SICAĞI SICAĞINA...
(Sözcü TV'deki Kılıçdaroğlu mülakatı)
🔴 Sayın Kılıçdaroğlu'nun hiçbir yanıtı beni tatmin etmedi.
🔴 Aradan bunca zaman geçmesine rağmen, Türkiye tarihinin en büyük ve en önemli siyasi davaları olan İBB Davası ve hatta Merdan Yanardağ'ın yargılandığı "Casusluk Davası" iddianamelerini (en azından tamamen) okumadığını söyleyerek ağır bir ayıba imza attı.
🔴 Sadece okumamış olması bile, kabul edilemez bir ayıp sayılır. Hele hele Merdan Yanardağ'ı savunmak adına tek bir kelime bile etmemesi, tarihi bir ayıptır. Vicdana sığmaz bir vefasızlıktır.
🔴 İBB Davası sanıklarından emniyette ağır ve aşağılayıcı işkence gören kadına sahip çıkma şansı tanındığı halde, o toptan bile "kaçtı"
🔴 İnsanların "hüküm giyene kadar suçlu sayılamayacağı" ilkesini, yani masumiyet karinesini tamamen yok sayan sözleri, kendisi adına tarihi bir talihsizliktir.
🔴 Kurultay'ın toplanması ile ilgili yine "top çevirerek" herkesi aptal yerine koymuştur. "Yargıtay'a yapılar başvurular çekilirse (kendileri de başvurarak tedbirin kaldırılmasını isterse) kurultayın yapılabileceğini" söyledi. Ama bu konuda söz verip kendisini bağlamadı. "Arkadaşlar bakarlar, incelerler" diye lafı dolandırdı.
🔴 Erdoğan'ı bugüne kadar en ağır ve en çok ben eleştirdim" demesine rağmen, bu mülakat boyunca hiçbir somut ve belirgin eleştiride bulunmadı. Rejime, rejimin vicdansızlıklarına, sömürü ve baskılarına özellikle yargıya utanmazca müdahalesine, medyaya dönük tavrına yönelik tek bir kelime etmedi.
Fatih Altaylı:
Gurbetçiler Türkiye’de oy kullanmak istiyorsa yıllık vergi vermeli.Vergi vermezsin, çifte vatandaşsın,€ kazanıyorsun,yılda 10 gün bir Alman kadar vakit geçiriyorsun sonra gelip Türkiye’nin kaderiyle ilgili karar veriyorsun senin ne haddine.?
Gün gelir.
Çivisi çıkar dünyanın.
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur.
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner.
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet için,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır.
‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur.
Şâha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur.
Jennifer Welch, dün gece bir GLAAD Ödülü kazandıktan sonra:
“Göğsümün tamamıyla bir şey söylemek istiyorum...Kahrolsun israil! Kahrolsun Donald Trump! Yaşasın özgür Filistin!”
A young lady with an ancient soul. The moment she starts singing she goes to another place, just look at her eyes. Magnificent.
🌷 Amira Willighagen - O Mio Babbino Caro - André Rieu (Love in Venice) Maastricht - 2014
24 ÇİFT BEYAZ LASTİK AYAKKABI
Samsun'da spor malzemeleri satan bir mağazadan içeri giren 24 genç insan, 24 çift beyaz renkli lastik ayakkabı satın alırlar. Kente otobüsle, sabah 08:30'da gelmiş olmalarına rağmen, aynı gün yürüyerek, ayrılırlar
Samsun'dan, ayakkabıları gibi yüreklerinde taşıdıkları bembeyaz umutlarla..
Ankara yolunda yürüyen kafilenin en önünde ay yıldızlı bayrak taşınırken, arkasındaki pankartta şunlar yazılıdır
“Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü"
Gençler, 20 Ekim 1968 günü başlattıkları yürüyüş gerekçesini şöyle açıklarlar
”Biz Mustafa Kemal gençliği olarak, Türkiye'nin istiklalinin zedelendiğini, elden gittiğini görüyoruz. Onun için atılması gereken devrimci adımın 'İstiklali tam Türkiye' için olacağına, gerçekleştirilmesi gereken ilk amacın 'Tam Bağımsız Türkiye' olduğuna inanıyoruz."
Akşama doğru, yürüyüşün 20. kilometresinde polis tarafından durdurulurlar.
