Yapılan alıntılar ve yazılan metinler hep aynı kalıp ve algı üzerine… Bu ekip yeri geliyor bahis, yeri geliyor siyaset yazıyor. Hepsinin ortak yanı aynı ekibe dahil olmaları. Ahbap, deprem döneminde de bu ekibi çok farklı amaçlarla kullanmıştı. Bazı sildi ama ss’leri mevcut(2/2)
Haluk Levent’in sosyal medyadaki operasyon ağını deşifre ediyorum...
Deprem dönemi yaptığı gibi yine PR’ını yapmak için milyonlar akıttı trollerine. İşe yaramadığı gibi, destek aldığı ekip deşifre oldu. İşte sayfa sayfa o trol çetesi. (1/2)
Bugün 5 Temmuz…
Başbağlar Katliamı’nın 33. yılında yüreğimizdeki acı hâlâ ilk günkü gibi taze…
5 Temmuz 1993’te, tek suçu bu topraklarda yaşamak olan 33 masum vatandaşımız, PKK ve arkasındaki akıl tarafından gerçekleştirilen saldırıda hunharca katledildi.
Camiler, evler ve okul ateşe verildi; Başbağlar’ın üzerine çöken duman, aradan geçen 33 yıla rağmen vicdanlarımızdan silinmedi.
Başbağlar, yalnızca bir köyün değil, milletimizin ortak hafızasında derin iz bırakan bir acının adıdır.
Bu acıları unutmadan, kin ve nefretin değil; adaletin, hakikatin ve kardeşliğin hâkim olduğu bir gelecek için çalışmak hepimizin sorumluluğudur.
Terörün her türlüsüne karşı durmak, masumların hatırasını yaşatmanın en önemli gereğidir.
Şehit edilen 33 vatan evladını rahmet, minnet ve dualarla anıyor; Rabbimizden kendilerine sonsuz rahmet, ailelerine sabır ve aziz milletimize bir daha böyle acılar yaşatmamasını niyaz ediyoruz.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
USS Liberty survivor Phil Tourney burns the Israeli flag on July 4th and endorses Thomas Massie for president in 2028.
"I burn this evil flag on the Fourth of July."
"I also call out all the Zionist members of Congress and senators."
"You're supposed to fight for this country, not Israel."
Bugün hâlâ FETÖ meselesini yalnızca “iyi niyetli insanların kandırılması”, “bir dönem devlete hizmet etmiş bir dinî hareketin sapması” ya da “kontrolden çıkmış bir cemaat” çerçevesinde anlatanlar, meselenin stratejik boyutunu ya görmüyor ya da görmek istemiyor.
Çünkü burada asıl soru şudur: Devletin en mahrem kurumlarına kadar sızmış, kendi hiyerarşisini resmî hiyerarşinin üstüne koymuş, dış bağlantı kurabilen ve gerektiğinde ülkesine silah doğrultabilen bir yapı, yalnızca iç dinamiklerle mi açıklanacaktır? Yoksa bu yapıyı, bölgesel ve küresel güç mücadelelerinin Türkiye ayağı içinde de değerlendirmek mi gerekir? Türkiye’nin son kırk yılına soğukkanlı biçimde bakan herkes, ikinci soruyu sormak zorundadır.
Irak’taki Kesnizani örneği ile Türkiye’deki FETÖ yapılanması arasındaki benzerlik tam da burada ortaya çıkmaktadır.
Her iki yapıda da dinî veya tasavvufî görünüm, yalnızca inanç alanına ait masum bir çerçeve değil; aynı zamanda güven üretmenin, şüpheyi azaltmanın, sadakat devşirmenin ve devletin mahrem alanlarına sızmanın aracı hâline gelmektedir. Her iki örnekte de örgüt içi bağlılık, resmî hiyerarşinin önüne geçmekte; devlete ait makamlar, rütbeler ve yetkiler, örgütsel ajandanın hizmetine sokulmaktadır.
Her iki örnekte de dış bağlantı,finansal akışlar, istihbarî temaslar ve uluslararası koruma şemsiyesi tartışmaları yapının yalnızca yerli bir dinî oluşum olarak görülemeyeceğini göstermektedir.
