İki dünyanın çarpışması:
Batı’nın “Coğrafya imhası”,
Türkiye’nin “Coğrafya inşası.”
İki yüz yıl sonra ilk kez!
Ve bunu bin yıl sürdüreceğiz.
Bugünkü yazım..
İlginize..
https://t.co/z6eU5P4Tdm
İsrail medyası | The Jerusalem Post | Anthony Avice:
"Türkiye; küresel arenada dört cephede Suriye, Libya, Irak ve Somali’de ABD-İsrail Düzenine meydan okuyor!"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan:
Oyun oynamıyoruz, İsrail tahammül sınırlarını aştı. Sahipleri tasmasını eline almalı.
Bölge daha fazla İsrail provokasyonunu kaldıracak durumda değildir. Altını çiziyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan soykırımcı İsrail’e net mesaj:
Bütünüyle Doğu Akdeniz ve tabi ki Kıbrıs bizim için güvenlik hattıdır, gelirsen yok olursun!!!
Cumhurbaşkanı Erdoğan;
Bugünkü konuşmasında,
İsrail’e kesin sınırlar koydu:
D. Akdeniz,
Kıbrıs,
Şam,
Beyrut..
KIRMIZI ÇİZGİMİZ.
Türkiye'nin savunması buralarda başlar.
Dokunursan yanarsın…
Çok net ve çok sert cevap veririz..
Bence tarihi uyarılar bunlar...
Yıllarca "Emevi Camiinde namaz kılacaktınız n'oldu" diye dalga geçiyorlardı. Allah sabredenlere lutfunu esirgemedi. Şimdi de Kudüs dualarımızla alay ediyorlar... Biz yine sabredenlerden olacağız.
KILIÇDAROĞLU NELER SÖYLÜYOR!
Kemal Kılıçdaroğlu'na ne oldu?
Daha önce "Ne işimiz var Libya'da" diyordu.
Şimdi;
"Osmanlı'nın topraklarına bakın.
Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır.
Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız.
Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı" diyor.
"Küçülerek değil, büyüyerek varolmak" bizim sözümüzdü.
Eğer bu eksende kalırsa, yolunu değiştirmezse bu "Türkiye Ekseni"dir.
İşte doğru olan yol budur.
Türkiye'ye ve CHP'ye yapılan çokuluslu operasyonu görmüş sanki.
Bu sözleri takdir ediyoruz.
BİR ADIM SONRA DIŞ MÜDAHALE İSTEYECEKLER!
Ekrem-Özgür yapılanması;
CHP’ye el koydu, parti geri alındı.
CHP Genel merkezini işgal etti, bina boşaltıldı.
Şimdi Meclis’i işgal etmeye çalışıyorlar.
“Halk ayaklanması” çağrıları yapıyorlar.
Bir adım sonra “dış müdahale” isteyecekler.
ABD’den, Avrupa’dan hatta İsrail’den destek isteyecekler.
İşi bu noktaya vardırdılar.
Türkiye bu azgınlıklarla örülü kirli senaryoya katlanmak zorunda mı?
Bunu bir “iç politik gerginlik” olarak görenler büyük hata yapıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan,
Gazze’ye 30 km yakın mesafe de olan Mısır’ın refah kapısından dünyaya önemli çağrıda bulunuyor. İzleyin, izlettirin, paylaşın.
Bu açıklama her yönüyle sorunlu ve bu bakanın hemen görevden alınmasını/istifa etmesini gerektirir.
Bakanların, başbakan/devlet başkanlarının açıklamaları devletleri bağlayıcı niteliktedir ve bununla ilgili olarak konunun muhatabı devletler karşı taraftan yani bizden izahat isteme hakkına sahiptirler.
Burada söz konusu olan Kudüs Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprağı değildi, hiçbir zaman da olmadı. Vaktiyle Osmanlı toprağı olmuş olması 'bizim' toprağımız olması anlamına gelmez. Kudüs şehri halihazırda Filistin Yönetimi ile İsrail arasındaki egemenlik tartışmalarının önemli bir parçasını oluşturuyor. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere bütün üst düzey yetkililer Filistin sorununa en ideal, en hakkaniyetli çözümden bahsettikleri zaman '1967 sınırları içinde ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti'nden söz ediyorlar. Bu durumda Kudüs nasıl bizim oluyor?
Eğer Osmanlı coğrafyasının bize yani Türkiye'ye ait olması gerektiğinden bahsediyorsak o zaman yandık demektir; çünkü böyle bir zihniyet Türkiye'yi etrafımızdaki bütün devlerlerle kavgalı yapar.
