Zikirden yüz çevirmenin sonuçları nelerdir?
Kuran'da Allahın zikrinden yüz çevirmenin bir takım sonuçlarından bahsedilir, öncelikle zikrin ne olduğuna kısaca bir bakıp yüz çevirmenin sonuçlarını inceleyelim.
Zikir, geleneğin iddia ettiği gibi belli sayılarda sıra boncuğu çekmek değildir. Zikri anlamak için şöyle örneklendirebiliriz, bir dil çalışıyoruz, İngilizce öğrenmeye başladık diyelim, günlük kelimeler öğreniyoruz, cümle yapıları ve dil bilgisi. Belli bir takvimimiz var, bu takvime uygun hareket ediyoruz ve kendimizdeki gelişmeyi gözlemliyoruz. Fakat öğrenimimiz arada sekteye uğrarsa unutmaya başlıyoruz. Tekrar geri dönmemiz gerekiyor, geriliyoruz. Zikir bir veriyi zihinde sürekli diri tutmaktır. Bu Kuran anlayışına göre iki yönlüdür;
1. Kuran öğrenimi, günlük çalışma disiplini ve sürekli tekrar.
2. Allah tasavvuru, Allah'ın güçlerini öğrenip keşfetme, onu etki ve yetki alanını kuşlatıcılığı ile kavrama çabası ve Allah bilincinin zihinde diri tutulması.
Bu iki yolla günlük her türlü dünyevi eylemde Kuran ve Allah merkezli bakış açısını zihinde diri tutmak zikirdir.
Kuran'ın kendisi de zikir olarak anılır.
Peki Kuran ile bağımız kesilirse ve Allah tasavvurunu zihnimizde diri tutmazsak neler olur? Kuran bunun sonuçlarını şöyle açıklıyor:
Dar ve boğucu bir geçim ve yaşam, içsel sıkışma, huzursuzluk.
Taha 124
Şeytanın yoldaş kılınması, yoldan saptıran yakın refik ile yürümeye başlamak.
Zuhruf 36–37
Kalbin katılaşması ve paslanması, gönlün duyarsızlaşması, hakikat algılayıcılarının kapanması.
Bakara 7
Zümer 22
Hadid 16
Mutaffifin 14
Hevaya teslimiyet ve perdelenme, arzuların ilah edinilmesi, kalp, kulak ve gözün dalalet ile örtülmesi.
Casiye 23
Kendini unutma, Allah’ı unutmanın bedeli, kişinin kendini unutmasıdır.
Haşr 19
Dünyevi meşguliyetlerin esareti altına girme ve hüsrana uğrama, mal, evlat ve iş güç telaşı zikri unutturur, neticesi ise hüsrandır.
Münafikun 9
Zulümat ve aşırılıkların yükselişi, ilahi uyarılara kulak tıkanması halinde dalalete saplanma.
Secde 22
Kehf 28
ve sonunda
Şiddetli bir azap.
Cinn 17
Öyle ise yapmamız gereken, günlük olarak Kuran çalışmalarına disiplinli şekilde devam edip Allah tasavvurunu doğru kavrayarak zihnimizde diri tutmaktır. Tek kurtuluş Kuran'a sımsıkı sarılmaktır.
Zengin olmak istiyorsanız,
Başkaları için daha çok harcayın.
Niye mi?
Bu beyefendi,bilmeden Sebe suresi 39. ayetin tefsirini yapıyor sebebini de izah ediyor:
"...Başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerine yenisini (daha iyisini) verir.
O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
Rızkının bollaşmasını, işlerinin düzene girmesini, güç ve kuvvetinin artmasını isteyenler bu yazıyı iyi okusun! Kur'an'da Hz. Nuh ve Hz. Hud, kendi kavimlerine tebliğde bulunurken ilginç bir noktaya parmak basıyorlar: Hz. Nuh aleyhisselam kavmine şöyle demişti: +++
“Gazali:
Helal olan yemekte üç ihtiyatı gözetmek farzdır. Birdenbire çok yemekten az yemeğe düşmek doğru değildir. Zira buna dayanmak zordur. Bu işi yavaş yavaş yapmak gerekir.
Mesela bir ekmek az yemek istiyorsa bir gün bir lokma, ikinci gün iki lokma, üçüncü gün üç lokma az yiyerek bir ay içinde bir ekmekten vazgeçmiş olur. Böyle yapılırsa yemeği bırakmak daha kolay olur. Vücutta gıda eksikliği çekmez. Az yemek yemenin dört derecesi vardır.
1. DERECE: Derecelerin en büyüğü olan sıddıkların (dosdoğruların) derecesidir. Bu derecede zaruret miktarından fazla yiyilmez.
