Zafer Hoca dedi ki:
1) Kendimizi “yaşayan şehit” ilan etmiyoruz; şart cümlesi kuruyoruz.. Açık bir şekilde Türkçe konuştuğumuz halde yanlış anlayabiliyorsunuz.. İlimden nasibiniz az olduğu için yarım malumatınızla meseleleri değerlendiriyorsunuz. Üstelik bu kadar nâkıslığın içerisinde insanları sapıklıkla itham edebiliyorsunuz.. :)
“Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzab 23)
Size, “Bu ayetin adamları kimlerdir?” diye sorsak, tahminen bilmeyebilirsiniz..
Bu ayeti şerifin adamları, sahabe zamanında da vardır; günümüzde de olabilir.. Bir kısım sahabeler, Allah z.c. Hz.lerine verdikleri söz üzere şehit olmuşlardır. Bir kısımları ise şehit olmayı beklemektedir.. Allah z.c. Hz.leri o mübareklerin sözlerini asla değiştirmediğini beyan ettiğine göre, henüz şehit olmamış sahabelere, SÖZLERİNDEN DÖNMEZLERSE(ki bu cümle şart cümlesidir) muhabeten “yaşayan şehit” deseniz, yanlış söylemiş olmazsınız..
Bu ayeti şerifin adamı olmak, tamamen niyetle alakalıdır. Siz bugün Allah z.c. Hz.lerine söz verir, bu doğrultuda bir hayat yaşar ve SÖZÜNÜZDEN DÖNMEZSENİZ(bakın, bu cümle bir şart cümlesidir), yatağınızda bile ölseniz şehit olursunuz..
“Bütün kalbiyle şehit olmayı isteyen kişiyi Allah, yatağında ölse bile, şehitler mertebesine ulaştırır.” (Müslim)
Halid bin Velid Hz. Ahzab Suresinin 23. ayeti şerifinin adamlarındandı. Mübarek, aynı zamanda askerî bir dehaydı. Katıldığı hiçbir savaşı kaybetmedi. Er meydanında şehit olamadı ama binlerce şehitten daha fazla İslama hizmet etti.. Son nefesi yaklaştığında, ölüm döşeğinde yatarken şöyle buyurmuştu:
“Şu kadar savaşta bulundum. Vücudumda kılıç, mızrak, ok yarası bulunmayan bir tek karış yer yoktur. Fakat görüyorsunuz ki, develer gibi yatağımda ölüyorum. Korkaklar dünyada rahat yüzü görmesin!”
Halid bin Velid Hz.leri yatağında ahirete irtihal etse bile, hadisi şerif gereğince şehitlerdendir..
Bizim başlıklarımızı dinlerseniz, pek çok başlıkta Fariza-i cihattan bahsedildiğini görürsünüz, Allah z.c. Hz.lerinin izniyle..
Biz de mealen diyoruz ki:
“Bizim Allah z.c. Hz.lerine sözümüz var. Biz sözümüzden DÖNMEZSEK(Bakın bu şart cümlesidir. Cenneti garanti görmek gibi bir şey söz konusu değildir), Allah z.c. Hz.lerinin izniyle yatağımızda bile ölsek şehit oluruz.”
Şart cümlesi kuran birisi, nasıl kendisinin kesin olarak şehit olduğunu ilan edebilir? Teknik olarak, edemez ve etmiyordur da.. Çünkü son nefesine kadar sözünde cayma ihtimali vardır..
Bu durumun misali şöyledir..
Siz şu anda Müslümansınız ve “Allah son nefeste iman selameti VERİRSE(şart cümlesi), ebedi cehennemde kalmayız.” dediniz.. Siz bu söylemle, Müslüman öleceğinizi garanti mi görmüş oluyorsunuz? Tabii hayır..
2) Sizin özel vahiy almanıza gerek yoktur. Bazı hususlar zaten vahiyle haber verilmiştir.. İtikad bozukluğu ile amel bozukluğu kıyas edilemez. Bir adamın itikadî bozukluğu varsa, amellerinin makbuliyeti kalmaz..
“Bid'at sahibinin namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tevbesi, farzı, nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz, hamurdan (yağdan) kıl çıkar gibi, dinden çıkması kolay olur.” (İbni Mâce)
İtikad bozukluğu olan kişi, amel bakımından en bozuk olan ama itikaden düzgün olan kişiden daha aşağı bir seviyededir.. Öyleyse, Hak katında kimin derecesinin itibarlı/üstün, kimin düşük olduğunu, Allah z.c. Hz.lerine sorarız..
