Kapitülasyonlarla yabancı çıkarlarına hizmet eder hâle getirilen deniz taşımacılığına bir neşter vurulması gerekiyordu.
Kabotaj Kanunu ile Türk liman ve karasularındaki yük ve yolcu taşımacılığı Türk unsurlara inhisar edildi. Bu düzenleme, millî ekonominin en önemli dayanaklarından biri olmuş; denizlerde ekonomik egemenliğin temellerini atmıştır.
Bugün ise limanlarımız ve deniz taşımacılığı, yabancı sermayenin kasası hâline gelmiştir. 1926'dan itibaren 1 Temmuz'da kutlanan Kabotaj Bayramı'nı bugün, yabancı ekonomik hâkimiyetten kurtuluşun, millî ekonomiyi yeniden güçlendirmenin ve denizlerdeki egemenlik haklarımızı kararlılıkla savunmanın sembolü olarak görmek ve bu bilinçle kutlamak hedefimizdir.
Mavi Vatan, yalnızca denizlerdeki sınırlarımızı ifade eden bir kavram değil; bağımsızlığımızın, millî egemenliğimizin ve ekonomik geleceğimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Denizlerde güçlü olmayan bir milletin, ekonomide tam bağımsız olması da mümkün değildir.
Bu milletin çocukları; Çaka Bey'in mirasına, Barbarosların emanetine, nice leventlerin, şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakârlıklarıyla vatanlaştırdığı Mavi Vatan'a sahip çıkmasını bilecektir.
Millet Partisi Manisa Olağan il kurultayı (14.06.2026)bu gün kurul delegelerimiz,partili üyelerimizin yoğun katılımı ve Genel başkan yardımcımız Sayın Nejat CEBECİ ve arkadaşlarının teşrifleri ile yapıldı..Millet Partisi Manisa İl Başkanlığı
Bilge Liderimiz Aykut Edibali’nin sık sık ifade ettiği gibi; siyaset, ibadet temizliğinde, ibadet safiyetinde, ibadetin öz kardeşi gibi yapılıyorsa yapılmalıdır. Böyle değilse siyaset yapılmamalıdır.
Bu nedenle biz, ‘Rahmanî siyasete evet, şeytanî siyasete hayır!’ diyoruz.”
Düzelmenin gerçekleşmesi için ahlaklı ve erdemli siyasetin hayata geçirilmesi şarttır. Ne iktidar ne de muhalefet bunu gerçekleştirebilecek bir irade ortaya koyabilmektedir. Bu nedenle görev milletimize düşmektedir. Çözümün adresi de Millet Partisi’dir.
Tom Barrack, “Meşruiyet vermenin sonucunda (Türkiye’de) büyük değişiklikler göreceksiniz." demişti. İşte CHP’ye yapılan yargı-polis darbesi bu değişikliklerden biridir ama ABD’nin evdeki hesabı, çarşıya uymuyor. İşte İran açıklarında çakılıp kaldılar.
https://t.co/hINfYlbj3e
UYANIŞ’IN
33. SAYISI ÇIKTI
https://t.co/DJYpxf0vV8
Uyanış’ta Genel Başkanımız Sayın Cuma NACAR’ın,
‘AHLAKSIZ BİR TEMEL ÜZERİNE SİYASET İNŞA EDİLEMEZ'
başlıklı başyazısı
hakkı haykıran kalemşörler
ve şairler sizi bekliyor.
Okuyunuz ve okumayı sevenlerle paylaşınız
SİYASİ İKTİDAR GÖREVE!
Her an patlayabilecek bombalar aramızda serseri mayın gibi gezerken, toplumun ruh, akıl ve beden sağlığını korumaktan sorumlu olan ülkeyi yönetenlerin eli kolu bağlı olamaz!
Devleti yönetenler olaylara seyirci kalamaz!
Hemen sevgi, saygı ve toplumsal barış kültürünün ve medeniyetinin temellendirilmesine başlanmalıdır.
İşte Tarsus'ta bir serseri mayın ortalığı birbirine kattı, altı canımızı bizden aldı!
Yakalanacağını anlayınca da kendi canına kıyıp intihar etti!
İşte Çorlu'da bir serseri mayın iki emniyet mensubumuzu şehit etti!
Daha önce okul saldırılarıyla başlayan ve bu son saldırılarla devam eden gelişmeler bile aklımızı başımıza alıp harekete geçmek için yeterlidir. Saldırıların buzdağının görünen yüzü olduğunun bilincinde olunmazsa, Allah korusun, daha nice saldırılarla karşı karşıya kalacağız. Bu elim olayları büyük bir krizin veya tehlikenin habercisi olarak görmek ve gerekli tedbirleri almak zarurettir. Sorun, istisnai birkaç vaka gibi görmezden gelinemeyecek boyuttadır.
Daha fazla söz, akıl sahipleri için israftır!
İktidar, seyir makamı değil; meselelere çözüm makamıdır!
Silahlanmayı ve silah taşımayı sınırlandıracak, sıkı kurallara bağlayacak;
Sosyal medya, dizi ve filmlerden başlamak üzere şiddeti frenleyecek; bu dünya hayatının insan gibi yaşanmasını sağlayacak psikolojik, sosyolojik, psikiyatrik ve ekonomik tedbirlerle birlikte;
Sevgi, saygı, nezaket, zarafet, hoşgörü, sabır, adalet, bireyin kendi iç ve dış barış eğitimi ile güzel ahlakın kazandırılmasının yanı sıra;
Yasa, eğitim, yargı, ıslah, ceza ve infaz sistemlerimiz de çağa uygun şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Sorun, bütün yönleriyle bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
“Ya devlet başa ya kuzgun leşe” sözü; iktidara, muhalefete ve yöneticilere ibretlik bir derstir!
