Nothing in my career ever came easy. Bad nights and disappointments are part of football, and I have learned to turn them into motivation and into trophies.
Trabzonspor is my club, and I am part of this project, body and soul. Last night will not change that.
I know expectations are high, and I truly believe we can and will deliver. “I came here to win” is not just a slogan to me.
Lütfen yazdıklarımı dikkatle okuyun. Belli ki bu konu hakkında daha çok yazacağım ama ne kadar yazmam gerekiyorsa, yine yazacağım.
Ben yaklaşık bir yıldır bir uluslararası ilişkiler uzmanı olarak Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan ve Mısır yakınlaşması üzerine yazıp çiziyorum. Hatta geçen gün imzalanan anlaşmanın yaklaşık 1 yıl önce imzalanacağını sizlere YouTube kanalımda duyurmuştum.
Sadece bir Müslüman olarak değil, bir uluslararası ilişkiler uzmanı olarak da Gazze'den Arakan'a Müslümanlar acı çekerken İslam dünyasının birleşmesinin bir zaruriyet olduğuna inanıyorum. O yüzden bu gelişmeleri büyük bir heyecan ve coşkuyla sizlerle paylaşıyorum.
Bundan aylar önce "Sünni ekseni birleşiyor" diye bir paylaşım yaptığımda, organize bir saldırıya maruz kaldım. Dün de "İslam dünyası uyanıyor" yazdığım için aynı kişisel saldırıya uğruyorum.
Gerek yayın gerek yazılarımla dünyanın dört bir köşesinden geniş bir kitleye ulaşabildiğim için, büyük çoğunluğu İslam düşmanı bu kişiler yıllardır hayatımla ilgili bir açık bulup beni itibarsızlaştırmaya ve yıpratmaya çalışıyorlar. Tek amaçları beni susturmak, yıldırmak. Fakat bir açık bulamadıkları için de türlü türlü yalanlar üretiyorlar.
Yıllar önce hiç tanımadığım bir hesap benim diplomamın sahte olduğunu yazdı, çizdi. Onu burada delilleriyle rezil ettim. Daha sonra Fetöcü bir hesap eşimin Katolik olduğunu ve kilisede evlendiğimiz yalanını yaydı. Devlet tarafından bu hesaba erişim engellendi.
Şimdi benzer şekilde hesapları daha önce defalarca erişime engellenmiş, gözaltına alınmış kişiler beni ve ailemi yine aynı yalanlarla hedef gösteriyorlar. Bakın bu çok ağır bir durum. Bu sadece kişisel değil, milli güvenlik sorunu. Bugün sabahtan beri ciddi bir saldırıya uğruyorum. Tamamı sahte, adsız sansız hesaplar bana çok ağır şeyler yazıyorlar. Aynı kişiler giderek devlete karşı da giderek örgütleniyorlar.
Kaldı ki hiç zorunda olmamama rağmen bu konuya geçmişte açıklık getirdim. Milyon görüntülenme alan bir yayınla sizlere içimi döktüm. Eşimin Katolik olmadığını, kilisede falan evlenmediğimizi, bunların tamamen Fetö uydurması olduğunu defalarca anlattım. Türkiye'nin tezlerini aktarmak için onunla katıldığımız bir yayını sizlere aktardım. Ben yaşadığım ortamlarda tanınan, resmi kurumlarda da çalışmış, hakkında güvenlik soruşturması yapılmış, adı sanı bilinen biriyim.
Onu da bıraktım, ben veya eşim Katolik de olabilirdik, bu ülkemizin kanunlarına göre bir suç değil. Hatta Katolik olup İslam dünyasının birleşmesi gerektiğini de savunabilirdik. Bugün dünyanın dört bir yanında Gazze için mücadele eden Katolikler var. Tanıdığım Fransız uzmanlardan bu fikri savunanlar var, onlarla röportaj bile yapabilirim.
Hadi bu iftiracı, haysiyet düşmanı kripto devlet düşmanı, firari ve Fetöcüleri geçtim, özelden gelip bana hâlâ "Öznur Hanım eşiniz Katolik diyorlar, doğru mu?" diye yazanlar var. Beni en çok da bu üzüyor.