Altay Meriç, bizim söylemlerimizi çarpıtıp, bizi cehaletle ve dalaletle itham etti. (Bu yüzden, başlıkta, “Kibirliye karşı kibir sadakadır.” düsturuyla sert bir üslûpla konuşuyoruz.) Biz de Altay Meriç'in ılımlı İslamcıların ve oryantalistlerin görüşünü kendi kanaatlarıymış gibi nasıl Ehli Sünnete sokmaya çalıştığını, müctehidlik ve mukallidlik sınırlarını tahrif edip, nasıl yalanlarla, eyyamlarla bid'at söylemler geliştirdiğini izah ettik.. (Devamı aşağıda)
"Allah ’ım, fazlü ihsan sahibisin, ben ise çok hatalar sahibiyim. Ey Rabbim, ben Seni cemil bir halde tanırım, benim hüsnü zannımı haklı çıkar. Ey benim Rabbim, bana azab eyleme, ben kendimden meydana gelen günahları biliyorum.
İnsanlar bende iyilik var zannediyorlar, ancak Sen benim hatalarımı affetmez isen, ben yaratılmışların en fenasıyım.
Ey Allah ’ım, Senin günahkar kulun isyanlarını kabul ve itiraf edib Sana geldi, Sana yalvarıyor. Şayet beni bağışlarsan ancak Sen bağışlarsın, zira buna ehil ancak Sensin. Şayet beni reddedersen, Senden başka bana kim merhamet eder?
Ey Rabbim, o kötülüklerden kurtulmak için, ihlâsla bütün mâsiyetlerimden tevbe ettim. Herkesin perçemlerinden yakalanıp getirildiği kıyâmet gününde bana yardım et, ey kendisinden yardım isteyenlere yardımını esirgemeyen Allah’ım.
İlahî! Sen fazl u kerem ve izzet ü ikram sahibisin; benimse tek sermayem hatalarım ve günahlarım; ne olur kulunu affet!
İsyankar isem de affına olan ümidim hiç sarsılmadı; diliyor ve dileniyorum; kapıkulunu umduklarına nâil et!
İşte huzurundayım ve suçlarımı itiraf ediyorum; merhametinle muamelede bulun ve bu âciz bendeni azaba dûçar kılma!" amin..
~ İbrahim Ethem Hz.leri
"Altay Cem Dosyası"ndan bir kesit..
Tamamı için: xVx Yapım YouTube Kanal..
"Altay Meriç'in Hiyeroglif Mucizesi İddiası.." (Part 3)
https://t.co/gnyu2f4yZ0
@ihsanhocaresmi Daha geçen,oryantalist ve ılımlı İslamcı görüşleri kendi fikriymiş gibi sunan,"Ben böyle düşünüyorum","Kanaatimce"şeklinde konuşup ehli sünnetin sınırlarını bozan,fıkhı ve islam tarihini tahrif eden Altay Meriç'i İFAM'da baş köşeye oturtup bizzat teşekkür eden siz değil miydiniz?
Uzun saçlı arkadaş, hep böyledir zaten. Yılları var, tanırım. Kafasında nasıl bir ehli sünnet tanımı kurmuşsa, bütün delillerini Kur'an-ı Kerime, Hadisi Şeriflere, tüm İslam tarihinde ehli sünnet üzere kalan ulemaya dayandırabiliyor.
Ehli sünnet ve bid'at ayrımını yaparken iki teraziden hiç şaşmaz üstelik. Yahu, 21. yy'da yapılır mı bu, Allah'ın kitabına, resulün sav sünnetine kim uyar, nefisler bu kadar kabarıkken? Kendi hevandan fikrinden, konuş gitsin. Seçip ayırabilen var mı sanki?
İroni kıvamını tutturabildim mi, ehli söylesin.
Bir adamın çocuğu olsa yanında, dosdoğru yürürken bir başka adam da çocuğa yumruk atsa, babası ağzını bozsa, ne edepsiz adam mı dersiniz yoksa sadece ağzını bozdu bu nasıl bir baba mı?
