Yönetim konusunda ölümsüz bir ders…
İş ve ekonomi dünyasındaki sohbetlerimde kurumsallığın önemine dair sık sık verdiğim bir örneği burada da paylaşmak isterim.
Vaka, ilk dünya savaşı sayılabilecek Yedi Yıl Savaşları’nda (1756–1763) geçiyor. İngiltere-Prusya bloku, Fransa-Rusya-Avusturya koalisyonuyla savaşıyordu. Prusya ise kendisinden çok daha büyük güçlerin arasında hayatta kalmaya çalışıyordu.
1758’de Ruslar Doğu Prusya’yı işgal ederek batıya ilerlerken Avusturya güneyden baskı yapıyordu. Prusya Kralı Büyük Frederick, önce Rus ordusuna darbe indirip ardından Avusturyalılara dönmek istedi.
25 Ağustos 1758’de Zorndorf Savaşı başladı.
Frederick Rus ordusunun arkasına sarkmayı başardı. Ancak Ruslar hatlarını 180 derece çevirip, cephelerini yeniden düzenledi ve Prusya ordusu merkezi ağır baskı altına girdi. Kralın kalan tek kozu, General Friedrich Wilhelm von Seydlitz komutasındaki 5.000 seçkin süvariydi.
Frederick, Seydlitz’e Rus kanadına derhal taarruz etmesini emretti. Seydlitz emri uygulamadı. Rus piyadesinin hatları henüz bozulmamış, derhal kare düzenine geçerek süvari hücumunu karşılayabilecek durumdaydı. Bu dönemde piyadeler süvari hücumunu küçük kareler oluşturarak karşılarlardı. Süvariler karelere taarruz ettiğinde süngü duvarı ve yoğun tüfek ateşi ile karşılanırdı.
Büyük Frederick emrini yineledi. Seydlitz yine emri bekletti.
Öfkelenen kral, generale itaatsizliğinin bedelini savaş sonrasında başıyla ödeyebileceğini bildirdi. Seydlitz’in cevabı tarihe geçti: Krala söyleyin, savaş bittikten sonra başım onun emrindedir; fakat o zamana kadar onu hizmetinde kullanmama izin versin.
Ve taarruzu yine bekletti.
Rus piyadesi, Prusya merkeziyle tamamen angaje olduğunda Seydlitz süvarilerini taarruza kaldırdı. Rus piyadeleri meşhur “kare” savunma düzenini alamadan Prusya süvarileri üzerlerine çöktü.
Zorndorf kesin bir imha zaferi değildi. Ancak Rus ilerleyişi durmuş, Prusya ordusu çöküşten kurtulmuştu.
Burada 270 yıl sonra bile geçerli üç kurumsal yönetim prensibi var.
Otorite ile kişinin ayrışması: Seydlitz kralın otoritesini reddetmedi. Kendisine verilmiş komuta yetkisini kullandı. Kişiye değil, yanlış olduğunu düşündüğü karara direndi.
Yetki ile sorumluluğun birleşmesi: Seydlitz’in yaklaşımı basitti: “Kararı ben vereceğim, yanlışsa bedelini de ben ödeyeceğim.”
Bir yöneticiye sonuçtan dolayı sorumluluk veriyorsanız, karar alma yetkisini de vermeniz gerekir.
Uzmanlığın hiyerarşi karşısındaki değeri: Büyük Frederick Avrupa tarihinin en önemli askeri liderlerinden biriydi. Ama bu, süvari hücumunun doğru zamanlamasını Seydlitz’den daha iyi bildiği anlamına gelmiyordu.
En üstteki kişinin her şeyi en iyi bilmesi gerekmez. Ama kimin neyi kendisinden daha iyi bildiğini bilmesi gerekir.
Kurumsallık, astların emirleri sorgulamadan uygulaması değildir. Doğru insanları göreve getirmek, onlara gerçek bir yetki alanı bırakmak ve sonuçlarından sorumlu tutmaktır.
Bu ölümsüz dersi buraya not düştüm.
Burak Köylüoğlu
24 Temmuz 2026
@PnarDem1 Maalesef Minguzi cinayetinde sanıklara yasaya göre tavandan verilen cezalar ve cezanın infaz şekli (cezaevinde rahat koşullarda yatmaları) adaleti çok zedeledi.
Son yazım, adına bir dönem felsefe kulüpleri kurulmuş olan Şibumi üzerine.
