Bu yaz son çevirim yayınlandı. Öykü türünde basılı ilk çevirim, gözbebeğim. Edebiyat asıl alanım olduğu için özüme dönmüş hissediyorum, çevirirken verdiği haz bambaşka..okurları için de öyle olur umarım 🍀 @alakargakitap
etiler polis meslek okulu yerine inşa edilen yer burası. ekrem imamoğlu ruhsatını iptal etti sonra rakibi olan çevre bakanı tarafından yeni ruhsat verildi. silueti bozacağı bilinen bir kent suçu. bugün bir işçi iş cinayetinde hayatını kaybetmiş
Sayın Mehmet Sevigen, CHP Kurultay "şaibe var" iddianamesinde tanık. Savcı soruyor, Kurultay'a katıldın mı, şaibeye nasıl vakıf oldun? diye. Kendisi "Katılmadım ama şaibe katıldığım televizyon programlarında anlatılıyordu, orada duydum" diye ifade veriyor.
Hukuken trajik olan da şu:
İfadesi alınan Sayın Akif Hamzaçebi, Kurultay'a katıldım ve şaibe görmedim" dedi diye iddianameye tanık olarak koyulmazken, "TV'den duydum" diyen Sayın Sevigen Kurultay iddianame tanığı.
Bu esasen CMK 170/5 de düzenlenen "İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhe olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür" hükmüne aykırı. Başka bir deyişle iddianame kanuna aykırı. Aslında tanık Akif Hamzaçebi ve benzer lehe ifadelerde iddianamede gösterilmek zorunda idi.
Sonuç ne olurdu? sorusunun yanıtı da şu; İddianame yazılamazdı. Takipsizlik ile sonuçlanırdı.
İklim değişikliği, aşırı sıcaklar ve kuraklığı çılgın mega projeler, betonlaşma ve aşırı tüketim yanında.. basit yanlış uygulamalar da pekiştiriyor. Örneğin aşırı ve gereksiz çim biçimi gibi:
Aynı site içinde yani aynı sıcaklık ortamında bulunan ve aynı sıklıkta sulanan.. biri çok biçilmiş biri az biçilmiş iki yeşil alan arasındaki fark bunu gösteriyor. Çimlerin çok biçildiği yerde toprak kupkuru, sıcaklık düzeyi yüksek. Az biçilmiş alanda ise toprak sıcak havaya rağmen yine de nemli, ortam görece serin.
Rojin Kabaiş’in babasından Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz'a sert eleştiler
Sağlıklı iletişim kurulamadığı gerekçesiyle Rojin Kabaiş dosyasından çekildiğini duyuran Van Barosu'nun açıklamasının ardından baba Nizamettin Kabaiş'e ulaştık.
Kabaiş, Van Barosu Başkanı Sinan Özaraz'ın dosyaya katkı sunmadığını, soruşturmayı intihar ihtimali üzerinden yönlendirdiğini, delilleri karartmaya çalıştığını ve tehdit edilmiş olabileceğini öne sürdü. İddialara ilişkin söz hakkı vermek amacıyla dört saat arayla aradığımız ve mesaj gönderdiğimiz Baro Başkanı Özaraz ise bilgi talebimize yanıt vermedi.
Gülseven Özkan'ın ( @GulsevenOzkan ) haberi...
https://t.co/eb5IXKusKi
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkelerine göre "LGBTİ+ hakları insan haklarıdır" demek meşrudur.
Türkiye Devleti de 1949’da onayladığı bu beyannameye ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gereği olarak LGBT+ bireyleri tüm insanları koruduğu gibi ayrımcılığa karşı korumakla yükümlüdür.
O zaman bir sorun olmamalı ve demek ki “LGBTİ+ hakları insan haklarıdır".
Demirtaş’ın metnini okudum.
Bu ülkede her muhalif bir bedel ödüyor ve bu adam ömrünün on senesini verdi.
Ne desin? İçeriden nasıl bir kahramanlık, nasıl cevval bir söylem üretsin ki biz helal olsun diyelim, içimizin yağları erisin, iki destekleyici cümle yazalım, çayımızı kahvemizi içelim, çoluk çocuğumuza sarılıp hayatımıza dönelim, o hücresinde devam etsin.
Metin zaten bunu reddediyor. Yani bizim tüketmek istediğimiz o kahramanlık içeriğini üretmiyor.
Sonra da okuyucuyu “sinir eden” bir şey yapıyor. Sürecin kaderini “Sayın Cumhurbaşkanı’nın kararları” belirleyecek diyor. Bahçeli’yi Meclis kapısında Kürt gazeteciye yardımcı olan biri olarak çiziyor. İçimizden “on senesini içeride geçirten adamlara hala Sayın diyor” diyoruz.