"De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez."(Tevbe, 24)
Birisi de kendi canından, malından, evladından ziyade değer verdiği İslam'a, önden, arkadan, sağdan, soldan saldırıp dini, itikadi bozmaya çalışanlara karşı duruyorsa, içeriden ve dışarıdan İslam düşmanlarıyla savaşıp hem de insanlara ilim öğretiyorsa, bu uğurda da Allah'a kavuşmayı umuyor ve buna göre yaşıyorsa ona edepsiz diyene ne denir?
Ağzına sağlık denmez herhalde.
Şehadet mevzusuna gelince,
–"Kim Allah'ın dini daha yüce olsun diye savaşırsa, sadece o Allah yolundadır" (Buhâri)
Madem kanalı da videoları da biliyorsunuz, uzun saçlı adam Allah'tan, resulünden, onun yolunda gidenlerden başka ne anlatıyor? Allah yolunda olduğu çok aşikar, gözü görene.
Önceki videolarında bir insanın, bir veli bile olsa son nefeste imanından asla emin olamayacağını söyledi, tıpkı diğer ehli sünnet İslam alimleri gibi.
Kendisine de şöyle veliyim, böyle alimim demedi. Aksine ben bozuk adamım, bunları anlatmak bana düşmez ama alimler işini yapmıyor tarzında konuştuğu çok olmuştur.
Onun bahsettiği bozukluk da sürekli eleştirdiğiniz ağız bozukluğu gibi şeylerdir ki o ağız da bana kalırsa tertemizdir, nefsi için bozmuyor çünkü, tabi duyana.
Misal, birisi hadisleri inkar ettiğinden namaz üç vakittir diyorsa, ona canın sağ olsun mu dersiniz? (Ehli sünnet bir müslüman olduğunuzu varsayarsak.)
Alimler hakkında da yine doğruyu söylemiştir. Hem ortalığın halinden hem de hadis-i şeriften görülüyor zaten.
"Allah, ilmi insanlardan bir anda söküp almaz. Fakat âlimlerin ruhunu alarak ilmi alır. Nihayet geride tek bir âlim kalmadığında, insanlar cahil önderler edinirler. Onlara sorular sorulur ve bilgisizce fetva verirler. Böylece hem saparlar hem saptırırlar!” (Buhari)
'İslam ile ilgili herhangi bir konuda zerre kadar batıl anlatmışsam Allah zc hz.leri hiç kimseyi helak etmediği gibi beni helak etsin, amin' dediği de olmuştur, hatta üzerinden de yıllar geçmiştir.
İki gün önce gördüm, sapasağlamdı. Size göre duası kabul olmamıştır belki, bize göre ise Allah'ın nasip etmesiyle hep hakkı, hakikati anlatmıştır.
Yine benzer şekilde aynı duayı yaptı, bu sefer de kendisinin ya da öğrettiği ilimlerin, Allah katında makbul sayılmadığını ima edenlere ya da söyleyenlere, karşılıklı dua edelim kim insanları batıla sevk ediyorsa Allah onu helak etsin dedi.(birebir yazmadım ama anafikir bu)
İki taraftan biri hak ya hani, bu dualar karşılıklı edildiğinde, bazı önderler o kadar cesursa tabi, son videodan bahsediyorum, Allah birinin duasını kabul edecektir.
Hobi olarak yine alay edin ama kendi nefsini temize çıkardığından canlı şehidim de demiyor.
Yine Allah'a güveniyor,
“Allah, bütün kalbiyle şehit olmayı isteyen kişiyi, yatağında ölse bile, şehitler mertebesine ulaştırır.” (Müslim)
Allah size, yolunda olmayı, yoluna çağırmayı nasip ettikten sonra öyle devam etseniz ve bu sözü söyleseniz, Allah sizi mahrum eder mi?
"Allah, bir topluluğa lutfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez ve Allah her şeyi işitip bilmektedir." (Enfal, 53)
"Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir." (Ahzap, 23)
Siz, herhangi biriniz, hakkı hak olarak bilip buna uygun yaşıyorsanız, imanınız, itikadiniz Allah rızasına uygunsa, Allah uğrunda da savaşıyorsanız -ki ilim öğrenmek ve öğretmek de bu mücadeleye dahildir- siz de şehitliği arzulayın hatta canlı şehidim diyin.
Biz de inşallah öylesinizdir, maşallah diyelim. İşinizi takdir edelim, destek olalım. Hani müminler kardeş ya, ona göre davranalım.