1979’da yayımlanan bir bestseller, bugünün oligopollerini, tüketim kültürünü, dijital bağımlılığını ve Amerikan hegemonyasını ne kadar açıklayabilir?
Trevanian’ın Şibumi’si, aradan geçen yaklaşık yarım yüzyıla rağmen şaşırtıcı biçimde güncel.
Çünkü roman yalnızca Nikolay Hel adlı sıra dışı bir anti-kahramanın hikâyesini anlatmıyor; insanın arzularının piyasa, kültür ve iktidar tarafından nasıl biçimlendirildiğini de sorguluyor.
Ben de son yazımı modern dünyanın sıradan bir insanın davranışlarını, arzularını, isteklerini, hatta yaşam amacını nasıl şekillendirdiğini kaleme aldım.
Keyifle okunmasını diliyorum.
https://t.co/skL1Q7dT0g
@Aysenrslmnl Artık toplum olarak her mesleğin ayrı ayrı kıymetli olduğunu anlamamız gerekiyor. Hele ki toplumun sağlığını koruyan Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı meslek grupları gibi.
1.8 Trilyon Dolarlık Uyarı: Yapay Zekâ Rallisinin Kırılgan Zemini
Son yazımı Cuma günü ABD piyasalarında yaşanan satış dalgası üzerine kaleme aldım.
S&P 500’de yaklaşık 1.8 trilyon dolar, yarı iletken hisselerinde ise yaklaşık 1.3 trilyon dolar piyasa değeri silindi.
Bu hareket, son iki yıldır piyasaları taşıyan yapay zekâ rallisinin ilk ciddi stres testiydi.
Çünkü en güçlü hikâyenin bile kaçamayacağı iki gerçek var: sermaye maliyeti ve sermaye getirisi.
Faiz yükselirken, sermaye pahalılaşırken ve risk iştahı daralırken hiçbir hikâye — yapay zekâ kadar güçlü olsa bile — sınırsız fiyatlanamaz.
Keyifle okunmasını diliyorum.
https://t.co/B8ODQZCwEu
Modern ekonominin ilk küresel krizi olan, 1873 Krizi (Long Depression) bize çok önemli bir şeyi hatırlatıyor: Büyük finansal krizler çoğu zaman geçmişin zayıf sektörlerinden değil, geleceğin en parlak hikâyelerinden doğar.
1873 Krizi'nde bu hikâyenin adı demiryollarıydı.
Demiryolları gerçekten dünyayı değiştirdi. Kıtaları birbirine bağladı, ticareti hızlandırdı, sanayileşmeyi derinleştirdi ve modern kapitalizmin altyapısını kurdu.
Ama bu gerçek, her demiryolu projesinin kârlı olduğu anlamına gelmiyordu.
1873’te patlayan balon bize şunu gösterdi:
Gerçek bir teknolojik devrim bile aşırı borçlanma, finansal coşku ve jeopolitik rekabetle birleştiğinde küresel bir krize dönüşebilir.
Bugün yapay zekâ, çipler, enerji altyapısı ve savunma teknolojileri etrafında benzer bir iyimserlik var. Bu teknolojiler gerçek olabilir. Hatta dünyayı değiştirebilir.
Ama piyasa bir noktada yine aynı soruyu soracaktır: Bu hikâye ne zaman, ne kadar ve kimin finansal tablolarında sürdürülebilir kârlılık ve pozitif nakit akışına dönüşecek?
1873’ü hatırlamak, geçmişe bakmak değil; bugünün parlak hikâyelerine daha soğukkanlı bakabilmektir.
Çünkü piyasalarda en tehlikeli an, herkesin risklerin bittiğine inandığı andır.
Aşağıdaki yazıda 1873 Krizi’ni; demiryolu balonu, borçlanma, korumacılık, büyük güç rekabeti ve bugünün yapay zekâ coşkusu üzerinden değerlendirdim.
#burakkoyluoglu #stratejivefinans
https://t.co/Ddh8J9wr0U
Para ve ödeme sistemlerindeki köklü değişiklikler, tarihi değiştirir.
Para ve ödeme sistemleri kadar hem basitçe tanımlanan hem de aynı zamanda anlaşılması zor pek az kavram var. Ekonomiyi ve finansı anlamak için para kavramını iyi anlamak gerekiyor.
Sıkıcı tarih dersleri ve kitapları size Roma’nın çöküşünden sonra “Karanlık Çağlar”ın, yani Orta Çağ’ın başladığını anlatır. Ama Orta Çağ’ın şövalyelerden, lordlardan ve senyörlerden oluşan feodal düzeninin nasıl ortaya çıktığını çoğu zaman yeterince açıklamaz.