Elbette Irak ile Türkiye aynı değildir;
Baas rejimi ile Türkiye Cumhuriyeti devleti aynı kurumsal yapıya sahip değildir;
Elbette Türk devletinin tarihsel hafızası ve gücü ve modeli ile birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkarılmış yapay Irak devleti modellemesi bir tutmak mümkün değildir tutamayızda.
Zaten geçmişten gelen ve bir asırdır büyük hedeflerine ulaşmak için diplomatik ekonomik ve son el ile yakındır terör üzerinden her şeyi denediler
Ve çok şükür başarılı olamadılar olamayacaklar
Ancak;FETÖ modeli ile KESNİZANİ aynı merkezden yönetilen aynı referanslarla eğitilip donatılan farklı sosyolojilerde aynı sonuçların alınması için örgütlenmiş şekillendirilmiş benzer modellerdir
Ve görünen odur ki, dinî veya başka kisve altında örgütlenen kapalı yapıların devletleri içeriden çözme kapasitesi, bu coğrafyada tekrar tekrar karşımıza çıkmaktadır.
EĞER DOĞRU BIR AKILLA DOĞRU BIR YÖNTEMLE DOĞRU STRATEJILERLE DOĞRU MÜCADELE YÖNTEMLERI ILE YAŞADIKLARIMIZ ANALIZ EDILMEZ VE YENI BIR MÜCADELE METODU BÜTÜNLÜKÇÜ BIR YAKLAŞIMLA ORTAYA KONULMAZSA
BU TEHLIKELER GEÇMIŞ DEĞIL TEKRAR TEKRAR KARŞIMIZA ÇIKACAKTIR
Irak’ın çöküşünde Amerikan işgali elbette belirleyici askerî güçtür.
Ancak aynı ölçüde açık olan bir başka gerçek daha vardır: Eğer devletin sinir uçlarına kadar sızmış yapılar, karar alma mekanizmalarını, askerî refleksi ve güvenlik bürokrasisini içeriden aşındırmışsa, dış müdahalenin maliyeti de düşer, hızı da artar, sonuç alma kapasitesi de yükselir. Irak’ta yaşanan tam olarak budur. Bu yüzden Kesnizani örneği, yalnızca Irak’ın iç meselesi değildir; devlet içine sızan kapalı yapıların bir ülkeyi dış müdahaleye nasıl açık hâle getirdiğini gösteren tarihî bir laboratuvardır.
Tam bu noktada Türkiye’de FETÖ’nün ne olduğuna yeniden bakmak gerekir. FETÖ’yü yalnızca “dini hassasiyetleri olan bir cemaat”, “eğitim faaliyeti yürüten bir yapı” ya da “bir grup sapkın yöneticinin bozduğu dinî oluşum” gibi değerlendirmek, Türkiye’nin yakın tarihine karşı körlüktür. FETÖ, devletin mahrem alanlarına sistematik biçimde sızan; askerî okullardan emniyete, yargıdan bürokrasiye, istihbarattan akademiye kadar uzanan kadrolaşma modeli kuran; sadakati devlete değil örgüt merkezine bağlayan; gerektiğinde yargıyı, medyayı, sermayeyi ve uluslararası ilişkileri aynı hedef doğrultusunda kullanabilen çok katmanlı bir yapıdır. 15 Temmuz gecesi gördüğümüz şey, yalnızca bir darbe girişimi değil; devletin kendi silahıyla, kendi üniformasıyla, kendi personeli üzerinden teslim alınmak istenmesidir. Bu yönüyle FETÖ, klasik anlamda yalnızca bir “cemaat sapması” değil, devletin iç dokusunu ele geçirmeye çalışan örgütlü bir aparat olarak okunmalıdır.
Kesnizani yapılanmasını yalnızca bir tarikat olarak görmek, Irak tecrübesini yüzeyden okumaktır. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, bu yapının dinî meşruiyet görüntüsü altında nasıl bir sadakat ve sızma ağı kurduğudur. Irak’ta bazı üst düzey askerî ve bürokratik isimlerin bu yapıyla ilişkilendirildiğine dair anlatılar, iddialar ve tanıklıklar; dinî kisveye bürünmüş kapalı örgütlenmelerin devlet aygıtı içinde ne denli etkili olabileceğini göstermektedir. Burada mesele yalnızca bireysel dindarlık, tasavvufî yakınlık ya da manevi arayış değildir. Mesele, devlete sadakat yerine örgüte sadakati önceleyen, hiyerarşisini görünmezleştiren, kritik kadroları kendi iç bağına bağlayan ve dış aktörlerle ilişki kurabildiği ölçüde ülkenin güvenliğini içeriden aşındıran bir örgütlenme modelidir.
