Bir hayalin peşinde yoldayız Hızır…
Çay parasını denkleştirerek oturduğumuz Sakarya Çayevi’nde, demli çaylar eşliğinde küçük bir masanın etrafında kurduğumuz hayallerimiz bugün 22. yılına basmış. Bir yayınevi kurma hayali, aslında Anadolu’nun kavruk çocuklarının memleketleri için bir şeyler yapma hevesiydi. Tabii gece yarılarına kadar uzayan o masalarda memleketi kurtarmayı, medeniyetimizi yüceltmeyi, insani sorumluluklarımızı da konuştuk. Yalan yok hayallerimiz için çok zor zamanlarımız da oldu. Kapanan kapılar, daralan imkânlar, içimizi yoklayan tereddütler… Menzile varma konusunda umutsuzluğa düştüğümüz anlar... Allah’a şükür hiçbirinde yoldan çıkmayı düşünmedik. Yola çıkan herkes bilir ki konu artık menzil değildir. Yol, 22. yılında bizi hala menzile ulaştırmadı ama sabrederek, niyete sadık kalarak bizi biz yapan bir istikamet oldu.
Bu 22 yılda yolda karşılaştıklarımıza selam olsun. Azıklarından azığımıza katanlara, maddi ve manevi destekleriyle nefesimizi diri tutanlara müteşekkiriz. Muhtemelen onların katkıları olmasaydı bu yolculuk bu kadar uzun sürmezdi. Şimdi onların omuz verdiği bu yürüyüşten aldığımız güçle kendimize yeni bir vizyon belirliyoruz. Daha derin, daha kuşatıcı, daha sorumlu bir istikamet… Bu vizyon için yine kıymetli dostların desteğine talibiz. Nice 22 yaşlara.
Kadim bilgeliğin yolculuğu devam ediyor…
📖 2004’ten bu yana düşünceye alan açan metinler yayımlıyoruz. 22 yılda oluşan birikim bizim için sadece bir katalog değil; birlikte üretilmiş bir hafıza. 💭
🎊 Bu yolculukta emeği olan tüm yazarlarımıza, editörlerimize, çevirmenlerimize, tasarımcılarımıza, çalışanlarımıza, iş ortaklarımıza ve okurlarımıza teşekkür ederiz.
Serhat Buhari Baytekin: "Bu dava, yayıncılık dünyasının önüne üç temel soru koymaktadır: Yapay zekâ şirketleri, yayıncıların büyük yatırımlarla oluşturduğu kitap kataloglarını hangi hukuki sınırlar içinde kullanabilir? Yayıncıların editoryal emeği, çeviri yatırımları ve oluşturdukları yayın portföyü dijital çağda nasıl korunacaktır? Ve en önemlisi, yayıncılığın geleceğini teknoloji şirketleri mi belirleyecek, yoksa fikrî mülkiyet hukukunun koruduğu yayıncı ve yazar hakları mı?
...
Yapay zekâ şirketleri telif hakkıyla korunan eserleri sınırsız ve denetimsiz biçimde kullanamaz. Mahkeme, yapay zekâ eğitimi konusunda belirli koşullarda “adil kullanım” değerlendirmesi yapmış olsa da, eserlerin korsan kaynaklardan elde edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Bu ayrım, teknolojik yeniliğin fikrî mülkiyet haklarının üzerinde olmadığını göstermektedir.
...
Yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesini uzaktan izlemek yerine, yayıncılık sektörünün kendi haklarını bugünden tanımlaması gerekmektedir. Yayıncı meslek birlikleri ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalar artık gecikmeden ortak bir stratejiye dönüştürülmelidir. Telif hukukunun güncellenmesi, yapay zekâ şirketleriyle yapılacak lisans sözleşmelerinin temel ilkelerinin belirlenmesi ve dijital içeriklerin kullanımını takip edecek ortak mekanizmaların kurulması artık bir tercih değil, zorunluluktur." @serhatbuhari
https://t.co/jahKT84vhf
Anthropic Davası: Yapay Zekâ Çağında Yayıncıların Haklarını Kim Koruyacak?