Ama Demirtaş aptal değil. Kimin karar verici olduğunu biliyor. Daha birkaç hafta önce Öcalan “Selahattin diyorlar, Selahattin ne yapabilir ki” dedi.
Evet, Selahattin ne yapabilir? Butlan ziyaretini de reddetti. Dönen pazarlıkların, her cenahtan gelebilecek adımların da farkında.
Özgürlüğünü aldılar ama onurunu ve halkın üzerindeki etkisini kıramadılar. Çünkü bir insanın benliğini çökertmek için bedenini hapsetmek yetmez. Kendi değerine dair iç hikayesini de teslim almak gerekir. Onu alamadılar. On senedir kendi için ve halk için bunu yapıyor Selahattin, herkesin gözünde muktedirin zulmünü kanlı canlı bize gösteriyor, tutarsızlıklarını faş ediyor. Selahattin içerden daha ne yapsın?
Demirtaş egemeni soğuk gerçek olarak adlandırabilirdi. “Karar onun elinde, gerisi laf” diyebilirdi. Yaltaklanabilirdi. İkisini de yapmadı. “Sayın” dedi, çünkü kendisi de bir siyasetçi olarak eşit özne olarak konumlandı, sahneyi kurdu, nasıl savrulduklarının altını çizdi, bir çağrı yaptı.
Hücrenin içinden bakınca özgürlük iki türlü hayal edilebilir. Ya koparılan, sökülüp alınan bir şey olarak. Ya da efendinin gönlü yumuşayınca, ya da kapalı kapılar ardındaki pazarlıkların sonucu bahşedilen bir armağan olarak.
Demirtaş aptal olmadığı için bu ikisi arasındaki dengeyi kuruyor. Egemenin karar verici olduğunu teslim ediyor, hatalarına işaret ediyor ama onun önünde küçülmüyor.
Bizi sinir eden şey bizim konforumuzun sesi. Biz kurtuluşun tertemiz, bedelsiz, anlı şanlı gelmesini istiyoruz. O ise elindeki onurunu ve gerçekliği koruyarak var olmaya devam ediyor. Selahattin bunu yapıyor. Selahattin senin için daha ne yapsın?
Ben siyasetçilerden çeşitli beklentileri olan sağlıklı yetişkin modumu takınıp düz vatandaş olarak metni bu şekilde okudum. Mucize değil, bedelsiz olmayacağını kabul ettiğim çözümler arıyorum.
38. Olağan Kurultay'dan önce Butlancı vekil Mustafa A. ilçe başkanlığına geldi. Aynen söylediğini yazıyorum:
"Ben kurultaydan sonra Karadeniz'den sorumlu milletvekili olacağım ve MYK'ya gireceğim. Eğer Kılıçdaroğlu'na destek verirsen, ilçe başkanı olarak rahat edersin."
Aklı sıra üstü kapalı tehdit etti beni. Ben de sokağı ve yönetimi dinleyeceğimi, hatta 200 e yakın il delegesini aradığımı, fikirlerini alıp Özgür Özel'e destek vereceğimi söyleyip kendisini uğurladım. 16 ilçe yöneticim şahittir!
Sen mevki ve makam için sokağı sat, davayı sat, yoldaşı sat şimdi de çıkıp "38. Kurultay satın alındı" de, öyle mi?
Hadi oradan Musti! Hadi Ordan ! @drmadiguzel
İBB soruşturması: Tutuklu birçok kişi 1 yılı aşkın süredir iddianame bekliyor
Arzu Can da onlardan biri
Aynı dosyada yer alan eşi, tahliye edildi ancak 22 yıllık işini kaybetti
14 yaşındaki oğulları okulu bıraktı, intihara teşebbüs etti
@alicanuludag
https://t.co/12TgKRNVVI
Sevgili Ebru Silivrideki mahkeme salonu Nazi soykırım anıtının bir uyarlaması...Ve çok bilinçli olarak insanları ürkütmek,korkutmak ve ezik hissettirmek üzere projelendirilmiş...Mimarlığın tabii ki evrensel etik kodları var...Ancak buradaki sorun etik ya da teknik bir seçim değil tamamen politik...Ancak her meslek gibi mimarın ve mimarlğın tavrıda ideolojik ve sınıfsal seçimlere bağlı...Bu tür projeleri tasarlayanlar egemen ideolojiyi mekana yansıtmak için baskıcı bir anlayışın kalemi olmayı içine sindiren mimarlar...Tıpkı o salonda görülen davalarda hukukun evrensel ilkelerini bir kenara bırakarak iktidarın emrine göre hüküm kuran yargıçlar gibi... Maalesef Formel Mimarlığın varoluşundan beri mekanlar hakim ideolojiyi yansıtırlar...Onun için asi ve devrimci mimarlara her zamankinden çok ihtiyacımız var...