ANAYASA MAHKEMESİ’NİN VERMEDİĞİ MUTLAK BUTLAN KARARI HUKUKSUZLUKTUR
ADALETE DAYANMAYAN SİYASETİN SONU ZULÜM VE ZİLLETTİR.
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen “tedbirli mutlak butlan” kararı, hukuk devleti ve demokrasi açısından ciddi tartışmaları beraberinde getirmiştir.
YSK kararlarının kesin olduğu hükmüne rağmen, YSK’nın onayladığı ve mazbatasını verdiği bir kurultayın ilk derece mahkemesi kararıyla iptal edilmesi; mevcut siyasi partiler ve seçim mevzuatı açısından yetki gaspı niteliği taşımaktadır. Bu karar, fiilen CHP’ye kayyum atanması anlamına gelmektedir. Bir siyasi partinin yönetiminin yargı eliyle değiştirilmesi, demokratik teamüller ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Bu durumun, siyasete olan güveni zedelemesi ve Türk siyasal hayatında ciddi bir kriz ortamına yol açması kuvvetle muhtemeldir. “Mutlak butlan” kararı, zaten aksaklıklarla yürüyen demokrasiye olan güveni daha da aşağı çekecektir.
Millet Partisi’nin temel hedeflerinden olan “Hukuk Devleti” ve “Gerçek Demokrasi” anlayışının gerekliliği her geçen gün daha açık şekilde ortaya çıkmaktadır.
HUKUK VE AHLAK, TÜRK SİYASETİNİN TEMEL TAŞI OLMAK ZORUNDADIR
Yeri gelmişken belirtmek isteriz ki, bizim görüşümüze göre hukuk devletinin gereği olarak YSK kararları da Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst yargı organı olan Anayasa Mahkemesi’nin denetimine açık hâle getirilmelidir. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi bünyesinde oluşturulacak özel bir daire aracılığıyla YSK kararlarının hukuk denetimine tabi tutulması elzemdir.
Bunun yanında siyasi ahlak ve etik değerler, siyasetin temel esasları hâline gelmelidir. Bugün Türkiye’de hem iktidarın hem de muhalefetin; ahlak, şeffaflık ve kamu vicdanı konusunda samimi bir muhasebe yapmasına ihtiyaç vardır.
Gerek ülke yönetiminde gerekse belediyelerde gündeme gelen yolsuzluk iddiaları, siyasi kutuplaşmanın ötesinde; hukuk, denetim ve ahlaki sorumluluk meselesidir. Siyasi ahlak yalnızca rakibe yöneltilen suçlamalarla değil; herkes için geçerli olan adalet, dürüstlük ve hesap verebilirlik anlayışıyla hayata geçirilebilir.
Rahmetli Bilge Lider Aykut Edibali’nin ortaya koyduğu siyasi ahlak anlayışı bugün de önemini korumaktadır. “Bir ahlaki prensip için binlerce koltuğu feda ederim” sözü, Türk siyasetinin ihtiyaç duyduğu anlayışı özetlemektedir. Siyaset; makam, çıkar ve güç mücadelesi değil; millete hizmet etme, adaleti koruma ve vicdani sorumluluk taşıma görevi olmalıdır.
Bugüne kadar defalarca değiştirilen seçim ve siyasi partiler mevzuatı, çoğu zaman iktidarların siyasi çıkarlarına göre şekillendirilmiştir. Hazine yardımları, medya gücü, kamu kaynaklarının kullanımı ve seçim süreçlerindeki eşitsizlikler; demokratik rekabeti zedelemekte ve millî iradenin sağlıklı biçimde ortaya çıkmasını engellemektedir.
Bu nedenle seçim sistemi; adil, eşitlikçi, şeffaf ve demokratik esaslara göre yeniden düzenlenmelidir. YSK’nın yapısı ve kararları da etkin bir hukuk denetimine açık hâle getirilmelidir.
Sonuç olarak siyaset, sorunların kaynağı değil çözümün adresi olmalıdır. Adaletin, liyakatin, ahlakın ve hukukun hâkim olmadığı bir siyasi düzen toplumda güven oluşturamaz. Türkiye’nin; güçlü bir hukuk devleti anlayışına, temiz siyasete ve milletin ortak vicdanını esas alan demokratik bir yönetime ihtiyacı vardır.
Başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, aziz milletimizin ve gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyoruz. 🇹🇷
Heybeliada Ruhban Okulu’nun Açılmasına Kim, Neden ve Hangi Yetkiyle İzin Vermektedir?
Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Atina’da yaptığı, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılacağına ilişkin açıklamalar; Türkiye’nin egemenlik hakları ve milli hassasiyetleri açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Türk milleti, kendi ülkesinde atılacak adımların yabancı devletlerin telkin ve yönlendirmeleriyle şekillendirilmesini asla kabul etmez. Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir; milli meselelerde söz ve karar hakkı yalnızca Türk milletine aittir.
Yetkilileri, kamuoyunu tatmin edecek açık ve net bir açıklama yapmaya; bu konuda tavizsiz ve kararlı bir duruş ortaya koymaya davet ediyoruz.
Çiftçimiz; üretimin, bereketin ve milletimizin gıda güvencesinin en büyük teminatıdır.
Çiftçimizin güçlenmesi ve kalkınması, ülkemizin geleceğine sahip çıkmak demektir.
Bu anlayışla; MİLLÎ TARIM REFORMU ile yalnızca çiftçimizin emeğini, alın terini ve geleceğini korumayı değil, aynı zamanda Türkiye’nin yarınları için vazgeçilmez olan üretim gücünü ayağa kaldıracağımızı taahhüt ediyoruz.