Ertesi gün, izinsiz gösteri ve yürüyüş yapmaktan gözaltına alınan gençler mahkemeye çıkarılır. Duruşma esnasında aralarından biri, "Burada yargılanan biz değil, Gazi Mustafa Kemal'dir" deyince, yargıç oturduğu kürsüden, hepsinin yüreklerine su serpen ve ülkede "Bağımsızlık" rüzgarının engellenemediğini dile getiren şu karşılığı verir :
“Burada bütün hakimlik sıfatımı ve titrimi bir kenara bırakarak şunu belirtmek isterim ki, Türkiye'de hiçbir mahkemenin Atatürk'ü yargılamaya gücü ve yetkisi yoktur."
1 Kasım 1968'de serbest bırakılan gençler, yürüyüşlerini Ankara'ya doğru, türküler ve marşlar eşliğinde sürdürürler. Yürüyüş esnasında tutulan günlükte, en büyük destekçileri olarak öğretmenleri gördüklerini yazarlar :
Yolda, uğradığımız her yerde öğretmenlerden büyük ilgi gördük. Bu yürüyüş karşısında, Türk öğretmenlerinin ve aydınlarının tutumu milliyetçi nitelikteydi. Hareketin başarıya ulaşması için ellerinden gelen fedakarlığı gösterdiler. Atatürkçü ve laik Türkiye Cumhuriyeti'nin en etkin kuvveti olan öğretmen tabakasının, Türkiye'deki ilerici güçler arasında önemli bir yeri vardır. Bu niteliğiyle öğretmenler, memleketimizde bazı çıkarcı çevrelerle sık sık çatışmak zorunda kalırlar. Zira asla karşı devrimden yana değildirler. Sonuna kadar laik, demokratik, bağımsız Türkiye mücadelesinin içindedirler."
3 Kasım günü Alaca'ya ulaşan gençler, kasabaya dikilecek Atatürk heykeline karşı gösteri yapanların tehdidine aldırmadan, büstün dikileceği yere taş taşırlar..
7 Kasım günü Aşık Nesimi çıkar karşılarına ve sazıyla onlara deyişler okur..
Yürüyüş boyunca katılanlarla sayıları üç yüze ulaşan gençlerin Ankara'ya 10 Kasım günü girip, Anıtkabir'de saygı duruşu yapmaları istenmez. Amaçları olay çıkarmak olmayan gençler dağılırlar ve 10 Kasım günü, ikişerli üçerli gruplar halinde gelerek Anıtkabir'de toplanırlar. 10 Kasım 1968'de ziyaretçi defterine şunlar yazılır
”Amerikan emperyalizmine karşı ikinci milli kurtuluş savaşımız yok edilemez. Onu yok etmek için bütün Türk milletini yok etmek gerekir. İmza : Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşçüleri."
O gençlerden biri olan Deniz Gezmiş'i, 6 Mayıs 1972 günü, saat 01:25'de, Ankara Ulucanlar Cezaevi'nin avlusunda asarlar..
Darağacına çıkmadan önce görevliye şöyle seslenir :
Postallarımın bağlarını bile bağlamaya vakit bırakmadan beni apar topar buraya getirdiler. Postallar bu haliyle sehpada ayağımdan düşecek. Düşmelerini istemiyorum. Onları bağla da düşmesinler."
Görevli, Deniz Gezmiş'in hayattaki son isteğini yerine getirir ve önünde eğilerek postallarının bağcıklarını bağlar.
Deniz Gezmiş, birkaç dakika sonra "Bağımsızlık" tutkunlarının yüreğinde dünya döndükçe sürecek olan büyük yürüyüşüne hazırdır !..
Deniz Gezmiş'den sonra aynı darağacında Yusuf Aslan katledilir. Sırada Hüseyin İnan vardır. Düşünce suçlusu genç adam, asılmadan önce avukatı Halit Çelenk'den, yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesiyle şu ricada bulunur :
“Babam yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görünce, oğlumun doğru dürüst bir ayakkabısı yokmuş diye üzülecek. Ayakkabımı bile giyemeden beni apar topar buraya getirdiler. Babama söyleyin, ayakkabım yoktur diye üzülmesin. Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun."
Üç gencin ölüm infaz tutanağındaki son nokta şöyledir :
“Cesetler bilahare Ankara Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü'ne teslim edildi."
İnfazın olduğu gün, Ankara Kızılay Meydanı'nda öğleye doğru bir genç kız, iki polis tarafından yakalanarak mahkemeye çıkarılır. Genç kızın suçu, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın mezarlarına yapacağı ziyaret için kır çiçekleri satın almaktır !..
