BREAKING: @aiogura79 withdraws from the #AragonGP due to a left-hand injury while training, @lorysava32 steps in as his replacement 🚨
Get well soon, Ai! ❤️🩹
#MotoGP
Herkes ABD'nin borcunu konuşuyor. Asıl hikaye 13 yıldır Japonya'da yaşanıyor.
Dünyanın en borçlu gelişmiş ülkesi ABD değil.
Japonya'nın borcu milli gelirinin %215'i.
Herkes 30 yıldır bu ülkenin batmasını bekliyor.
Batmadı.
Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedel hiç konuşulmadı.
Nasıl batmadığını anlarsanız, ABD'nin bu hafta girdiği yolun sonunu da görürsünüz.
Size o hikayeyi göstereceğim.
Bu batış beklentisine yıllardır pozisyon açılıyor ve pozisyonun bir adı bile var.
Japon devlet tahvilini açığa satmak, yani Japonya'nın batışına oynamak, piyasada dul bırakan işlem olarak anılıyor.
Çünkü bu pozisyonu açanlar arasında dünyanın en zeki fon yöneticileri de vardı ve hepsi kaybetti.
Peki Japonya neden bir türlü batmıyor?
Çünkü hepsi yanlış felaketi bekledi.
Japonya'nın tahviline yeterli alıcı kalmayınca devreye merkez bankası girdi ve yıllar içinde devlet tahvillerinin yarısından fazlası onun kasasına geçti.
2016'da ise iş resmileşti ve faize tavan kondu. Merkez bankası, 10 yıllık faizin belli bir çizginin üzerine çıkmasına izin vermedi.
Bu araç da Japonya'nın icadı değil.
1942'de ABD kendi faizine %2.5 tavan koymuş ve savaş borcunu o yolla eritmişti.
74 yıl sonra aynı araç bu kez Japonya'da kullanıldı ve sonuç değişmedi. Beklenen kriz hiç gelmedi. Bedel ise 13 yıl boyunca taksit taksit ödendi.
O taksitlerin kaydını Ray Dalio yeni makalesinde yayımladı.
2013'ten beri Japon tahvili tutanlar dolara karşı %51, altına karşı %76 kaybetti. Japon işçisinin ücreti aynı dönemde ABD'li işçiye göre %55 geriledi.
Yen 40 yılın en düşük seviyesini gördü.
Japonya batmadı. Japonlar sessizce fakirleşti.
Dul bırakan işlemin sırrı da bu.
Batışa oynayanlar kaybetti, çünkü bu yolun sonunda çöküş yok, halkın adım adım fakirleşmesi var.
Şimdi ABD'ye dönelim, çünkü aynı hikaye bu kez orada başlıyor.
ABD'nin borcu 40 trilyon doları aşmış durumda ve uzun vadeli tahvile alıcı azalıyor.
Yalnız bir fark var.
Japonya'da faizi bastıran el merkez bankasıydı. ABD'de bu işi Hazine üstlendi.
Hazine bu hafta uzun vadeli tahvilleri geri alma kararını açıkladı ve 30 yıllık faiz aynı gün %5.33'ten %5.19'a indi.
Ortada bir Fed kararı bile yoktu, hamle tamamen Hazine'nindi.
Üstelik bu seferki yöntem daha sessiz.
Geri alım parası kısa vadeli borçla bulunuyor, yani borç uzun vadeden kısa vadeye kayıyor.
O kısa vadeli tahvillerin en hızlı büyüyen alıcısı ise stablecoin şirketleri.
Yasa gereği topladıkları her doları bu tahvillere yatırmak zorundalar.
Sistem kendi kendini besliyor.
Uzun vadeli faiz düştükçe para riskli varlıklara yöneliyor ve kripto yükseliyor.
Bu haftaki yükselişin zemininde de bu var.
Kripto büyüdükçe stablecoin arzı artıyor ve toplanan dolarlar yeniden kısa vadeli tahvile akıyor.