Siz hakkı konuşun, bid'atlere karşı durun, ilim üzere gidin ve insanları Allah'ın dosdoğru yoluna çağırın, biz de Allah razı olsun, iyi ki varsınız diyelim.
Ama hazır olun, saçınızın boyundan, sesinizin tonuna, üslubunuzdan, siyah t-shirtünüze kadar eleştirileceksiniz.
Haksızlığa, manipülasyona, iftiraya, su-i zana uğrayacaksınız. O zaman da siz ve sizi çok seven müslüman kardeşleriniz şu hadis-i şerifle teselli bulacaktır:
"Kim benim sünnetimi ihyâ ederse (yaşatırsa) beni sevmiş olur. Beni seven de cennette benimle beraber olur."🌹 (Tirmizî)
Aziz kardeşim,
İhsan Hoca,Ferdi Hoca bidat ehli olan kimselere dahi “hoca” diye hitap ederken; Ehl-i sünneti savunan Zafer Hoca’ya “uzun saçlı arkadaş” gibi ifadeler kullanmanız gerçekten düşündürücüdür. Bir bidat ehline hoca diye hitap etmekten çekinmeyip, kendi üslubuyla hakikati müdafaa etmeye çalışan bir Ehl-i sünnet hocaya karşı bu şekilde küçümseyici bir dil kullanılması ciddi bir çifte standart görüntüsü oluşturmaktadır.
Hele ki bidat ehline karşı son derece müsamahalı davranılırken, onları mekânlarınızda ağırlayıp saygınlık kazandıracak tavırlar sergilenirken; Zafer Hoca’nın saatler süren bir konuşmasının yalnızca küçük bir bölümünü öne çıkararak eleştirmeye çalışmanız, ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Bu tavır kime fayda sağlıyor? Ehl-i sünnetin müdafaasına mı, yoksa bidat ehlinin ekmeğine yağ sürmeye mi?
Bir eleştiri yapacaksanız bütüncül olmalı ve 5.5 saatlik emeği izleyip ona göre konuşmalısınız.
Elbette herkes hata yapabilir, üslup eleştirilebilir. Ancak mesele değerlendirilirken adaletli olunmalı, aynı ölçü herkese uygulanmalıdır. Bidat ehline karşı yumuşak, Ehl-i sünnet müdafaası yapanlara karşı ise sert ve küçümseyici bir tavır takınmak insafla bağdaşmaz.
Allah’ın ve Resûlü’nün hakkı bütün hakların üstündedir. Peygamber Efendimiz’in hukukunu savunma hassasiyeti gösteren insanlara yaklaşırken daha dikkatli olunmalıdır. Eleştiri yapılacaksa da adalet, insaf ve bütünlük içerisinde yapılmalıdır.
Lütfen meseleleri daha objektif değerlendirin. Bidat ehline karşı duruşunuzu gevşetmeyin. Ehl-i sünneti savunanlara karşı daha hakkaniyetli olun. Çifte standart görüntüsü veren tavırlardan kaçının.
Allah hepimize hakkı hak bilip tabi olmayı, batılı batıl bilip ondan sakınmayı nasip etsin.
@_ehlisunnet_ takip edip daha nice hakikatler duyabiliriz. Mevlâ Teâlâ Razı Olsun
https://t.co/QQ9jKnYL24
1) Altay Meriç'in hastalığının ilim sahasındaki etkileri ve zararları,
2) Manipülasyonları ve ilim sahasında oluşturduğu dezenformasyonları,
3) Ehli Sünnete muhalif görüşleri ve kendi bid'at söylemleri, delilleriyle birlikte bu videoda izah edildi..
@nsfsjw "Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın." (Hucurat 6)
“(Akıllı ve olgun) Mü'min aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz.” (Buhârî)
xVx Yapım izlediğin belli :)
"Müslümanlar neden oruç tutar?" sorusuna cevaben, xVx Yapım: Zafer Hocamızın cevabı:
Kısaca:
Mahşerde, herkesten imanlarına delil getirmeleri istenecektir.. Bizim için, oruç, namaz, hac, zekat gibi farîzalar, mahşerde imanımıza delil getirebilmemiz içindir..