HAYALLERİMİ SATMAYACAĞIM!
Gürkan Akgün şu sözlerle savunmasını bitirirdi:
Bu hayatta toplumsal adaletten, eşitlikten, hakkaniyetten, dayanışmadan yana durmaya çalıştım hep.
Rant uğruna evinden, mahallesinden, yurdundan edilenlerin, depremde evi başına yıkılanların, yoksulun, garibanın, yok sayılanın, mağdurların yanında saf tutmaya gayret ettim. Ama gerçek mağdurların. Bu şehirden dünyaları kazanıp da, savcılık çağırınca biz çok mağdur olduk diyenlerin değil.
Eksiklerim, yapmaya çalışıp yapamadıklarım, yetemediklerim, yetişemediklerim elbette olmuştur ama görev ve sorumluluklarıma leke sürecek hiçbir şey yapmadım.
Beni yetiştiren annemin, babamın; üzerimde emeği olan hiç kimsenin boynunu bir milim bile eğecek bir işin içerisinde yer almadım.
Çalıştım. Emeğimden başka hiçbir şeyim yoktu. O yüzden en iyi bildiğim şeyi yaptım. Sadece çalıştım.
Günlerin sonunda evet, belki hayatlarımız alt üst oldu. Özgürlüğünden, sevdiklerinden yoksun kalmak insanın özünü zedeleyen bir olgu. Ama yaşama dair umudumu asla kaybetmedim.
Belki gönlümüzdeki gibi olmuyor ama kurduğumuz hayallerin peşinden gitmeye devam ediyoruz. Ben cezaevinde olsam da eşim Sinem'le burada nikahımızı yaptık. Geleceğe dair hayaller kurmaya devam ediyoruz.
Benim bu topraklara olan sevgim de inancım da çok büyük.
Memleketin gelecek güzel günlerine dair; insanların barış ve refah içerisinde yaşadığı, daha adil, demokratik, özgür ve tam bağımsız bir Türkiye’ye dair hayaller kurmaya devam ediyorum.
Hayallerimi satmayacağım!
Ben bu memlekette her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce, kimseye boyun eğmeden, onurlu bir şekilde yaşamak istiyorum.
Bu memleket için çalışmaya devam etmek istiyorum.
Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın, hukukumun korunmasını istiyorum.
Ve onca zaman geçmesine rağmen; bıkmadan, usanmadan tek bir şey istiyorum: Adalet istiyorum. #İBBDavası
Gazeteci arkadaşımız Yıldız Tar tutuklandı.
Yıldız’ın tutuklamaya sevk yazısında, "Türkiye'nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilirler" ifadesi yer aldı.
Niyet okumayla, ihtimallerle tutuklama yapıyorlar.
Yıldız’ın da dediği gibi, her sene başka bir hayali örgüt uydurup gazeteciliği kriminalize etmeye çalışıyorlar.
Biz bu kurguları çok gördük, gerçeği de hepimiz biliyoruz. Gazetecilik suç değildir!
🟣 Feminist iktisat alanındaki çalışmalarıyla tanınan çok değerli akademisyen Emel Memiş, Ankara'daki NATO Zirvesi öncesi gerçekleştirilen operasyon kapsamında hukuka aykırı bir şekilde tutuklandı.
⚠️ Ankara Üniversitesi SBF Öğretim Üyesi ve feminist iktisatçı Doç. Dr. #EmelMemiş’in haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanmasını endişe ve öfkeyle karşılıyoruz. Akademiye, kadın çalışmalarına ve hak savunuculuğuna gözdağı kabul edilemez!
♀️ Hayatını eğitime, bilime ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine adamış bir bilim kadınının, anti-demokratik ve hukuksuz şekilde özgürlüğünden mahrum bırakılması kabul edilemez.
Akademinin ve hak savunucularının sesini susturmaya yönelik bu baskıcı uygulamalara derhal son verilmelidir.
⚖️ Yargı, barışçıl sesleri ve kadın mücadelesinin öznelerini cezalandırma aracı olamaz. Bilimi, eşitliği ve adaleti savunmaktan vazgeçmeyeceğiz!
Emel Memiş ve haksız yere tutuklanan tüm hak savunucuları derhal serbest bırakılmalıdır!
