Kronologik sıra gözeterek hazırladığımız Toparlanın Gitmiyoruz kitabının ilk cildi Hıristiyan takvimiyle 1965-2002 yılları arasını, ikinci cildi 2003-2008 yılları arasını, üçüncü cildi 2008 yılından sonrasını ihtiva ediyor.
https://t.co/eECHaVSf1k
Bir tarafta İstanbul'un Türkler tarafından fethinden ve fethin anılmasından memnun olmayanlar; diğer tarafta da İstanbul'u küresel finans sisteminin bir aygıtına dönüştürüp "Fetih Coşkusu" programları tertip edenler var.
Biz ise o yakıcı soruyu tekrarlıyoruz: İstanbul kimin?
19 Mayıs'a kadar bu topraklarda çoktan bir şeyler başlamış, sekiz-on tane vilayet şûrâsı, kongresi yapılmıştı zaten bu topraklarda.
30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesiyle birlikte öyle bir cemiyetler fırtınası başladı ki… Ana gövdesini Anadolu, Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyetleri, Redd-i İlhak Cemiyetleri, Redd-i İşgal Cemiyetleri vesaire oluşturuyordu. Bunlar o kadar hızlı örgütlendiler ki dipçik zoruyla “bu örgütlenme yapılacak” dense, devlet kararıyla olsa bu hızla yapılamaz. Kars İslâm Şûrâsı, 30 Ekim 1918'den 5 gün sonra toplandı.
Şuralar, kongreler nasıl teşekkül ediyor? En ücra köşeden, köyden başlıyor. Seçimler oluyor. Nahiyede oluyor ilk seçim. Köylüler de katılıyor, nahiyedekiler de katılıyor. Orada şûrâ üyeleri seçiliyor. Yirmi kişi-otuz kişi… O nahiyenin, o nahiyeye bağlı köylerin nüfusuna göre sayı değişiyor. Seçilen şûrâ üyeleri içinden bir idare heyeti seçiliyor. Beş kişi. O beş kişi içinden bir reis seçiyorlar. Bu umumen bütün Türk topraklarında olan bir şey.
...
Meşveretin yapıldığı, her şeyin sonuna kadar tartışıldığı, kavgaların edildiği ve bir kararın altına herkesin imzasını attığı, tasdik ettiği bir şûrâ bunların hepsi. İcra ettikleri işlere bakarsanız bunların hepsi bir meclis hükümeti. Büyük Millet Meclisi nasıl meclis ise bunlar da aynı şekilde meclis. Siyasi kararlar alıyorlar. Yasama, yürütme, yargı… Çok ilginç bir şekilde bu üçünü de bünyesinde bulunduran kongreler bunlar.
Durmuş K��çükşakalak
İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı
Türkiye'nin iplerinin Türk milletinin elinde olduğunu kim iddia edebilir? Millet okulluna çocuğunun müfredatına, eğitim ve terbiyesine hakim değil. Mahalle diye bir kavram kalmamış... Gel gör ki herkes büyük siyasi analizler ve afaki teorilerle meşgul.
Türkiye'nin aklından hiç çıkarmayacağı şey;
- İplerini kendi eline alıp almayacağı,
- Kendi mekteplerine hakim olup olmayacağı,
- Kendi mahallesinde bir mahalle duygusunu tekrar ihya edip etmeyeceği meselesidir.
İsmet Özel
Türkiye’de Türk bayrağının dışında bir bayrağa bırakın bağlılık göstermeyi, sempati göstermek bile vatana ihanettir. İnsanları kendi varlıklarını temsil eden dışında bir şeye irtibatlandırmak, o insanları insanlıktan çıkarır.
İsmet Özel
Türkiye'de hangi siyasi, ideolojik, fikrî kamptan olursanız olun temel fikir budur: "Uzak yerin somunu büyük olur."
İslâmcı, Turancı, Batıcı, Sağcı-Solcu fark etmez. Herkes kıymetli olanın uzakta olduğuna inanır. Kendimizi merkeze alma fikri hiç birine makul gelmez.
Kim demiş eğitim sistemimizin bir amacı yok diye. Dünya sisteminden müstakil (İstiklâl) değil, o belli. Ama dünya sistemine tam olarak intibak da değil; dünya sistemine uşaklık.
Bence eğitim üç türlü yapılabilir;
- İntibak İçin Eğitim: Dünyada yürürlükte olan mekanizmaya, sisteme intibak etmek için bir eğitim yaparız. Biz geri kalmayacağız; hiçbir şeyimiz eksik olmayacak, intibak edeceğiz. Başka bir ülkede olan şey Türkiye'de de olacak gibi bir şey.
- Hizmet İçin Eğitim: Bu mekanizmanın işleyişini kolaylaştıracak bir eğitim yapabiliriz. Birincisinde Türkiye'nin dünyanın bir parçası olması esas alınarak eğitim düzenlenmişse, ikincisinde yani hizmet için eğitimde de dünyanın alt kademe bir parçası olmasını göz önüne alarak bir eğitim yapılabilir. Türkiye'de işleyen sistem dünya sisteminin bir parçasıdır ve bu parçanın işlemesi gereğini yerine getirmek üzere bir eğitim yapılabilir.
- İstiklâl İçin Eğitim: Ne demek istiklali gözeterek yapılan bir eğitim? Bu siyasi olmaktan ziyade sosyal bir vaka; yani bir toplumda danışılacak insanların bulunması meselesidir. Hizmet için yapılan eğitimde danışılacak insanlar ancak belli bir yerdedir Üçüncüsünde (istiklal eğitiminde) ise danışılacak insanlar buradadır.
