13-14 seçim kaybedildi, 9'u genel seçim, 5'i Kemal bey zamanında falan deniliyor.
Doğrusu şöyle:
Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olduğu 2010'dan sonraki seçimler şunlar:
2023 öncesi 11 seçim kaybetti diyorlardı, oysa farklı nitelikte 10 seçim yapıldı.
2010 yılında genel başkan olduktan 1 yıl sonra ilk girdiği 2011 genel seçiminde partisinin oyunu Deniz bey zamanında alınan yaklaşık % 20 küsurdan %26 seviyesine ulaştı.
Seçimlerin ikisi %50 gerektiren 2010 ve 2017 referandumları, ikisi yine %50 oy gerektiren 2014 ve 2018 cumhurbaşkanlığı seçimleri idi.
Diğer ikisi 2014 ve 2019 yerel seçimleriydi, 2014 yılındaki yerel seçimde öncekine göre ilerleme sağlamış iken 2019 seçimlerinde mevcut iktidarı gerileterek büyük bir zafer kazandırdı; İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Mersin gibi büyükşehirler iktidarın elinden alındı.
Geriye kalan 2015 ve 2018 genel seçimleri bazında baktığımızda ise; 2015 yılında parlamenter sistem içerisinde AK Parti iktidarına parlamento çoğunluğunu kaybettirdi. Yürütülen koalisyon çalışmaları sırasında özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye önerdiği, ‘yeter ki iktidarı kuralım, siz başbakan olun’ önerisi kabul edilmedi. Ahmet Davutoğlu'na verilen hükümet kurma görevi gereği yürütülen görüşmelerden sonuç alınamadı, seçimin yenilenmesi kararı verildi. İlkinden 5 ay sonra yapılan seçime kadar Türkiye'de gerçekleşen ve yaşam kaybına sebep olan terör olayları, yüzlerce kişinin ölümü ve aşırı milliyetçi bir dalganın yükselmesi ve MHP'nin de AK Parti tarafına geçmesi, ikinci seçimde mevcut iktidarın devamını sağladı.
2018 genel seçiminde ise Millet İttifakı'nı kurarak o dönemde seçime girmesine engel olunmaya çalışılan İYİ Parti'ye 15 milletvekili göndererek demokrasinin işleyişini güçlendirme ve AK Parti iktidarını geriletme stratejisi uyguladı ve geriletmeyi de başardı.
2023 seçimlerinde ise parti oyu %25'in üzerinde olurken kendisi %48.5 oy aldı.
Mutlak Butlan - Yüzleşme
Yeni kitabımın ilkini CHP Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na sundum.
Ayırdığı değerli vakit için kendilerine teşekkür ediyorum.
Anlamlı değerlendirmeler yapma olanağı bulduk.
@herkesicinCHP@kilicdarogluk
ASIL UTANMASI GEREKENLER, RAKAMLARI DEĞİŞTİREMEYİNCE GERÇEĞİ DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞANLARDIR.
Menderes’te seçim sonucunu çarpıtarak CHP’yi hedef göstermeye çalışanlara bir kez daha rakamlarla cevap verelim.
CHP’nin 5 meclis üyesinin verdiği oyların hiçbiri AK Parti adayına gitmemiştir. CHP’den 4 oy YENİ Parti adayına, 1 oy ise geçersize gitmiştir.
AK Parti adayının aldığı 15 oyun dağılımı da açıktır: 11 oy Cumhur İttifakı’ndan, 2 oy bağımsızlardan, 2 oy ise YENİ Parti grubundan gelmiştir.
Yani CHP’den AK Parti’ye giden oy sayısı: SIFIR.
Dahası, AK Parti adayına giden 2 oyun YENİ Parti grubundan geldiği ve bu iki meclis üyesinin seçimin hemen ardından partilerinden istifa ederek bağımsız olarak yollarına devam etme kararı aldığı ortadadır.
Şimdi soruyorum:
CHP’nin tek bir meclis üyesi AK Parti adayına oy vermemişken, hangi siyasi akılla “CHP’nin oyları AK Parti’yi seçtirdi” diyorsunuz?
Menderes’te seçimin gerçek sonucu ortadayken, vatandaşın gözünün içine baka baka başka bir hikâye anlatmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?
Rakamlar ortada. Oylar ortada. İstifalar ortada.
Siyaset; makamın, koltuğun ya da kişisel hesapların değil, sorumluluğun ve ilkenin alanıdır. Siyasi sorumluluk da kullanılan oyun ve alınan kararın arkasında durmayı, kamuoyuna gerçeği olduğu gibi anlatmayı gerektirir.
Bu işler çoluk çocuk işi değildir.
Menderes halkını da kamuoyunu da gerçekleri çarpıtarak kandıramazsınız.