Geçtiğimiz hafta, kitap yayıncılığı ile yapay zekâ arasındaki ilişkiyi kökten değiştirebilecek nitelikteki Anthropic davasına kısaca değinmiştim. Ancak bu konuda yayıncı dostlarımdan gelen sorular ile birlikte dava ile birlikte mevcut durumu toparladım. Araştırmamın ardından gördüm ki mesele, yalnızca hukuk çevrelerinin ya da teknoloji şirketlerinin tartışacağı teknik bir konu değil. Aslında bu dava, kitapların nasıl üretileceğini, yayıncıların hangi haklara sahip olacağını ve kültürel üretimin geleceğini doğrudan ilgilendiriyor.
Dava, Anthropic şirketinin büyük dil modelini eğitmek amacıyla telif hakkıyla korunan milyonlarca kitabı Library Genesis (LibGen) ve Pirate Library Mirror (PiLiMi) gibi korsan dijital arşivlerden izinsiz kullandığı iddiasıyla üç yazar tarafından başlatıldı. Ancak süreç kısa sürede bireysel bir telif uyuşmazlığını aşarak yaklaşık yarım milyon hak sahibini kapsayan dev bir toplu davaya dönüştü.
Bu dava, yayıncılık dünyasının önüne üç temel soru koymaktadır: Yapay Zeka şirketleri, yayıncıların büyük yatırımlarla oluşturduğu kitap kataloglarını hangi hukuki sınırlar içinde kullanabilir? Yayıncıların editoryal emeği, çeviri yatırımları ve oluşturdukları yayın portföyü dijital çağda nasıl korunacaktır? Ve en önemlisi, yayıncılığın geleceğini teknoloji şirketleri mi belirleyecek, yoksa fikrî mülkiyet hukukunun koruduğu yayıncı ve yazar hakları mı?
Bir yayıncı olarak bu davayı yalnızca bir teknoloji şirketi hakkında verilmiş hukuki bir karar olarak görmüyorum. Bu dava, yayıncıların dijital çağdaki haklarının korunup korunamayacağını belirleyecek tarihî bir eşiktir. Çünkü yayıncılık yalnızca kitap basmak değildir; yeni fikirleri keşfetmek, onları editoryal süreçlerden geçirerek topluma kazandırmak, önemli finansal riskler üstlenmek ve kültürel hafızayı geleceğe taşımaktır. Yapay zekâ sistemlerinin beslendiği bilgi havuzunun önemli bir bölümü de yayıncıların onlarca yıllık yatırımları sayesinde oluşmuştur.
Mahkemenin en önemli mesajı açıktır: Yapay zekâ şirketleri telif hakkıyla korunan eserleri sınırsız ve denetimsiz biçimde kullanamaz. Mahkeme, yapay zekâ eğitimi konusunda belirli koşullarda “adil kullanım” değerlendirmesi yapmış olsa da, eserlerin korsan kaynaklardan elde edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Bu ayrım, teknolojik yeniliğin fikrî mülkiyet haklarının üzerinde olmadığını göstermektedir. Hiçbir teknoloji şirketi, yayıncıların yıllarca emek ve sermaye harcayarak yayımladığı kitapları ücretsiz bir veri deposu olarak göremez.
Korunması gereken yalnızca yazarın telif hakkı değildir. Yayıncı da fikrî üretim zincirinin asli aktörüdür. Bir kitabın ortaya çıkması; editörün, çevirmenin, redaktörün, tasarımcının ve yayıncının ortak emeğinin yanı sıra ciddi mali yatırımların sonucudur. Yapay zekâ şirketleri yalnızca metinlerden değil, yayıncıların oluşturduğu ekonomik ve entelektüel değerden de yararlanmaktadır.
Türkiye açısından bakıldığında ise bu dava önemli bir uyarıdır. Yayıncı meslek birlikleri ve Telif Hakları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalar artık gecikmeden ortak bir stratejiye dönüştürülmelidir. Telif hukukunun güncellenmesi, yapay zekâ şirketleriyle yapılacak lisans sözleşmelerinin temel ilkelerinin belirlenmesi ve dijital içeriklerin kullanımını takip edecek ortak mekanizmaların kurulması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Bununla birlikte yayınevleri de yalnızca yeni düzenlemeleri bekleyen kurumlar olarak kalmamalıdır. Yayıncı meslek birlikleri ve yayınevleri öncelikle ortak bir dijital hak yönetimi stratejisi oluşturmalı; hangi eserlerin yapay zekâ sistemlerinde kullanıldığına ilişkin bilgi paylaşımını sağlayacak izleme mekanizmaları geliştirmelidir. Böylece herhangi bir eserin izinsiz biçimde veri setlerine dâhil edilmesi durumunda sektör, tek tek yayınevlerinin çabasıyla değil, ortak bir kurumsal yapı üzerinden hızlı ve etkili biçimde harekete geçebilir.