Sosyal medyada aylardır bu Fetö çetesinin milli hesapları hedef aldığını, gece gündüz hesaplarını sp@mlayıp etkileşimlerini düşürdüklerini yazıp çiziyoruz. Emin olun bugün ben, yarın siz. Bugün aranızdan bir kişi dahi bu kişisel saldırıyı desteklerse, bilsin ki yarın kendisi de aynı durumu yaşayacaktır.
Yıllardır bütün sosyal medya mecralarında, Ekşi Sözlük'te hakkımda yazmadıkları yalan, atmadıkları iftira, etmedikleri hakaret kalmadı.
İçimin tek rahat olduğu nokta, bugün benimle uğraşanları bu devlet de millet de görüyor. Özgür Demirtaş yıllarca beni aktroll diye takipçilerine hedef gösterdi. Oğuzhan Uğur "Bu millete sizi unutturmayacağım" dedi. Daha onlar gibi niceleri neler yazdı, çizdi. Peki en sonunda ne oldu? Millet gerçekte kimin ne olduğunu keşfetti.
Siyasi ve dini kimliğim hakkında da bilgi vermek istiyorum. Uzun yıllardır Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı özellikle Türkiye'yi dünya sahnesinde eriştirdiği konum nedeniyle destekliyorum. Öte yandan herhangi bir parti veya kuruma üye değilim, çalışmalarımı tamamen bağımsız ve çıkarsız şekilde yürütüyorum. Benim bu yoldaki tek desteğim sizlersiniz.👇
Yapay zeka çağında asıl mesele,makinelerin ne kadar ilerleyeceği değil insanın,iradenin ve hakikatin yeni düzende nereye yerleştirileceğidir
Bu vesileyle rapor,medeniyetimizden ilhamla gücü hikmetle,kapasiteyi meşruiyetle ve teknolojiyi insan onuruyla birlikte düşünmeye çağırıyor
Doğu Karadeniz'de yayla göçü ✨
🏞️ Trabzon'un Tonya ilçesinde besicilerin renkli ip ve boncuktan yapılan başlıklarla süsledikleri büyükbaş hayvanlar, yaylalara yapılan göç yolculuğunda renkli görüntüler oluşturdu. 🐄
📸: AA
İran'daki olayları ve ülkemizden gelen tepkileri yorumluyorum.
Yayının tamamı: https://t.co/Mw7d5hCKg9
İran hakkındaki ilk yayınım: https://t.co/zyocZwSPDT
"Diziler ahlâkımızı bozuyo…"
"Netflix’in işi gücü yok Rüstem amcanın oğlunu gay, kızını OnlyFansçı yapacakmış…" geyikleri. Konuyu indirgedikleri, dalga geçtikleri seviye bu.
Kimsenin sizin bireysel ahlâkınızla ya da ahlâksızlığınızla ilgilendiği yok. Kadınların eskortlaştırılması, erkeklerin porno, uyuşturucu ve sanal bahis gibi bağımlılıklara düşmesi ahlâkî değil; ticari ve yapısal bir mesele. Ortada bir ahlâk bekçisi yok yani. Ortada eli kanlı neoliberal alacaklılar var.
Siz birey değil satılık bir verisiniz. İzledikleriniz, aradıklarınız, tıkladıklarınız; algoritmalar tarafından analiz ediliyor. Davranışsal psikoloji modelleroyle size yeni içerikler, ürünler, rol modeller olarak geri sunuluyor.
Ortada bir ahlâk tartışması falan yok. Ortada algı ve davranış mühendisliği var. Libidonuza, hormonel sisteminize, temel içgüdülerinize oynanıyor. Çünkü bağımlı, dürtüsel ve dağınık zihinler daha kolay sömürülüyor. Shoshana Zuboff "gözetim kapitalizmi" düzeni diyor buna.
Sosyal medyayı ve yapay zekâyla profesyonelleşmiş ileri veri-analiz sistemlerini geçelim hadi.
Yirmi yıl önce yalnızca bir televizyon dizisi olan Kurtlar Vadisi’nin bu ülkede erkeklik, güç ve şiddet nasıl şekillendirdiği ortada. Medya etkileri kuramı bunu diyor işte: Sürekli maruz kalınan şeyler gerçeklik algısını dönüştürür.
Benzer şekilde, Emine Bulut’un boğazı kesilerek katledildiği görüntülerin sosyal medyada dolaşıma sokulmasından bir sonraki ay kadın cinayetlerinde artış yaşandı.
Gelmiş hala bunlara rağmen dizilerin, sosyal medyanın algı gücünü küçümsüyorlar.