Zaten açıklamanın girişinde Şam ve Halep'ten bahsedilmesi de ayrı bir sorun. Bu şehirler Suriye'ye ait, bizim değil. Hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti devletine ait olmadı. Suriye'de rejim değişmesi (ki, buna tam destek vermek Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana yapılan en büyük dış politika hatasıdır ve ülkemize maliyeti yüz miyarlarca dolardır) bu toprakları bizim yapmaz. Buralar yine Suriye topraklarıdır.
Karabağ ise Azerbaycan toprağıdır. Sadece Karabağ değil etrafındaki yedi rayonun Ermeni işgalinden kurtarılması ve burada Ankara'nın oynadığı kritik rol hepimizin gururudur; ama bu, tamamen ayrı bir konudur.
Yukarıdaki mantıkla hareket edecek olursak Orta Doğu Arap dünyası ile papaz olmamız kaçınılmazdır; çünkü bazı ücra köşeleri hariç Orta Doğu'nun hemen hemen her tarafı Osmanlı toprağıydı. Bu tür tutarsız, bilinçsiz ve ideolojik içerikli açıklamalar üst düzey yetkililer tarafından yapıldığı zaman bölgedeki bütün ülkeler rahatsız olurlar. Bu mantığın bir başka versiyonu Türkiye'yi Orta Doğu Arap ülkeleri ile on yıla yakın bir süre kavgalı tutmuş ve büyük maliyetlere sebep olmuştu.
Bu kafa yapısının sorun yaratacağı alan sadece Orta Doğu ile de sınırlı da kalmaz. Bulgaristan başta olmak üzere Balkan ülkelerini de durduk yere tedirgin eder. Yunanistan'ın etrafta 'bunlar yeniden Osmanlı kurmak istiyorlar' yaygarasına inandırıcılık kazandırır.
Türkiye'nin PKK'nın talepleri doğrultusunda 'açılım' tartışmaları yaptığı ve yasal/anayasal değişikliklere gidileceğinin konuşulduğu bir dönemde bir bakanın bu tür sözler etmesi tipik bir 'Tosya'ya pirince' gitme işidir.
Bu kafa yapısının Türk dış politikasını etkilemesine izin verilmeyeceğini göstermek açısından da bu bakanın 'istifa' etmesi gerekir.
Bugün 6 Belde'de yapılan seçimde CHP tek bir yerde kazandı. 4 yerde Ak Parti, birinde MHP var. Katılım sayısı az olabilir. Beldelerin siyasi yapısı farklı olabilir ama yine de erken seçime ısrar eden bir CHP'nin buralarda simgesel olarak çok daha başarılı olması gerekirdi. Mutlak Butlan karmaşasının ilk sonucu bu diyebiliriz.
Hüsran!
Ben 47 yaşında bir uzman doktorum. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Aslen Trabzonlu, doğup büyüdüğüm şehir ise Manisa. 21 yıllık meslek hayatımın 14 yılını Doğu Anadolu'da; başta Bitlis olmak üzere Van ve Cizre'de görev yaparak geçirdim.
Yıllar boyunca binlerce Kürt aileyle, binlerce Kürt kadınla karşılaştım. Şunu çok net gördüm ki; Kürt kadını her şeyden önce ailesinin, kültürünün ve onurunun temsilcisidir. Muayeneye çoğu zaman annesiyle, kardeşiyle, eşiyle ya da evladıyla gelirdi. Bunun sebebi bir doktora güvenmemek değil; yüzyıllardır taşıdığı örfün, edebin ve aile terbiyesinin bir yansımasıdır.
Bu yüzden Kürt kadınını konuşurken, onu siyasi tartışmalara ya da kişisel çıkarlara malzeme yapmak büyük bir haksızlıktır. Kürt kadını; yoklukta ailesini ayakta tutan, acıda dimdik duran, evladını büyüten, emeğiyle hayatı omuzlayan güçlü bir değerdir.
Bir insan konuşmadan önce sahip olduğu makamına, servetine ya da şöhretine değil; aynaya bakmalı, kendi ailesine bakmalı, kendi değerlerine bakmalıdır.
Çünkü bir toplumun namusu, kadınlarına gösterdiği saygıyla ölçülür. Kürt kadınının onuru da ne bir tartışmanın konusu olacak kadar küçüktür ne de birilerinin diline düşecek kadar değersizdir. O onur, yüzyıllardır dimdik ayakta duran bir halkın en kıymetli emanetidir. 🌹