Uzun vade kısaya, kısa vade kriptoya, kripto yeniden kısaya akıyor.
Japonya'nın tahvilini merkez bankası almıştı.
ABD'nin tahvilini ise telefonunda stablecoin tutan sıradan insanlar alıyor.
Trump'ın Bitcoin'i neden bu kadar istediği de bu tabloda netleşiyor.
ABD, Bitcoin için devlet rezervi kurdu ve Trump yeni alımlar yapmak istediklerini söylüyor.
Sebebi hayranlık değil, çift taraflı bir hesap.
Hesabın bir tarafı borç.
Kriptoya giren para stablecoin üzerinden ABD'ye borç olarak dönüyor.
Öbür tarafı ise Japonya'dan tanıdık.
Para eridiğinde değer ortadan kalkmıyor, adres değiştiriyor.
Yeni adres de hep arzı artırılamayan varlıklar oluyor. Çin bu yüzden yıllardır altın topluyor.
ABD ise aynı korumayı Bitcoin'le kuruyor.
Yani ABD masaya iki taraftan oturuyor.
Bir eliyle borcunu eritecek düzeni işletiyor, öbür eliyle de paranın kaçacağı varlığı şimdiden topluyor.
Peki bu yol ABD'yi nereye götürüyor?
Bugün iki ülke aynı yolda ters yönde yürüyor.
Japonya 13 yıl sonra çıkışı arıyor.
10 yıllık faizi bu ay %2.9 ile 1996'dan beri en yüksek seviyeyi gördü. Merkez bankasının eylülde yeni bir artışa gitmesi konuşuluyor.
ABD ise yolun daha girişinde.
Elbette ABD'nin sonu Japonya'yla aynı olmak zorunda değil.
Ama Japonya'nın 13 yılı geriye tek ders bıraktı.
Bu hikayede izlenecek şey çöküş değil, erimedir. Erimenin faturası önce paraya, sonunda da o parayı tutan herkese kesilir.
Son sözü bir asır öncesinin ünlü iktisatçısına bırakıyorum.
Keynes 1919'da, devletlerin enflasyon yoluyla vatandaşlarının servetinin önemli bir bölümüne el koyabileceğini yazmıştı.
Japonya'nın 13 yılı, bu cümlenin en taze kanıtı.
Bu benim kişisel analizim.
Gelişmeleri izliyorum. Sizi bilgilendireceğim.
ABD'de 3 olay aynı haftaya denk geldi. Ray Dalio dün bir uyarı yayınladı.
Uyarıyı anlamak için önce o 3 olaya bakmak gerekiyor.
1. 30 yıllık ABD tahvil faizi %5.33 ile 19 yılın zirvesini gördü.
2. Japonya, elindeki ABD tahvillerinin bir bölümünü satıp parayı ülkesine çekti.
3. ABD Hazinesi kendi tahvillerini geri almaya başladı.
Herkes bu 3 haberi ayrı ayrı okudu.
Ray Dalio ise dün yayınladığı makalede 3'ünü tek bir sürecin parçaları olarak anlattı ve yatırımcıları uyardı.
Size o hikayeyi ve uyarının ne olduğunu göstereceğim.
Ray Dalio tarihteki büyük borç krizlerini inceledi.
Ülkelerin nasıl battığını anlatan kitabında bunların 35'ini tek tek gösterdi.
Bu hafta ona sürekli aynı soru soruldu. ABD'de olanlar kitabındaki sürece uyuyor mu?
Cevabı evet oldu.
Kitabın anlattığı süreç 3 adımda ilerliyor.
Önce devletin borç ödemeleri gelirinden daha hızlı büyür ve bütçeyi sıkıştırmaya başlar.
Sonra alacaklılar rahatsız olur. Tahvilini satanlar ve borcu yenilemek istemeyenler çoğalır.
Son adımda devletin önünde 2 yol kalır.