Bugün "5. kol faaliyeti" diye konuşulan şey, bunun veri temelli, küresel hali. Bunları, bunca şeyi tesadüf sanmak saflık falan değil; aptallık artık.
Kadınlar eskortlaşıyor/eskortlaştırılıyor demiştim.
Özellikle 10-15 senedir planlı ve sessiz bir şekilde tıkır tıkır işleyen algı ve istihbarat çalışması var. Son dönem medya sektöründe patlayan lağım da bunu apaçık ifşa etti.
Sosyal medya bunun için son derece işlevsel bir araç haline geldi. Önceleri influencerlık kisvesi altında ortaya çıkan eskort hesapları artık apaçık premium içerikler üreten sanal fuhuş uygulamalarına dönüştü.
Ve alenen sanal fuhuş içinde olan profillerin rol modelmiş gibi, altta alta güzellenen, yeni bir kadın varoluşu alternatifi diye cazip ve empatik bir hikâye sunumu içinde YouTube programlarına çıkartılması falan asla tesadüf değil.
Ve sayısız kadın hikayesi yokmuş gibi bir eskortun hikayesinin (dizinin bütün sahnelerinde değerlere alenen gönderme ve aşağılama var, Avrupa sinemasında olduğu gibi bir sanat filmi kendiliğindenliği de yok alenen propoganda dizisi)
Bütün bunları kendiliğinden gelişen süreçler diye okumak... Korkunç bir saflık.
Bugün biraz sizlere içimi dökmek istiyorum. İki dakikanızı ayırırıp beni okursanız çok mutlu olurum.
Biraz önce İsrail Somaliland'ı tanıyan ilk ülke oldu. Tanıma kararına Türkiye, Mısır ve Cibuti'den kınama geldi.
Olan biteni birçoğunuz anlamamış olabilirsiniz. Oysa ben olacakları tam 11 gün önce YouTube kanalımda duyurdum ve uzun uzun İsrail'in, Somali'de olağanüstü bir strateji izleyen Türkiye'yi Somaliland ile köşeye sıkıştırmaya hazırlandığını anlattım.
Tabii ki ben müneccim değilim. Peki bunu nasıl yapıyorum? Bu b��yük bir emeğin sonucu. Kanalımdaki yayınları hazırlarken ülkemiz için en önemli konuları seçiyorum. Bazen istihbari bilgi/uyarılar içerdiğini düşündüğüm yazıları tercüme edip her kelimesini analiz ediyorum. Buna Fransızca "décryptage" (derinlemesine inceleme, çözümleme) deniliyor. Yani ben bu içerikleri rastgele seçmiyorum ve okuduğum/özetlediğim metinler Türkiye açısından büyük anlam içeriyor. Yüzlerce bilgi arasından nokta atışı yapmayı amaçlıyorum. Bu da çok fazla zaman, enerji ve emek gerektiriyor. Ama ben yaptığım işi hakkıyla yapmak istiyorum.
Hatta bu işi o kadar önemsiyorum ki umarım devlet yetkililerimiz de yayınlarımı takip ediyordur çünkü meydana gelecek birçok hamleyi bu sayede haftalar öncesinden öngörebiliyorum. Kanalım artık bunlarla dolu.
Gel gör ki bugün vardığım noktada içeriklerim popülist olmadığı ve "hassas içerik" sayıldığı için hem yeterli değeri görmüyor hem de algoritma tarafından kısıtlanıyorum.
Bu da bende "acaba bunu gerçekten yapmalı mıyım?" tarzında bir soru işareti oluşturuyor, cesaretimi ve şevkimi kırıyor. Özellikle sosyal medyada son dönemde maruz kaldığım sistematik sansür artık çok ağır gelmeye başladı. Yazdığım, anlattığım hiçbir şey görünmüyor. Tam da istedikleri gibi görünmez, duyulmaz oldum!
Ülkemizde haftalardır bazı medya mensuplarının yatak odası ve uy*şt*rucu hikayelerini dinlerken kendince köşesinde bir şeyleri düzgün yapmak için çabalayan insanların da yeterince ilgi ve destek görmediklerine inanıyorum. Büyük ihtimalle skandal ve popülizm daha çok ilgi çekiyor.
Uzun lafın kısası İsrail'in Somaliland hamlesini neden şimdi yaptığını anlamak isterseniz Somali hakkındaki yayınımı seyredebilirsiniz.