@dekmeb@YAYFED@tbymorg
Son günlerde yayınevimize gelen birçok kişi benzer sorular soruyor: “Kitap okuma dönemi bitti mi?”, “Artık her şeyi dijital araçlardan ve yapay zekâdan mı öğreneceğiz?”, hatta “Kitaplara ihtiyaç duymadığımız bir döneme mi gireceğiz?” gibi… Açıkçası bu sorular artık yayıncılık dünyasının en önemli tartışma başlıklarından biri hâline geldi.
Özellikle yapay zekâ ve telif hakları konusunda dünyada yoğun bir tartışma yürütülüyor. Geçtiğimiz cuma Oksijen gazetesinde Ayşegül İldeniz’in bu meseleye dikkat çeken önemli bir yazısı yayımlandı.
İldeniz, yazısında Amerika’daki iki dikkat çekici davadan söz ediyor.
“İlk davada yapay zekâ şirketi Anthropic, yayıncılar ve yazarlarla anlaşma yoluna gidiyor. Şirket, fikir eserlerini korsan yollarla elde edip büyük dil modelini bu kitaplarla eğittiğini kabul ediyor ve yaklaşık 1.5 milyar dolar ödeme yapıyor. Yaklaşık 480 bin yazara kitap başına ortalama 3 bin dolar civarında ödeme gerçekleştiriliyor. Davada Anthropic, modellerini öğrenme amacıyla eğittiğini ve bunun “haklı kullanım” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Mahkeme bu iddiayı büyük ölçüde kabul ediyor; ancak kitapların korsan kaynaklardan elde edilmiş olmasını hukuka aykırı buluyor.”
“Diğer dava ise federal mahkemeye kadar gitti.
Mahkeme, özetle, telif hakkı oluşması için yazarın insan olması gerektiğine ve tamamen yapay zeka tarafından üretilen eserlerin herhangi bir fikri mülkiyeti olamayacağına, dolayısıyla telif korumasından yararlanamayacağına hükmetti.
Konu, bir bilgisayar mühendisinin kendi geliştirdiği dil modelinin ürettiği eser için telif başvurusu yapmasıyla başlamıştı. Dava yüksek mahkemeye kadar taşındı ve başvuru kesin olarak reddedildi.
Mahkeme elbette “Yapay zeka kitap yazamaz” demedi. Sadece yapay zekanın ürettiği bir eserin telif tesciline konu olamayacağına karar verdi.”
Görünen o ki bugün dünyada başlayan bu tartışmaların Türkiye’ye de önemli yansımaları olacak. Önümüzdeki dönemde yayıncılık dünyası telif haklarının hukukî sınırlarını ve yapay zekâ karşısında insan emeğinin değerini çok daha fazla konuşacak.
@dekmeb@YAYFED@tbymorg
https://t.co/EtlPqEpOSj
💐🍬🧿
KURBAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN
Paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin pek güzel bir hatırlatıcısı olan bu mübarek bayramın; ülkemize, İslam âlemine ve tüm insanlığa huzur, bereket ve hayırlar getirmesini temenni ederiz.
Bayramımız mübarek olsun.
#KurbanBayramı
“Dünya uyurken…”
Birleşmiş Milletler Gazze raportörü İtalyan hukukçu Francesca Albanese yaşananları ‘soykırım’ olarak nitelendirdiği için başına gelmeyen kalmadı.
ABD yaptırım listesine aldı,
kredi kartları bloke oldu,
evi elinden alındı.
Ama o bu dramın kitabını ‘Dünya uyurken’ başlığıyla yazmaktan geri durmadı.
Türkçe çevirisi çok yakında Kadim Yayınlarında.
@GazeteOksijen
Kitaphaber Nasıl Bir Yapıdır❓️
✅️ Kitaphaber, gönüllülük esasına dayanan bir platformdur.
▶️📖 Kitap değerlendirme yazıları başta olmak üzere, kitaba ve kitabî olana vurgu yapan yazıların yer aldığı platformumuz; dergi, sinema, söyleşi ve kültür sanat haberlerine de yer veren kamu yararı gözeten, gönüllülük esasına dayanan bir platformdur.