Ya faizin yükselmesine izin verilir, faturayı piyasalar ve ekonomi öder.
Ya da para basılır, faturayı paranın değeri öder.
Dalio'ya göre 2 yolda da kaybeden değişmiyor. Tahvili tutan kaybediyor.
Şimdi bu adımları ABD'nin bugünkü tablosuyla karşılaştıralım.
Rakamların hepsi Dalio'nun makalesinden geliyor.
Devletin geliri 5.5 trilyon dolar, gideri 7.5 trilyon dolar. Aradaki 2 trilyonluk açık borçla kapatılacak.
Yıllık faiz ödemesi 1 trilyon dolar, yani gelirin yaklaşık %20'si.
Üstelik bu yıl vadesi gelen yaklaşık 10 trilyon dolarlık anapara da çevrilmek zorunda.
Faiz ve anapara birlikte 11 trilyon dolar ediyor, yani devletin gelirinin 2 katı.
Borcun hane başına düşen kısmı ise yaklaşık 240 bin dolar.
Şimdi bu haftanın 3 olayına geri dönelim.
Faizin en çok uzun vadede yükselmesi, Dalio'ya göre talebin arza yetmediğinin işareti.
Japonya'nın satışı, en büyük alacaklının masadan kalkmaya başladığının işareti.
Hazine'nin kendi tahvilini alması ise en kritik olanı.
Alıcı azalınca devletin kendisinin alıcı olması, kitapta yolun sonuna doğru ortaya çıkan bir hamle.
Dalio buraya bir not da düşüyor. Hazine'nin bunu yapma kapasitesi sınırlı.
Makalede bir detay daha var.
Yolun bu noktasında devletler borçlanma vadelerini kısaltmaya başlar, çünkü uzun vadeye alıcı bulmak zorlaşır. ABD'nin bu hafta yaptığı tam olarak bu.
Uzun vadeli tahvilleri geri alıp yerine kısa vadeli borç koyuyor.
Dalio bu yolu tarihte 35 kez inceledi.
Rezerv para statüsünü kaybeden her para bu yoldan geçti.
Detaylar ülkeden ülkeye değişti ama sonunda hep aynı şey oldu.
Borç ya yeniden yapılandırıldı ya da paranın değeri düşürülerek eritildi.
Peki ABD için zaman var mı?
Dalio'ya göre var ama daralıyor.
Gidişat değişmezse krizin 3 yıl gibi bir sürede gelebileceğini, bunun 2 yıl erken ya da geç olabileceğini söylüyor.
Çıkışı da yazıyor.
Bütçe açığı milli gelirin %3'üne indirilirse risk ciddi biçimde azalır.
Bunun için harcamaları kısmanın, vergi gelirini artırmanın ve faizin zorlamayla değil kendiliğinden gerilemesinin birlikte gerçekleşmesi gerekiyor.
Yolun sonunda ne olduğunu merak edenler için Dalio bir örnek veriyor.
Japonya.
Japon devleti tahviline yeterli alıcı bulamayınca açığı yıllarca para basarak kapattı ve sonuç kayıtlı.
2013'ten beri Japon tahvili tutanlar dolara karşı %51, altına karşı %76 kaybetti. Japon işçisinin ücreti de aynı dönemde ABD'li işçiye göre %55 geriledi.
Dalio makaleyi yatırımcılara bir tavsiyeyle bitiriyor.
Borç varlıklarının ağırlığını azaltmayı, altına yer açmayı ve bir miktar Bitcoin bulundurmayı öneriyor.
Son sözü Dalio'nun makalesindeki cümleye bırakıyorum.
Para ve borç, serveti koruyabildiği sürece ayakta kalır.
Koruyamadığı gün önce değer kaybeder, sonra terk edilir.
Dalio çıkışın hâlâ mümkün olduğunu da yazıyor.
Önümüzdeki dönem hangi yolun seçildiğini gösterecek.