#EmelMemişYalnızDeğildir #AkademiSusturulamaz
Iranian authorities must immediately quash the convictions in mid-June of singer Parastoo Ahmadi and eight other musicians who were each sentenced to 74 lashes, a two-year travel ban and two-year ban on artistic activities. Their sentences relate to a live-streamed 2024 concert in Qom province where Parastoo Ahmadi performed unveiled in a sleeveless dress. The video went viral, gaining millions of views. Flogging constitutes cruel, inhuman and degrading punishment, and violates the absolute prohibition on torture and other ill-treatment. Iranian authorities must abolish compulsory veiling and corporal punishment and end the criminalization of freedom of expression.
Selahattin Demirtaş:
“Kimse benim suçsuz yere yattığım hapislik üzerinden siyasi şantaj, kirli hesap yapmasın.
Halk özgür değilse benim çıkmamın bir önemi yok. Bin ömrüm olsa hepsini halkım için feda ederim.
Moralli olun, dik durun, direnin.”
BEN BU KADAR ŞEYİ
HAKEDECEK NE YAPTIM?
Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer savunmasını sesi titreyerek bitirdi:
Toplasan 200 metrekare bile olmayan yerde 60 kişi beraber yaşıyoruz. Bunların içinde eski koğuşumda, 10 ay kaldığım koğuşta, uyuşturucu müptelaları vardı, hırsızlar vardı. Yani hayatımda karşılaşmadığım, karşılaşamayacağım insanlarla karşılaştım. Yani beterlerin beteri her zaman varmış bu koğuşta gördüm. Hayatımda 60 yılda tanışmadığım, 61 yılda tanışmadığım birisiyle daha tanıştım: Tahtakurusu. Vücudum acayip bir reaksiyon verdi, her tarafım sivilceler, lekeler. Bizim bir arkadaşın, aynı koğuşta kaldığımız birisinin evine gitmiş. Evi komple ilaçlatıp, 3 gün eve gelmeyip öyle acayip zor kurtulmuşlar.
Yani düşünüyorum; ben 60 yıl boyunca çalıştım, hep maaşla çalıştım. Tek bir kuruş kimseden para, herhangi bir hediye bile almadım. Ben bu kadar şeyi hak edecek ne yaptım? Ben soruşturma kapsamında ilk aşamada adli kontrol şartıyla serbest bırakıldım. Ardından hakkımda "kaçtı", "firar" gibi haberler gördüm ve avukatımla adliyeye gelerek, tutuklanacağımı bile bile teslim oldum. Benim pasaportum bile yok. Kaçma, delil karartma şüphem yok. Sayın Başkan, ben size her şeyi anlattım. Ben bu süreci yaşayacak hiçbir şey yapmadım. Sayın Başkan, sayın heyet; ben bugün burada yalnızca özgürlüğümü değil, 35 yıla yaklaşan emeğimi, mesleki hayatımı, itibarımı ve çocuklarıma bırakacağım ismimi savunuyorum. Dosyada benim suç işlediğimi gösteren tek bir somut delil yoktur. Tek bir kural aykırı talimatım yoktur. Tek bir haksız kazancım yoktur. Tek bir usulsüz işlemle kendime şahsi menfaat sağladığıma ilişkin delil yoktur. Buna rağmen 453 gündür tutukluyum. Ben adalete güvenmek istiyorum. Sayın mahkemenizden tek talebim; iddiaların somut delillerle değerlendirilmesi ve vicdani kanaatin peşin kabullerle değil, gerçeklerle oluşturulmasıdır. Bir an önce beraatimi ve tahliyemi istiyorum. #İBBDavası
KONTROLSÜZ BÜYÜYEN GÜÇ
Pirelli lastiği reklamı gibi girdim ama...
Durun bağlayacağım..
İnsan bedeni sürekli yenilenir.
Hücreler bölünür, dokular onarılır, yaralar kapanır.
Ancak hücre büyümesi denetimden çıktığında ortaya kanser çıkar.
Kanser hücresi bedenin bütününe ait olduğunu unutur.
Sınırsız büyür, kaynakları kendine çeker ve çevresindeki dokuyu yok eder.
Aynı şey siyasette de olur.
Siyasette denetimsiz güç de benzer bir mantıkla çalışır.
Başlangıçta halk adına hareket ettiğini söyler.
Zamanla kendisini halkın kendisi olarak görmeye başlar.
Eleştiriyi düşmanlık, denetimi engel, hukuku ise aşılması gereken bir prosedür sayar.
Güç yoğunlaştıkça sınırlar zayıflar.
Lider ile devlet, parti ile millet, sadakat ile liyakat birbirine karışır.
