Siyaset her yerdedir. Hayatımızın neredeyse her alanına nüfuz eder; bireylerin kolektif seçimlerle yüzleştiği her yerde kendini gösterir. Öyleyse, özellikle bu kolektif seçimlerin belki de hiç olmadığı kadar ağır ve belirleyici bir hâl aldığı günümüzde, siyasetin bizi bu denli sık bölmesi şaşırtıcı değildir.
Bu çalkantılı zamanlarda "siyasi düşünmenin" ne anlama geldiğini sorgulayan bu çalışma, siyasetin çok katmanlı yapısını gözler önüne seriyor. Bunu, siyaseti ve onun toplumlar ile bireyler üzerindeki etkisini kavramamızı sağlayan bir dizi analitik yaklaşımla açımlıyor. Her bölüm alanında önde gelen bir akademisyen tarafından kaleme alınmış olup okuru siyaseti belirli bir perspektiften görmeye yönlendirir; bu perspektifin siyasi pratik, siyasi davranış ve siyasi sonuçlara ilişkin anlayışa kattığı içgörüyü özlü bir biçimde ortaya koyar. Ele alınan perspektifler arasında iktidar olarak siyaset, ahlaki tercih olarak siyaset, kimlik olarak siyaset, ritüel olarak siyaset, retorik olarak siyaset ve kriz yönetimi olarak siyaset yer almaktadır.
Siyaset Nedir? Kutuplaşma Çağında Siyasete Dair Temel Bir Kılavuz, Muhammed Berdibek'in çevirisiyle @KadimYayin'dan çıktı.
Rus Devrimi'nin ilk yıllarında Sovyet demokrasisinin yükselişini ve çöküşünü mercek altına alan Samuel Farber'ın 1990 tarihli Stalinizmden Önce başlıklı kitabı şu sorununun izini sürüyor: Sovyet demokrasisinin çöküşü iç savaşın kaçınılmaz bir sonucu muydu, yoksa Bolşevik siyasetin ve ideolojisinin bilinçli bir ürünü mü? Farber, hem Stalinist hem de Soğuk Savaş mitolojilerinin aksine, Bolşevik saflarda Ekim Devrimi'nin demokratik kazanımlarını korumak için ciddi tartışmalar yaşandığını gösteriyor. Stalin öncesi döneme titizlikle eğilen bir çalışma. Ahmet Fethi Yıldırım'ın çevirisiyle @edebiseyler'den yayımlandı.
Siyaset her yerdedir. Hayatımızın neredeyse her alanına nüfuz eder; bireylerin kolektif seçimlerle yüzleştiği her yerde kendini gösterir. Öyleyse, özellikle bu kolektif seçimlerin belki de hiç olmadığı kadar ağır ve belirleyici bir hâl aldığı günümüzde, siyasetin bizi bu denli sık bölmesi şaşırtıcı değildir.
Bu çalkantılı zamanlarda "siyasi düşünmenin" ne anlama geldiğini sorgulayan bu çalışma, siyasetin çok katmanlı yapısını gözler önüne seriyor. Bunu, siyaseti ve onun toplumlar ile bireyler üzerindeki etkisini kavramamızı sağlayan bir dizi analitik yaklaşımla açımlıyor. Her bölüm alanında önde gelen bir akademisyen tarafından kaleme alınmış olup okuru siyaseti belirli bir perspektiften görmeye yönlendirir; bu perspektifin siyasi pratik, siyasi davranış ve siyasi sonuçlara ilişkin anlayışa kattığı içgörüyü özlü bir biçimde ortaya koyar. Ele alınan perspektifler arasında iktidar olarak siyaset, ahlaki tercih olarak siyaset, kimlik olarak siyaset, ritüel olarak siyaset, retorik olarak siyaset ve kriz yönetimi olarak siyaset yer almaktadır.
Siyaset Nedir? Kutuplaşma Çağında Siyasete Dair Temel Bir Kılavuz, Muhammed Berdibek'in çevirisiyle @KadimYayin'dan çıktı.
Souleymane Bachir Diagne'nin özgün ve çok katmanlı çalışması Postkolonyal Bergson'da yazar Henri Bergson'un fikirlerini yaratıcı biçimde sahiplenen iki düşünür-şair üzerinde duruyor: Senegalli Léopold Sédar Senghor ve Pakistan'ın manevi kurucusu sayılan Muhammed İkbal. Hiç yüz yüze gelmeyen bu iki ismin Bergson okumaları, onları sömürge karşıtı birer siyaset filozofuna dönüştürdü. Diagne, Bergsonculuğun salt metafizik bir düşünce olarak değil entelektüel özgürleşmenin bir aracı olarak nasıl işlev gördüğünü ortaya koyuyor. Mehmet Akif Ezelbolatoğlu'nun çevirisiyle @turkuvazkitap'tan yayınlandı.