Bunu yaptıktan sonra kanalıma abone olup beni cesaretlendirebilirsiniz.
İçinde bulunduğumuz sistem/düzenin doğru, dürüst, ilkeli, çalışkan insanları hiç olmadığı kadar dışladığını düşünüyorum. Gerçeği söyleyen, anlatan dokuz köyden kovuluyor. Bütün platformlar artık bomboş, saçma sapan içeriklerle dolu ve işin kötüsü içerikler saçmalaştıkça daha da rağbet görüyor.
Şu ana kadar yanımda duran herkese minnettarım. Durmayanları da beni desteklemeye davet ediyorum çünkü sevdiğim/eğitim aldığım işi sizler için her gün daha da iyi yapmak için
uyanıyorum.
Bir anda böyle içimi döktüğüm için özür diliyorum. Ama bir şeyleri düzgün yapıp bu kadar ağır sansüre maruz kalmak, devletimiz için faydalı olduğuna inandığım sesimi duyuramamak gerçekten de ağır geliyor. En büyük dileğim bu ülkenin bağımsız ve özgür bir sesi olarak sizler için faydalı olabilmek. Bu yolda benimle yürür müsünüz?
👉YouTube kanalıma abone olmak için: https://t.co/whMfcIX2y5
👉Somali hakkındaki yayınım:
https://t.co/nfq0nsr52i
ŞAFAKTA ALINMADIN, AYNADA YAKALANDIN.
Adı Damla'ydı. Ama kimse öyle çağırmadı. Çünkü Damla sakin çağrışım yapıyordu; akışkan, berrak, sessiz. O ise yanlış yazılmayı sevdi. Yanlış yazıldıkça görünür oluyordu. "Danla" dedi kendine. Yanlışın doğruya tercih edildiği bir çağda, bundan daha isabetli bir seçim olamazdı.
İlk paylaşımları zeki değildi; hızlıydı. Düşünülmemişti; refleksiydi. Ama alkış aldı. Alkış geldikçe cümleler kısaldı, kısaldıkça derinlik ortadan kayboldu. Derinliğe gerek yoktu zaten; algoritma yüzeyde yüzmeyi seviyordu. Danla da yüzdü. Hem de kulaç atmadan.
Tanınmak bir meslek haline gelince, çalışmak gereksizleşti. Bilmek yerini bilinir olmaya bıraktı. Üniversiteye gitti; çünkü gidememek ayıp sayılıyordu. Devlet üniversitesi olmadı. Olsaydı belki de uğraşmak gerekecekti. Oysa parayla girilen kapılarda zeka sorulmaz; kart geçer, kapı açılır. Zeka, story'de gerekiyordu; derste değil.
Para geldi. Para gelince her şey geldi zannetti. Işıklar, markalar, davetler… Ama ışık vurdukça gölge de büyür. Ne giyerse giysin, üzerinde hep bir eğreti durdu. Çünkü bazı çantalar pahalıdır ama taşınmayı sevmez. Taşıyanın eli titrer. Çin malı Hermes gibi: uzaktan parlıyor, yakından bağırıyor.
Para çoğaldıkça aynayla kavga başladı. Aynadaki silüetle bir türlü anlaşamadı. Önce burnu konuştu aynada; "bir tık daha kalksak mı" dedi. Sonra dudaklar söze girdi; "biraz dolgun, ama abartısız" dendi. Elmacık kemikleri yükseldi; yüz daha "net" oldu. Çene keskinleşti, kaşlar yer değiştirdi, bakışlar sertleşti. Göğüsler simetriyi öğrendi, bel inceldi, kalçalar "oran" kazandı. Beden, her operasyondan sonra daha çok benzemeye başladı; ama kime, belli değildi. Aynada gördüğü her yeni versiyon, bir öncekini küçümseyerek geldi. Her dikişle "eski hal" ayıplandı. Eski fotoğraflar silindi. Çünkü geçmiş, bugünün filtresine uymuyordu.
Ayna sonunda sustu. Ama karakter konuşmadı. Estetik, yüzü düzeltti; huyu yerinde saydı. Çünkü bıçak teni keser, alışkanlığı değil. Bandajlar açıldıkça yeni bir yüz çıktı; ama eski refleksler yerinden oynamadı. Like'lar arttı, özgüven sandığı şey kabardı. O kabarıklığın altında, değişmeyen bir boşluk kaldı.