Bu zeminin önemli unsurlarından biri, para ekonomisinin daralması ve devletin ödeme/vergi sisteminin çözülmesidir.
Roma İmparatorluğu’nun mali çözülmesinin en önemli göstergelerinden biri, imparatorluk para birimi olan Denarius’un içindeki gümüş miktarının azaltılmasıydı. Yani paranın “debasement” yoluyla değerinin düşürülmesi.
İmparator Nero döneminde, MS 64 civarında, Denarius’un içindeki gümüş oranı ilk kez anlamlı biçimde azaltıldı. Sonraki imparatorlar döneminde bu eğilim devam etti. Büyük imparatorların sonuncusu kabul edilen Marcus Aurelius döneminde, MS 161-180 arasında, sikkelerdeki gümüş oranı yaklaşık %75-80 seviyelerine kadar geriledi.
Roma imparatorları eldeki gümüşten daha fazla sikke basarak devlet finansmanının çok etkili ama tehlikeli bir yolunu keşfetmişti. O dönemde kamu borçlanma senetleri, yani tahviller, bugün bildiğimiz anlamda icat edilmemişti. Devletin orduyu, bürokrasiyi ve sınır savunmasını finanse etmek için başvurduğu araçlardan biri "debasement" idi.
MS 3. yüzyıldan sonra sikkelerin içindeki gümüş oranı iyice önemsiz hale geldi. Yüzyılların mali, askerî ve siyasi çürümesi Roma’nın para ve devlet sistemini aşındırdı.
Batı Roma İmparatorluğu, MS 476 yılında Roma ordusundaki Germen foederati birliklerinin lideri Odoacer tarafından fiilen sona erdirildi. Odoacer, son Batı Roma imparatoru kabul edilen Romulus Augustulus’u tahttan indirdi. Kendini imparator ilan etmek yerine İtalya kralı gibi davrandı ve Batı Roma’nın imparatorluk alametlerini Doğu Roma’ya gönderdi.
Artık Batı’da merkezi Roma devleti yoktu. Merkezî hazinenin düzenli maaş ve ödeme yapma kapasitesi zayıflamıştı. Para yerine toprak, en güvenilir servet ve iktidar kaynağı haline geliyordu. Askerî sadakat, vergi toplama ve yerel güvenlik giderek toprak sahibi güçlü kişilerin elinde yoğunlaşmaya başladı.
Batı Roma topraklarına yerleşen Ostrogotlar, Vandallar, Franklar, Vizigotlar ve diğer Germen krallıkları da bu dönüşümü hızlandırdı. Roma’nın para, vergi ve devlet sistemi çözülünce, yerini yavaş yavaş toprak, himaye ve sadakat ilişkilerine dayanan feodal düzen aldı.
İşte Orta Çağ’ın lordları, senyörleri ve şövalyeleri böyle bir zeminde ortaya çıktı.
Para sistemi çökerse, yalnızca fiyatlar değişmez. Devletin örgütlenme biçimi de değişir.
Finans ve ekonomiyi gerçek örnekler ve somut kavramlarla anlatacağım küçük yazılarıma Strateji & Finans’ın dışında da devam edeceğim.
#burakkoyluoglu #stratejivefinans
Burak Köylüoğlu
7 Mayıs 2026
Büyük güçler çoğu zaman en büyük hatalarını zayıfken değil, zirvedeyken yapar.
Britanya İmparatorluğu küresel bir süper güç iken, Boer Savaşı’na mutlak üstünlük duygusuyla girdi. Karşısında küçük ve sınırlı kaynaklara sahip iki cumhuriyet vardı. Londra kısa ve ucuz bir zafer bekliyordu. Sonuç ise bambaşka oldu: savaş çok uzadı, İngiliz mali sistemi zorlanmaya başladı ve askerî zafer tam bir aşınmaya dönüştü.
Büyük güçlerin en tipik yanılgısı burada başlar: rakibin gücünü değil, iradesini küçümsemek. Daha da önemlisi, ilk ve sert vurmayı kazanmak sanmak.
Bugün İran savaşı etrafında gördüğümüz tablo da kadim bir gerçeği yeniden hatırlatıyor. Ateş gücü, teknoloji ve ilk darbe üstünlüğü tek başına sonuca yetmez. Çıkış stratejiniz yoksa, siyasi hedefiniz net değilse ve savaşın ekonomik sonuçlarını yönetemiyorsanız, uzun vadede kaybetmeye mahkumsunuz.
