🎬 Salon 7’de @alkim_ates ve @ozgurdunya2 , filmlerden yola çıkarak günümüzü, toplumsal meseleleri, politik gelişmeleri ve insan ilişkilerini değerlendiriyor. Çünkü sinema, bazen hayatı anlamanın başka bir yoludur.
#GölgesizlerPodcast#Salon7
https://t.co/zhgeP4wjny
Zübüklerden kurtulmak için bu düzenden kurtulmalıyız!
İki aydır İzmir’in gündemini meşgul eden soru artık yanıtını buldu.
Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna CHP adayı olarak oturduktan, CHP’den istifa edip bağımsız kaldıktan sonra bugün AKP’ye katıldı.
Böylece aylardır sürdürülen pazarlık da, yapılan hesaplar da bir yerlere bağlandı. Uydurulacak kılıf ne olursa olsun, İzmir halkının çıkarlarının yok sayıldığı çok açık.
İki ay önce söylemiştik:
Cemil Tugay AKP’ye geçse de geçmese de mesele yalnızca bir kişinin hangi partinin rozetini taşıdığı değildi. Mesele, İzmir’i yöneten anlayışın ne olduğuydu.
Bugün artık daha açık konuşabiliriz.
Cemil Tugay’ın CHP’deyken savunduğu belediyecilik anlayışıyla AKP’de savunacağı anlayış arasında emekçiler açısından, İzmir halkı açısından hiçbir fark yoktur.
Cemil Tugay, başından beri kendisini kentin patronu, büyükşehir belediyesini de büyük bir holding olarak tarif etti ve hep böyle davrandı.
O yüzden,
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde 23 bin işçi “eşit işe eşit ücret” talebiyle greve çıktığında, Cemil Tugay işçilerin yanında durmadı. İşçilerin haklı taleplerini tartışmak yerine onları İzmir halkıyla karşı karşıya getirmeye çalıştı, grev kırıcılığı yaptı, işten çıkarmaları gündeme getirdi. Taşeron işçiler güvenceli çalışma talep ettiğinde “muhatap değiliz” dedi. İşçiler belediye önünde haklarını ararken onları tehdit etti.
O yüzden,
Belediye kaynaklarının nasıl kullanılacağı söz konusu olduğunda sermayenin, taşeron şirketlerin ve müteahhitlerin çıkarlarını gözeterek hareket etti.
Şimdi Cemil Tugay AKP’ye geçiyor ve bu ilkesiz siyaset ikliminde, bu ilkesiz transferlere konu olmuş yüzlerce isimden yalnızca biri oluyor.
Şimdi siyaseti ve oy verme tercihlerini ilkelerle değil matematik hesaplarla ele alıp AKP karşısındaki “en güçlü” adayı işaret ve tercih edenler de “Biz hiç sorumlu değil miyiz?” diye sormalıdır.
Cemil Tugay yüzlerce zübükten sadece biridir, bu siyaset kültürünün kendisine ise isyan edilmelidir.
Çünkü mesele yalnızca Cemil Tugay’ın hangi partiye geçtiği değildir.
Mesele, bir partinin adayı olarak seçilen kişinin, kendisine verilen siyasi yetkiyi kendi siyasi hesabı doğrultusunda başka bir partiye taşıyabilmesinin normalleştirilmesidir.
Mesele, hep kazanmak ya da daha fazla hizmet almak adına gerçeklerin ve ilkelerin göz ardı edildiği, çürümüşlüğün normalleştirildiği bu tabloda ortada yaşanacak bir Türkiye ve İzmir’in de kalmayacağının bilinmesi gerektiğidir.
Halkın oyuyla seçildiği görevi siyasi pazarlıkların ve kişisel hesapların konusu haline getiren, halkın seçme ve seçilme hakkını gasp eden Cemil Tugay derhal istifa etmelidir.
İzmir halkına çağrımızdır:
Bizler bu Zübük siyasetini hak etmiyoruz.
Siyaseti oy vermeye indirgeyenleri de bizim oylarımızla bizim olanı patronlara peşkeş çekenleri de hak etmiyoruz.
Hayatımızı zehir eden, insanca yaşamayı unutturan, her tarafından pislik akan bu çürümüş ilkesiz düzeni hak etmiyoruz.