🌍 Küresel siyasetin yönü değişirken, dış politika tartışmaları da her geçen gün daha karmaşık bir hâl alıyor. Güç dengeleri, diplomasi, krizler ve ideolojik mücadeleler artık yalnızca devletlerin değil, toplumların da gündemini belirliyor.
📚 Son dönemde çıkan dış politika kitaplarımız, geniş bir tartışma alanı açıyor. Güncel gelişmeleri anlamak isteyenler için yalnızca yorum değil, aynı zamanda güçlü bir düşünsel arka plan sunuyor. Bugünün dünyasını anlamak, artık dış politikayı yalnızca “uzak ülkelerin meselesi” olarak görmemeyi gerektiriyor.
#KadimYayınları #DışPolitika #Uluslararasıİlişkiler #Jeopolitik #Diplomasi #Siyaset #JensStoltenberg #NoamChomsky #İran #AmerikanİdealizmiYalanı #BüyükGüçDiplomasisi #Kitap #YeniKitap
🏛️ Siyaset nedir?
Bir iktidar mücadelesi mi, toplumsal uzlaşının zemini mi, yoksa gündelik hayatın içine sinmiş görünmez bir düzen mi?Bu çalışma, siyaseti tek bir tanıma hapsetmek yerine; kimlik, tarih, söylem, kriz ve gündelik pratikler üzerinden katmanlı bir biçimde ele alıyor.
📖 Yakında..
Modern siyasal düşüncenin yalnızca Batı merkezli bir miras olmadığı fikrinden hareket eden Machiavelli, Islam and the East, Machiavelli’nin düşüncesini İslam dünyası ve Doğu siyasi geleneğiyle ilişkisi içinde yeniden ele alıyor.
🔵Eserde; Prens’in Arapça köklerinden Osmanlı Türkçesi ve Arapçadaki ilk çevirilerine, Osmanlı askerî düzeninden Doğu-Batı arasındaki siyasal fikir alışverişine uzanan geniş bir tartışma alanı açılıyor.
Machiavelli’nin düşüncesine alışılmış sınırların ötesinden bakmak isteyenler için önemli bir çalışma.
Machiavelli, Islam and the East çok yakında.
#KadimYayınları #Machiavelli #SiyasetFelsefesi #PolitikDüşünce #İslam #Doğu #PoliticalThought
Yayın dünyamızı zenginleştiren ve derinleştiren çok kıymetli eserleri okuyucuyla buluşturuyor @KadimYayin Her geçen gün yayın performansını da artırıyor. Daim olmasını dilerim.
@serhatbuhari
Siyaset Nedir?
Kutuplaşma Çağında Siyasete Dair Temel Bir Kılavuz
Türkiye’de kutuplaşma siyasetini anlamak, gündelik polemiklerin yüzeyinde dolaşmakla değil; iktidarın nasıl meşrulaştırıldığını, kimliklerin nasıl siyasallaştırıldığını, krizlerin nasıl yönetildiğini ve toplumun hangi söylemler üzerinden ayrıştığını kavramakla mümkündür. Siyaset Nedir?, bu bakımdan Türkçede erişilebilecek en kapsamlı ve disiplinlerarası siyaset bilimi çalışmalarından biri olarak öne çıkar.
Editörlüğünü Colin Hay’in üstlendiği eser, siyaseti klasik iktidar tartışmalarının dar sınırlarından çıkararak ahlaki tercih, kolektif eylem, kimlik, toplumsal cinsiyet, performans, ritüel, retorik ve kriz yönetimi gibi farklı teorik eksenler üzerinden yeniden düşünmeye davet eder. Alanının önde gelen akademisyenleri tarafından kaleme alınan bölümler, kavramsal derinliği çağdaş siyasal gelişmelerle buluşturur.
Bu kitabı klasik siyaset bilimi çalışmalarından ayıran temel özellik, siyaseti yalnızca devlet, parti, kurum ve iktidar mekanizmaları üzerinden okumamasıdır. Siyaset Nedir?, siyasetin gündelik davranışlarda, ahlaki konumlanışlarda, kimlik inşasında, kriz anlarında ve dilin ikna gücünde nasıl işlediğini gösterir. Böylece yazar okuruna, Türkiye’nin çatışmalı siyasal zeminini daha soğukkanlı, kavramsal ve tarihsel bir dikkatle kavrayabileceği güçlü bir düşünme çerçevesi sunmuş.
Muhammet Berdibek’in @m_berdibek özenli çevirisi ise eserin kavramsal yoğunluğunu okur için daha erişilebilir kılıyor.