Eğer Ohio Üniversitesi'nde Türk milli eğitiminin nasıl olacağı konusunda bir karar alınacaksa, bu karar ancak iki ana prensibe sahip olabilir:
- Türkiye'nin asla dünya ölçüsünde tehlike arz edecek bir ülke olmaması için alınan eğitim kararlarıdır.
- Türkiye'nin dünya ölçüsünde işleyen mekanizmayı gıcırdatmadan çalıştıracak bir yere oturmasını temin gayesini güder.
İsmet Özel
Kriz ve felaketler milletçe bir tövbe ve silkinme fırsatı olarak görülmüyor. Eğitim sisteminin ilim, irfan ve terbiye için ıslahı yerine, "nasıl yapar da bazı güvenlik şirketlerinin para kazanması için bunu bir fırsata dönüştürürüz?" diye düşünüyorlardır. Her okula X-ray meselâ.
Sistem, Türkiye aleyhine olan kararları çabucak ve partilerin mutabakatıyla veya mutabakatsız hızlıca aldırır.
Kararların geri alınması ise hemen hemen imkansız gibidir.
Ara sıra da gaz almak için bu tür haberler yaparlar.
Çocuklar, gençler 30 senedir aylaklığa mahkum.
Satılmış ismi, eski Türklerde çocuk ölümlerine neden olduğuna inanılan kötü ruhları manipüle etmeyi amaçlayan inanışa dayalıdır. Aileler çocuklarını sembolik olarak başka birine “satılmış” gibi gösterir ve böylece kötü ruhları kandıracağına inanırdı.
Çocuklar bazen başka ailelere geçici olarak verilirdi. Bazen sözleşme yapılırdı. Dursun da "yaşasın" anlamında bu eski gelenekten kalma isimdir.
Bu eski şaman geleneği bugün hala Satılmış ismi ile Anadolu'da yaşıyor.
Türkiye'de İslâmcılar ikiye ayrılıyor:
1- Türkiye düşmanı bir İslâm icat etmek isteyenlerin elemanları.
2- Sistemin hoşgörüsüne mazhar olmuş bir İslam'ı kazançmış gibi gösterenler.
Türkiye'ye hayat ve kimlik veren bir değer olarak İslâm'dan bahseden sadece İsmet Özel var.
- Türkiye için "norm" ve normal olan nedir?
Türkiye'de tarih itibariyle "normal" vardır.
Türklük, Sünnîlik ve Hanefilikle kenetli bir şeydir.
(İsmet Özel)
Türk'süz, Türkçesiz, şiirsiz, edebiyatsız, tarihsiz, vatansız Müslümanlığınız kimin siparişi? Yunus'a, Akif'e sırt çevirerek daha kallavi Müslüman gençler yetiştiririz diyorsanız yolunuz açık olsun.
90 yıl önceki olaydan bugüne rıza devşirtiyor. "
"Çok şükür bugünlere erdik be ya!...
CHP elinde olaydık ne yapardık?"
Peki bugün 15-25 yaş aralığındaki gençlerde ezan okumayı bilenlerle sanal kumar-bahis oynayanların oranı karşılaştırıldığında acaba hangisi daha fazla?
Ezan korkusu Kırşehir Kaman'da biri Arapça tekbir getirdiği yani Allah dediği için İçişleri Bakan Vekili Celal Bayar ortalığı ayağa kaldırmış. CHP Genel Sekreteri Recep Peker'e yazmış.
"Tanrı uludur" yerine "Allahu ekber" diyen yani Arapça tekbir getiren Yusuf oğlu Hüseyin'in kıskıvrak yakalanıp adalete teslim edildiğini müjdelemiş.
Allah demek suçtu deyince kızıyorlar.
İslâmsız bir milliyet inşaası kimlerin işine geliyor?
"Müslüman değilim Türk'üm" diyebilmek Türkiye'de etnik kimliğini gizleme gereği duyan hangi kesimin işini kolaylaştırıyor?
Tabii ki Yahudilerin.
- Müslüman değil misin?
- Hayır ben Türk'üm!
Türk bilir ki; bahar sadece doğanın uyanışı değil, aynı zamanda Türk’ün de yeniden şahlanışıdır! 🇹🇷
Demir dağları eritip Ergenekon’dan çıkan iradeyle, Börteçine’nin izinde tarihe yürümeye devam edeceğiz.
Türk’ün Bayramı Nevruz kutlu olsun.
İyi ki 28 Şubat sona erdi! Aksi takdirde;
- Çocuklarımızın önemli bir bölümü uyuşturucu bağımlısı olur,
- Bankalar bütün ödeme yollarını işgal eder,
- Kızlarımız anne-eş olmak istemiyor olurdu.
- Dolandırıcılık yaygın meslek olur, cezaevleri dolup taşardı.
-...
Prof. Dr. Mim Kemal Öke: "Çevik Bir, kanlı bir darbe yapmak istiyordu. Bu laflar Süleyman Bey'e geldi. Çankaya'da Karadayı ve Erbakan bir araya geldi. Demirel planını anlattı. 28 Şubat'ta Demirel'in müdahalesi olmasaydı, Türkiye çok farklı bir yere gidebilirdi."
Tamamı YouTube Kanalımda!
@profmimkemaloke
Yahudileri "ifşa" ederek onları bir cemaat dayanışmasına mı zorluyordu? İşlerin artık gizli kapaklı değil, göstere göstere, açık-seçik yapılması gerektiğini mi söylemek istiyordu?
------
"Evet, muhtemelen ben de İbraniyim." Yalçın Küçük
https://t.co/zOYI28SSDY.