Warren Buffett: “If you can detach yourself, temperamentally, from the crowd, you'll get very rich. You don't have to be very bright [either].”
“It doesn't take brains. It takes temperament.”
Bağırsak sağlığınızı nasıl düzeltebilirsiniz:
- Tohum yağlarını tamamen bırakın
- Her gün çiğ havuç tüketin (endotoksinleri bağlar, bağırsakları temizler)
- Aç karnına L-glutamin alın
- Yemeklerle birlikte su içmeyi bırakın, mide asidinizi seyreltir
- Kahvaltıdan önce suya elma sirkesi ekleyin
- Her gün kemik suyu veya jelatin tüketin
- Yatmadan önce 3-6 gr glisin alın
- Magnezyum yağı ile karnınıza masaj yapın
- Her gün kolostrum tüketin
- Her gün pişmiş mantar tüketin
- Her yemekten sonra 10 dakika yürüyün
- Yatmadan 3-4 saat önce yemek yemeyi bırakın
- Uyandıktan sonra 30 dakika içinde sabah güneş ışığı alın
- Savaş ya da kaç tepkisi sırasında sindirim düzgün olmaz
- Bağırsak sorunlarınız varsa uyandıktan sonra bir saat içinde yemek yiyin
Çoğu insan, çevrelerinin yarattığı semptomları ilaçlarla tedavi ediyor.
Çevreyi düzeltin.
إذا كنت تعاني من سلس البول أو ضعف التحكم بالمثانة،
فيه حل بسيط وفعّال
تمرين صيني مدته 3 دقائق يوميًا
يساعد على تحسين التحكم بالمثانة،
ومع الاستمرار ممكن تلاحظ فرق خلال أسبوع بإذن الله.
“Öyle ya da böyle acı çekeceksin.
Hangi acıyı istersin?
Ya kabul edilmek uğruna, kendini bastırmanın acısını yaşayacaksın, ya da kendin olup kabul edilmemenin acısını yaşayacaksın.”
Dr. Gabor Mate
"Paranın sana saglayacağı en büyük güç, ihtişamlı bir lüks değil; çıkarlarına ters düşen her masadan hiç tereddüt etmeden kalkıp gidebilme özgürlüğüdür."
— Niccolo Machiavelli
Çok iyi yazı! Neresini alıntılasam eksik kalır:
''Buradaki en kritik nokta, Göktaş’ın tüm bu süreci, başına gelebilecekleri ve sistemin vereceği refleksleri net bir şekilde öngörerek yönetmesidir. Karşımızda sadece sezgileriyle hareket eden bir komedyen değil; attığı her adımı, kurduğu her cümleyi ve bu cümlelerin yaratacağı politik sarsıntıyı baştan hesaplamış, son derece bilinçli sosyalist bir perspektif durmaktadır. Dolayısıyla onun performansı, anlık bir popüler kültür çıkışı değil; muktedirin kodlarını iyi okumuş ve olası bedelleri göze almış entelektüel bir politik eylemdir.
Göktaş, her türlü sansür ve otosansür iklimine rağmen, sözünü esirgemeyerek ve bunu yüksek bir entelektüel ama bir o kadar da samimi bir dille yaparak “cesareti sirayet ettirme” misyonunu üstlendi. Sivil itaatsizlik sadece sokakta barikat kurmakla olmaz; bazen mikrofon başında, herkesin düşündüğü ama yüksek sesle söylemeye çekindiği bir çelişkiyi, dünyanın en doğal şeyiymiş gibi telaffuz etmekle de olur. Bu dik duruş, izleyicide bir arınma yaratmanın ötesine geçer. “O söyleyebiliyorsa biz de düşünebiliriz; o gülebiliyorsa biz de korkmayabiliriz” duygusunu yayar.
Korku, insanı yalnızlaştırıp evcilleştiren bir zindan yaratırken paylaşılan cesaret toplumsallaştırır. Göktaş’ın tutumu, kamusal alandaki o sinsi korku duvarına indirilmiş neşeli ve bilinçli bir balyoz darbesidir.
Eşitliğe ve adalete inanan bir perspektif, sanatı hiçbir zaman sadece bir ajitasyon aracı olarak görmez. Aksine mizah, toplumsal reflekslerin, dayanışma ağlarının ve eleştirel aklın diri tutulduğu organik bir alandır. Göktaş’ın performansı, sıklıkla düştüğümüz o “aşırı ciddi, didaktik ve buyurgan” dil tuzağına da muazzam bir alternatif sunar. Halka ders veren değil; halkla birlikte muktedirlerin acizliğine ve o devrilen arabanın çaresizliğine gülen bir söylem, gerçek anlamda demokratik ve samimidir. Bu samimiyet, izleyici ile sanatçı arasında hiyerarşik olmayan, tamamen yatay bir yoldaşlık ilişkisi kurar.
Sonucu etkileyen tam da bu bilinçli tercih. Deniz Göktaş’ın gösterisi ve sonrasında yaşanan toplumsal dalgalanma, bize mizahın estetik bir lüks değil, hayati bir politik ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bergson’un katılıkları esneten toplumsal önerisi, Sanders’ın “arabayı deviren öküz”ü ve Bakhtin’in hiyerarşileri unufak eden “karnaval”ı birleştiğinde, en karanlık dönemlerde bile tünelin ucundaki ışığı görebilmemizi sağlar.
Bir kez o arabanın devrilebildiğini gören, kralın aslında çıplak ve gülünç olduğunu anlayan ve buna ortaklaşa gülen bir kitle, bir daha asla eskisi gibi uysallaştırılamaz. Deniz Göktaş’ın gösterisi, bu ülkenin kurak kamusal alanına bırakılmış neşeli, bilinçli ve eşitlikçi bir tohumdur ve o tohumun kamusal alana bıraktığı özgürleşme arzusu, her türlü baskı rejiminden çok daha kalıcı ve bulaşıcıdır.
'Araba devrilirken gülmek: Deniz Göktaş mizahı ve karnaval alanı'
Nesrin Karadağ,
4 Temmuz 2026
https://t.co/7UGJINqBCh