Çevresi kalabalıklaştı. Hepsi "özgür"dü. Hepsi "rahat"tı. Hepsi "bir şey olmaz" diyordu. Kimse "olur" demedi. Çünkü "olur" demek sorumluluk ister. Sorumluluk da like düşürür. İrade ise kalabalıkta sessizleşir; özellikle herkes aynı kahkahayı atıyorsa.
Sonra kapı çaldı. Ne dramatik bir çöküş oldu ne de destansı bir kurtuluş. Kısa bir duraksama. Kısa bir yüzleşme. Daha çok da rahatsız edici bir ayna. Aynaya bakmak istemedi. Aynayla dalga geçmeyi seçti. Çünkü bugüne kadar her şeyle öyle baş etmişti.
Yasaklı madde kullandığı iddiasıyla gözaltına alındı. Ve çıktıktan sonra attı o cümleyi. En sona saklanan, final repliği gibi duran cümleyi.
"Devletim test istemiş, vermez miyiz… aaa neyse, şafakta alınmadık da demeyiz."
Kendince zekiceydi. Kendince cesurdu. Kendince sistemle alaydı. Oysa asıl alay edilen şey, neden o kapının çaldığıydı. Şafakta alınmamakla övünmek, sınıfta kalmayınca profesör olduğunu sanmak gibiydi. Mesele saat değildi; zilin niye çaldığıydı.
Devleti suçladı. Sistemi ima etti. Kötü şansı sevdi. Ama en çok da seçtiği çevrenin bedelini başkasına yazmayı sevdi. Çünkü iradeyle seçilen hayatların faturası ağırdır; mizahla hafifletmeye çalışılır.
Damla, yanlış yazılmayı bir kimlik sanmıştı. Danla olarak büyüdü; ama Damla olarak hiç durup bakmadı. Yüzünü defalarca yeniledi; karakteri güncellemedi. Sınıf atladığını düşündü, kültürün bavulunu taşımaya devam etti. Bavul pahalı değildi; alışkanlıklarla doluydu.
Günün sonunda kimse ona bir şey yapmadı. Asıl mesele buydu zaten. Bazı insanlar başına gelenleri "olay" zanneder. Oysa asıl olan, olayın neden hiç şaşırtıcı olmadığıdır.
Ve bazı cümleler vardır; mizah sanılır. Halbuki onlar, insanın kendi aynasına attığı taştır.
Modern tıp bir hata değil, bilinçli bir düzenin ürünü. 💊
Amaç seni iyileştirmek değil, sistemin bir parçası haline getirmek.
Tansiyon, şeker, kolesterol…
Hastalıklar tedavi edilmez, yönetilir.
İlaç bitmez, çünkü sistemin çarkı o ilaçlarla döner.
Gerçek şifa, bağımlılıkta değil; sebebe inmekte gizlidir.” 🌿
#DrDavutDal
#BöyleDeBiŞeyVar
#MyMecra
#ModernTıp
#Hastalık
#AlternatifTıp
#FonksiyonelTıp
#EliniCebineAt | #TSBlackCard
Şampiyon Başkanlarımızdan Sayın Ahmet Ağaoğlu 101 adet TS Black Card satın alarak kulübümüze 505 bin Euro'luk katkı sağlamıştır.
Teşekkürler Ahmet Ağaoğlu.
📌 Yaz Kur'an kursu talebesi Furkan Çiftçi, başarısından dolayı kazandığı bisikleti "Benim bisikletim var" diyerek, bisikleti olmayan arkadaşına hediye etti.
Şanlıurfalı Furkan'dan ve Kur'an-ı Kerim tedrisatında emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
❤️💙 Yeni sezon formalarımız yarın tüm TS Club’larda ve online mağazada!
🎥 Filmin devamı yeni sezon formalarımızda!
📲 Akıllı telefonunu dilediğin yeni sezon formasının armasına dokundur. Çıkan linke tıkla. NFC teknolojisi sayesinde efsane filmi formadan izleyenlerden biri olmanın ayrıcalığını yakala.
Sonrasında herkes izlesin diye, unutulmaz film Trabzonspor’un tüm resmi hesaplarında yayında!
Dünyanın ilk ve tek NFC teknolojili futbol takımı formaları Trabzonspor’da!
#FormaUnutmaz | @TSClub