Güncelin dayattığı pratiklerle tarihin, kültürel hafızanın dayattığı pratikler arasında bir uyum, yanlış veya doğru en azından daha tutarlı görünüm sunuyor."
İhsan Fazlıoğlu Hoca kendi alanında iyi bir entelektüeldir. Ancak hayatının yaklaşık otuz yılını muhafazakâr düşünceyi çalışarak geçirmiş biri olarak açıkça söylemem gerekir ki bu, şimdiye kadar gördüğüm en ilgisiz ve en zayıf muhafazakârlık tanımlarından biri olmuş. Eleştiri diyemiyorum çünkü yazdıklarının muhafazakarlık ile yakından uzaktan bir ilgisi yok. Kısaca şöyle diyeyim:
Muhafazakârlık “başka bir hâlin mümkün olduğunu unutmak” değil. Muhafazakâr düşünce değişimin mümkün olduğunu kabul eder; fakat her değişimin iyiye güzele doğru bir ilerleme olmadığını hatırlatır. Çünkü toplum, bir anda yeniden tasarlanabilecek mekanik bir yapı değil; tarih içinde oluşmuş, katman katman gelişmiş organik bir bütündür. Bu nedenle mesele değişimi reddetmek değil, değişimin süreklilik içinde gerçekleşmesini sağlamaktır. Muhafazakâr bakışa göre sağlıklı değişim, geçmişle bağlarını koparan ani kopuşlarla değil, toplumun tarihsel tecrübesiyle uyumlu bir evrim içinde ortaya çıkar.
Muhafazakârlık “özgürleştiren fark etme yetisini kaybetmek” de değil. Aksine muhafazakâr yaklaşım, siyasetin soyut ve köksüz projeler üzerinden toplumu yeniden kurma girişimlerine karşı ihtiyatlı olmayı önerir. Çünkü organik bir toplum masa başında tasarlanan şemalarla değil; zaman içinde oluşmuş kurumlar, alışkanlıklar ve tecrübelerle ayakta kalır. Bu nedenle muhafazakâr düşünce için esas olan, değişimin toplumsal dokuyu parçalamadan, mevcut kurumların ve değerlerin sürekliliğini gözeterek gerçekleşmesidir.
Muhafazakârlık “özünü kilitlemek” değil. Toplumsal kurumları, geleneği ve tarihsel birikimi ciddiye almak bireyi hapsetmez; tam tersine insanı köksüzleşmeye ve yalnızlaşmaya karşı koruyan bir çerçeve sunar. Organik toplum anlayışı tam da burada önem kazanır: İnsan, anlamını çoğu zaman aile, cemaat, gelenek ve yerel kurumlar gibi tarihsel bağlar içinde bulur. Bu bağlar korunarak gerçekleşen değişim, toplumu durağanlaştırmaz; aksine süreklilik içinde yenilenmesini sağlar.
Nitekim Türkiye’nin yakın siyasal tecrübesi de bunu açık biçimde gösterir. Türkiye’de iktidara gelmiş ve genel olarak muhafazakâr olarak nitelenen partilerin gerçekleştirdiği dönüşümlere bakıldığında, bu değişimlerin büyük ölçüde kopuşçu devrimler değil, mevcut toplumsal dokunun içinde gerçekleşen dönüşümler olduğu görülür. Ekonomiden sivil siyasete, yerel yönetimlerden toplumsal temsil alanlarına kadar birçok alanda yaşanan dönüşüm, geçmişle bağları tamamen koparan bir yeniden kurma iddiasından ziyade, süreklilik içinde gerçekleşen bir değişim ve gelişim örneği sunar. Bu durum bile tek başına, muhafazakârlığı değişime kapalı bir zihniyet olarak tanımlayan yaklaşımın gerçeklikle bağdaşmadığını göstermeye yeter de artar bile…
["Ölünce biz de iyi adam oluruz"]
Öldüğünde cebinden 28 kuruş çıktığı rivayet edilen Orhan Veli’nin 13 Haziran 1941 tarihinde “Türk şiirinin efendisi büyük Yahya Kemal’e” diye imzaladığı kitap bir müzayedede komisyon dâhil 508 bin TL’ye satıldı.
Dedi ki: Din, manevi huzurun; emek, maddi refahın aracıdır. Bu nedenle İslam, emeğe dayalı zenginliği muteber, ama dinle zenginleşmeyi çirkin görür. Çünkü servete ve makama alet edilen din; ahlak ve adalet yerine zulüm doğurur. Neticede deist, ateist, münafık üretir ve hatta...
İslâm sanatını anlamak isteyen biri, işe sanat eserlerinden başlamamalıdır.
Çünkü İslâm sanatı, öncelikle bir biçimler dünyası değil, bir görme dünyasıdır.
Camiler, hüsnihatlar, tezhipler ve minyatürler... kendilerinden önce gelen daha derin bir meselenin görünme hâlleridir:
İnsan, varlığı nasıl görür?
Daha doğrusu, hakikat insana nasıl görünür?
Türk Dili'nin 892. sayısında Bana Kimse ile
"Sonra o bakış… Uzun, ölçen, bir şey arayan o bakış. Hâlâ o bakış üstümdedir. O arayan bakış her zaman bir şey bulur. İnsan kendini ne kadar düzeltirse düzeltsin, o bakışın karşısında bir tarafı yine de kusurlu kalır. Bedenin üzerinde görünmeyen bir gölge, sesin içinde titreyen bir endişe, duruşun içindeki küçücük bir dağınıklık… Belki kimsenin fark etmeyeceği bir şey. Ama o bakış fark eder. Sessizce durur, bekler ve sonunda bulur.
Ve bulduğu o küçücük kusur, insanın bütünü olur.
Seni sevmeye layık bulmaz.
Sana dokunmaya."