Asıl utanması gerekenler; kendi elleriyle belirledikleri belediye başkanı ve meclis üyesi adaylarına bugün sahip çıkamayanlardır. Mesele yalnızca Menderes de değildir; İzmir’in ilçelerinde aday listelerini şekillendirenlerin önemli bir kısmı bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde bile değildir. Şimdi dönüp kendi tercihlerinin ve kendi siyasi mühendisliklerinin hesabını CHP’ye kesmeye çalışıyorlar.
17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılında hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyor, yakınlarını kaybeden ailelerimize bir kez daha başsağlığı diliyorum.
17 Ağustos, Türkiye için yalnızca büyük bir acının değil, aynı zamanda deprem gerçeğiyle yüzleşmenin ve hazırlıklı olmanın zorunluluğunun tarihidir.
Aradan geçen yıllara rağmen deprem riskinin ortadan kalkmadığını, aksine nüfusumuzun ve şehirlerimizin büyümesiyle birlikte alınması gereken tedbirlerin daha da önem kazandığını biliyoruz.
Deprem kader değildir; hazırlıksızlık, denetimsizlik ve ihmaller ağır sonuçlar doğurur.
Doğal afetlerle mücadelede afet sonrasına odaklanan anlayıştan vazgeçerek; riskli yapıların tespiti ve güçlendirilmesi, kentsel dönüşümün hızlandırılması, yapı denetiminin etkinleştirilmesi, toplanma alanlarının korunması, afet iletişim altyapısının güçlendirilmesi ve toplumun afetlere karşı bilinçlendirilmesi konusunda çok daha kararlı adımlar atılmalıdır.
Merkezi yönetimden yerel yönetimlere, kamu kurumlarından yurttaşlara kadar herkesin sorumluluğu vardır. Bir canımızı daha kaybetmemek için deprem olmadan önce harekete geçmek zorundayız.
17 Ağustos’ta kaybettiklerimizi unutmamak; onların hatırasına sahip çıkmanın en anlamlı yolu, aynı acıların yeniden yaşanmaması için gereken bütün tedbirleri almaktır.
17 Ağustos Marmara Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Unutmadık, unutturmayacağız; daha güvenli ve dirençli bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Siyasetin gürültüsünde sessiz ve bilge bir Devlet adamı...
Kemal KILIÇDAROĞLU
Türkiye'de bazı siyasetçiler makamları büyüdükçe sesini yükseltir.
Bazı siyasetçilerin güç eline geçtiği zaman çevrelerindeki insanları küçültür, kendilerini büyütür.
Bazı siyasetçiler siyaseti bir meslekten çok bir iktidar mücadelesi, iktidarı da kişisel bir başarı hikayesi olarak görür.
Bir de başka türden siyasetçiler vardır.
Onlar ise makamın insanı büyütmediğini; insanın makama anlam kattığını bilir.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nu anlatırken çoğu zaman seçim sonuçlarından, parti yönetiminden, siyasi tartışmalardan, başarılarından ya da başarısızlıklarından söz edildi.
Oysa Sayın Kılıçdaroğlu'nun siyasal kişiliğinin en az konuşulan tarafı başka bir yerde duruyor...
Devlet adamlığı.
Çünkü devlet adamlığı, yalnızca devleti yönetmek demek değildir.
Devlet adamlığı; devletin kendisinden daha büyük bir kişilik iddiasında bulunmamaktır.
Devlet adamlığı; makamı kendisinin mülkü, devleti kendi çevresinin imkanı, siyaseti de kişisel servetin veya şöhretin aracı olarak görmemek, güç sahibi olduğunda bile ölçüsünü kaybetmemektir.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun kamu hayatındaki çizgisine bakıldığında, bunun tesadüfi bir siyasi söylem olmadığı görülecektir.
Maliye Bakanlığında hesap uzmanlığından Gelirler Genel Müdürlüğüne, Bağ-Kur ve SSK Genel Müdürlüğünden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığına uzanan uzun bir bürokrasi tecrübesi vardır.
TBMM'nin resmi özgeçmişinde de bu görevler ayrıntılı biçimde yer almaktadır.
Bence bu ayrıntı önemlidir.
Çünkü Sayın Kılıçdaroğlu siyasete, devletin kapısından içeri ilk kez giren bir siyasetçi olarak değil; devlet mekanizmasının nasıl çalıştığını içeriden bilen bir kamu yöneticisi olarak girdi.
Bu nedenle de onun siyaset anlayışında makamdan çok kurumlar, kişilerden çok devlet, taktir edilmekten çok hesap verme-hesap sorma düşüncesi öne çıktı.
Mesele zengin olmak değil, emanete el sürmemektir!
Bir siyasetçiyi yalnızca sahip olduğu mal varlığıyla, makamıyla veya ekonomik gücüyle değerlendirmek kolaydır.