Sanat tarihçisi İnci Aydın'ın uzun soluklu araştırmasının ürünü olan Renklerin Diyojen'i: Ressam Agop Arad kitabı @arasyayincilik'tan çıktı. Ressam, gazeteci ve yazar Agop Arad'ın (1913–1990) yaşamını ve sanatını dönemin kültürel atmosferiyle ele alan eser, 1940'lar Türkiyesine çok katmanlı bir bakış sunuyor. Sait Faik'ten Yaşar Kemal'e, Bedri Rahmi'den Orhan Veli'ye uzanan dostluklar ve ortak üretimler üzerinden 1940 kuşağının kültürel haritasını yeniden kuruyor.
Batı’yı Seyretmek: Avrupa ve Amerika Seyahatnameleri Cumhuriyet’in erken yıllarından altmışlara uzanan dönemde Türkiye’den Avrupa’ya ve Kuzey Amerika’ya seyahat edenlerin Batı hakkındaki izlenimlerine dair bir seyir defteri… Tanıl Bora, Aylin Özman, Kadir Dede'nin çalışması @iletisimyayin'dan çıkıyor.
Daha önce YKY'den basılan ve uzun süredir baskısı bulunmayan Collingwood'un An Autobiography kitabı yeni bir çeviriyle, M. Murtaza Özeren'in çevirisiyle Bir Otobiyografi @AkademimKitap'tan yayımlandı.
“İşi düşünmek olan bir adamın otobiyografisi, düşüncesinin hikâyesi olmalıdır.” Collingwood bu son derece kişisel entelektüel vasiyetinde, tarihler ve olayların sıralandığı alışılmış anı geleneğini reddeder. Bir Otobiyografi, oluşum hâlindeki bir zihnin geçmişin hayaletleriyle sürdürdüğü amansız diyaloğun sürükleyici öyküsüdür. Collingwood, zamanının hâkim “realist” felsefesinin yalnızca akademik bir hata değil, bir nesli silahsızlandırarak onu faşizmin irrasyonel güçlerine karşı savunmasız bırakan tehlikeli bir yanılsama olduğunu tutkuyla savunur. Gerçek bilginin pasif bir gözlem değil, geçmiş düşüncenin aktif bir yeniden canlandırılması olduğunu gösterir; kendi geliştirdiği soru-cevap mantığını da bu eserde en berrak biçimiyle ortaya koyar. Bir Otobiyografi; aklın ateşli bir savunması, felsefenin amacına dair derin bir düşünme ve entelektüellerin zamanlarının acil krizleriyle yüzleşmesi için güçlü bir çağrıdır.
Souleymane Bachir Diagne'nin özgün ve çok katmanlı çalışması Postkolonyal Bergson'da yazar Henri Bergson'un fikirlerini yaratıcı biçimde sahiplenen iki düşünür-şair üzerinde duruyor: Senegalli Léopold Sédar Senghor ve Pakistan'ın manevi kurucusu sayılan Muhammed İkbal. Hiç yüz yüze gelmeyen bu iki ismin Bergson okumaları, onları sömürge karşıtı birer siyaset filozofuna dönüştürdü. Diagne, Bergsonculuğun salt metafizik bir düşünce olarak değil entelektüel özgürleşmenin bir aracı olarak nasıl işlev gördüğünü ortaya koyuyor. Mehmet Akif Ezelbolatoğlu'nun çevirisiyle @turkuvazkitap'tan yayınlandı.
Sanat tarihçisi İnci Aydın'ın uzun soluklu araştırmasının ürünü olan Renklerin Diyojen'i: Ressam Agop Arad kitabı @arasyayincilik'tan çıktı. Ressam, gazeteci ve yazar Agop Arad'ın (1913–1990) yaşamını ve sanatını dönemin kültürel atmosferiyle ele alan eser, 1940'lar Türkiyesine çok katmanlı bir bakış sunuyor. Sait Faik'ten Yaşar Kemal'e, Bedri Rahmi'den Orhan Veli'ye uzanan dostluklar ve ortak üretimler üzerinden 1940 kuşağının kültürel haritasını yeniden kuruyor.
Batı’yı Seyretmek: Avrupa ve Amerika Seyahatnameleri Cumhuriyet’in erken yıllarından altmışlara uzanan dönemde Türkiye’den Avrupa’ya ve Kuzey Amerika’ya seyahat edenlerin Batı hakkındaki izlenimlerine dair bir seyir defteri… Tanıl Bora, Aylin Özman, Kadir Dede'nin çalışması @iletisimyayin'dan çıkıyor.
Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Nurdan Gürbilek ve Orhan Koçak gibi yazarların eserlerini İngilizceye çeviren Victoria R. Holbrook'un Amcam Sokrat kitabı yakında @Metiskitap'tan çıkıyor.
“Hayatım, yaşadıkça çoğalan ve bir dizi geri dönüşle birbirine bağlanan eşmerkezli çemberlere benziyor. En içteki çember çocukluk, müzik, ‘Sokrat amcam’ ve gençliğin başıboşluğu; Arapça bir başka çemberdi, müzikle felsefeyi birbirine bağladı, Farsça ve Osmanlıca bu bağları derinleştirdi; modern Türk şiiri, post-şu post-bu teorilerle birlikte, 60’lardaki modernist okumalarımla birleşti; Hindistan’a dair şeyler Padma ile, Budizm ise beat kuşağıyla birleşti, şimdi de bugünkü çemberimin kenarında durmuş, hep yenilenen bir zihinle geriye göz atıyor ama hep ileriye bakıyorum.”
José Ortega y Gasset, İspanya’da aşırı bireyciliğin nasıl anarşiye dönüştüğü ve bunun yalnızca bireyler nezdinde değil, toplumsal gruplar arasında da kendini gösterdiğini anlatıyor. “Her grup kendi içinde izole bir şekilde yaşıyor... İspanya bugün bir ulustan çok, birbirinden izole bölümlerden oluşan bir yapıdır.” İspanyol özerk bölgeciliği başta olmak üzere tartışmalı meseleleri ele alan Gasset, bu çözümlemeleri ulusallığın genel sorunlarına bağlar. Omurgasızlaştırılmış İspanya: Millî Kimliğin Yitirilişi kitabının değeri büyük ölçüde bu geniş tarihsel bakış açısından kaynaklanır; İspanya'nın ya��adığı krizleri doğrudan açıklamak amacıyla kaleme alınmamış olması, onu paradoks biçimde o krizlerin en sağlam çözümlemelerinden biri hâline getirir. Hümeyra Güngör'ün çevirisiyle @ParadigmaYay'dan çıkıyor.
José Ortega y Gasset, İspanya’da aşırı bireyciliğin nasıl anarşiye dönüştüğü ve bunun yalnızca bireyler nezdinde değil, toplumsal gruplar arasında da kendini gösterdiğini anlatıyor. “Her grup kendi içinde izole bir şekilde yaşıyor... İspanya bugün bir ulustan çok, birbirinden izole bölümlerden oluşan bir yapıdır.” İspanyol özerk bölgeciliği başta olmak üzere tartışmalı meseleleri ele alan Gasset, bu çözümlemeleri ulusallığın genel sorunlarına bağlar. Omurgasızlaştırılmış İspanya: Millî Kimliğin Yitirilişi kitabının değeri büyük ölçüde bu geniş tarihsel bakış açısından kaynaklanır; İspanya'nın yaşadığı krizleri doğrudan açıklamak amacıyla kaleme alınmamış olması, onu paradoks biçimde o krizlerin en sağlam çözümlemelerinden biri hâline getirir. Hümeyra Güngör'ün çevirisiyle @ParadigmaYay'dan çıkıyor.
Daha önce YKY'den basılan ve uzun süredir baskısı bulunmayan Collingwood'un An Autobiography kitabı yeni bir çeviriyle, M. Murtaza Özeren'in çevirisiyle Bir Otobiyografi @AkademimKitap'tan yayımlandı.
“İşi düşünmek olan bir adamın otobiyografisi, düşüncesinin hikâyesi olmalıdır.” Collingwood bu son derece kişisel entelektüel vasiyetinde, tarihler ve olayların sıralandığı alışılmış anı geleneğini reddeder. Bir Otobiyografi, oluşum hâlindeki bir zihnin geçmişin hayaletleriyle sürdürdüğü amansız diyaloğun sürükleyici öyküsüdür. Collingwood, zamanının hâkim “realist” felsefesinin yalnızca akademik bir hata değil, bir nesli silahsızlandırarak onu faşizmin irrasyonel güçlerine karşı savunmasız bırakan tehlikeli bir yanılsama olduğunu tutkuyla savunur. Gerçek bilginin pasif bir gözlem değil, geçmiş düşüncenin aktif bir yeniden canlandırılması olduğunu gösterir; kendi geliştirdiği soru-cevap mantığını da bu eserde en berrak biçimiyle ortaya koyar. Bir Otobiyografi; aklın ateşli bir savunması, felsefenin amacına dair derin bir düşünme ve entelektüellerin zamanlarının acil krizleriyle yüzleşmesi için güçlü bir çağrıdır.