Bu çirkin düzene karşı gelin, birlikte mücadele edelim.
Ülkemiz için, güzel İzmir için, çocuklarımız için, sevdiklerimiz için İnsanca yaşanacak bir ülkeyi yeniden inşa edelim.
OKULLAR AÇILIYOR…
Bugün milyonlarca çocuk okula dönüyor. Ancak Türkiye’de çocuklar yalnızca derslerine değil, yoksulluğun, eşitsizliğin ve şiddetin damga vurduğu piyasalaştırılmış bir eğitim sistemine de dönüyor.
AKP iktidarı devlet okullarını kendi kaderine terk etmiş durumda. Okulların en temel ihtiyaçları için dahi yeterli kaynak ayrılmıyor; sabun, tuvalet kâğıdı, temizlik malzemesi ve kırtasiye gibi ihtiyaçlar velilerin ellerine tutuşturulan listelerle karşılanmaya çalışılıyor.
Devletin sorumluluğu velilerin omuzlarına yükleniyor. Oysa çocuğun temiz bir tuvalete gidebilmesi, sağlıklı koşullarda eğitim görebilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması bir lütuf değil, haktır.
AKP iktidarı eğitimin kamusal niteliğini büyük bir hızla ortadan kaldırdı. AKP’li yıllarda devlet okullarındaki öğrenci sayısı yüzde 12 artarken özel okullardaki öğrenci sayısı yüzde 560 arttı.
Devlet okulları kaynak yetersizliğiyle baş başa bırakılırken eğitim sermaye için büyüyen bir pazar haline getirildi.
Eğitimdeki eşitsizlik, okul kapısından içeri giren yoksullukla daha da derinleşiyor. Çocuklar okula aç geliyor, beslenme çantaları boş kalıyor. Ailesinin gelir durumu, çocuğun eğitim olanaklarını belirliyor.
Hiçbir çocuk açlıkla ve yoksullukla mücadele ederek eğitim görmek zorunda değildir.
Okullarda yaşanan şiddet de bu tablodan bağımsız düşünülemez. Yoksulluğun, geleceksizliğin, eşitsizliğin ve toplumsal çürümenin büyüdüğü bir ülkede okulları bu gerçekliğin dışında tutamazsınız. Çocukları rekabetin ve sınav baskısının içine atıp şiddeti yalnızca güvenlik önlemleriyle çözemezsiniz.
Türkiye Komünist Partisi'nin çağrısı açıktır:
Eğitim piyasaya bırakılamaz.
Çocuklarımızın geleceği ailelerinin cüzdanına göre belirlenemez.
Devlet okullarının tüm ihtiyaçları kamu kaynaklarıyla karşılanmalı, velilerden bağış adı altında para toplanmasına son verilmelidir.
Her çocuğa ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği sağlanmalıdır. Hiçbir çocuk okula aç gitmemelidir.
Okulların temizlik, güvenlik, bakım ve personel ihtiyaçları kamu tarafından karşılanmalı; eğitim yeniden parasız, bilimsel, laik ve nitelikli bir kamusal hak olarak örgütlenmelidir. Biz çocuklarımızın yüzünün güldüğü bir ülke istiyoruz. Karnının tok, geleceğinin güvence altında olduğu; korkunun, endişenin ve yoksulluğun çocuklardan uzak olduğu bir ülke.
Böyle bir ülke mümkün ve biz böyle bir ülkeyi mutlaka kuracağız.
BU BİR DAYANIŞMA ÇAĞRISIDIR
#RotasyonDeğilSürgün
Dostlar, Geniş Merdiven olarak işçi, emekçi ve hak direnişlerinde hep birlikte çok şarkılar, türküler söyledik. Bugün @mmengirkaon için biz sizin dayanışmanıza talibiz.
@KarabaglarBel sürgünü durdur!
Zübük siyasetinden yorulduk!
“Cemil Tugay, AKP’ye geçecek mi?”
İzmir kent gündeminde uzun süreden beri bu soru var. Kimileri, Cemil Tugay’ın AKP’ye katılmak için önümüzdeki seçimlerde yeniden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı gösterilme koşulunu öne sürdüğünü söylüyor. Kimileri, Cemil Tugay’ın AKP Genel Başkanı cumhurbaşkanından vize alamadığını… Geçisin zamanlaması konusunda anlaşılamadığını söyleyenler de var. AKP’nin kuruluş yıl dönümünde değil de, “9 Eylül” gibi sembolik bir dönemde gerçekleşeceğini iddia edenler var.