Oysa tam da bu noktada; Elinin altında kamu gücü varken ne yaptın? sorusu önemlidir.
Çünkü kamu görevi, kişiye verilmiş bir ayrıcalık değil; millete karşı verilmiş bir emanettir.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun siyasetinin merkezine yerleştirdiği “temiz ve ahlaklı siyaset ” anlayışı tam da burada anlam kazanıyor.
2021'de TBMM Grup Toplantısı'nda açıkça, siyasette alınan her kuruşun millete hesabının verilmesi gerektiğini söylemiş; temiz siyaset, temiz toplum ve ahlaklı siyaset vurgusu yapmıştı.
Bu söylem, tesadüfen söylenen bir siyasi söylem değildir.
Çünkü demokrasi yalnızca sandıkla ölçülen bir yönetim değildir.
Demokrasi aynı zamanda hesap verebilirliktir.
Seçimlerde oy istemek kolaydır.
Ancak; o oyu aldıktan sonra millete karşı sorumluluğu unutmamaktır.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun devlet adamlığı en çok da “devlet” ile “iktidar” arasındaki farkta görülür
Türkiye'nin en büyük siyasal sorunlarından biri, devlet ile hükümet arasındaki sınırın zaman zaman birbirine karıştırılmasıdır.
Oysa devlet kalıcıdır ve devam eder.
Hükümetler ise geçicidir.
İşte Sayın Kılıçdaroğlu'nun yıllardır yaptığı vurgulardan biri tam olarak budur;
“Devlet bir şirket değildir. Devlet bir kişinin malı hiç değildir.”
Bu cümle, aslında onun devlet anlayışının özeti gibidir.
Devletin kişiselleştirilmesine karşı çıkmak…
Liyakati savunmak…
Akrabalık ve yakınlık ilişkilerinin devlet yönetiminin önüne geçmemesini istemek…
Bunların tamamı devlet adamlığının temel taşlarıdır.
Çünkü gerçek devlet adamı, “Ben devletim” demez.
Tam tersine;
“Ben geçiciyim, devlet kalıcıdır.” der.
Siyasetin en zor erdemi kendini sınırlayabilmektir.
Günümüz siyasetinde en büyük güç gösterilerinden biri, yüksek sesle konuşmak sanılıyor.
Oysa devlet adamlığının gerçek göstergesi yüksek sesle konuşmak değil, kendini sınırlayabilmektir.
Her yetkiye sahip olmayı istememek…
Her tartışmaya cevap vermemek…
@herkesicinCHP@kilicdarogluk
Hacı Bektaş Veli Sözleri
Hacı Beştaş Veli’ye duyulan ilgi, saygı ve sevgi, Alevi Bektaşi öğretisinin temelini oluşturan İnsan-Tanrı-Doğa sevgisine dayanan hümanist yaşam felsefesi ve öğretisinden kaynaklanmaktadır. O’nun anlayışında dinin kaynağı Hak korkusuna değil, Hak sevgisine dayanır. Şimdi gelin hep beraber hoşgörü insanı Hacı Bektaş Veli sözlerine .
Göze nur gönülden gelir.
Murada ermek, sabır iledir.
Araştırma, açık bir sınavdır.
Hak güneşten daha zahirdir.
Eline, diline, beline sahip ol.
Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.
Abdal, Hakk’a hayran olandır.
Cennet için ibadet geçersizdir.
En büyük keramet çalışmaktır.
Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
Her ne arar isen, kendinde ara.
Dil mızraktan, daha derin yaralar.
Adalet her işte, Hakk’ı bilmektir.
Çalışan insan kötülük düşünmez.
İnsanın kemali, ahlâk güzelliğidir.
İlim beşikte başlar, mezarda biter.
Mürüvvet hoş görme ve affetmektir.
Allah ile gönül arasında perde yoktur.
Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.
Elden gelen her iyiliği, herkese yapınız.
Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.
Dinine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.
Çalışmadan geçinenler, bizden değildir.
İbadetin yeri başkadır, işin yeri başkadır.
Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme.
Kendini tanımayan, Yaratan’ı da bilemez.
İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.
Hacı Bektaş Veli’nin yüzyıllar öncesinden bizlere bıraktığı en büyük miras; ayrıştırmak değil birleştirmek, ötekileştirmek değil kucaklamak, kin değil sevgiyi büyütmektir.
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım” anlayışı bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü, kardeşlik, adalet ve insanı merkeze alan felsefesiyle; farklılıklarımızı zenginlik bilerek, aynı sofrada, aynı gönülde buluşacağımız aydınlık yarınları hep birlikte kuracağız.
Hacı Bektaş Veli’yi sevgi, saygı ve rahmetle anıyor; Hacıbektaş’tan yükselen barış ve kardeşlik çağrısını yüreğimizde taşıyoruz.