyasal amaçlarla araçsallaştırılmasını da kolaylaştırıyor. Bir dönem merkez-çevre teorisinde gördüğümüz gibi.
Interessant, was der ukrainische Außenministers Andrij Sybiha hier beschreibt: Russische Propagandanetzwerke hätten innerhalb kürzester Zeit mehr als 1.500 Beiträge über Ceuta verbreitet, um die Bilder europaweit maximal auszuschlachten.
Das ist ein bemerkenswert, denn Sybiha behauptet nicht etwa, Russland habe die Ereignisse in Ceuta verursacht. Er beschreibt vielmehr genau den Mechanismus hybrider Einflussnahme, um den es mir heute ging:
Krisen müssen nicht selbst geschaffen werden. Es genügt, vorhandene Krisen propagandistisch zu verstärken und gesellschaftliche Konflikte weiter anzuheizen, um sie für die eigenen Zwecke zu nutzen.
Peter Wörner als KSK-Angehörigen und Elitesoldaten zu bezeichnen, ist schon wild. Dieser Mann war zu keiner Zeit im #KSK. Er war #Soldat bei 2./FschJgBtl 251 und wurde unehrenhaft entlassen.
Es wäre schön, wenn diese Richtigstellung das gleiche Medienecho erfährt.
#Keinervonuns
Das „Peace Board“, der Gazastreifen und warum technische Lösung nicht helfen, wenn es keine politischen gibt. Von Nathan J. Brown (@GWtweets https://t.co/v9BYm68V5r
Früher war die @NZZ für ausgezeichnete Recherche bekannt. Heute beschäftigt sie leitende „Redaktoren“, die über die Tatsache hinweggehen, dass der mutmaßliche Täter lange vor der „Grenzöffnung“ durch Merkel in Berlin als Sohn einer bereits eingebürgerten Frau geboren wurde.
@sinanulgen1@kinikli88 Sayın Sinan Ülgen, değerli açıklamanız ve zaman ayır��p sorumu yanıtladığınız için çok teşekkür ederim. Konuya önemli bir açıklık getirdiniz. Saygılarımla.
Cok farkli misyona sahip ucaklar. F35 alternatifi degiller. Ozellikle Eurofighter hava ustunlugunun elde edilmesinde/korunmasinda faydali olacaktir. Ancak ne F35'in stealth ozelliklerine ne de o derece gelismis hava sahasini izleme yetenegine sahipler. @kinikli88@IbrahimKalayc12
14 Mayıs 2023 seçimlerinden önce SONAR, GENAR ve OPTIMAR Erdoğan’ı %50
Kılıçdaroğlu’nu %45 bandında gösterirken, KONDA, ORC ve MAK simetrik bir karşıtlıkla Kılıçdaroğlu’nu %50, Erdoğan’ı %45 bandında gösterdiler. Eğer mesele basit bir yanılma durumu olsaydı, diğer ünlü araştırma
S-400 tedarik süreci, Türkiye Cumhuriyeti dış politika ve güvenlik tarihinde en yüksek maliyet üreten hatalı stratejik kararlardan biridir.
Aradan geçen yıllar, bu kararın siyasi, diplomatik, askerî ve ekonomik sonuçlarını bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması, CAATSA yaptırımlarına maruz kalması ve NATO içindeki savunma iş birliğinin zarar görmesi, bu sürecin en somut sonuçları olmuştur.
Bu nedenle, bugün gelinen noktada geçmişte alınan bu kararın çeşitli gerekçelerle yeniden savunulmaya çalışılması veya ortaya çıkan maliyetlerin göz ardı edilmesi, kamuoyunun sağlıklı bir değerlendirme yapmasına katkı sağlamamaktadır. Daha doğru olan yaklaşım, yaşanan sürecin bütün yönleriyle objektif biçimde değerlendirilmesi ve benzer hataların tekrarını önleyecek kurumsal derslerin çıkarılmasıdır.
Türkiye’nin jeostratejik konumu nedeniyle güçlü ve çok katmanlı bir hava savunma sistemine ihtiyaç duyduğu tartışmasızdır. Ancak aynı ölçüde açık olan bir diğer gerçek de, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip bir müttefik olarak Türkiye’nin hava savunma mimarisinin İttifak’ın ortak komuta, kontrol ve savunma sistemleriyle tam uyum içinde olması gerektiğidir. Bu nedenle Rusya veya Çin menşeli sistemlerin uzun vadede sürdürülebilir bir çözüm oluşturamayacağı başından itibaren öngörülebilecek stratejik bir gerçeklikti.
Nitekim son bölgesel krizler, NATO’nun entegre hava ve füze savunma mimarisinin önemini bir kez daha göstermiştir. İran’dan ateşlenen bazı balistik füzelerin Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO unsurlarınca SM-3 önleyici füzeleriyle etkisiz hale getirilmesi ve geçmiş yıllarda Türkiye’nin hava savunmasının müttefikler tarafından Patriot ve SAMP/T bataryalarıyla desteklenmiş olması, kolektif savunma mekanizmalarının pratik değerini ortaya koymaktadır.
Bugün için en gerçekçi seçenekler, NATO ile tam uyumlu Patriot veya Avrupa ortak üretimi SAMP/T sistemlerinin tedarik edilmesi ve bunların yerli sistemlerle bütünleştirilmesidir. Orta ve uzun vadede ise HİSAR, SİPER ve geliştirilecek yeni millî sistemler üzerine inşa edilecek çok katmanlı ve entegre bir ulusal hava savunma mimarisi oluşturulması Türkiye açısından doğal ve stratejik bir hedeftir.
Bununla birlikte, böylesine önemli bir stratejik kararın sonuçlarına ilişkin sağlıklı bir kamuoyu muhasebesi yapılabilmesi için sorumluluğun kurumsal ve siyasi düzeyde açık biçimde değerlendirilmesi gerekir. Türkiye’de dış politika ve güvenlik alanındaki temel stratejik kararların hangi mekanizmalar tarafından alındığı bilinmektedir. Dolayısıyla, S-400 sürecinin siyasi ve stratejik sorumluluğunun da bu çerçevede ele alınması demokratik hesap verebilirliğin gereğidir.
Bu nedenle, geçmişte alınan kararları sonradan gerekçelendirmek amacıyla kariyer diplomasi mensuplarının kamuoyu önünde savunma pozisyonuna itilmesi, hem devlet kurumlarının tarafsızlığı hem de diplomasi mesleğinin kurumsal itibarı açısından son derece yanlıştır.
Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, geçmişi yeniden yorumlamaya çalışmak değil; yaşanan tecrübelerden ders çıkararak geleceğe yönelik daha sağlam, öngörülebilir ve müttefikleriyle uyumlu bir güvenlik stratejisi geliştirmektir.