İddialar, her yönden etrafa saçılıyor. Saçıldıkça da, ortada bir pazarlık olduğu netleşiyor.
Ancak, bir kişi de çıkıp, “Hiç olur mu öyle şey! Cemil Tugay’ın siyasi karakteri belli, ilkeleri belli. Yapmaz öyle bir şey!” diyemiyor. Çünkü, İzmir halkı Tugay’ı çok sevdiği için oy vermemişti. İzmir halkının Tugay’ı belediye başkanı yapmasının nedeni , AKP’yi istememesiydi. Fakat, kısa sürede, Cemil Tugay’ın herhangi bir AKP’liden, Tugay’ın eski partisi CHP’nin de AKP’den belediyecilikte herhangi bir farkı olmadığı ortaya çıktı.
İhale düzenini savunmada, özel şirketlere rant sağlamada, işçi düşmanlığında aynı olduklarını artık herkes biliyor. Tugay, aynı konuya dair, birbiri ile çelişen, birbirinin tam zıddı açıklamalar yaptıkça, “hık demiş de burnundan düşmüş” dersiniz.
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, aslında MHP’li Agah Oktay Güner tarafından söylenen ancak Alparslan Türkeş’e atfedilen “Biz hapisteyiz, fikirlerimiz iktidarda” sözünü bilenler vardır. Eminiz ki, şimdi, AKP’liler, Cemil Tugay için benzer cümleleri kuruyorlar. “Cemil Tugay’ın hangi partide olduğu fark etmez, fikirlerimiz zaten iktidarda.”
İşte bu nedenle, Tugay, AKP’ye geçse, mutlaka bir kılıf bulacaklar.
Hatırlar mısınız? Ergenekon davalarından hapis yatan Mehmet Ali Çelebi isimli bir teğmen vardı. Önce CHP’den milletvekili oldu, ardından Memleket Partisi’ne, oradan da 2022 yılında AKP’ye geçti. Geçme gerekçesi de, “Cumhuriyet neferi” olması ve Atatürk’ün vizyonunun AKP’de temsil edilmesiydi.
Tugay için de aynısını yaparlar. İzmir için her şeyi yapmayı göz alan, kendi onurunu bile feda eden bir figür olarak yansıtırlar. “İzmir, yatırım görecek en azından” argümanı kullanıma sokulur. Bu yetmediğinde, Tugay’ın, artık siyasi bir araç haline gelen tutuklamalar ile tehdit edildiğini, korkutulduğunu söyleyenler çıkar.
Tugay, AKP’ye geçmezse de… Herkes kendi hikâyesini yazar. AKP, Tugay’ı kendine layık görmediğini açıklar. Tugay da, AKP’den hiç hazzetmediğini söyler. Ancak, kapalı kapılar ardından el sıkışmaya devam ederler. Lafın kısası, Tugay, AKP’ye geçse de geçmese de, onlar için sonuç değişmez. İzmir’i, sermayeye peşkeş çekmeye, halk ve emekçi düşmanlığı yapmaya devam ederler.
Bu gidişatı durdurabilecek tek güç ise, İzmir halkının ve İzmir Büyükşehir Belediyesi emekçilerinin tavrıdır. Birbirinin aynısı olan düzen partilerini de, kişisel çıkarlar üzerinden yürütülen siyaseti de reddediyoruz. Hayatımızı zehir eden, insanca yaşamayı unutturan bu çirkin düzene karşı gelin birlikte mücadele edelim. Kendimiz için, çocuklarımız için, sevdiklerimiz için… İnsanca yaşanacak bir ülkeyi yeniden inşa edelim.
Bugün, Karşıyaka İlçe Binamızı Karşıyaka İZBAN önünde gerçekleştirdiğimiz törenle açtık.
Açılışta, TKP Merkez Komite Üyesi Berkay Kemal Önoğlu’nun konuşmasının ardından programımız, müzisyen Ece ve Sinan’ın dinletisiyle devam etti.