Sehl-i Tüsteri seçtiği bu yolu şöyle açıklıyor:
"İbadet hayat, akıl ve kuvvet ile olur, kuvvetin azalmasından korkmayan, yemek yemesin. Zira aç ve kuvvetsiz olup, oturarak namaz kılanın namazı, tok olup ayakta namaz kılanın namazından üstündür. Ama vücuduna veya aklına zarar gelmesinden korkan kimse yemelidir. Zira akıl olmadan kulluk olmaz. Canlı olmak ise muhakkak lazımdır."
Sehl'e sordular: "Siz nasıl yersiniz?"
Şu cevabı verdi:
"Her yıl üç dirhem gümüş masrafım vardır. Bir dirhemle pirinç, bir dirhemle yağ, bir dirhemle de bal alırım. Üç yüz altmış adet tane hamur yaparım. Her akşam birisi ile iftar ederim." "Hala bunu yapıyor musun?" dediklerinde "Daha da düştü" dedi.
2. DERECE:
https://t.co/DGUestul25
İngilizce bilmiyorsun, eline verilmiş otonun kataloğunu ezberliyorsun, tekrar ediyorsun. Otoda bir arıza olduğunda ezberinin ne faydası olur?
Bize ESMA-ÜL HÜSNA adıyla Allah’ın güzel isimleri bildirilmiş!
NEDİR BU ŞİMDİ?
Yukarıda Allah var, diyenlerin TANRISININ farklı isimleri mi?
Bize ne o TANRININ İSİMLERİNDEN; demeyin!
Gelelim işin HAKİKATINA…
“ALLAH” adıyla işaret edilen, tüm algılanan ve algılanamayanların HAKİKATİ VE ORİJİNİ OLDUĞU İÇİNDİR Kİ; insan için de bu böyledir. “ALLAH” denildiğinde, Sırf tekillik anlaşıldığı gibi; her zerre de, O’nun gayrı olmadığı için, gene aynı isimle anılır.
Kurân, insana hakikatini bildirmek amacıyla vahiy olduğu içindir ki; Allah insana, hakikatinin, isimlerinin özellikleriyle varolduğunu fark ettirmek üzere “esma-ül hüsna”yı bildirmiştir.
İnsanın bedeni, beyni, zihni, ruhu kısacası tüm varlığı bu isimlerle işaret edilen özelliklerle yaratılmıştır ve de her anı bu özelliklerle devam etmektedir.
Yani, insan adıyla işaret edilen yapı, tüm boyutlarıyla bu isimlerin her an yeni bir şan alan kompozisyonudur.
“Ey insan, sen, benim isimlerimin her an değişen bir kompozisyonundan başka bir şey değilsin!
Sen “yok”tan yaratılmış “var” algılanan bir varlıksın!
Varlık ve yokluk âlemlerinde var olan sadece benim!” Denmektedir sanki.
İşte bu nedenledir ki, nereye veya kime baksanız, gördüğünüz hep “ESMÂ-ÜL HÜSNA”nın farklı kompozisyonlarından başka bir şey değildir.
Bedenin nasıl kimyası varsa, beden bir kimya kompozisyonu ise, insan, ismi arkasındaki her şey de, isimler kompozisyonundan başka bir şey değildir.
Bu nedenledir ki, her an, acaba bende hangi isimler zihnimde ağırlıklı çıkarak, ben böyle düşünüyorum, diyebiliriz.
Bir isme dikkat çekelim… “KAYYUM”
Bu ismin işaret ettiği özellik şudur:
Bir dışsal yardıma veya etkiye ihtiyaç duymaksızın, her an kendi varlığındaki kudret ile hayatı devam eden.
“HAYY-ÜL KAYYUM” dendiğinde, HAYAT sahibi olup, bu hayatı da varlığındaki KUDRETLE devam eden anlaşılır.
İşte insanın ÖLÜMSÜZLÜĞÜNÜ de bu husus açıklar.
Buradan VAHİY konusuna da kısaca değinebiliriz..
VAHİY de dışarıdan insana gelen bir özellik olmayıp varlığını oluşturan isimler içindeki EL VELÎY ismi kapsamında açığa çıkan İLİMDİR.
ARIDA DA BÖYLEDİR İNSANDA DA…
Dolayısıyladır ki, kendini tanımak isteyen her kişi RAB adıyla işaret edilen, isimler kompozisyonunu oluşturan “POTANSİYEL”ve o potansiyeldeki özellikleri farketmek zorundadır. Aksi takdirde insan, hayalinde yaratılan TANRI figürüne ALLAH adını etiketleyip, onunla kâh kavga edip, kâh bir şeyler umarak yaşamına devam eder.
بِسْـــــــــــــــــمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيم
Allah ﷻ Şöyle Buyurdu;
وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحٖينَ
Allah; o hep salih kullarına velilik eder ve
Onların korucusudur
[Araf-296
Eğlence Kurumu'nun benimsediği Batılılaşma kampanyası ışığında bir vatandaş, günahların ve müstehcen görüntülerin yayılması ile birlikte bakışlarını yere indirmenin gerekliliğini vurguluyor.
''1- İnsanların çoğuna uyan sapıtır. (Enam 116)
2- Allah'ın mucize yaratabileceğini çoğu bilmez. (Enam 37)
3- Rızkı Allah'ın verdiğini çoğu bilmez. (Sebe 36)
4- İnsanların çoğu kâfirdir. (Nahl 83)
5- Çoğu fâsıktır. (Maide 49, 81,Tevbe 8, Hadid 16, 27)
6- Çoğu müşriktir. (Rum 42)
7- Çoğu inanmaz, iman etmez. (Bekara 100, Hud 17, Rad 1)
8- Çoğu inkârcıdır. (İsra 89)
9- Çoğu gâfildir. (Yunus 92)
10- Çoğu şükretmez. (Bekara 243, Yunus 60, Yusuf 38)
11- Çoğu zanna uyar. (Yunus 36)
12- Çoğu nankördür. (Furkan 50)
13- Çoğu yalancıdır. (Şuara 223)
14- Çoğu Allah'a ortak koşar. (Yusuf 106)
15- Çoğu haktan hoşlanmaz. (Zuhruf 78)
16- Çoğu Kur'andan yüz çevirdi. (Fussilet 4)
17- Kâfirlerin çoğu akıl etmez, kafası çalışmaz. (Maide 103)
18- Ölüleri Allah'ın dirilteceğini çoğu bilmez. (Nahl 38)
19- Kıyametin geleceğine çoğu inanmaz. (Mümin 59)
20- Doğru olan dinin Müslümanlık olduğunu, çoğu bilmez. (Rum 30, Yusuf 40)
21- Kıyametin ne zaman kopacağının bilinmeyeceğini çoğu bilemez. (Araf 187)
&&&
1- Verilen nimetlere şükretmek çok iyidir, fakat şükreden azdır. (Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Secde 9, Mülk 23, Bekara 243, Yunus 60 Yusuf 38, Mümin 61, Neml 73) [Şükür, İslamiyet'e uymak demektir. (Mektubat-ı Rabbani)]
2- Hazret-i Nuh'a inanıp, gemisine binip kurtuluşa erenler çok azdı. (Hud 40)
3- İman edip iyi işler yapan, hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç, insanlar zarardadır. Zararda olmayan kimseler ise azdır. (Asr suresi, Sad 24)
4- Gayrimüslimlerden pek azının iman ettiği bildiriliyor. Bu azlar övülüyor. (Bekara 88)
5- Musa aleyhisselamın kavmi, Allah için elbette savaşırız dedikleri halde, savaş emri gelince çok azı savaşa iştirak etti. Bu azlar övülüyor. (Bekara 246)
6- Allahü teala, (Şunları emretseydik pek azı hariç hiç kimse emrimizi dinlemezdi) buyurarak az olan övülmektedir. (Nisa 66)
7- Ehl-i kitabdan çok azının iman edeceği bildiriliyor. Bu az övülüyor. (Nisa 155)
&&&
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İyilik çoktur; yapan azdır.) [Hatib]
(Susmak, hikmettir; susan azdır.) [Deylemi]
(Malını hayra harcayıp kurtulacak olan zenginler azdır.) [İbni Mace]
(Akıllı, kibrit-i ahmerden daha azdır.) [Hâkim] (Kibrit-i ahmer, altın gibi az bulunan maddedir.)
(Helâl belli, haram bellidir. Bunların arasında şüpheli olanlar vardır ki, insanların çoğu bunları bilmez.) [Buhari]''
Allah'ın rızasına kavuşmak için, içten gelerek malını harcayan kimsenin durumu; kuvvetli yağmur yağdığında kat kat ürün veren, kuvvetli yağmur olmasa da çisentisinin yeteceği yüksek bir yerdeki cennete benzer. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.
(Bakara, 2/265)
Hz. Musa Medyen'e ulaştığında evi, işi ve eşi yoktu. Bir iyilik yaptı. Sonra gölgeye çekildi ve "Ey Rabbim bana lütfedeceğin her türlü hayra muhtacım" diye dua etti. O gün güneş batar batmaz evi de oldu işi de eşi de oldu. Bu duayı tecrübe et.
Şeriatin orucu vardır;
Ağzına yemek koymayacaksın.
Tarikatin orucu vardır;
Ağzından kötü söz çıkarmayacaksın
Marifetin orucu vardır; o sözü Kalbinden de geçirmeyeceksin
Bir de hakikatin orucu vardır:
Kalbini Allah’tan başkasına kapatacaksın
Abdulkadir Geylani Hazretleri KS.