Uzunca:
Kişi, kimin sözünü dinliyorsa, onun Rabbi odur.. Misal, Yahudiler ve Hristiyanlar, papazlarının, hahamlarının sözlerini dinlediler ve onların Rableri, hahamları, papazları oldu..
"(Yahudiler) Allah'ı bırakıp, hahamlarını; (Hristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i Rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardır." (Tevbe 31)
Kişi, nefsinin sözünü dinler; nefsinin emirlerini yerine getirir; nefsine köle olursa, kişinin Rabbi, nefsi olur..
"Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?" (Furkan 43)
Nefis, yaratıldıktan sonra, Allah z.c. Hz.lerine isyan etmiş ve Allah z.c. Hz.lerini Rab edinmemek için her türlü zorluğa direnmişti.. Allah z.c. Hz.leri rızkını kesince, nefis, sadece açlığa karşı direnememiş ve Allah z.c. Hz.lerinin Rabliğini kabul etmek zorunda kalmıştı..
Nefse en zor gelen şey, açlıktır.. Bu yüzden, bir kişinin, Allah z.c. Hz.lerinin emri gereği, oruç tutuyor olması, kişinin, iç aleminde, nefsini Rab edinmediğinin; bilakis, "Allah z.c. Hz.lerini Rab edindiğinin en büyük delilerinden" olur. Böylece, kişinin tuttuğu oruç, "imanına bir delil olarak", kafirler için hazırlanan cehennemden onu koruyan bir kalkan vazifesi görür..
"Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının." (Ali İmran 131)
"Oruç, ateşe karşı koruyucu bir kalkandır. Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur.” (Buhârî)
Kişinin namaz kılması, Allah z.c. Hz.lerinden başka bir ilahı kabul etmediğinin “zâhiren” en açık delilidir.. İnsanlar namaz kılan bir kimseye şahit olabilir.. Çünkü, Müslüman kişi, her gün, beş vakit namaz kılmak zorundadır.. Bir kimseyi namaz kılarken görseniz, onun Müslüman olduğuna hemen kanaat getirebilirsiniz..
İnsanlar, oruç tutan bir kimseye şahit olamayabilir.. Bir kişinin şu anda bir şey yemiyor olması, onun oruçlu olduğuna delil olmaz.. Kişinin oruç tutması, Allah z.c. Hz.lerinden başka bir ilah kabul etmediğinin "bâtınen" bir delili olur..
Oruç, kişinin iç aleminde, nefsi ile Rabbi arasında yaptığı bir tercihtir.. Kişi, bu tercihinde, Rabbi olan Allah z.c. Hz.lerini seçtiği için, Allah z.c. Hz.leri "Oruç benim içindir." (mealen, “Kulum oruç tutarak, nefsine en zor gelen meselede bile, nefsinin değil; Benim sözümü dinledi ve nefsine muhalefet ederek, benim sözümü yere düşürmedi.”) buyurmuştur ve orucun mükafatını özel olarak vereceğini haber vermiştir..
(Sav) Allah Rasûlü Hz.leri, “Rabbiniz, "Her iyiliğe on katından, yedi yüz katına kadar sevap yazılır. Oruç ise benim içindir. Onun mükafatı bana ait olup, onu ben mükafatlandıracağım." buyurdu." (Buhari)
Ayrıca, oruç, kişinin iç aleminde, nefsi ile Rabbi arasında yaptığı bir tercih olduğu için burada riya olmaz..
“Oruçta riya yoktur." (Camius Sağır)
Mahmud Efendi Hz.lerinin yolunu, Mahmud Efendi Hz.lerinin müridi olduğunu iddia edenlere anlatmak zorunda kalmak, onlar için ne kadar da büyük bir zillettir..
Allah z.c. Hz.leri bize pek çok velinin (manevî) ekmeğini yemeyi nasip ettiği gibi, Mahmud Efendi Hz.lerinin de ekmeğini yemeyi nasip etti. Mahmud Efendi Hz.lerinin yolunu göz göre göre bozmanın bir alemi yoktur.. Eyyamlarla tarikatı değiştirmenin de lüzumu yoktur.. Çok duyduğunuz ama arkanıza attığınız şeyleri bir kez daha tazeleyelim..
“Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.” (Maide 13)
"Ehli Sünnete göre, evliyanın kerameti haktır. Tasavvufa göre, vefat eden velinin tasarrufunun devam etmesi haktır.." Bu sözün hak olduğuna dair delil, ilgili kesittedir..