Yine aynı gün, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nden bir genç kız tutuklanır. Suçu, asılanlar için ağlamak, arkalarından gözyaşı dökmektir..
Birileri korkuyordu.. Çünkü biliyorlardı ki tarih, kendi hayatlarının sonu için geçerli olacak "ceset" tanımına asla o üç devrimciyi sığdıramayacaktır...
Sunay Akın Bir Çift Ayakkabı,
“Torero”
🐂❤️🩹
Durante una tensa corrida, el matador Álvaro Muñoz se detuvo de repente. Miró al toro a los ojos y, en vez de miedo, sintió una profunda tristeza y compasión.
“Este toro no está enfadado… solo es inocente y quiere vivir”, pensó.
Dejó caer la espada, abandonó la plaza y nunca más toreó.
Su historia dio la vuelta al mundo como símbolo de respeto animal. 🕊️✨
#Compasión #RespetoAnimal
ESRA IŞIK'IN CEZAEVİNDE NE İŞİ VAR
ESRA IŞIK'IN CEZAEVİNDE NE İŞİ VAR
ESRA IŞIK'IN CEZAEVİNDE NE İŞİ VAR
ESRA IŞIK'IN CEZAEVİNDE NE İŞİ VAR
ESRA IŞIK'IN CEZAEVİNDE NE İŞİ VAR
ESRA IŞIK'IN CEZAEVİNDE NE İŞİ VAR
ESRA IŞIK'IN CEZAEVİNDE NE İŞİ VAR
#EsraIşıkSerbestBırakılsın DERHAL
Fransızlar, İncil’i ne zaman Fransızca okuyabildi, bilir misiniz?
Ya İngilizler? Ya Almanlar? İncil Latince idi. Başka bir dile çevrilmesine Vatikan izin vermiyordu.
I. Fransuva (François), Fransa kralı emir verdi. Sorbonne Üniversitesi karşı çıktı. Kral aldırmadı. İncil Fransızcaya çevrildi.
Yıl 1530’lar. İngiltere’de VIII. Henri kraldı. O da İncil’in İngilizceye çevrilmesini buyurdu. Çevrildi.
Yıl 1530’lar. İncil’in Almancaya çevrilmesi Martin Luther tarafından gerçekleştirilmiştir.
Yıl 1530’lar. Bu yıllardan sonra bu ülkelerin insanları kutsal kitaplarının ne dediğini okuyup anlamışlardır. Buna karşı çıkan Vatikan ve ruhban sınıfı da eski güçlerini kaybetmişlerdir.
Peki Türkler? Arapça okunan Kuran’ı anlamadan dinleyip ağlayan, hislenen ama ne dediğini bilmediği için imamın her dediğini doğru sanan Türkler?
Kuran Türkçeye ne zaman çevrildi?
Kuran Türkçeye Atatürk’ün önerisiyle 1929’da çevrildi. Atatürk’ün önerisi, Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla çeviri işi yapılmıştır.
Avrupa’dan 400 yıl sonra Türkler, kendi dillerinde kutsal kitaplarının ne dediğini okuyup anlamaya başladılar.
400 yıl sonra. Anlaşılıyor mu efendiler?
Anlaşılıyor mu, din adına her türlü sahtekârlığı yapıp halkı kandıran bezirgânlar?
Anlaşılıyor mu Atatürk’ü ordan burdan çekiştirenler. Atatürk’ü yenemiyorsunuz efendiler. Yattığı yerden sizi yeniyor. Vesselam...
— Erdal Atabek
Mustafa Keser, bir konserinde "Yahudi ile Kayserilinin farkı mı var oğlum? Yahudi de hesap kitap bilir, Kayserili de hesap kitap bilir manasında, yanlış anlaşılmasın" diyerek bir fıkra anlattı.
Keser'in anlattığı fıkra: "Kayseri'de bir gayrimüslim kardeşimiz İslam'a geçmeye karar vermiş. İslam'ın şartlarını araştırıyor oradan buradan. Bir dükkana girip 'Ben İslam'a geçeceğim de bu İslam'ın şartı kaçtır bana bir söyler misin' diyor. Kayserili düşünüyor düşünüyor, 'sekiz' diyor. Yahudi 'Beş olmasın sakın' deyince Kayserili 'O bize gelişi' diyor..."