Tüm dostlarımızı, Karşıyaka’da açtığımız bu mücadele ve dayanışma kapısından içeri girmeye; memleketimizin kurtuluşu, aydınlık geleceği ve insanca yaşayacağımız bir ülkenin kuruluşu için Türkiye Komünist Partisi saflarında mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz.
CHP'nin rozet töreninde salonda bulunanların en az 200'ü sahte figüran CHP'li ile dolduruldu.
Kılıçdaroğlu'nun rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından tutulan figüranlar arasında Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı.
Arka bahçelerde slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi.
Not: Haberi yalanlayan herkese alandan fotoğrafımı bırakmak istiyorum. Destekleyen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
5 Temmuz Pazar günü Ankara’da gerçekleştirdiğimiz NATO karşıtı eylemde gözaltına alınan 131 arkadaşımızın 118’i serbest bırakıldı. 13 arkadaşımız tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Ankara Sıhhıye Adliyesi önünde serbest bırakılan arkadaşlarımızı almak için bekliyoruz.
Tekrar ediyoruz: NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Eğitim Hakları İçin Mücadele Eden Bilgi Üniversiteli Arkadaşlarımızın Yanındayız!
Bilgi Üniversitesi öğrencileri üç gündür eğitim hakları için direniyor. Okullarının hiçbir gerekçe göstermeden keyfi bir kararname ile kapatılmasının ardından mücadeleye başlayan öğrencilere iktidarın yanıtı polis saldırıları oldu.
Sabah itibariyle polis ablukasına ve müdahalesine maruz kalan öğrenciler okulun içerisinden çıkartıldı.
Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin hakları için verdikleri mücadele meşrudur. Gayrimeşru olan memleketi yerli ve yabancı holdinglere peşkeş çeken, geleceğimizi tarikat ve cemaatlere teslim eden siyasi iktidardır!
CHP’ye yargı müdahalesi kabul edilemez
İktidar CHP yönetimini değiştirdi!
Kimse “ama yargı kararı” demesin. İktidarın, seçme ve seçilme hakkını kısıtlama doğrultusundaki adımlarına, partilerin içişlerine doğrudan müdahale de eklenmiş oldu.
CHP’nin son üç yılda gerçekleşen kongre ve seçilen yönetimlerini “geçersiz” olarak ilan eden ve partiye Genel Başkan atayan siyasi iktidarın bunu hangi hesaplarla yaptığını biliyoruz. Bu kararın aylar önce alındığını, uygun bir anın kollandığını ve ayrıntılar üzerinde çalışıldığını da. İktidarın bu hamlesini değerlendirirken, CHP’nin iç meseleleri, yerel yönetimlerde yaşananlar, CHP’nin içine doldurulduktan sonra ama tehditle ama isteyerek iktidara sığınanlar hiçbir biçimde gündem edilmemelidir. Bunlar ayrı konulardır, ayrıca tartışılmalıdır. Şu an ise vurgulanması gereken bellidir: CHP’ye dönük “yargı” müdahalesi hiçbir biçimde kabul edilemez.
Siyasi partilerin iktidar tarafından dizayn edilmesi ne “yolsuzluklarla mücadele” gerekçesiyle meşrulaştırılabilir ne de partilerin iç işleyişlerinin bu konuda tanımlanmış kurumlar dışında mahkemeler marifetiyle denetlenmesi kabul edilebilir.
Her tarafı arızalı siyasi partiler ve seçim kanununun toptan tasfiyesi anlamına gelen bu hukuksuzluğu Türkiye Komünist Partisi hiçbir biçimde tanımamaktadır.
CHP yönetimi ile bu kararla parti yönetimine getirilenlerin bir uzlaşmayla süreci yönetip yönetmeyecekleri CHP’yi ilgilendirir. TKP açısından ise kritik olan, onca iç sorun ve hiziple boğuşan iktidar partisinin başka partileri yönetmeye kalkmasıdır. Bu kabul edilemez.
“Küba ile Dayanışma Sergisi”, Ankara’nın ardından şimdi İzmir’de✊️
Sergi açılışı:
🗓13 Mayıs 2026 Çarşamba
🕕18.00
📍Mimarlık Merkezi / Alsancak - İzmir
Sergi tarihleri: 13-24 Mayıs 2026
Dayanışmayı büyütmek için buluşuyoruz✨️