Boer Savaşı’nın dersi açık: Büyük güçler küçük rakipler tarafından her zaman yıkılmaz. Ama uzun, kirli ve maliyetli savaşlarda içten içe zayıflar.
https://t.co/iM9ynSYDif
İran savaşı bir cephe savaşı değil.
Asıl savaş; petrolde, Hürmüz’de, enerji lojistiğinde ve piyasalarda yaşanıyor.
Yeni yazımda çatışmayı askeri görüntünün ötesine geçerek; jeoekonomik yıpratma, enerji güvenliği ve büyük strateji açısından analiz ettim.
Savaşın gerçek sonucu önce piyasalarda, sonra siyasette görülecek.
https://t.co/5WmhtUb2uf
Son yazımı ABD ve İsrail koalisyonunun İran'a karşı başlattığı savaş üzerine
kaleme aldım.
Günümüzde savaş yalnızca askerî bir mesele değildir; aynı anda sermaye piyasalarında, tahvil piyasasında, enerji fiyatlarında ve kıymetli metaller tarafında da fiyatlanır. İran krizi, operasyonel düzey ile makro ekonomik-finansal piyasa değişkenleri ile nasıl iç içe geçtiğini gösteren somut bir örnektir.
Orta Doğu'daki yeni savaş artık "Yeni Soğuk Savaşın" olgunlaşmaya başladığını gösteriyor. Bu savaş çok uzun sürmeyecek ama etkilerini uzun yıllar boyunca hissedeceğiz.
Keyifle okunmasını diliyorum.
https://t.co/F8hbZOq94Z
ABD'nin 3 Ocak 2026’da Venezuela’da gerçekleşen operasyonu yalnızca bir rejim değişikliği ya da enerji hamlesi hedefi ile okumak, meselenin stratejik boyutunu eksik bırakacaktır.
Dünyada işler bu kadar basit ve doğrusal bir şekilde yürümüyor.
Son yazım, Venezüella'nın devasa petrol sahalarının içerdiği ağır petrolün çıkarılmasının ekonomik sınırlarını; 1974’ten bu yana ABD lehine işleyen. petro-dolar finansal mimarisini birlikte ele alarak, Çin’in yuan, takas ve alternatif ödeme sistemleri üzerinden geliştirdiği stratejinin neden Washington’da bir kırmızı bayrak olarak algılandığını işliyor.
Keyifle okunmasını diliyorum.
hashtag#stratejivefinans hashtag#burakkoyluoglu
https://t.co/wZhYaMC3Pn
@engineer8734 Nazik sözleriniz için çok teşekkürler. Bu yazı dizini beğendiyseniz belki Japonya’nın gerçek mucizesini anlatan yazı dizini okumayı tercih edebilirsiniz.
Finans sektöründeki 32 yıllık deneyimim, şu temel prensibi öğretti:
Ekonomik komplo teorileri her zaman ilgi çeker. Bunları yayanlar popüler olur.
İyi bir komplo teorisi, bir kısım gerçekleri çarpıtılmış tanımlarla birleştirerek kavramsal bir paket hâlinde sunar.
Sosyal medyada bir tıklama elde etmek uğruna her şey yazılabilir, söylenebilir veya videosu çekilebilir.
Son günlerde Trump yönetiminin, Amerikan kamu borcunun reel değerini azaltmak için ABD dolarına “değer kaybettirmek” niyetinde olduğu konuşuluyor.
Eskiden “MythBusters” yani “MitAvcıları” isimli çok popüler bir bilim–eğlence programı vardı. Bu programda hepimizin inandığı bazı efsanelerin bilim ve deneylerle çürütülmesi akıcı ve eğlenceli bir şekilde anlatılırdı. Bu yazıyı yazarken biraz da bu popüler programdan esinlendiğimi itiraf etmek zorundayım.
https://t.co/LrJWPNkZ7K
Son çeyrek yüzyılda küresel güç dengeleri, yalnızca askeri değil; ekonomik ve teknolojik boyutlarda da yeniden şekillendi.
Bu yazımda, ABD’nin son 25 yılda Çin’e karşı verdiği, enflasyon ile düzeltilmiş olarak öngörülen 7.5 trilyon dolarlık dış ticaret açığının jeopolitik sonuçlarını, Başkan Clinton’dan başlayan stratejik kararların etkisini ve Türkiye gibi ülkelerin çoklu bloklar arasında nasıl konumlandığını tarihsel ve analitik bir yaklaşımla inceledim.