Bu yalnızca belirli bir siyasi harekete özgü değildir.
Her iktidar bu riski taşır.
Bugünün muhalifi yarının muktediri olduğunda, dün eleştirdiği yöntemleri kullanmaya başlayabilir.
Çünkü iktidar insan karakterini sınayan en güçlü koşullardan biridir. Güç sahibi kişi zamanla kendi kararlarını doğal, ayrıcalıklarını hak edilmiş ve eleştirileri haksız görmeye eğilimlidir.
Bu nedenle demokrasi iyi yöneticilere duyulan güven üzerine kurulamaz.
Kötüye kullanılabilecek gücü sınırlayan kurumlar üzerine kurulmalıdır.
Bağımsız yargı, özgür basın, parlamenter denetim, kuvvetler ayrılığı ve şeffaflık bu yüzden siyasal lüks değildir.
Bedenin kontrol mekanizmalarıdır.
Bu mekanizmalar çalışmazsa iktidar büyür, toplum küçülür.
Muhalefet açısından da temel sınav burada başlar… anlayana..
Muhalefetin görevi yalnızca mevcut iktidarı devirmek değildir.
İktidara geldiğinde kendisini de sınırlayacak sistemi kurmaktır.
Gerçek demokrat, kendi partisinin kaybetme ihtimalini de kabul eden kişidir.
Gerçek hukuk devleti, yalnızca sevdiğimiz kişilerin hakkını koruyan devlet değildir.
Hoşlanmadığımız, eleştirdiğimiz ve siyasi olarak karşı olduğumuz kişilerin de hakkını güvence altına alan devlettir.
Ülkelerin siyasal tarihi, mağduriyet ile iktidar arasındaki geçişlerin tarihidir.
Bir dönemin mağduru başka bir dönemin muktediri olmuş, fakat çoğu zaman baskı araçlarını ortadan kaldırmak yerine devralmıştır.
Böylece toplum demokratikleşmemiş; yalnızca mağdur ile muktedirin yeri değişmiştir.
Oysa siyasal yenilenme intikam değildir.
Kurumsal hafızayı onarmaktır.
Bir ülkenin geçmişle hesaplaşması da yalnızca tek bir grubun acısını tanımakla olmaz.
Darbelerin, yasakların, faili meçhullerin, ayrımcılıkların, ekonomik eşitsizliğin ve ifade baskısının bütün mağdurlarını aynı hukuk dili içinde görmek gerekir.
İktidarın mağduriyeti, ona sınırsız yetki vermez.
Muhalefetin mağduriyeti de onu otomatik olarak erdemli yapmaz.
Siyasi ahlak, insanın güçsüzken söyledikleriyle değil, güçlüyken yaptıklarıyla ölçülür.
“Kim iktidar olacak?” yerine..
İktidar olacak kişi ne kadar güçlü olacak ve onu kim denetleyecek?
Sorusu…
Bir ülkenin geleceğini yalnızca liderlerin karakterine bırakmak, sağlığı yalnızca hücrelerin iyi niyetine bırakmak gibidir.
Sistem, güç sahibinin kötüleşme ihtimaline göre kurulmalıdır.
Çünkü kontrolsüz büyüyen her güç, başlangıçta ne kadar meşru olursa olsun, sonunda kendi toplumuna zarar verir.
Demokrasi bir tarafın zaferi değildir.
Hiçbir tarafın sınırsızlaşamaması olabilir..
Böyle bakıldığında ülke kanserleşmiştir.
Eskiden bütçeden en büyük payı güvenlik gerekçesiyle Milli Savunma Bakanlığı alırdı. Bugün ise bakanlık bile olmayan Diyanetin bütçesi tam 8 bakanlığın bütçesini geride bırakıyor. Milyarlarca lira harcanıyor ama vatandaşın cebine giren, hayatına dokunan hiçbir şey yok.
“…Algoritmaların dünyasında ise daha karmaşık bir mekanizma işliyor. İçerik çoğu zaman kaldırılmıyor. Paylaşılmaya devam ediyor, beğeni almaya devam ediyor, kullanıcı konuştuğunu, eleştirdiğini, hatta muhalefet ettiğini düşünüyor. Oysa algoritma sessizce erişimi daraltıyor, yayılmayı yavaşlatıyor, görünürlüğü azaltıyor. Böylece kişi sesinin duyulduğunu sanırken, aslında yalnızca kendisine ayrılmış dar bir odada konuşuyor…”
Bir diğer deyişle, susturulduğunu bilmeden konuşmaya devam ediyor.
Kaynak: Susturulmanın en etkili yolu: Konuşabildiğini sanmak