Bu görüntülerin sosyal medyada yayılması üzerine AKP'li ve MHP'li milletvekilleri Mustafa Keser'i sosyal medyada hedef aldı.
Keser'in 15 Mayıs'ta Kayseri'de vereceği konser iptal edildi.
Keser ise geri adım atmadı ve milletvekillerine, "Hiç alakası yokken konuyu getirip dini değerlere dayandıracak kadar akıl yoksunu, okuduğunu veya dinlediğini anlamayan espri fakiri bir insanın benim için Meclis'te hizmet veriyor olmasından da üzüntü ve endişe duydum. Bu kafayla mı memlekete hizmet verecek?" diyerek cevap verdi.
Herkesin tüm iyi dilekleri gerçek olsun.
Benim dileğim; milletimiz ve ülkemizin geleceği içindir. Bu toprakların her köşesinde eşitliğin, adaletin, huzurun, bereketin ve barışın hakim olmasını diliyorum.
Baharlar kalıcı olsun. Umut memleketimizden, sevinç yüreklerimizden eksik olmasın.
Hıdırellez kutlu olsun.
📍İspanya dağı taşı zeytine boğdu,
📍Suudi Arabistan çölü zeytin denizine dönüştürüyor.
📍Çin Türkiye kadar çölü tarım alanına çeviriyor.
🇹🇷Türkiye bir avuç kömür için ülkesini çöle çeviriyor.(Maden)
⚠️ Tutuklu gazeteci İsmail Arı, cezaevinden seslendi:
👉🏻 “Sayısız çarka çomak soktuğum için cezaevindeyim.”
• Cezaevinde dikkatimi çeken bir konu, AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’ün Giresun’daki madenine, daha doğrusu çevre katliamına karşı yapılan eylemler.
• Alagöz’ün maden şirketinin kaçak kimyasal atık havuzları yaptığını defalarca haberleştirdim.
• Harşit Vadisi ile su kaynaklarını zehirlediklerini ve karşılığında çok komik, yani üç kuruş para cezaları kesildiğini defalarca yazdım. Çomak soktuğum çarklardan biri de budur.
• 15 Nisan’da Sözcü gazetesinde İBB davasına dair bir haber dikkatimi çekti. Tutuklu KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, İBB davasında konuşup “AKP döneminde AKP’li eski ve yeni bakanlara KİPTAŞ’tan kurasız ev verildiğini” anlatmış.
• Bir de iktidar partisi milletvekillerine tabii. Çomak soktuğum çarklardan biri de bu. Geçmiş haberlerime bakın, isim isim ‘kelepir’ daire alan AKP’lileri yazdım. Yeliz de almış Valinin yakınları da.
• Bu hak mı şimdi? Vatandaş bir daire alabilmek için yıllarca çalışıp para biriktirirken bir avuç insan kapış kapış ucuza daire kapatmıştı. Çünkü onlar ayrıcalıklı, çünkü onlar AKP’li!
• Yine 15 Nisan’da gazetem BirGün’de, Gülistan Doku ile ilgili haberde şüpheli şekilde hayatını kaybeden Nadira Kadirova’nın fotoğrafını gördüm. Nadira Kadirova, eski AKP Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
• Yaklaşık üç yıl boyunca sayısız haber yaptım ama Kadirova’nın şüpheli ölümü aydınlatılmadı.
Ezcümle; gazetecilik kamuoyu adına gözetim ve denetim yapmaktır. Aynı zamanda sayısız çarka çomak sokmaktır. İşte ben bu yüzden cezaevindeyim.
Nafiz Deniz Seçer, köy köy gezerek gönüllü olarak zeytin fidanı dikiyor 🌱
13 yıl içinde Türkiye'nin dört bir yanındaki atıl arazilere on binlerce fidan dikti, yüz binlerce tohumu toprakla buluşturdu. 🌱
Hedefleri 1 milyon zeytin ağacı 🌿
“Ben dağlardayım, ellerim toprakta... Sen de bir fidan sahiplenerek ya da bu mücadeleyi çevrene yayarak yanımda olabilirsin. Hatta sadece burada paylaşmakla kalma; komşuna anlat, iş yerindeki arkadaşlarına söyle, arkadaşlarını etiketle…bu topraklara nasıl can verdiğimizi herkese duyur!”
Nafiz Deniz Seçer
emeğine yüreğine sağlık 🙏