Özellikle son 25 yılın makro ekonomi ve jeopolitik ilişkisine ilgi duyanlara yeni bir bakış açısı getirmeye çalıştım.
Keyifle okunmasını diliyorum.
Sizce; Çin’in yükselişi, Batı’nın stratejik körlüğü mü; yoksa uygarlık tarihinin 6000 yıllık değişmez prensiplerinin işlemesi sonucu mu?
https://t.co/HMvNdHnYIZ
Başkan Trump ve Amerikan sisteminin stres testi
Kuşkusuz ki, ABD’nin 47. Başkanı Donald J. Trump’ın vizyonu yerleşik Amerikan sistemini baştan aşağıya değiştirmek. Trump’ın vizyonu; gümrük tarifeleri ile modern bir merkantilist sistem yaratmak, federal yönetim harcamalarını azaltmak, “ikili özel antlaşmalar ile” diğer devletler ile ekonomik, politik ve stratejik bağlar kurmak, yasadışı göç ve suç dünyası ile mücadele etmek ile sınırlı değil. Trump, 1945 sonrası kurulan tüm ekonomik, politik ve askeri yapıları baştan aşağıya değiştirmeyi hedefliyor.
Amerikan federal sistemi içinde sayısız federal bölümün bütçeleri ve personel sayısı azaltıldı. Ağustos sonu itibari ile yaklaşık 300,000 personel ya işinden ayrıldı ya da izne çıkarıldı. Bu bölümler içinde ayrıca, dünyanın işleyişine doğrudan dokunan pek çok bölüm var.
Başkan Trump’ın önündeki en büyük engel mahkemeler: Tartışmalı sınır dışı kararlarından, Federal Reserve Board kurul üyesi (governor) Lisa Cook’un Trump tarafından görevden alınma girişimine kadar pek çok başkanlık kararı hukuk yoluna taşındı.. En son bir temyiz mahkemesi, başkanlık kararları ile uygulamaya konan meşhur gümrük tarifelerinin yasal olmadığına karar verdi.
Ancak tarifeler hukuki süreç tamamlanana kadar yürürlükte kalacak. Lisa Cook meselesinden başlayarak tüm ana hukuki çatışmalar Amerikan Yüksek Mahkemesine gidecek. Amerikan Yüksek Mahkemesi, altı muhafazakar, üç liberal üyeden oluşuyor. Temel kararlar da genellikle 6-3 ya da 5-4 oy ile sonuçlanıyor. Mahkeme, “shadow docket” olarak isimlendirilen ara ve acil kararlarda tamamen Trump yönetiminin lehinde karar alıyor.
Son iki haftada piyasaları sallayan FED kurul üyesi Lisa Cook vakası ise ilginç bir mesele. Gerçekten de Trump yönetimi Lisa Cook’un 2021 yılında 14 gün ara ile iki mortgage başvurusunun usulsüz olduğunu (iki konut da temel ikametgah konutu olarak beyan edilmiş ve her iki konutta da düşük faiz oranından faydalanılmış.) ortaya çıkardı. Amerikan Başkanının, yasal gerekçe ile bir FED kurul üyesini görevden alıp alamayacağını da hukuki süreç belirleyecek.
Trump yönetimi FED üzerinde faiz indirme baskısını oldukça arttırmış durumda ki, Lisa Cook olayı bunun bir parçası gibi görünüyor. Faiz indirimi kararını FED FOMC (Federal Açık Piyasa Komitesi) içindeki 12 üye verecek. Bu 12 üye içinde faiz indirimine destek veren üyelerin sayısı çoğunlukta. Ancak bu üyeler dahi Trump’ın görüşünün aksine temkinli “güvercin” yani sert ve hızlı faiz düşüşünü halen desteklemiyor.
Trump ikinci başkanlık döneminin ilk 7 ayında muazzam bir değişime girişti. Temsilciler Meclisi’nin üyelerinin tamamının, Senato’nun üçte birinin değişeceği 2026 ara seçimlere ise artık 14 ay kaldı. Başkan Trump’ın zamanı oldukça az. Trump yönetimi değişim programından sonuç alamazsa, Cumhuriyetçiler 14 ay sonra Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu kaybedebilir.
2025’in kalan aylarında oldukça sürprizli günler göreceğimiz kesin.