Kesitte, herkes tarafından kabul edilen bir tasavvuf ehli, bir Müslüman askerinin şahitliği ve Müslüman askerinin, bir kafirden yaptığı yeminli bir nakil vardır..
(xVx Yapım: Zafer Hocamızdan)
Bu konu üzerine Zafer Hocamızın (xVx Yapım) (18.01.2026) Paylaşımı..
Ebubekir Sifil Hoca'nın konuşması, ilmin zâhiri ile ilmin bâtınının çatışmasına güzel bir örnek teşkil eder.. Tarih boyunca, benzer durumlarda, ulemâ-ı zâhir ile ulemâ-ı bâtın arasında, benzer çatışmalar görülmüştür; günümüzde de görülmektedir.. Bu çatışmaları, doğru okumak ve doğru anlamak, Ehli Sünnetin birlikteliği için epey önemlidir..
Bir meselede doğru anlamak için, öncelikle durum analizini doğru yapmamız gerekir. Elmalarla, armutları karıştırıp, farklı şeyleri birbirine kıyas etmek doğru sonuçlar vermeyebilir..
Şeriatın gayeleri başkadır; tarikatın gayeleri başkadır.. Şeriata tabi olan(şeriatın hak olduğunu kabul eden) kişi, mü'min olmuştur; tarikata tabi olan kimse, zaten önceden mü'min olmuştur ve tarikat vesilesiyle, kâmil mü'min olmaya çalışıyordur.. (Hak bir) Tarikat, şeriatın içerisindeki özel bir yoldur..
Şeriatı inkar eden kişi, dinden çıkar; tarikatı/tasavvufu inkar eden kişi, ehli sünnetten bile çıkmaz.. Şeriata tabi olmak(şeriatın hak olduğunu kabul etmek), her Müslüman için farzdır; tarikata tabi olmak ise, her Müslümanlar için farz değildir..
Güncel bir örnekle meseleyi günümüz insanlarının akıllarına yaklaştıracak olursak, şeriat, benzinli bir arabanın olmazsa olmazı olan benzin gibiyse; tarikat, nitröz oksit(N2O) gibidir.. Her (benzinli) arabada, benzin mutlaka olmalıdır ama her arabada nitröz oksit sistemi(Nos) olmak zorunda değildir. Bu bağlamda, tarikata girmek, arabaya Nos taktrımak gibidir..
Nitroz oksit sistem(Nos), ehliyetli kişilerin elinde büyük faydalar sağlayabilirken, ehliyetsiz kişilerin helakına sebebiyet verebilir.. Bu yüzden, Nos, herkese lazım değildir.. Haliyle, N2O'yu, benzinle kıyaslamak, çok doğru değildir..
Temel problem buradan kaynaklanıyor.. Aslında daha uzun açıklamayı düşünüyordum ama diğer işler engel oldu.. Şimdilik sadece problemin kaynağını söylemiş olayım.. :)
Anlayamadığınız halde, sürekli insanları aşağıladığınız mesele şu..
1) Şeytan, bid'at ehli adamları, Müslümanların arasında, kısa sürede parlatır..
2) Şeytan, İslam düşmanlarını, Müslümanların üzerine salar..
3) Şeytan, İslam düşmanlarıyla, popüler ettiği bid'at ehli adamları ön safta çarpıştırır..
Böylece, şeytan, İslam düşmanlarını kendi cenahında konsolide ederken, Müslümanları, popüler ettiği bid'at ehli adamların arkasında konsolide eder..
Şeytan, ahir zamanda Müslümanların ilimlerinin zayıf olduğunu bildiği için, Müslümanların, bid'at ehli adamları, küffar karşısında, “ehveni şer” olarak göreceğini bilir.. İlimleri zayıf olan Müslümanların kaçırdığı mesele şudur.. İslam düşmanları da şeytana çalışır; bid'at ehli adamlar da şeytana çalışır! İkisi de bizden değildir!
İşin sonunda, bir bakarsınız, ilimleri zayıf Ehli Sünnet Müslümanlar, bid'at ehli adamların arkasında saf tutmuştur.. Sonuçta, her halükarda kazanan şeytan olmuştur! Müslümanlar, çalışmışlardır ama boşuna yorulmuşlardır.. Sizin gibi ilmi zayıf Ehli Sünnet Müslümanlar da farkında olmadan şeytanın çarkına su taşımıştır..