@KadimYayin
📘Kutuplaşma Çağında Siyasete Dair Temel Bir Kılavuz!
Günümüzün karmaşık siyasi atmosferinde, olayları yüzeysel yorumların ötesinde bir derinlikle okumak mümkün mü? İngiliz siyaset bilimci Colin Hay, modern siyaset biliminin en önemli isimlerinden biri olarak bizi bu sorunun peşine düşürüyor.
Siyasal analiz yeteneğinizi bir üst seviyeye taşımak ve çağımızın çalkantılarını daha iyi anlamlandırmak için bu "temel kılavuzu" niteliğindeki bu eser; güç, mücadele ve uzlaşma kavramlarını, siyasetin krizler ve pratikler üzerindeki etkisini, kimliklerin ve geleceğin nasıl inşa edildiğini mercek altına alıyor.
Satın almak için: https://t.co/NLAydlaRtf
https://t.co/j7Kd8rFVsg
#SiyasetBilimi #ColinHay #SiyasetNedir #KadimYayınları #StratejikDüşünce
A. Wess Mitchell'ın kitabı, büyük güç rekabetinin yeniden alevlendiği günümüzde diplomasiyi bir hayatta kalma sanatı olarak ele alıyor. Attila'nın Hunlarına karşı direnen Bizans imparatorundan Osmanlı tehdidiyle boğuşan Venedik'e, Bismarck'ın iki cepheli savaştan kaçınma manevralarına uzanan geniş bir tarihsel yelpazede, diplomasiyi ustaca kullanan liderlerin portreleri çiziliyor. Mitchell'a göre diplomasi yalnızca mesaj iletmekten ibaret değil; sınırlı güçle büyük tehditleri savuşturmanın, ittifaklar kurmanın ve zaman kazanmanın stratejik bir pratiği. Bugünün çok kutuplu ve gergin dünyasında giderek daha da değer kazanan bu sanatın tarihsel bir panoraması. Ahmet Veli Haydar'ın çevirisiyle Büyük Güç Diplomasisi: Attila’dan Kissinger’a Devlet Yönetme Sanatı @KadimYayin'dan çıktı.
Kadim Yayınları, son dönemde Amerika’nın kaba güç siyasetini en sert biçimde eleştiren Noam Chomsky’nin Amerikan İdealizmi Yalanı kitabıyla okura yeni bir perspektif sunuyor. Kitap, Washington’ın demokrasi, insan hakları ve güvenlik diliyle kurduğu anlatının sahada nasıl müdahaleye, baskıya ve yıkıma dönüştüğünü ikna edici bir şekilde gösteriyor.
Metnin asıl gücü, tekil olaylara değil, tekrar eden örüntülere odaklanmasında yatıyor. Vietnam’dan Orta Doğu’ya uzanan çizgide değişen yalnızca aktörler ve söylemler; müdahalenin mantığı büyük ölçüde sabit kalıyor. Bu yüzden eser, Amerikan dış politikasını bir dizi sapma ya da istisna olarak değil, tutarlı bir iktidar pratiği olarak kavrıyor.
Bu kitabı önemli kılan, yalnızca Amerika’yı eleştirmesi değil; okura güç karşısında nasıl düşünmesi gerektiğini hatırlatmasıdır. Amerikan İdealizmi Yalanı, uluslararası siyaseti hazır sloganlarla değil, söylem ile eylem arasındaki gerilim üzerinden okumaya davet ediyor. Bu yüzden kitap, politik bir metinden fazlasıdır: propaganda ile hakikat arasındaki çizgiyi seçebilme terbiyesidir.
Amerikan idealizmi gerçekten neyi gizliyor? 🌐
Noam Chomsky ve Nathan J. Robinson, ABD dış politikasının “özgürlük”, “demokrasi” ve “insani müdahale” söylemleriyle nasıl meşrulaştırıldığını sert, açık ve rahatsız edici bir dille ele alıyor.
11 Eylül’den Afganistan’a, Irak’tan “teröre karşı savaş”a uzanan yakın tarih; bu kitapta yalnızca diplomatik kararlar üzerinden değil, anlatılan hikâyeler, kurulan mitler ve saklanan gerçekler üzerinden okunuyor.
Çünkü bazen en güçlü silah cümledir. ⚖️
#AmerikanİdealizmiYalanı #NoamChomsky #NathanJRobinson #Amerika #KüreselSiyaset #DışPolitika