Irak’ın FETÖ’sü Kesnizani Örgütü ve Türkiye’ye Dair Çıkarılması Gereken Dersler.
Amerika’nın 2003’te Irak’a yalnızca dışarıdan askerî güç kullanarak girdiğini düşünmek, Irak’ın çöküş mekanizmasını eksik okumaktır. Irak’ın yıkılışını anlamak için, devletin içeriden nasıl çözüldüğüne de bakmak gerekir.
Bu noktada Kesnizani yapılanması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir örnektir.
Çünkü Irak’ta dinî ve tasavvufî bir görünüm altında örgütlenen bu yapı, zamanla Saddam rejiminin çevresine, orduya, istihbarata ve devletin kritik kademelerine kadar uzanan bir nüfuz alanı oluşturmuş; böylece ülkenin dış müdahaleye karşı direncini zayıflatan başlıca unsurlardan biri hâline gelmiştir.
"Pakistanis and Türkiye have always stood firmly beside one another on issues of fundamental national importance. Pakistan will continue to stand firmly with Türkiye on the issue of the Turkish Republic of Northern Cyprus, just as it has consistently done over the last many decades.
I once again express Pakistan's profound appreciation for Türkiye's principled and unwavering support for the people of Jammu and Kashmir and their legitimate right to self-determination. President Erdoğan and I reaffirmed our shared belief that dialogue, diplomacy, and mutual respect remain the only sustainable path to resolving disputes and preserving international peace and security. I express my deep and sincere appreciation for Türkiye's strong and steadfast support for Pakistan's peace efforts in the region that, Alhamdulillah, have culminated in the signing of the Islamabad Memorandum of Understanding."
Prime Minister Muhammad Shehbaz Sharif addresses the joint press stakeout in Istanbul, Turkiye
🟥 TAYFUN Blok-3 Karadeniz'de hareketli deniz hedefini vurdu, dünyada sayılı ülke bandına girdi.
🟥 STM DAR insansız su üstü aracı ihracat vitrinini genişletti.
🟥 DENİZHAN 76 mm deniz topu yeni platformlara entegre ediliyor.
➕ Ve daha fazlası!
Geçtiğimiz haftanın gelişmelerini tek sayfada toplayan #SAHAbülten 198'inci sayısıyla ve yenilenen yüzüyle yayında!
👀 https://t.co/939ey9hJgx
Amerikalı gaziler siyonist ve soykırımcıların bayrağını yakmaya başladı.
USS Liberty gazisi Phil Tourney, 4 Temmuz'da İsrail bayrağını yaktı.
Yakmadan önce "Bu şeytani bayrağı 4 Temmuz'da yakıyorum” dedi.
Ayrıca Kongre'deki ve Senato'daki tüm Siyonist üyeleri de açıkça eleştirdi.
"Sizin göreviniz bu ülke için mücadele etmek, İsrail için değil” diye vurguladı.
“Türkiye, NATO'nun 2. büyük ordusuna sahip olmayı sürdürürken……
bölgesel güç olma hedefini ilerletti.”
2027 tüm dünyanın bu gerçeği kabul etmeye başladığı yıl olacak..
Türkiye, ÇMD da bir merkezdir…
Hala aynı muhabbet dünyayı anlamayanlar da…
“Efem ABD’ye ne verdik”
Bunlar üç gün önce de…
“Efem ABD izin vermez Suriye de hiç bir şey yapamazsınız” diyordu..
Uyanın…
Amerika artık küresel bir güç değil.. adamlar kendisi bile bunu anladı… kontrollü bir geri çekilme peşindeler… giderken yeni merkez olacak Türkiye ile anlaşarak çekilelim hesabında..
Ne istersek verecek.. tek istediği Türkler ile dost kalmak.. biliyorlar ki alan boşladığın da biri zaten dolduracak…
“Pakistan will continue to stand firmly with Türkiye on the issue of the Turkish Republic of Northern Cyprus, just as it has consistently done over the last many decades.”
Pakistan Prime Minister Shehbaz Sharif once again demonstrated strong and unwavering support for the Turkish Republic of Northern Cyprus.