“De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” (Kehf 103-104)
Biz, Mehmet Okuyan'ın, Caner Taslaman'ın vs. aklınıza gelebilecek tüm bid'at görüşlere kaymış adamların arkasında niye saf tutmuyorsak, “Günümüz Ehli Sünnet anlayışı, Hanbelîlik ve Haşevîlik karışımı bir şeye dönüşmüştür!” diyen, Dehb gibi, ciddi zihinsel rahatsızlıkları olan, aklı selimden ve itidalden uzak bir şekilde dürtüsel ve tepkisel hareket eden, Ehli Sünnete göre konuşan hocaları mezhepsizlikle veya bâtıl itikatta olmakla itham eden adamların da aynı sebepten arkalarında saf tutmayı reddediyoruz!
“Siz meseleleri ne zaman anlayacaksınız?” diye merak ediyoruz..
Anlayamadığınız halde, sürekli insanları aşağıladığınız mesele şu..
1) Şeytan, bid'at ehli adamları, Müslümanların arasında, kısa sürede parlatır..
2) Şeytan, İslam düşmanlarını, Müslümanların üzerine salar..
3) Şeytan, İslam düşmanlarıyla, popüler ettiği bid'at ehli adamları ön safta çarpıştırır..
Böylece, şeytan, İslam düşmanlarını kendi cenahında konsolide ederken, Müslümanları, popüler ettiği bid'at ehli adamların arkasında konsolide eder..
Şeytan, ahir zamanda Müslümanların ilimlerinin zayıf olduğunu bildiği için, Müslümanların, bid'at ehli adamları, küffar karşısında, “ehveni şer” olarak göreceğini bilir.. İlimleri zayıf olan Müslümanların kaçırdığı mesele şudur.. İslam düşmanları da şeytana çalışır; bid'at ehli adamlar da şeytana çalışır! İkisi de bizden değildir!
İşin sonunda, bir bakarsınız, ilimleri zayıf Ehli Sünnet Müslümanlar, bid'at ehli adamların arkasında saf tutmuştur.. Sonuçta, her halükarda kazanan şeytan olmuştur! Müslümanlar, çalışmışlardır ama boşuna yorulmuşlardır.. Sizin gibi ilmi zayıf Ehli Sünnet Müslümanlar da farkında olmadan şeytanın çarkına su taşımıştır..
“De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” (Kehf 103-104)
Biz, Mehmet Okuyan'ın, Caner Taslaman'ın vs. aklınıza gelebilecek tüm bid'at görüşlere kaymış adamların arkasında niye saf tutmuyorsak, “Günümüz Ehli Sünnet anlayışı, Hanbelîlik ve Haşevîlik karışımı bir şeye dönüşmüştür!” diyen, Dehb gibi, ciddi zihinsel rahatsızlıkları olan, aklı selimden ve itidalden uzak bir şekilde dürtüsel ve tepkisel hareket eden, Ehli Sünnete göre konuşan hocaları mezhepsizlikle veya bâtıl itikatta olmakla itham eden adamların da aynı sebepten arkalarında saf tutmayı reddediyoruz!
“Siz meseleleri ne zaman anlayacaksınız?” diye merak ediyoruz..
"Onların, Allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah'a söverler." (En'am 108)
Yorumlara bakın.. İslama ve (Sav) Allah Rasûlü Hz.lerine hakaret ettirmekten başka ne kazandı, bu yorumdan?
"Bir kimsenin kendi anne-babasına sövmesi büyük günahlardandır.” Ashâb-ı kirâm, "Yâ Resûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç söver mi?" deyince, "Evet, tutar birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver.” buyurdu. (Müslim)
İnsanların sevdiği birisine sövecekseniz, İslam üzerinden sövmezsiniz.. İslam üzerinden birisine söverseniz, onlar da İslama ve (Sav) Allah Rasûlü Hz.lerine söverse, siz İslama ve (Sav) Allah Rasûlü Hz.lerine sövdürmüş olursunuz ki bu, büyük günahlardandır..
Akılsızın günahı, cahilin günahından büyük oluyor..
"Ahmak, ahmaklığı sebebiyle fasıkın fıskından daha büyük bir derde düşer. İnsanlar, Allah'a akılları nisbetinde yakınlaşırlar." (Ramuz)